banner39

Şerif Muhiddin Targan'ın Âkif'le ilgili hatıraları

Türk Edebiyatı, Şerif Muhiddin Targan’ın hatıralarını değerli araştırmacı İbrahim Öztürkçü’nün kaleminden sunmaya devam ediyor

Kültür Sanat 10.08.2015, 15:55 10.08.2015, 15:55
Şerif Muhiddin Targan'ın Âkif'le ilgili hatıraları

Dünya Bülteni/ Kültür Servisi

Türk Edebiyatı’nın 500. sayısını okuyanlar hatırlayacaktır; Şerif Muhiddin Targan’ın hatıralarının ilkini değerli araştırmacı İbrahim Öztürkçü’nün kaleminden sunmuştu. Önceki sayıda Targan’ın Amerika ve edebiyat hatıralarını neşreden dergi bu sayısında Şerif Muhiddin’in ilginç hatıralarını yayımlamaya devam ediyor. New York intibaları, Aldülhak Hamid ve Mehmed Âkif’e dair olanlar öne çıkıyor bu sayıda.

Şerif Muhiddin, 1932 yılında Amerika dönüşünde, Irak’tan gelen davet üzerine Bağdat Güzel Sanatlar Akademisi’nin müzik bölümünü kurmak üzere Irak’a gitmeden evvel Eşref Edib’le görüşür. Edip, kendisinden Âkif’le ilgili hatıralarını yazmasını ister. Edib şöyle düşünmektedir: “Biri şiirde, diğeri musikide şâhikalara yükselen bu iki büyük sanatkârın ruhları biri birine o derece kaynaşmıştır ki, bunu bir başkası için anlamak ve anlatmak imkânsızdı” ve “bunu ancak Muhiddin Bey’in kendi kaleme anlatabilir”di. Edib’in bu kanaatlerine dair Şerif Muhiddin şu cevabı verir:

“Hakikaten, dedi, ben de bunu yazmak istiyorum. Bağdat’ta biraz istirahat ettikten, Amerika’daki evrakımı, notlarımı getirttikten sonra inşallah yazacağım. O,nasıl benim için bir şiir yazmışsa, ben de onun için bir eser yazacağım. Fakat böyle sözle, yazı ile onu anlatabilecek miyim? Hiç de zannetmiyorum. Aramızdaki alâka, muhabbet o kadar derindi ki onu bir başkasına anlatmak mümkün değildir, diyebilirim. Hani bazı şeyler var ki hissedilir lisan onu târif için kelime bulamaz. Ben de kalbimde yaşayan Âkif’i zannetmem ki şu âciz kelimelerle ifade edebileyim.”

Dergideki hatıra kırıntılarında, Şerif Muhiddin, Mehmed Âkif’ten hocam olarak bahsediyor ve şunları anlatıyor:

“Bir gün hocam Mehmed Âkif Bey’e Fuzûlî divânından “Gül” ve “Su” redşfli kasîdeleri okuyordum. Bazı yerlerinde evvelce kendisiyle okuduğum diğer büyük divân şairlerine göstermediği heyecanı gördüm. Sonra bir fırsatta sordum: ‘Fuzûlî’yi en büyük şâir olarak mı kabul ediyorsunuz?’ Bana ‘Fikrinizi iyi anlayamadım, hiç şüphesiz Fuzûlî dünyanın en büyük lirik şairlerinden biridir. Osmanlı edebiyatı tarihinde, bu altı yüz küsur sene içinde gelmiş şairlerin en büyüğünü mü benden soruyorsunuz?’ Evet, dedim. ‘Bence Hâmid’dir. Ne kimse onun kadar yükselmiş, ne de onun kadar alçalmıştır’ dedi. ‘Hâmid çok yazmıştır, şiirleri üzerinde kuyumcu gibi çalışmamıştır. Hâmid tabiat gibidir. İçinde çalıları vardır, fakat Niyagara şelaleleri de vardır. Vakit olup da Hâmid’in eserlerinden ben de ‘müntehabât’ yaparsam- masanın üzerinde duran orta cesâmette bir kitabı göstererek- böyle bir kitap olur!’ dedi.”

İbrahin Öztürkçü, Şerif Muhiddin’in Âkif’e dair hatıralarının hâlâ bir yerlerde olma ihtimali üzerinde duruyor. Yeri gelmişken hemen söyleyelim, önümüzdeki sayıda da bu serinin üçüncü ve son yazısını yayımlanacak.

banner53
Yorumlar (0)
24
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?