Sezai Karakoç şiiri Türk Dili'nde

Türk Dili’nin Aralık 2013 tarihli sayısı, Sezai Karakoç şiiri üzerine. Karakoç’un doğumunun 80. yılı vesilesiyle hazırlanan bir sayı bu.

Sezai Karakoç şiiri Türk Dili'nde

Asım Öz/Dünya Bülteni/Kültür Servisi

Son yıllarda Sezai Karakoç şiiri üzerine birbirinden güzel yazılar ve kitaplar okuduk. Karakoç’un şiirlerini ve kitaplarını okuyucuya yakınlaştırmak, açıklamak ve daha kolay anlaşılır kılmak amacına dönük bu çalışmalar daha çok iki binli yıllarda gerçekleşti. Bu bakımdan şu içinde bulunduğumuz günlerin, Karakoç şiirinin okunup anlaşılması, çözümlenmesi açısından birtakım yeni gelişmelerin hazırlayıcısı olarak görülebileceğini sanıyorum. Elbette yayımlanan kitaplar ve yazılar içinde neyin değerli, neyin değersiz olduğunu şimdiden kestirmek çok güç. Bugün için, en önemlisi Karakoç şiirinin gündeme geliyor olmasıdır. Bazı çevrelerin, Karakoç dar bir çevrenin şairidir şeklindeki hükümleri geri çekiliyor gibidir artık.

Türk Dili’nin Aralık 2013 tarihli sayısı, Sezai Karakoç şiiri üzerine. Karakoç’un doğumunun 80. yılı vesilesiyle hazırlanan bir sayı bu. Ali Karaçalı sunuş yazısının girişinde şu noktalara dikkat çekmiş:

“ Şiirleri başta olmak üzere, öyküleri, denemeleri, oyunları, incelemeleri, günlük yazıları, düşünce yazıları, çevirileri, hatıraları ve 1955 yılında Şiir Sanatı’yla başlayıp 1995 yılına kadar zaman zaman kesintilerle ama ısrarla yayımlamayı sürdürdüğü Diriliş dergisi kuşkusuz, her biri ayrı ayrı ve derinlikli incelemeleri hak ediyor.”

Umulanı yada bekleneni karşılayıp karşılayamadığını önümüzdeki yıllarda daha iyi kavrama imkânına kavuşacağımız bu sayı daha önceki Sezai Karakoç ‘özel’ sayılarından oldukça farklı. Zira özel sayı Karakoç’un düşünce, tavır ve eylem adamlığından ziyade şiirine odaklanılarak hazırlanmış.

Şöyle devam ediyor Karaçalı sunuş yazısına:

“Bugüne kadar Sezai Karakoç’un sanatı ve düşünceleri bağlamında çok sayıda akademik çalışma yapılmış, bilimsel toplantılar düzenlenmiş, hakkında kitaplar yazılmış, dergilerde özel sayılar ve dosyalar hazırlanmıştır.

Biz de, Türk Dili olarak, Türk şiirinin müstesna ve sembol şairini doğumunun 80. yılında özel bir bölümle anmak istedik. Bu özel bölümün içeriğini ve sınırlarını belirlerken bugüne kadar yapılanlardan farklı olarak, Sezai Karakoç’un sadece şiirlerini merkeze alan yazılara yer vermek istedik.”

Bu vesileyle önemli sandığım bir gerçeği belirtmeye çalışacağım. Üstüne basa basa söylemeliyiz ki Türk Dili’nin Sezai Karakoç ‘özel’ sayısı son zamanlarda gittikçe arttığını düşündüğüm bir yönelimi açıkça ortaya koymakta. Karakoç’un düşüncesinden ziyade şiirine odaklanma veya şiirini öne çıkarma tavrı diyebiliriz buna. İşte bu ilgi farklılaşması dünü öğrenmek, bugünün dünle olan bağlarını, farklılıklarını araştırmak, kültürel farklılaşmanın boyutlarını fark etmek açısından üzerinde durulmayı hak ediyor. Zira uzun zaman Karakoç deyince öncelikle şiir gelmiyordu aklımıza. Öncelikle şair olarak tanınmak istiyordu belki Karakoç, fakat İslâmcı okuryazar çevreleri onu sadece diriliş akımının sosyal boyutları çerçevesinde sınırlı bir biçimde algıladılar. Hilâl dergisi başta olmak üzere hakkında yazılar yayımlayan dergiler şiiri üzerine neredeyse hiç yazı yayımlamadı. Düşünce yazılarını büyük bir hayranlıkla okuyanların sayısının şiirlerini okuyanlardan daha çok olması bunun neticesi olarak görülebilir. Devrin sol edebî kamusunun onu Panislamcılıkla tasvir ettiğini de yabana atamayalım bu çerçevede. Memleket insanının şiire özel düşkünlüğüne, şiir yazan herkesi en yüksek bildikleri yere, şairlik koltuğuna oturtma âdetine rağmen böyle olmuş olması şaşırtıcıdır. Şakir Diclehan’la Ebubekir Eroğlu’nun çalışmalarını unutmadan bunları söylediğimi belirtmek isterim. Diğer kitapları üzerine çıkan tek tük yazıların da ayrıca ele alınması gerekliliğini bir yana bırakarak şu tespiti yapabiliriz: 1990’lı yıllara kadar onun üzerine hazırlanmış özel sayılar görülmez İslâmcı süreli yayınlara bakıldığında. Öyle ki iki binli yıllarda hazırlanan Karakoç özel sayılarının şiirle alakalı kısımlarının, düşünce ve siyasete göre “zayıf” olmasının sebebi bu süreklilikten kaynaklanır demek bilmem yanlış olur mu? Bahsettiğim özel sayılarda şiirle alakalı kısımların birkaçının İslâmcı yazarlar tarafından yazılmadığını da ayrıca belirtmeliyim. Bu bize şunu düşünme imkânı tanır: Karakoç’un eserlerinin okunup algılanmasında dönemsel etkiler mutlaka dikkate alınmalıdır. Son yıllardaki ana eğilim ise, onu öncelikle şair olarak tanımak, tanıtmak  yönünde. Denebilir ki, günümüzde Karakoç adı ve okurlarına kendisini benimsetmesi daha çok şiirleriyle gerçekleşmektedir. Karaçalı’nın sunuş yazısından devam edelim:

“ Yazarlarımıza, Sezai Karakoç’un kendilerinin belirleyeceği bir şiiri üzerine yapacakları bir değerlendirmenin, bir çözümlemenin, Sezai Karakoç şiirinin anlaşılmasında, özümsenmesinde, çağdaş Türk şiiri içindeki yerinin belirlenmesinde ufuk açıcı ve yol gösterici olacağına inandığımızı içtenlikle belirttik.

Bu düşüncemiz kendilerine ulaşabildiğimiz yazarlarımızdan büyük bir hüsnükabul gördü.

Kısa bir zaman aralığında olmasına rağmen gelen yazılar dergi içerisinde özel bölüm boyutunu aştı ve bize iki sayının hacmini aşan bir özel sayı kazandırdı.”

Karakoç’un öteden beri teknik ve sanat bakımından dikkat çeken ve çeşitli araştırmacıların yazılarına konu olan şiirleri Türk Dili dergisinde de yeniden ele alınmış. “Ötesini Söylemeyeceğim”, “Masal”, “Kav”, “Kara Yılan”, “Anneler ve Çocuklar”, “Çocukluğumuz”, “Balkon”, “Pinpong Masası” bunlardan birkaçı. Çözümlenen şiirlere bakıldığında Matthew Arnold’ın şu belirlemesi haklılık kazanıyor: “Eleştirinin amacı bütün eserler arasından en okunmaya değer, en önemli olanları bulup çıkarmak, okuyucunun ilgisini onlara çekmektir.” Karakoç’un şiir kitaplarından Hızırla Kırk Saat üzerine olan yazıların yoğun olması ve bunların derginin ilk sayfalarında yer almış olması, şairin dünya görüşünü yahut şiirindeki önemli bir miladı öne çıkarmak şeklinde yorumlanabilir. Zira Karakoç üzerine yazılan hatta yarım kalan bazı yazılar, onun şiirlerinin Necip Fazıl sonrasındaki metafizikçi şiirin en iyi örnekleri olduğuna dikkat çekmişlerdir. Eser Gürson’un Edebiyattan Yana kitabındaki “eksik” yazısıyla Güven Turan’ın Kendini Okumak kitabındaki yazısını iki önemli örnek olarak zikredebiliriz.

Şöyle Karakoç şiiri odaklı birkaç hususu gözden geçirelim: Bir zamanlar öteki çevrelerin Karakoç’u görmeyişinden kaynaklanan kuru kuruya sızlanmaların yerini artık şiir ve şiir kitaplarının çözümlemesi almış durumda. Ne demek istediğimi daha iyi açıklayabilmek için önce şunları anlatmalıyım: Sol eleştiri dünyasının Karakoç’u görmezden gelmesi, görse de Memet Fuat gibi şiirini gericiliğin emrine vermiş bir şair olarak görüldüğü zamanlardan farklı bir iklimdeyiz artık. Ahmet Oktay’ın seksenli yıllarda kaleme aldığı bir yazıya yaslanarak da olsa daha güvenli yazılar yazılabiliyor Karakoç şiiri üzerine.

Ne var ki, günümüz şairlerinin önemli bir kısmı, bir tür “şiirsel ehliyet” tesiriyle, Karakoç’u daha çok Hızırla Kırk Saat şiiri öncesiyle anmayı, hatırlamayı tercih ediyor. O yüzden şiirlerine dair okumanın da değişik açılardan yorumlanması icap ediyor. Bu duruma bakıp şöyle diyebiliriz belki: Karakoç’un şiirine dönük ilgi acaba düşüncesinden kopuşun bir göstergesi mi? Mesele metinlere azimle sarılmak kadar, bununla neyin amaçlandığıdır da. Fakat, Karakoç’un şiirlerinde düşüncenin olmazsa olmaz bir öge olduğu dikkate alınırsa böyle bir endişenin gereksiz olduğu düşünülebilir.

Buraya kadar söylediklerimi bir sonuca bağlayalım: Karakoç’un şiirlerinin okunmaya başlaması önemli. Bunların daha kapsamlı çözümlemelere dönüşmesi gerekiyor. Belki bununla bağlantılı olarak öncelikle ortaöğretim kurumlarında okuyan öğrenciler ve genel okuyucu için Karakoç şiirine genel bir giriş olarak bir seçki hazırlanması gerekiyor.

Doğru mu değil mi, bilmem, bir de şunu söyleyeceğim: Bildiğimiz kadarıyla Karakoç’un edebiyat yazılarında olsun yapmış olduğu şiir tercümelerinde olsun, Fransız şairlerinin inkâr olunamayacak önemli bir etkisi hatta katkısı var. Doğan Yel, Türk Dili dergisinde 1960’lı yıllarda Şahdamar üzerine kaleme aldığı bir yazıda buna temas etmiş. Acaba bu tesirin mahiyetini etraflıca ele alıp irdeleyen bir çalışma yapılmış mıdır?

Diyeceğim şu: Karakoç şiirinin çözümleyici bir biçimde okunması çok emek isteyen, oldukça güç bir iştir.

Güncelleme Tarihi: 02 Ocak 2014, 13:06
banner53
YORUM EKLE

banner39