banner39

Sezai Karakoç araçsallaştırılıyor mu?

Asım Öz, giderek resmi bir hüvviyet kazanan Sezai Karakoç etkinliklerine dikkat çekerek soruyor: "Sezai Karakoç araçsallaştırılıyor mu?"

Kültür Sanat 04.04.2012, 11:23 04.04.2012, 17:01
Sezai Karakoç araçsallaştırılıyor mu?

Asım Öz/ Kültür Servisi

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı, Diyarbakır Valiliği ve Dicle Üniversitesi'nce ortaklaşa olarak düzenlenen  "Uluslararası Sezai Karakoç Sempozyumu" 12-14 Nisan 2012 tarihleri arasında Diyarbakır'da Dicle Üniversitesi'nin Kongre Salonu'nda gerçekleştirilecek.

Sempozyumda Rasim Özdenören, Ebubekir Eroğlu, Ömer Lekesiz, Mustafa Ruhi Şirin, Alaattin Karaca, Mehmet Narlı, Abdullah Uçman,  Turan Karataş, Şaban Abak, Münire Kevser Baş, Cevdet Karal, Mevlana İdris Zengin, Ramazan Kaplan gibi isimlerin sunumlarından oluşan sempozyumda Sezai Karakoç'un farklı boyutları ile  ele alınacağı belli.

Sezai Karakoç adına Diyarbakır'da bir sempozyum düzenlenmesi başlı başına önemli,   fakat sıkıntılı tarafları da yok değil bu etkinliğin. Neredeyse akademik nesne haline getirilen Karakoç hakkında, diyelim son beş yılda kaleme alınan kaç yazı farklı bir bakış açısı sundu? Karakoç'un eserlerini yeni bir gözle okumaya imkân tanıdı? Düşünce seyrinin aşamalarını belirginleştirdi? Bu sorulara kolaylıkla cevap verebileceğimizi sanmıyorum. Sempozyumun açılışında saygı duruşu ve İstiklal Marşı olduğunu öğrenince üzüntümün daha da arttığını söylemeden geçemeyeceğim.  Sempozyumun bir devlet töreni gibi başlaması her şeyden önce Karakoç'un düşüncelerine saygısızlık. Daha önemlisi, "sivil" kalmayı önemseyen bir şair adına düzenlenen sempozyumun  12 Eylül darbesinin  icat ettiği  seremonilerle başlaması ne kadar doğru?  Üstelik de 12 Eylül uygulamalarının "Kerbela"sı Diyarbakır'da... Yoksa Kazım Sağlam'ın birkaç yıl önce bir söyleşide ifade ettiği durum gerçeklik kazanmakla kalmıyor gittikçe yaygınlaşıyor mu? Karakoç devlet tarafından belli politikalar için  araçsallaştırılıyor mu?

Oysa özgül tavırlar bu türden ayrıntılarda ortaya çıkar. Ve bunlar bir yönüyle esasa taalluk eder.   Etkili olur mu bilemem,  fakat az ya da çok umuda sarılmaya ihtiyaç duyulan bir dönemde bu sorular üzerinden sempozyumun açılış programının bir kez daha gözden geçirilmesini diliyorum.  Bunu beklemek safdillik midir? Belki, ama sempozyum düzenleme kurulu  bu yaklaşımdan vazgeçerse zararlı çıkmak bir yana Sezai Karakoç adı etrafında devlet merkezli olumsuzlukların oluşmasını engellemek adına önemli bir adım atmış olacaktır.

SEMPOZYUM ULUSLARARASI NİTELİKTE Mİ?

Olanlar/olacaklar bunlarla sınırlı değil. Sempozyum programına yakından bakıldığında sempozyumun adından farklı bir görünüm çıkıyor ortaya. Bu yüzden sempozyumun adı da kusurlu hatta düpedüz yanlış. Şunun için, sempozyumun adında yer alan " uluslararası" kelimesinin içeriğini doldurabilecek sayıda ve nitelikte farklı katılımcı yok bu sempozyumda. Bilim kurulunda yer alan isimleri dışarıda bıraktığımızda  Tevfik Sabri Hammam(Mısır) ile Bakü Devlet Üniversitesi'nden  iki  isim var sadece. Azerbaycan ne kadar 'dışarısı' sayılır bilemem fakat Türkiye sınırları dışından üç kişinin sunduğu iki tebliğle Sezai Karakoç  adına  düzenlenen  bir sempozyumun "uluslararası"  nitelik  taşıması mümkün değil.  Üstelik bu bildirilerden ikincisinin büyük ölçüde Mustafa Ruhi Şirin'in tebliğiyle paralel olacağı hatta onun gölgesinde kalacağı düşünüldüğünde iki olan bildiri sayısı hemen teke düşecektir.

Mısır'dan katılan Tevfik Sabri Hammam'ın uzun yıllar Türkiye'de bulunduğu, lisansüstü eğitimini burada tamamladığı düşünüldüğünde sempozyumun "uluslararası" niteliği neredeyse 'sıfıra' yaklaşır. Necip Fazıl, Cahit Zarifoğlu, Mustafa Ruhi Şirin gibi önemli isimlerin eserlerinden Arapçaya çeviriler yaparak kültürel farkındalığın artmasına katkı sunan Hammam'ın Sezai Karakoç'un Arapçaya çevrilen eserleri üzerinden bir sunum yapması veya Karakoç'u  Mısırlı bir şairle  birlikte okumayı denemesi  sempozyumun adına  yakışan bir tebliğ olurdu doğrusu.

Sezai Karakoç adına uluslararası bir sempozyum düzenleniyorsa burada öncelikle başka dillerde onun nasıl okunduğunun izini sürme gayretinde olan bildiriler olmalıydı.  Mesela şu sorular önemli: Acaba Sezai Karakoç'un hangi kitapları ve şiirleri Kürtçe,  Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca, Boşnakça vs. dillere çevrildi?  Bunları biliyor muyuz? Veya başka dillerde doğrudan Sezai Karakoç üzerine eğilen kitaplar, dergiler ve yazılar var mı?  Bu dilleri okuyanlar onu nasıl algıladı, çeviride ne tür sorunlarla karşılaşılıyor vb. soruların peşinden giden ve bunları somutlaştıran birkaç bildiri sempozyumu bir nebze "uluslararası" kılabilirdi.

YALANSIZ DOLANSIZ OLMAK VARKEN

Türkiye üzerine yurtdışında yapılan siyasi, sosyal ve kültürel değerlendirmelerde Karakoç'un yerini kurcalayan bildiriler ise bunu biraz daha arttırabilirdi. Metin Heper'in 2002'de önce İngilizcesi yayımlanan Türkiye Sözlüğü kitabındaki Sezai Karakoç maddesi  gibi  sığ anlatımlardan söz etmiyorum tabii. Bağlantılar kuran, yorumlayan derinlikli okumalara kapı aralayan metinlerden söz ediyorum. Kürtçeyi, Arapça, Farsça ve Türkçe ile birlikte Ortadoğu'da belirginleşen İslam medeniyetinin dillerinden biri kabul eden Sezai Karakoç'un eserlerinden bir kısmını Kürtçeye çeviren Nûbihar dergisi çevresinden bir isim de bu sempozyumda  mutlaka yer almalıydı. Bunlar için gerektiğinde kurumsal olanakların yanı sıra kişisel olanaklar da kullanılabilirdi. Mevlüt Ceylan, Laurent Mıgnon, Cevat Çapan hatta Talat Halman Sezai Karakoç sempozyumun 'uluslararası' nitelik taşıması noktasında önemli katkılar sunabilirdi.

Bunlardan hiçbirin olmadığı bir sempozyumun "uluslararası"  bir nitelik taşıması mümkün değil. Böyle bir sempozyumun doğru adı olsa olsa"Sezai Karakoç Sempozyumu" olur. Böyle olsa bir şey mi kaybedilir? Elbette hayır. Üstelik yalansız dolansız ve daha sahici olurdu.

Öte yandan sempozyumda Karakoç düşüncesi çerçevesinde derinlikli okumalar yapmak yerine Said Nursi  üzerinden Karakoç'u anlamlandırmaya çalışmak hiç doğru değil. Himmet Uç'un "Bediüzzaman ve Sezai Karakoç'ta Diriliş Felsefesi" konulu sunumu, sempozyum katılımcılarından Salih Zengin tarafından  "ilgi çekici" oluşu öne çıkarılarak haberleştirilmişti.  Bunun ne kadar ilgi çekeceğini bilemem fakat bu  okuma çabası  'yanlış'.  Said Nursi'nin gayreti, mücadelesi ve yeri farklı Karakoç'un yeri farklı çünkü. İlgi alanları da öyle. Said Nursi olmadan siyasi, sosyal ve kültürel bir meseleyi konuşamıyor olma durumuna mı geldik yoksa? Oysa bunun yerine sözgelimi Said Halim Paşa'nın veya Malik Bin Nebi'nin medeniyet yaklaşımı ile Karakoç'un medeniyet yaklaşımını karşılaştırmak, düşünsel etkileşimlerini irdelemek daha verimli okumalar için önemli bir imkân olabilirdi.  Ne yazık ki 'Arap Baharı'nı bile  Said Nursi'ye bağlayan akademisyenlerle dolu memleketimizde bu tür okumalar için daha çok beklememiz gerekecek.

Bu arada bir noktayı özellikle belirtmeme izin verin. Diyarbakır'da düzenlenen bir sempozyumun duyurusunda İngilizcenin yerine Kürtçe ve Arapça öncelenmeliydi. Öncelemek bir yana duyuruda bu dillerin olmaması dikkat çekici.

Karakoç'un son siyasi yazılarını içeren Çıkış Yolu kitapları da bir vesile ile sempozyumda irdelenmeliydi. Altan Tan'ın geç kalmış bir Kürt ulusalcılığına mesafeli durduğu zamanlarda kaleme aldığı  Kürt Sorunu Ya Tam Kardeşlik Ya  Hep Birlikte  Kölelik (2009) kitabında öne çıkardığı Diriliş siyaseti  üst bir dille ele alınabilirdi. Çünkü sempozyumun yapıldığı mekân ve tarihi bağlam Diriliş'i bir nostalji meselesi olarak ele alma yanlışlığını hatırlatacak derecede hararetli.

Sempozyumun yarım yüzyılı aşan bir zaman dilimine şiir üretimini yaymış Sezai Karakoç'un anlaşılmasına  yaptığı katkıların mahiyetini  sempozyum bildirilerinin kitaplaşmasından  sonra irdeleme imkânımız olacak.

Ben kendi adıma Rasim Özdenören'in "Anılarla Sezai Karakoç"  tebliğinde anlatacağı hatıraları,  Ömer Lekesiz'in "Hızırla Kırk Saat Şiirinde Kültürel İmgelerin İhyası ve İmhası " tebliğini ve Mustafa Ruhi Şirin'in  "Sezai Karakoç'ta Çocuk Evreni"  tebliğini merak ediyorum.

Sempozyum programı hakkında ayrıntılı bilgi şu adresten edinilebilir.

http://www.akmb.gov.tr/templates/resimler/File/sezaikarakoc.pdf

banner53
Yorumlar (1)
ali Ruşen 9 yıl önce
Doğrusu yazarın kaygılarını paylaşmamak elde değil. Bağımsız duran her kıymetin tüketilme tehlikesi var... ancak belki bu tehlikeyi bertaraf edecek ve bunu iyi işlere çevirecek yaklaşımlar da sözkonusu olmalı ki sevgili Asım Öz'ün konuya yaklaşımı -eleştirirken yerine daha iyi birşey koyma- bu yöndedir. Selamlar
9
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?
Günün Karikatürü Tümü