banner15

'Şamlu'nun dili, kendine güveni olan bireyin dilidir'

Modern İran şiirinin temel taşı sayılan Ahmed Şamlu'yu konunun uzmanı olan Hicabi Kırlangıç'la konuştuk.

'Şamlu'nun dili, kendine güveni olan bireyin dilidir'

Asım Öz/Dünya Bülteni

Ahmed Şamlu, modern İran şiirinin temel taşlarından biri sayılıyor. Klasik Fars şiirinin ustalarından (Hayyam, Hâfız, Mevlâna...) sonra Farsçayı en güzel ve en iyi şekilde kullanan çağdaş İran şairi olarak biliniyor. Politik görüşlerinden dolayı Şah döneminde bir süre tutuklu kaldıktan sonra uzun yıllar sürgün hayatı yaşadı. Musaddık hükümetinin 1953'te CIA darbesiyle devrilmesinin ardından bir yıl hapis yattı, daha sonra yedi kez tutuklandı. O yıllarda, hapishanelerin "okulu" olduğunu söyleyen Şamlu, "insanın düşüncelerini saklamaya zorlanmadığı bir sistemde yaşamak isterim ve böyle bir sistem ancak düşlerde var olabilir. Evet, ben bir düşçüyüm." demişti. Bu bakımdan onun şiirinin incelenip irdelenmesi çağdaş İran şiiri üzerine yapılan çalışmalarda göz ardı edilemeyecek kadar önem taşımaktadır. Öte yandan Ahmed Şamlu, Türkiye'de çok az da olsa tanınan çağdaş İranlı şairlerin başında gelmektedir.Ülkemizde şiiri konusunda yeterli kaynakların bulunmadığı Ahmed Şamlu'yu ve şiirini Hicabi Kırlangıç'la konuştuk.

Bize "yakın yabancı" olduğunu düşündüğüm bir dünyanın şiir kapılarını açtınız bu çalışmanızla. Üstelik Ahmet Şâmlu'nun şiir dünyası ile ilgili yapılmış en kapsamlı çalışma. Sizi, söz konusu çalışmaya iten sebepler nelerdi?

Çağdaş İran şiirini tam anlamıyla tanıyabilmek için bilinmesi gereken şairlerin başında gelen bir şair Ahmed Şamlu. Türkiye'de Furuğ Ferruhzâd ve bir dereceye kadar da Sohrab Sipihrî tanınmış İranlı şairlerdir. Ancak bu iki şair de bugünkü İran şiiri için belirleyici şairler olarak nitelenemez. Bir başka deyişle Furûğ, kendine özgü bir sesi olan iyi bir şair olmakla birlikte çağdaş İran şiirini derinden etkileyen, şiir ırmağının yönünü belirleyen bir şair değildir. Sohrab Sipihrî de öyle. Belki Sohrab Sipihrî'ye haksızlık ediyor olabilirim. Çünkü o da İran şiirinde bir yol açmış ve ardınca bazı şairleri sürüklemiştir. Ama benim burada bahsettiğim, şiir vadisinde bir cılga açıp ardında birkaç şairle ilerlemek değildir. Sohrab Sipihrî'nin yaptığı bir bakıma budur. Furûğ ise belki tam anlamıyla bunu da yapmamıştır. Benim bahsettiğim, şiirde yeni bir yol açmaktır, şiir şehrinin bir iki ana caddesinden birini kendisi ihdas etmiş olmaktır. Şamlu böyle biridir. Bu nedenle de çağdaş İran şiirini tanımak için Şamlu'yu tanımaya kesinlikle ihtiyaç vardır. Elbette ondan önce ilk yol açıcı olarak Nima Yuşic'den söz etmeliyiz. Ben ondan, bir makaleyle söz etmiştim daha önce. O çalışmayı bir kitaba dönüştürmek kısmet olmadı ne yazık ki. Kısmet Ahmed Şamlu çalışmasını tamamlamakmış. Nima Yuşic, yeni şiirin teorisyenidir ve tabir yerindeyse bir iki örnek uygulama yapmıştır bu teoriye göre. Şamlu ise bu teoriyi ıslah edip geliştiren ve en çok da uygulamalarıyla canlı bir teori ortaya koyan isimdir. Bu cevap kapsamında bir cümle daha söyleyeyim. Şamlu, bizdeki ikinci yeniye benzer bir adımı (burada iki hareketi özdeşleştirme niyetim yok, sadece benzetme yapıyorum tabii) İran şiirinde tek başına atan ve kendi çağdaşlarının bir bölümünü ve kendinden sonrakilerin kahir ekseriyetini peşine takan şairdir.

Bu çalışmayı yapmakla iyi edeceğimi düşündüm kısacası.

Köklü bir tarihe ve kültürel birikime sahip olan klasik Fars edebiyatının Firdevsi'si, Ömer Hayyam'ı, Sadi'si ve Hafız'ı Türkçe okuyanlarının yabancı olmadığı hatta beğenerek okuduğu isimlerdir. Bugün ise çağdaş İran şiirinin Türkçeye yeterince çevrildiğini ve Türk okuyucusundan hak ettiği ilgiyi gördüğünü söyleyemeyiz. Sizce bunun sebebi nedir?

Bu soruya benim gibi, meslektaşlarım da çok muhatap olurlar. Benim kısa ve geçiştirmeci bir cevabım vardır bu tür sorulara: Çünkü Türkler etkilenmeyi çok sever ve her zaman etkilenecek bir yer bulurlar. İran ise bugün etkileyecek konumda değildir ve Türkler etkilenecek yeri keşfetmişlerdir. Tabii ki bu cevap hem yeterli değildir, hem de çok doğru değildir. Aslında bu cevabın bir bölümü doğrudur. İran şiiri kendini yenilemekte ağır davranmış ve zaman kaybetmiştir. Genel anlamda doğu da merkez olma özelliğini elinden çıkarmış, onun yerini çok zamandan beri batı almıştır. Şiir de bunun dışında kalmamıştır. Bugün (uzun bir süredir) dünyada, pek çok şeye olduğu gibi şiire de merkezlik eden, onca makineleşmeye ve kuruluğa rağmen batıdır. Böyle olsa da edebiyat ve şiir çevrelerinin daha derinlikli ve sorumlu düşünüp batı dışındaki dünyayı da insanların dikkatine getirmeleri beklenir elbette. Fakat Türkiye'nin (ve benzeri ülkelerin) içine düştüğü kültürel körleşme bu konuda büyük bir engel teşkil etmiştir.

Bütün dünya, birbirinden alarak beslenir ve yenilenir. Hemen her dönemde bütün dünya edebiyatı genel anlamda birbirine benzer. Bakışlarını ve algılarını dünyanın her yanına dikkatle çeviren toplumlar ve kültürler, bu genel içerisinde özel hale gelirler ve öykünülecek bir merkez oluştururlar. Klasik dönem şiiri, çok ayrıntıya girilmediğinde bütün dünyada belli temeller üzerine kuruludur. Aristo da aynı tarif eder şiiri, Kudâme b. Cafer ve Nizâmî Arûzî de. Modern dönemde de aynılık egemendir; üstelik daha belirgin biçimde. Önemli olan bu genel yapıya müdahale edebilmektir. Batı, klasik şiirin yapısına en etkili müdahaleyi yapmış ve öne geçmiştir. Bu yüzden de herkesin bakışı o yöne çevrilidir. Biz de, İran da... Bu arada bizim İran'a dönüp bakmamız kolay olmaz. Bu bakışı ancak yeni merkeze müdahale etme niyeti ve gücü olanlar yapabilir. Bu niyet ve güce sahip olmak için de zamanın bilincinde olmak gerekir. Hatta bunun da ötesine geçmek; yani ibnu'l-vakt olmak ve bunu aşıp ebu'l-vakt olmak gerekir.

İran'da şiir, toplumsal ve siyasal düşünceleri ne oranda ve nasıl yansıtır?

Geniş bir konu. Kısa cevap: Türkiye'deki gibi! Fakat İran Türkiye'den biraz farklıdır. İran'da şiirle yoğrulmuş bir gelenek var. Şiirle yatıp şiirle kalkan bir toplum da diyebiliriz. Fakat bu yatış kalkış, bugünkü şiirle toplumun iç içe olduğu anlamına gelmez. Toplum hâlâ klasik şiirle yatıp kalkmaktadır. Bununla birlikte çağdaş şairler de bu toplumun bireyleri olduklarından toplumun yaşayışından, duyuşundan ve tepkisinden, muaf değildir ister istemez. Onlar da bu duygulara, tepkilere sahiptirler. Bu nedenle de şiirlerine bu duygu ve tepkiler yol bulur. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal düşünceler bir ölçüde ve bir anlamda şiire yansır. Kapalı toplumlarda, özellikle de baskıcı yönetimlerin hâkim olduğu toplumlarda bu yansıma farklıdır; şiir sembolik dile eğilim gösterir. Özellikle Pehlevi döneminin sembolik şiirini bu yaklaşımla okuduğumuzda toplum ve siyasete ilişkin çok şey bulabiliriz o şiirde. Şamlu'da da zaman zaman bu dile rastlarız.

Yirminci yüzyılda İran şiirinde etkin olan, İran şiirinin akışını değiştiren belli kalıpları kıran şairler denildiğinde kimler akla gelir?

Başta da dediğim gibi ilk akla gelenler Nîma ve Şamlu'dur. Ama onlara ortam hazırlayan şairleri unutmamak gerekir. Meşrutiyet dönemi şairleri şiir adına büyük açılımlar getirmemiş olsalar da ortam hazırlayıcı şairler olarak nitelendirilebilirler. Dehhodâ, Işkî, Îrec, Ebulkâsım Lâhutî ve daha başkaları. Bu Meşrutiyet şairleri, şiiriyetleri zayıf olsa da konu bakımından şiirdeki klişeleri kırmışlardır.

Bu şiirin kurucu şairleri kalıpları kırarken, Batı şiirinin kalıpları ne oranda bu şiire sirayet etmiştir?

Şiire yeni bir açılım getiren şairler, büyük ölçüde batı şiirinden yardım almışlardır. Bununla birlikte klasik İran şiirinin birikiminden ve mirasından da akıllı ve bilinçli olarak yararlanmışlardır. Çağdaş İran şiirinin iyi örneklerinin çoğu, batı şiiriyle kendi klasik şiirini bir arada yoğuran şiirlerdir.

İran şiirinin biçimlenmesinde Meşrutiyet devrinin etkisinden söz ediyorsunuz. Bu bağlamda Türkçe şiirin değişim evreleri ile İran şiirinin değişim evreleri açısından dönemsel paralellikler söz konusu mu?

Türkiye meşrutiyeti ile İran meşrutiyeti birbiriyle paralellikleri ve benzerlikleri olan hadiselerdir. Ne yazık ki bu konu, üzerinde çalışılmamış konulardandır. Tanzimat ile birlikte Türk şiiri İran şiirini etkiler konuma geçmiştir bir bakıma. Bunun örnekleri de vardır. Hatta bizde şiirde değişimin değil de statükonun temsilcisi sayılan bazı şairler, bazı şiirleriyle İran şairlerindeki yenilik arayışına ışık tutmuşlardır. Cumhuriyetle birlikte iki ülke şiirindeki değişim birbirinden büyük ölçüde kopuk olarak sürmüştür denilebilir. Cumhuriyet döneminde Türkçe şiiri iyi kötü etkileyenler, Hafız, Sadî ve Mevlâna gibi klasik dönemin Farsça yazan şairleri olmuştur. Ama buna karşılık Türkçe şiirin Farsça şiiri ancak Nâzım Hikmet'le etkilediğini söyleyebiliriz. O da genellikle dolaylı bir etkilemedir. Dolayısıyla, yirminci yüzyıl şiir dönemleri, ilk çeyrek hariç tutulacak olursa, iki ülkede ayrı ayrı oluşmuş evrelerdir. Bizdeki hece cereyanı apayrı bir cereyandır meselâ. Alternatif vezin arayışında önemli bir dayanaktır. Oysa İran'da alternatif vezin arayışı seyri çok farklıdır. Aruzu dönüştürme fikri, tamamen İran'a özgü bir arayıştır. Tabii burada serbest müstezatlar değildir kastettiğim. Ancak ikinci yeni ile Şamlu'nun geliştirdiği "sepid şiir" anlayışı birbirine yakın gibi durmaktadır ki bu da bir etkileşim değil, aynı merkezden yoğun olarak etkilenmenin sonucudur.

Çağdaş İran şiirini yakından izleme fırsatınız olduğu görülüyor. İran şiirini özellikle devrim sonrası İran şiirini biçimsel bakımdan sınıflandırmak için vakit henüz erkendir diyorsunuz. Niçin?

Ben burada olaya bir tarihçi gibi yaklaşıyorum. Tarihçi, olaylar durulduktan sonra, bir olayın çözümlemesini yapar, sebepler ve sonuçlar üzerinde durur. Bir edebiyat tarihçisi olarak ben de bu açıdan söyledim, vakit henüz erkendir, diye. Yoksa elbette bazı netleşmeler vardır ve bunlar üzerinden bazı yargılar ortaya konulabilir. İsabet şansı az olabilir bu yargıların. Sıcağı sıcağına değerlendirme işi gazetecilik gibi bir iştir ve edebiyat tarihçisinin işi değil, edebiyat dergicilerinin işidir.

Ahmet Şâmlu kimdir? Size göre onun çağdaş İran şiiri içindeki yeri nedir?

Başta belirttiğim gibi, çağdaş İran şiirinin birkaç büyük şairinden biridir. Kitapta hayat hikâyesinde görüldüğü üzere, resmî öğrenimini yarım bırakmak zorunda kalmış, ama öğrenmeyi sürdürmüş, kendi kendine birkaç yabancı dil öğrenmiş bir şair. Üstelik öykü ve roman tercüme edecek kadar iyi bildiği diller vardır. Resmî edebiyat öğrenimi alamayışı, onu bir bakıma klasik şiire esir olmaktan kurtarmıştır. Şiir zevki gelişip kendine özgü bir dil bulduktan sonra yönelmiştir klasik şiire. Böylece de kendi öz kültür mirasından da yararlanmasını bilmiştir şiirde. Çağdaş Türk edebiyatını şöyle böyle takip eden sayılı İranlı şairlerdendir. Yaşar Kemal ile dostluğu olduğu beyan eder kendisi. Benim bunu Yaşar Kemal'e teyit ettirme imkânım olmadı ne yazık ki. Bu arada ikisinin birlikte çekindikleri bir fotoğraf var kaynaklarda.

Çağdaş İran şiirindeki yeri önemlidir, başta da söylediğim gibi. Çağdaş İran şiirini bir yapboza benzetirsek, Şamlu, bu yapbozun ana parçalarındandır. Hem biçim, hem üslup olarak Farsça şiire yeni bir yön vermiştir. Serbest şiir, ilk kez onunla tescil olunmuştur İran şiirinde. Tabii ki sadece biçimsel bir yenilik değildir onunki. Şiiriyet açısından da şiire çok şey getirmiştir. Bu arada bu söylediklerimin çoğunu batı şiirinden beslenerek gerçekleştirdiği gerçeğini de göz ardı etmemeliyiz.

Ahmed Şamlu denince bende asla yaşlı şair imajı oluşmaz. Bu, yaşlılığında şairlik eden bir şair için önemlidir. Başlangıcından ölümüne dek devinim içinde bir şiirdir onun şiiri. Kendini tekrar onda çok nâdir olan bir şeydir.

Siz onun şiir dünyasını ele alırken nasıl bir yöntem izlediniz?

Yıllardır takip ettiğim bir şairdi. İran şiirindeki yerine ilişkin düşüncelerim şekillenmişti zaman içerisinde. Şiirlerini okudum öncelikle ve tekrar irdeleyerek okudum. Sonra İran'da onun hakkında yazılmış eleştirileri, değerlendirmeleri, kendisiyle yapılmış söyleşileri okuyup notlar aldım. Bu ön hazırlıkları, okumaları ve notları belli bir plan dâhilinde el aldım. Amacım, Şamlu'yu Türkiye'nin dikkatine sunmaktı. Bunu biraz ayrıntılı yapmış oldum. Fakat bir karşılaştırmalı irdeleme ve eleştiri çalışması değildi amacım. O nedenle Türk şiiriyle karşılaştırmadım. Şimdi yapılması gereken Şamlu'nun daha çok şiirini Türkçe okuyanlara getirmek.

Ahmet Şâmlu'nun şiirlerini anlamak ve değerlendirmek açısından en belirgin hususlar nelerdir?

Çağdaş şiire, Türk şiiri de buna dâhil, ünsiyeti olanlar, günümüz şiiriyle haşir neşir olanlar Şamlu'nun şiiriyle hısımlık kurabileceklerdir. Aslında onun şiiri bütün dünyada yazılmaya çalışılan şiirin iyi örneklerindendir. Şamlu'nun dili, kendine güveni olan bireyin dilidir. Bu dile yakınlık kurulduğunda onun şiirine kapı aralanmış olur.

Peki, Ahmed Şâmlu'yu Nima Yusiç, Sohrap Sepehri gibi şairlerle karşılaştırdığımızda ne gibi benzerlik/ farklılıklar ya da ilişkisellikler söz konusu olur?

Nima Yuşic, aruz veznini dönüştürme yoluyla yeni bir vezin oluşturmuştur. Yani aruzdan tamamen vazgeçmemiştir. Ancak aruza aşina olmayanlar, onun şiirinde aruzun izini göremezler. Yani şiiri o kadar özgürleştirmiştir. Öte yandan, Nima bu yolda ilk adım atan şair olması nedeniyle şiirinde daha çok aksaklık göze çarpar. Şamlu ise Nima'nın tecrübesinin üzerine kendi tecrübesini koyarak yolu genişletmiştir. Başka bir deyişle, Şamlu'nun yürüyüşü Nima'nın yürüyüşüne göre daha rahattır. Sohrab ise, mistik bir şairdir. Onun mistikliği, klasik İran ve İslam mistikliğinden ziyade Hint mistikliğine yakındır. Sohrab'ın şiiri de güçlü bir şiirdir. Nima'nın yolundan gitmiştir. Yeni bir biçimsel arayışa girmemiş, şiirinin içyapısını zenginleştirmekle uğraşmıştır. O, bulduğu yolda sonuna kadar yürümüştür. Onun şiirinde seyahat edenler, hep güzel manzaralarla karşılaşırlar, ama bu manzaralar birbirine çok benzer. Şamlu ise hem biçimde Nima'nın getirdiği yenilikle yetinmemiş, hem de içyapıda sürekli yenilik peşinde olmuştur. Onun şiirinin manzarası değişkendir.

Onun yaşadığı dönemler şiirine nasıl yansımıştır?

Şamlu, hem Pehlevi dönemini hem de İslam devrimi sonrası dönemi idrak etmiş bir şairdir. Fakat onun şiirinin gençlik ve yetişkinlik dönemi Pehlevi dönemindedir. Devrim sonrası döneminin yirmi yılını idrak etmişse de pek içinde olmamıştır sürecin. Pehlevi döneminin özellikleri onun şiirinden okunabilir. Baskı dönemi, kısmî özgürlük dönemi ve ardından tekrar baskı dönemi ve şahın devrilişi. Baskı dönemlerinde sembolizme sarılır şairler. Şamlu'da da bu vardır. Onun şiiri zaman zaman toplumcu bir şiire kaymış, bazen lirizm baskın hale gelmiştir. Bütün bunların İran'ın durumuyla elbette bağlantısı vardır. Devrim sonrasında ise imge ağırlıklı şiirini sürdürmüştür Şamlu. Devrim sonrası süreç onun şiirinde çok belirsiz bir yansımaya sahiptir. Bu dönem içinde de kısmen eleştirel bir dil kullanmaktadır şiirde. Özetle denilebilir ki onun son dönem şiirleri güncel olaylara yaslanmaktan ziyade, arka planlara ve uzun süreli meselelere yönelen şiirlerdir.

Şiirlerinin biçimlenmesinde başka neler etkili olmuştur?

Klasik batı müziğinden etkilendiğini kendisi vurgular zaman zaman. Eski metinler, kutsal kitap metinlerinin dili, eski çağ destanlarının dili onun şiirine yansımıştır bir şekilde. Ayrıca dünyadaki özgürlük mücadeleleri ve sosyalist hareketler de şiirine yön veren tâli öğelerdendir.

Batı şiiriyle ilişkisi nasıl?

Dediğim gibi, batı şiiri onun şiirinin şekillenmesinde oldukça etkilidir. Dünya şiirini yakından takip etmiştir. Form konusunda batı tecrübesi belirleyici olmuştur onun için.

Batı'ya yaptığı seyahatlerde edebiyat çevreleriyle bir araya gelerek görüş alışverişinde bulunmuştur. Bu seyahatlerin bazıları edebî amaçlı, bazıları ise tedavi amaçlıdır. Bunlardan en iyi biçimde yararlandığı görülmektedir.

Şâmlu şiirinin zirve noktası olan eserinin belli başlıkları özellikleri neler?

Onun en başarılı şiirleri, lirizme yakın olmakla birlikte fikri ve toplumu da bir şekilde göz ardı etmediği şiirlerdir, diyebilirim. Daha önce de söylediğim gibi, o şiirde sürekli ilerleme çabasındadır. En azından son eserlerine doğru, dili daha oturmuş ve insicamlı bir dildir. Bilinçli bir inşadır onun şiiri. Kendine özgü, ama özenli bir grameri vardır.

Şiirinde renklerin kullanımı noktasında Cahit Zarifoğlu şiiri ile ilişkilendirebileceğimiz yönleri de var gibi. Ne dersiniz?

Olabilir. Çok düşünmedim bu konuda. Sonuçta ikisi de şiirin temel unsurlarını kavramış şairler. Şu farkla ki Şamlu, bu tarz şiirinde kendi ülkesinde öncü konumundadır. Bir başka fark da dünya görüşlerinde yatmaktadır. Zarifoğlu'nun ilk dönem şiirleri doğaçlama şiirlerdi. Şiirlerini gönlünden koptuğu gibi ve dünyada şiir alanında neler oluyor diye pek bakmadan yazıyordu gibime geliyor. Sonradan irfanî bir zemine doğru ilerlemeye başlamıştı Zarifoğlu. Şamlu, aruzun modern dönemde rağbet gören neoklasik kalıbı "çeharpâre" (Türk şiirindeki şarkıya benzer bir kalıp) ile adım atmıştır şiire. İlk şiirleri böyledir, ama dili ve söyleyişi kendine özgüdür o zaman da. Daha sonra Nima tarzına yönelir, sonra da kendine özgü serbest şiiri geliştirir. Zarifoğlu'nunsa önünde hazır yollar vardır bir bakıma. Gidilmiş yollarda gitmek kolay olabilir, ama gidilmiş yollarda kendine özgü gitmek zordur kesinlikle. Şamlu ise İran için yeni bir yol açma peşindedir. Her ne kadar bu yolu başka ülkelerdeki, başka dillerdeki yollardan kopya ederek açmışsa da kendi açtığı yoldur sonuçta ve daha rahat gitmektedir kendi yolunda. Renklere gelince: İki şairin renklere yükledikleri anlamları irdelemek gerekiyor. Şu anda Zarifoğlu'ndan hatırladıklarımla bir yargıda bulunacak olursam, onun renklere yüklediği anlamla Şamlu'nun yüklediği anlamlar arasında akrabalık kurmak zorlama olabilir belki. Fakat dediğim gibi, dönüp bir daha ikisine birden bakmak ve tahlil etmek gerekir.

Avrupa ve Amerika'da yaptığı okuma turneleriyle şiirini dünyaya tanıttığından söz ediliyor. Sizin de Şamlu'nun Batı'daki çalışmalarına odaklanan bir metniniz vardı..Biraz da bunlardan söz edelim...

Şamlu, biraz önce söylediğim gibi zaman zaman Avrupa ve Amerika'ya yolculuklar yapmıştır. Kimilerinde uzun süre kalmıştır oralarda. Bazı gidişlerinde üniversitelerde konferanslar vermiş, kimilerinde de şiir okuma programlarına katılmış, şiir üzerine yapılan tartışmalara katılmıştır. Aslında onun bu yolculukları kendi şiirini tanıtmanın yanı sıra İran şiirini de şiir çevrelerinin gündemine taşımıştır. Elbette onun batı seyahatlerini, büyük sonuçları olan seyahatler gibi görmemek lâzım.

Kitabınızda yer alan şiirleri neye göre seçtiniz, belli bir nedeniniz, gerekçeniz var mı?

En başta demeliyim ki kendi zevkime göre seçtim. Bütün eserlerini okuduktan sonra her kitabından birkaç şiir seçmeye çalıştım. Seçtiklerimin hepsini kitaba alamadım gerçi. İnşaallah bir kısmını da hazırlamakta olduğum 20. yüzyıl İran şiirine ilişkin kitabımda değerlendireceğim. Şiirleri seçerken ilgili kitabının bir bakıma özetini ortaya koymalıyım diye düşündüm. Takdir edersiniz ki bu tam anlamıyla mümkün olmaz. Bir de bazı şiirler çevrilmeye hiç yatkın olmuyor. O tür şiirleri ister istemez saf dışı bıraktım.

Ahmet Şâmlu'nun şiir dışı birikimi ya da eserleri hakkında neler söylersiniz?

Şamlu, iyi bir öğrenim görememiş, lise son sınıfta, Nazileri destekleyen faaliyetleri dolayısıyla, ikinci dünya savaşı yıllarında İran'da bir süre etkin olan Sovyetler tarafından hapse atılmıştır. Bu bir yıl kadar süren hapis dönemi, onun için bir dönüm noktasıdır. Daha sonra kendi kendine okumalar yoluyla edebiyat bilgi ve birikimini artırmıştır. Bu okumaları sayesinde, İran şiirinden önce batı şiiriyle tanışmıştır. Daha sonra Hâfız'ı keşfetmiştir. Şiir dışında dünya edebiyatından bir çok tercüme çalışmasına imza atmıştır. Bu tercümeler daha çok hikâye alanındadır. Hâfız okumaları sonucunda Hâfız divanını kendine göre yeniden yayına hazırlamıştır. Hafız divanı çalışması, pek çok akademisyenin eleştirisine uğramıştır. Bu eleştirilerin birçoğu haklı eleştirilerdir aslında. Çünkü klasik Farsça şiir onun çok iyi bilmediği bir alandır. Daha sonra halkbilimine merak sarmış ve halk dilinden derlediği kelimeleri oluşan Kitâb-ı Kûçe adlı eserini yayımlamaya başlamıştır. Bu çalışma yarım durmaktadır.

Bu birikim içinde şiirin sorunlarıyla, yazdığı şiirin düşünsel arka planıyla ve poetikasıyla ilgili metinler de yer alıyor mu?

Onun şiire ilişkin yazdıkları çok azdır. Bunların önemli bir bölümü, toplantılarda okuduğu konuşma metinleri ve kendisiyle yapılan söyleşilerde kaydedilenlerdir.

Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Benim yaptığım çalışma çağdaş İranlı bir şair hakkında Türkiye'de yapılmış ilk kapsamlı çalışma olarak nitelenebilir. Umarım bu bir başlangıç olur ve iki ülke edebiyatı daha çok değerlendirmeye ve karşılıklı olarak tanıtıma konu olur.

Güncelleme Tarihi: 05 Ekim 2010, 12:00
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48