Sekülerizme nasıl bakıyoruz?

Türkiye Günlüğü dergisinin 116. sayısında İlknur Türe’nin tercüme ettiği Adibah Binti Abdul Rahim’in yazmış olduğu “Sekülerizmin Dini İnanç ve Hayat Üzerine Etkisi” başlıklı makale dikkat çekiyor. Makalede ortaya konulan sekülerizm tasviri, dinin insan hayatından uzaklaşması ve materyalist bir bakış açısını hayata hakim kılmak şeklinde özetlenebilir.

Sekülerizme nasıl bakıyoruz?

Asım Öz / Dünya Bülteni / Kültür Servisi

Sekülerizm / sekülerleşme, nesnel bir özellik ya da kişiden kişiye/toplumdan topluma çeşitlilik gösteren öznel bir deneyimin adı mıdır? Sekülerleşmeyi insani dünyada kaçınılmaz bir durum olarak mı yoksa insanın imtihan sürecinde karşı karşıya olduğu durumlara göre anlam kazanası gereken “olay” olarak mı görmeliyiz?

Sekülerlik bir Müslüman’ın modern dünyada nasıl var olabiliriz, sorusunu ortadan kaldırır mı? Sekülerizm insan hayatında Tanrının yol göstericiliğinin sınırlanması mı yoksa tümden göz ardı edilmesi midir? Kendi istek ve hevasına göre hareket eden herkes seküler olarak görülebilir mi? Günahkârlık, eyyamcılık, icbar, ikrah gibi durumlar için nasıl bir açıklama geliştirilmelidir? Vahyin kendisi için anlamlı olduğunu düşünen birey için, bir kısım davranışlarından hareketle seküler tabiri kullanılabilir mi? Dünyanın imarı için gayret sarf etmekle dünyevilik arasında bir fark yok mudur? Sekülerlik konusuna şu sorular çerçevesinde yaklaşıldığında bile tartışmacıları ciddi bir anlaşmazlık beklemektedir.

Genel olarak sosyal bilimciler bize sekülerleşmenin modernitenin bir gereği olduğunu söylüyorlar. Fakat bu açıklama biçimine aşina olunduğu halde meseleyi şaşırtıcı bir şekilde karmaşık bulan birtakım ara yolların hatta patikaların olduğu da göz ardı edilmemelidir. O yüzden sekülerleşme süreçlerini açıklama iddiasında olan değişik yaklaşımların birbirleri olan rekabeti sosyal bilimcileri uzunca bir zaman daha meşgul edeceği kesin.   Kabul gören yaklaşımın daha doğrusu 1960’lı yıllardaki kuramsal tartışmaların süreğindeki açıklamaların sekülerleşme sürecini dinden şu ya da bu ölçüde uzaklaşma şeklinde açıkladıkları söylenebilir. Bazı kuramcılar tarafından indirmeci olduğu eleştirisi yapılmış olsa bile var olan açıklama biçimi yaygın bir şekilde kabul görmekte ve çeşitli yayın organlarında tekrar tekrar gündeme gelmektedir.

MODERN DÜNYADA İSLAM / MÜSLÜMANLAR

Son yıllarda artarak devam eden sekülerleşme tartışmalarına katkı yapan bir makaleye değineceğim. Bahsettiğim makale Türkiye Günlüğü dergisinin 116. sayısında yayımlandı. Adibah Binti Abdul Rahim’in yazmış olduğu “Sekülerizmin Dini İnanç ve Hayat Üzerine Etkisi” başlıklı   makale İlknur Türe tarafından tercüme edilmiş. Makalede ortaya konulan sekülerizm ideolojisi, dinin insan hayatından uzaklaşması ve materyalist bir bakış açısını hayata hakim kılmak şeklinde özetlenebilir. Ayrıca Mısır ve Hindistan gibi ülkelere ait birtakım tartışmalara da yer veriliyor yazıda.

Yazarın makalesinde ele aldığı problem, din ve sekülerlik arasındaki ilişkinin ne olduğu, modern dünyada İslâm/Müslümanlar söz konusu olduğunda nasıl bir düşünme faaliyetinin ortaya konulduğu/konulacağı gibi genel bir sorundan ayrılamaz. Yazar öncelikle Batı dünyasında modernitenn bir unsuru olarak sekülerizmin ortaya çıkışını ana hatlarıyla aktarıyor ardından bu ideolojinin İslâmî dünya görüşüne ters olduğunu anlatmaya çalışıyor. Böylelikle yazar, sekülerizm ile İslâm arasındaki ilişkisizliği değişik örnekler üzerinden betimlemek suretiyle ortaya radikal bir farklılık mefhumu koymuştur. Tanrının ve dinin hayatın hiçbir alanda etkisinin olmayışı şeklindeki sekülerizm kavramsallaştırması yazının girişinde söz ettiğimiz farklı anlamlandırmalar dikkate alındığında birtakım problemlerle karşı karşıya gelineceği kesindir.

Yazar bahsettiğimiz radikal farklılığı ortaya koyarken önce Nakıp El-Attas’ın selülarizmin bazı bileşenlerini ele alıp irdelediği İslâm ve Sekülarizm kitabından yararlanmıştır. Bazı noktalarda ise Mısırlı Muhammed Imara’dan yararlanıyor.   Yeri gelmişken şu noktanın altını çizmeliyiz: Kavramların yerli yerine oturmadığının bir göstergesi olarak Attas’ın bu kitabının Türkçeye İslâm ve Laisizm olarak tercüme edilmesini zikredebiliriz. Aynı şekilde Batı dünyası için büyüden arınmanın sekülerizmin işareti olarak okunmasının pagan inançlardan uzak olan Müslüman dünya için söz konusu edilemeyeceği yönündeki yaklaşımı dikkate aldığımızda sekülerizmin büyü bozucu işlevinin de sorgulanması gerekliliği ortaya çıkacaktır. Attas’ın, sekülerizmi genel olarak dini akla getiren her şeyin anlamsızlaştırılması süreci olarak ele aldığı görülmektedir. Kültürel hayattan dinin çıkarılması aynı zamanda değer sistemlerinin itibari hale gelmesine sebep olmakta bu ise değerler dünyasının sürekli olarak değişimlere açık olması anlamına gelecektir. Yazar bu yaklaşımdan el alarak İslâm’ın değerler dünyasının değişmez boyutları olduğunu vurgulamakta ve Türkiye özelinde de anlamlı olacak olan şu mesele üzerinden meseleyi tartışmaktadır:

“Örneğin, zina 1400 yıl önce yasaklanmıştır ve kıyamete kadar da yasak olarak kalacaktır. Oysa Batıda Hıristiyanlığın güçlü olduğu birkaç yüzyıl öncesinde zinanın tabu olduğunu ama şimdi değerlerin sekülerizm nedeniyle   değiştiğini ve artık kabul gördüğünü görmekteyiz. Bunların anlamı hayatın amacı olacak dini yorumlamaların artık var olmayacağıdır. Birçok faaliyet sekülerleşmiş ve insanın girdiği her ortamda kendine rasyonel yollar biçilmiş bu da dini olan her şeye çok az yer bırakılması anlamına gelmiştir. Seküler toplumun dünyadaki amaçlarının din ile çok az ilgisi bulunmaktadır. Seküler toplumda kişilerin benimsemiş olduğu din(…) büyük ölçüde düşüşe geçmiş ve dinin devletin işleyişine girmesine izin verilmez olmuştur.”

SEKÜLER TOPLUM TARTIŞMASI

Seküler toplum tartışmasının daha çok ahlak, beden ve cinsellik üzerinden sürdürülmesi de dikkate alınması gereken bir ayrıntı. Zina yanında kürtaj ve homoseksüellik gibi konulardaki tartışmalar, itiraz ve kabuller meselenin diğer boyutları. Zina tartışmalarıyla birlikte ele alınan kürtajı Türkiye üzerinden düşünmeye devam ettiğimizde, toplumsal hayatın günden güne müteşabih bir çelişki ile var olmaya alışma yönünde seyrettiğini ifade edebiliriz. Zinayı meşrulaştıran fakat kürtaj konusunda farklı bir tavrı olan mevcut hükümetin yaklaşımlarını bahsettiğimiz çelişki üzerinden takip etmek bakımından- başka bir bağlamda ABD örneği üzerinden zikredilen- şu satırlar oldukça önemli:

“(…) evlilik kurumunu yıkan ve evlilik kurumunun önemini yok sayan bir şekilde zinayı da hak olarak kabul etmişlerdir. Zina seküleristler açısından evlilik hayatının sorumluluklarından kaçmak için bir çözüm olmaktadır. Zina, bir soyun yok olmaya yüz tutması, hastalıkların artması ve kürtaj gibi diğer ahlaki problemlere sebebiyet vermektedir oysa. Kürtajın belirli toplumlarda meşrulaştırılması bilim ve teknoloji alanlarındaki gelişmişliklerine rağmen onları barbarlaştırmaktadır aslında. Kürtaj yaptırma İslamiyette kesinlikle yasaktır. Bu insanlığı yıkan acımasız bir davranıştır.”

Ekstrem Müslüman seküleristlerin bile itirazına konu olan bu tür eleştiriler seküler dünya görüşü içindekiler tarafındansa tümüyle olumsuzlanmaktadır.

Yazar, ilerleyen satırlarda Müslüman bir toplum için sekülerizmin kabulünün İslâmiyet’in reddi anlamına geleceğine değiniyor. Ardından sekülerizmin özünde katıksız dünyevilik içerdiğini bundan dolayı da bu anlayışı benimseyen toplumların maddeci, bireyci ve faydacı olduğunu bununsa toplumsal hayatı çıkmaza sokan sosyal problemlere sebebiyet verdiği üzerinde duruyor.   Yazar sekülerizmin sosyal-kültürel alan, eğitim ve moral değerler başta olmak üzere sebep olduğu yıkımlara temas ederken günümüz dünyasında merkezi yer tutan a/sosyal medyanın tesirlerine dikkat çekiyor ve şöyle devam ediyor:

“En başta Müslümanlar olmak üzere diğer inançlı toplulukların üzerinde [medya ve internetin]olumsuz etkileri olmaktadır çünkü bu araçlar dini duyarlılığı olmayan dini öğretiye tamamen ters değişik değerlerin oluşmasına neden olan kişilerin elindedir. Yeni nesil her tür modern Batı modası ve hayat tarzını soğurmaktadır bu yolla. Onlar için kutsal kitaplarda yer alan dini değer ve öğretilerin artık bir anlamı yoktur. Televizyonda gösterilen programlar ahlak dışı eğlenceler, şiddet ve cinsellik içeren sahneler insan gelişimi üzerinde olumsuz etkide bulunmaktadır. Tüm bunlar gençlerin zihnini de etkilemektedir. Bu tür programlar sistematik bir şekilde hayatın dini ve ruhi yönlerini unutturmaktadır.”

Yeni nesillerin hangi değerler temelinde eğitileceği konusu da günümüzün en önemli tartışma konuları arasındadır. Eğitim mevzusunda dini konuların tamamen özel hayat meselesi addedilmesi aslında seküler bir yaklaşımdır. Zira bu anlayış sorumluluk anlayışı içerisinde Tanrıya yer vermediği gibi dine özel hayatta oldukça dar bir alan ayrılabileceği yanılsaması içinden söz almaktadır. Bu konuda pek çok eleştiri yapan yazarın şu cümlelerini birlikte okuyalım:

“Seküler eğitim sistemi yalnızca bu dünya ile ilgili kazanılmış bilgi( sonradan elde edilmiş) üzerinde yoğunlaşmaktadır. Sonuç; insan artık kim olduğu, nereden geldiği, var oluş amacı, Tanrısının kim olduğu ve benzeri konularla ilgilenmemektedir. Sonuçta, bu sistem dini bilgiden yoksun doktorlar, mühendisler, mimarlar, ekonomistler, bilim adamları ve politikacılar yetiştirmektedir. O zaman bu insanların dünyayı tanrının iradesine uygun yönetmelerini nasıl bekleyebiliriz ki?”

Sekülerizm, dinin insan davranışı üzerinde hiçbir etkisinin olmayışı olarak tanımlandığında, iyi ve kötü bilgisinin kaynağı konusundaki tartışmaların önereceği uzlaşımsallık gündeme gelecektir. Bu ise sonu gelmez değer tartışmaları beraberinde getirecek fakat bununla beraber ilahi değerleri değerler içinde bir değer derekesine indirecektir. İslâm ve yönetim ilişkilerini “İslâm Devleti” şeklinde ele almanın durmaksızın olumsuzlandığı dikkate alındığında, siyasi sekülerleşmenin tenkit edildiği satırlar daha da önem kazanıyor.   Yazının belkemiği mahiyetindeki birkaç satırı birlikte okuyalım:

“Kuran dinin devlet ve toplum ile ilişkisini vurgulayan birçok ayet içermektedir.(…) İslamiyet İslam devletinin insan aklı ve tecrübeyle ancak belirtilmiş felsefe, idealler, kriterler ve amaçlar doğrultusunda olmak üzere belirli kurumlar, teoriler ve kanunlar yapmasına izin verir. Kuran Müslümanlar için direk bir devlet emretmediği ve detaylı bir İslam devleti anayasası belirtmediği halde, bu din ve devlet arasında hiçbir ilişki olmayacağı anlamına gelmemektedir. Kuran bir İslam devleti kurulmaksızın yerine getirilemeyecek kesin dini görevler öngörmüştür.(…) Bir devlet oluşturma dinin esas ögesi olarak görülemez; daha çok insanın hayatını iyi bir şekilde yaşaması için dinin gerektirdiği bir sivil yükümlülüktür. Burada İslam devletinin sivil ve İslami terimlerinin sekülerizmdeki anlama gelmediğini belirtmek gerekmektedir.”

Son kertede, Tanrının insan için en iyisini bildiğinin göz ardı edilmesi insan hayatındaki karışıklıkların esas sebebidir. Yazar yazısının sonuç bahsinde seküler hayat tarzı karşısında Müslümanların ne yapması gerektiği üzerinde duruyor. Ona göre, Müslümanlar ancak gelenek, değerler ve inançlarının tam idraki içinde olduklarında seküler sızma sonuncunda oluşabilecek tehlikeli durumlardan çıkabilirler.

Elbette bu konularda, bu aktardığım örneklerle yetinmek gerekmez. Söz konusu yazıyı ciddiyetle ve anlayarak okuyacak olanlar bunlara daha başkalarını kolayca katabileceklerdir. Ayrıca benim dikkatimden kaçan boyutları da tamamlayabileceklerdir. En iyisi şu cümleleri de zikredelim:

“Müslüman açısından(…) Allaha evrenin yaratıcısı, sahibi ve hâkimi olduğunu düşünerek inanırız; Allahın yargılaması sadece kişisel meselelerle sınırlı değildir. Eğer Allahın kılavuzluğunda toplum, devlet, siyaset, ekonomi, kültür ve hayatımızın diğer alanlarında ihtiyacımız yoksa, kişisel meselelerimizde niye olsun ki?”

Son olarak tercümeyle alakalı bir iki hususa değinmek istiyorum. Makale yazarının adı başta olmak üzere makalede yer alan isim ve eser adları konusunda birtakım kusurlar var. Bunlardan birkaçını sıralayıp göstermek istersek; Naquib al- Attas(Nakıp el- Attas) Taha Husayn( Taha Hüseyin) , Sayyid Ahmad Khan( Seyyid Ahmet Han) ilk elde gözüme çarpanlar. Şimdilik “arkası var” deyip susalım. İmdi, şu temenniyle bağlayalım yazımızı: Umarız tür kusurlar bundan sonraki tercümelerde asgariye iner.

 

 

Güncelleme Tarihi: 09 Mart 2014, 21:43
banner53
YORUM EKLE

banner39