Siyasal ilmihal tartışmalarının özeti: Nasıl bir cumhuriyet?

Umran dergisi Türkiye’nin “biz”i, 15 Temmuz’da maskesi bütünüyle düşen düşmanlarının karşısında bir politik birlik hâlinde duruşunu değişik veçheleriyle ele alıyor. Hüseyin Etil, mücadelenin Fransız tipi Cumhuriyetçiliğin aşılma denemeleriyle alakalı olduğunu belirtiyor. Aslına bakılırsa siyasal partilerin etrafında dolaştığı parlamenter sistem, başkanlık sistemi, özerklik mücadelesinin oturduğu esas sorun “Nasıl Bir Cumhuriyet?” sorusunda düğümleniyor

Siyasal ilmihal tartışmalarının özeti: Nasıl bir cumhuriyet?

Dünya Bülteni/ Kültür Servisi

Türkiye’nin içinde olduğu savaşın öncekilere hiç benzemediğini pekâlâ herkes kabul ediyor. Bilhassa geçtiğimiz bir buçuk-iki yıllık dönemde muhatap olunan saldırılar dünya ölçeğinde yürütülen propaganda faaliyetleri ile beraber düşünülünce ortaya çıkan manzara, klasik muharebe mantığından yahut bildik gerilla yöntemlerinden birçok bakımdan ayrışan ilginç savaş formlarıyla karşı karşıya kalındığını
ortaya koyuyor.

Umran dergisi Türkiye’nin “biz”i, 15 Temmuz’da maskesi bütünüyle düşen düşmanlarının karşısında bir politik birlik hâlinde duruşunu değişik veçheleriyle ele alıyor. Ülkenin hem cephede asker tarafından verilmekte olan savaşın hem de yargıda cezalandırma, medyada ise propaganda biçiminde yürütülmekte olan mücadelenin psikolojik dayanağını alışılmış olanın dışında bir tarzla gündeme taşıyor. Yeni savaş tarzı yanında Türkiye ölçeğindeki siyasal tartışmalara da bakılmasının geride bırakılan süreçte politik aktörlerin nasıl konumlanmaya başladığını da gözler önüne sereceğinin altını çiziyor.

 En “romantik” çevre olarak Kemalistler 27 Mayıs ve 28 Şubat’ta olduğu üzere askerle işbirliği ve hatta askere akıl hocalığı yaparak eski imtiyazlı günlerine tekrar dönme çabalarını sürdürüyorlar. Bu noktada Celalettin Vatandaş, Kemalizm’e dair bir çözümleme yapıyor. Bu çevrelerin halkçılıklarının gereği olan “halka rağmen halk için” anlayışının gereklerini uygulayarak iktidar olmaları; iktidardan pay kapmaları mümkün olmadığı kanaatini serdediyor. Hüseyin Etil ise mücadelenin Fransız tipi Cumhuriyetçiliğin aşılma denemeleriyle alakalı olduğunu belirtiyor. Aslına bakılırsa siyasal partilerin etrafında dolaştığı parlamenter sistem, başkanlık sistemi, özerklik mücadelesinin oturduğu esas sorun “Nasıl Bir Cumhuriyet?” sorusunda düğümleniyor ona göre. Şöyle diyor: “Türkiye’nin organik krizlerini aşacak yöntemin bu soruya cevap olarak ortaya çıkması gerekiyor. Aksi halde organik krizleri çözmeyecek, siyaseten keyfiliklerle belirlenmiş siyasal stratejiler ülke ve toplumun yeni bir aşamaya geçmesini engelleyecektir. Bunun yanında vurgulamak gerekir ki cumhuriyet krizinin aşılamaması Türkiye’nin krize girmesine neden olacaktır. Karmaşık, çelişkili ve uyumsuz üst-yapılar alanında bu krizleri daha da derinleştirecek tavırlar sergilemeksizin, kılı kırk yararcasına kritikler yapmak, öylece çözümler üretmek son derece önemlidir!” Farklı siyasal çevrelerin kimi zaman dillerine doladıkları “Kemalist hegemonya” kavramsallaştırmasının teknik olarak yanlış olduğu belirtiyor. Zira ona göre Kemalizm’in iktidarı sürdürme biçimi asla rıza imalatına dayalı olarak gelişmedi.

Türkiye yeni nesil politik mücadele yöntemlerinin sınandığı bir tür laboratuvara dönüştürüldü âdeta. 15 Temmuz’da darbeyi püskürten ortak irade, aslında toplum üzerinde uygulamaya konan bu deneysel politikayı da sekteye uğratmış oldu. Buna karşın, hâlen aynı anda birkaç terör örgütüyle birden savaşmak gibi tarihte benzerine az rastlanır bir çatışma sürecinden geçiliyor. Tozun dumana karıştığı böyle bir vasatta biraz duraksayıp başımıza ne geldiğini ve nereden geldiğini ciddiyetle sorgulamanın birçok yönden faydalı olacağı da aşikâr. Ayrıca bu savaşın politik koşullar itibariyle neden tam da böyle cereyan etmek zorunda olduğunu ve hukuki alandaki mücadelenin niçin başka türlü ilerleyemeyeceğini anlamamıza yardımcı olması niyetiyle, Carl Schmitt’in “topyekûn savaş” hakkındaki yorumlarının yararlı olabileceği açıktır. Bu noktada dergide Jean-François Kervegan’la yapılan söyleşi ve derginin bu söyleşiye yazdığı mukaddime kaçırılmayacak derecede önem arz ediyor. Cemil Öğmen ise Schmitt’in istisna kavramından yola çıkarak, dindar çevrelerin İslâmî hükümleri nasıl geçersiz kıldıklarını ve bunun neticelerini özetliyor. 

Güncelleme Tarihi: 25 Kasım 2016, 11:36
YORUM EKLE

banner33

banner37