banner39

Sezai Karakoç salt gizemci şair mi?

Hürriyet Gösteri Dergisi'nde usta şair Karakoç tek boyutluluğa indirgenerek yorumlandı.

Kültür Sanat 22.09.2010, 11:28 22.09.2010, 11:28
Sezai Karakoç salt gizemci şair mi?

 

Asım Öz/Dünya Bülteni

Sezai Karakoç atmışlı ve yetmişli yıllarda tek kişilik bir ordu gibi çalıştı. Edebiyat anlayışını kendine yakın bulduğu gençlerin elinden tuttu. Oluşturduğu çevrede "üstat" olarak tanındı. Belli bir doğrultuda kendini geliştirdi. Çok katmanlı bir şiir dili kurdu.

Mustafa Şerif Onaran Hürriyet Gösteri' deki yazılarında "Önce Şiir Vardı" başlığını kullanıyor. Oktay Akbal'ın şiir üzerine denemelerini 'Önce Şiir Vardı' adlı bir kitapta toplamasından kaynaklı bir isim bu.Öncesi de var tabii.Ama onun kullanımı Şeyh Galip'in dizesine uyarak, 'Çaldım, veli, miri malı çaldım' demek istemesi. O sözü ödünç alarak yazılarına bu başlığı vermiş. Dergi 301. sayısında Mustafa Şerif Onaran'ın "İkinci Yeni'nin Gizemci Ozanı: Sezai Karakoç" başlıklı bir yazısı yer alıyor. Hürriyet Gösteri dergisi, yazıyı (2010) onu hem üst başlığa, hem de kapağa çekerek yayımladı.

Az Terim Çok Şiir

Kimi zaman terimlere boğulmuş şiir yazıları çok önemli ayrıntılara girildiği izlenimi verir. O zaman açık bir konu daha karmaşık bir duruma girer. Bazen de şiir alıntılarına boğulur gider şiir yazıları.Mustafa Şerif Onaran'ın yazısı daha çok ikinci türden bir yazı.Çok fazla şiir alıntısı var. Şiir alıntılarının çokluğu içeriğinin zenginliğini anlamına gelmiyor. Yorum ise çok az. Şiir kazıbilimcisi değil yani. Kolay değil tabii yorumlamak bir birikim ister.Terimlere boğulmayan bu yazıda dikkatimi çeken nokta 'gizem' sözcüğü oldu. Bir de 'Yenilikçi İslâm Şiiri' var ama ona şimdilik değinmeyeceğim.

Gizem kelimesini Karakoç için sadece Mustafa Şerif Onaran kullanmıyor. Asım Bezirci bir yazısında şöyle diyordu: 'İkinci Yeni'den geçenler, toplumcu anlayış ile gizemci duyarlık duraklarından da geçiyorlar. Bu 'gizemci duyarlık'ı Ahmet Oktay şöyle yorumluyordu:'Çağcıl kent yaşamının çıkarcılığına, iletişimsizliğine, tinsel değerleri elden çıkarmasına karşı bir söylem geliştirir Karakoç.' Sezai Karakoç kendi yaşama düzenini bu anlayış içinde korumuştur.

Onaran yazısının girişinde Cemal Süreya'nın 'güvercin curnatası' olarak tanımladığı 'İkinci Yeni' şairleri arasında Sezai Karakoç'un kaçıncı sırada yer aldığını -dördüncü mü,beşinci mi,- sorusunu gereksizce sorup bir yargıya bağlamadan geçiyor. Oysa onun İlhan Berk, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya ve Ece Ayhan'la birlikte bu akımın yol açıcıları arasında yer aldığını belirtmek yeterli olabilirdi. Yarıştırma yapmaktansa. Genelde bu akım içinde görmezden gelindi Karakoç. Bunun sebebi konusunda Metin Önal Mengüşoğlu şu tespitleri yapar: "Sezai Karakoç hariç, İkinci Yeni şairleri içerisinde Müslümanlıklarıyla övünen en azından bunu terennüm eden tek şaire rastlayamazsınız. Şiirlerinde kullandıkları dil ve imajlar da bazen özellikle İslâm dışı ve/ya karşıtı bir dünya algısını yansıtır. Dönemin modası olan sosyalist görüşler ise baş tacı edilmektedir. Gerçi bu şiir, siyasal olanla o kadar iç içe bir görüntü vermez. Daha ziyade içe dönük, insan tekinin sancıları, fantezileri ve sevinçlerini terennüm eder. Lakin siyasal çalkantıların bütün gündemlerin üzerine çıktığı o hassas dönemde, şairler de olan bitenden ister istemez nasiplerini almışlardır. Sezai Karakoç dışındaki İkinci Yeni şiirini, Türkçenin ikinci Yüksek Zümre Edebiyat örneği olarak gösterirsek, fazla yanılmış olmayız. Şairler çoğunlukla bohem, batılı/ batıcı, lümpen ve hümanisttirler."

Ahmet Oktay 'İkinci Yeni' içinde görmezden gelinen Sezai Karakoç'u yorumlayan ilk isimlerden biriydi. Ahmet Oktay Sezai Karakoç'u şöyle yorumluyor: 'Karakoç anlamı bilinçaltının karanlık bölgelerine, çağdaş yaşamın saçmalıklarına, mantığını yitirmiş davranışlara, düşlemselle içselleştirir. Sorun bütünüyle tinsel/düşünseldir onun için, başından beri.'

Sezai Karakoç kendi şiirini tanımlarken şöyle bir anlayış içindedir: 'Benim şiirim aşk, hürriyet, arayış ve ölüm gibi var olmanın dinamitlendiği noktalarda trajik espiriyi, irrasyonele, absürde bulanmış 'mutlak'ı zabtetmektir.' Sezai Karakoç 'İkinci Yeni' oluşumunun organı sayılan Pazar Postası'ndaki yazılarında da; 'şiirdeki dönüşümü salt 'dil' düzeyinde izlemediğini, dönüşüme felsefi bir içerik kazandırmak istediğini' sezdirir. Metafizik imgeler kullanan Karakoç, akımın diğer şairlerine göre daha anlamlı ve daha gerçekçidir. Bu farklılık İslâmî özden Karakoç şiirine sıçramış hakikat ışığını, hikmeti işaret eder Mengüşoğlu'na göre.

Bir de izleyiciler vardır bu akım içinde: Gülten Akın, Ülkü Tamer, Turgay Gönenç, Ergin Günçe bunlar arasında sayılabilir. Ergin Günçe'ye de değiniyor Onaran. Toplumcu duyarlığa İkinci Yeni penceresinden bakan bir şair olarak anıyor Günçe'yi.

Gizem,Tasavvuf ve Pas Geçişler

Edebiyat dünyamızın, bize elden düşürülemeyen kitapları hatırlatan bazı tartışma konuları vardır ki, her daim taze ve günceldirler. Bunlardan biri Onaran'ın yazısında da gündeme gelen Sezai Karakoç'un gizemci bir şair olup olmadığıdır. Karakoç'ta tasavvufi eğilimler yönelimler olduğunu düşündüğümüzde onun böyle de tanımlanabileceği aklımıza yatacaktır. Belli ki karşımızda tasavvuftan beslenen, beslendikçe yazan ve yazdıkça da okutan bir yazar vardır. Söz konusu beslenmeden hareketle Karakoç'un şiirlerinde ve okurun üzerinde dolaştırdığı en hacimli bulutun gizem olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Çünkü tasavvufun duygusal yönü olarak tanımlanan gizemciliğe tümüyle sığmaz Sezai Karakoç. Onda mistik bağların çürüklüğünden söz açan Mehmet Akif'ten bir yansıma olduğunu da hatırladığımızda bu yargı iyice sorunlu olur. Karakoç'un algılanmasındaki büyük dönemeçlerden biridir bu algı. Hele hele Mustafa Şerif Onaran'ın anladığı tarzda bir Sezai Karakoç gizeminden söz edilmesi kişinin cehlini ortaya koyan bir gizem halini alır. Tanrı'ya sadece gönülle ulaşmak gibi bir niyet içinde değildir Karakoç. Deist yahut Batılı akletme biçiminden öte İslami bir akılla meselelere yaklaşan Karakoç'u salt bir gönül insanı olarak anmak ne kadar doğru? Tanrı'ya sadece gönül yolu ile ulaşılabileceğini söylemek indirgemecilik değil mi? Akıl ve gönül ikilemi/parçacılığı başlı başına bir sorun değil mi? Bu yüzden, 'bilmek' fiili Karakoç şiirinde 'sezmek' bulutunun altında tamamen sıkışıp kalmaz.

'Bilmek,' pek çok felsefenin ve ideolojinin nesnesi olmuştur. Edebiyatta ise bilinmeyenin varlığını inkâr etmeyen Poe sayesinde bugün 'gizem edebiyatı' diye bir türden söz etmek mümkündür. Karakoç'ta ise bilinmeyen değil bildirilenin yani vahyin peşinden gitmek vardır. O yüzden vahyin peşinden gitmek salt bir gizemcilik olarak okunamaz. Diğer yandan hem şiirinde hem düzyazılarında çağdaş Müslümanlık sorunları üzerine de eğilen, çare ve çözümler üretme çabasında bir düşünürün salt gizemci olması nasıl mümkün olabilir? Bu denli yaşamsal önem taşıyan veri/m/ler, nasıl pas geçilebiliyor doğrusu anlaşılır değil.

Onaran'ın onarıcı olmayan söz konusu yazısı Karakoç'a ve şiirine nüfuz etmekten ziyade bilgi/bilme anlayışı konusunda kendini deşifre etme öyküsü anlatır okura. Tabii bu yolculukta, yer yer Karakoç'u çözümleme örneği sayılacak pasajlarla da karşılaşırız. Gelgelelim, bu pasajların yazının ana çatısı göz önünde tutulduğunda çok önemli olmadığını ifade edebiliriz.

Şiirini yeterince kavrayıp, onu Karakoç'un görüntüsüyle tanıtamamak korkusu yok bu yazıda. İndirgemeden öte, yanlış okuma bu.

Sezai Karakoç hâlâ çoğu yazarda yalnızca bir ad olarak var. Bildikçe, Karakoç'u sıradan/dışarıdan okumaların, yarım tanımaların sığlığını daha iyi anladım.

banner53
Yorumlar (0)
17
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?