banner39

Sultan Abdülhamid çatışkısı veya çifte haksızlık

Uzun sayılabilecek bir dönemde akademik çevreler, Kemalist tarihçiler nasıl indirgemeci ve bütün kötülüklerin müsebbibi bir Abdülhamit imajı oluşturmuşlarsa buna karşı başka bir sultan imgesi oluşturanlar da tersinden bir indirgemecilik ortaya koymuşlardır

Kültür Sanat 29.04.2013, 11:09 29.04.2013, 11:09
Sultan Abdülhamid çatışkısı veya çifte haksızlık

Asım Öz/ Dünya Bülteni - Kültür Servisi

Sultan Abdülhamid üzerine oluşan yorum külliyatı içinde Cumhuriyet devri İslâmcılığının bakış açısı genel hatlarıyla Meşrutiyet devri İslâmcılığından farklılaşmaktadır. Bunun Cumhuriyet devrinin uygulamalarıyla izah etmek mümkün olsa da, konu hakkında net bir kanaate ulaşmak o kadar kolay değil. Ulaşılan kanaatlerin ise her durumda açıkça söylenmesi de mümkün değil. Üstelik bu durum sadece popüler tarihçilik için değil akademik veya görece akademik tarihçilik içinde geçerli.

ÇATIŞMALI ALGILAR

Uzun sayılabilecek bir dönemde akademik çevreler, Kemalist tarihçiler nasıl indirgemeci ve bütün kötülüklerin müsebbibi bir Abdülhamit imajı oluşturmuşlarsa buna karşı başka bir sultan imgesi oluşturanlar da tersinden bir indirgemecilik ortaya koymuşlardır. Hatta bunun günümüz koşullarında kuvvetlenerek ve akademik destek alarak devam ettiği bile söylenebilir. Akademik kepazelik telakki edilmesi pahasına ifade etmeliyim ki; onların tümü neredeyse söze 'Sultan Abdülhamid Han hazretleri yanlış bir şey yapmaz" diye başlarlar. Oysa kızıllaştırma ve İslâmcılaştırma arasında gidip gelen her iki bakış Abdülhamid'i kendi dönemi içinde kavrayamadığından Abdülhamid, çifte haksızlığın nesnesi olmuştur/olmaya devam etmektedir. Dolayısıyla kızıllaştırmanın handikaplarına dikkat çekenlerin meselenin diğer boyutunu göz ardı etmeleri büyük bir eksikliktir.

Engin D. Akarlı'nın Derin Tarih dergisinin 11. Sayısında Abdülhamid'le alakalı olarak oluşan bu çatışkılı yorumlara dikkat çeken bir söyleşisi yayımlandı. Akarlı'nın, 1976'da Princeton Üniversitesi'nde verdiği ve Türkçeye II. Abdülhamid Dönemi Sorunları: Bütçe Açıkları ve İç ve Sıkıntılar şeklinde çevrilebilecek çalışması II. Abdülhamid'le ilgili olarak yapılan ilk doktora tezi olma özelliğine sahip. Çalışması bir bakıma Aldülhamid araştırmalarında/çalışmalarında öncü. Osmanlı tarihçiliği alanındaki isimlerin, Osmanlı'da belli konuları seçerek bunları modernleşme yaklaşımı doğrultusunda ele almanın ötesine geçemediği yıllardır söz konusu yıllar. Hal böyle olunca bu yıllarda Necip Fazıl'ın Ulu Hakan Abdülhamid Han kitabı Abdülhamid devrini ele alan tek kitap olarak öne çıkmıştır. Akarlı kitabın adının doğruluk payı olduğunu söyler. Elbette bunun yanında birkaç hatıratta vardır, fakat onlar belli malzemelerin yeniden yazılmış halleridir Akarlı'ya göre. Abdülhamid'in yalnızca Cumhuriyet kadrolarının değil, yetmişli yıllarda İslâmcı hareketin de sembolü olduğunu açıklaması dikkat çekiyor yazarın. Necip Fazıl'ın sözkonusu kitabının Milli Görüş hareketinin el kitabı olması yanında bu harekete mesafeli duran İslamcı edebiyat dergilerinin hatta radikal çevrelerin önemli isimlerinin Abdülhamid hakkında ürettiği efsaneler bu sembolizmi anlamak bakımından son derece önemlidir. Akarlı'yı okuduktan sonra şunları merak ettim: 1950'li yıllarda Büyük Doğu dergisi dergisinde farklı isimler tarafından yayımlanan yakın tarih konulu yazılar Necip Fazıl'ın yazdıklarına katkı sunmuş mudur? Sunduğu söylenebilirse bu konuda ne tür yorumlar yapılabilir, türünden soruların peşinden gidildiğinde kırklı yılların sonundan itibaren sağda solda oluşan birikimin önemli bir arka plan oluşturduğunun görülebileceğini düşünüyorum.

Akarlı, her şeyden evvel oldukça geniş bir bağlamda ele alınabilecek olan II. Abdülhamid'in akademik kalıplara kolaylıkla sığmadığını ifade ediyor. Bunun sebebi olarak da bugün olduğu gibi yetmişli yıllarda da geçerli olan bir dikotomiye; muhafazakârlık versus ilericilik olgularını anıyor. Türkiye'de ilericilik Batıcılıkla; gericilik İslâm'la örtüştürülünce mesele daha da çetrefil bir hal alıyor. Oysa Akarlı'ya göre, Abdülhamid'in yapmış olduğu Batı'nın iyi taraflarını alıp onları kendi kültürüyle harmanlamak. Onun, kendi devrinde böyle bir girişimin gerçekleştirilebileceğini ve başarılı olabileceğini göstermeye çalıştığını düşünüyor. Akarlı ile aynı tarihlerde arşivlere giren ve aynı belgeleri kullanan Stanford Shaw, var olan dikotomiyi yanlış bulmasa da şöyle diyor yaklaşık olarak: "Abdülhamid'e haksızlık etmişiz, onu İslâmcı değil, batıcı saymamız lâzım."

Akarlı'nın iktisat, kurumlar vb konularda yapmış olduğu açıklamaları bir tarafa bırakarak günümüz İslâmcı zihninde önemli bir yeri olan İslâmcı Abdülhamid konusunda söylediklerini aktarmak istiyorum. Abdülhamid'in halife imajını işine geldiği zaman kullandığını fakat tümüyle oraya bel bağlamadığını ifade etmesi ilk elde 'araçsalcılığı' akla getiriyor: "Abdülhamid ve Hilafet konusundaki tartışma henüz bitmedi ama görüşüm hiç değişmedi. Samimi bire Müslüman ama Pan-İslâmcılık Abdülhamid'e ait değildir! Bu söylediklerinden açıkça anlaşılıyor: 'Benim elimde güç olsa yapayım ama kendi Müslümanlarıma yetecek gücüm yok' diyor. Gerçekçi biri. Zaten bir şeyler yapmışsa gerçekçiliği sayesindedir."

Lozan'da Hilafetin kalkmasın temel pazarlık konularından biri olmasına da değinen Akarlı, hilafetin Müslümanların sömürgeciler karşısında bir cephe olarak konumlanmasına katkı sunması üzerinde duruyor: "En olmadık yerlerde İslâmcı direnişlerle karşılaşıyorlar; en sert direnişler de bunlar. Afrika'da Müslümanlıkla alakası olmayan adamlar Hilafet söz konusu olunca İslâmcı hareketin içine giriyor. Gandhi Müslüman olmamasına rağmen 'Ben de Müslümanım" diyor ve şakası da yok! Hilafet hareketini destekliyor.

Yalnız Abdülhamid'in Pan- İslâmistliğinden değil bu direniş. Bütün Müslümanlarda başka türlü bir uyanmanın, ümidin, arayışın ifadesi ve birçok yerde Batı'ya emperyalizme direnişi ifade ediyor. Bu hadiselerin Hilafetle ve Pan-İslâmizmle örüntüsünü ortaya çıkaranlar oryantalistlerdir. Batı, bugün olduğu gibi ürettiği söylem içinde korkuyor İslâmiyet'ten. İlginç olan, bu korkuyu kullanan biri varsa Abdülhamid değil,Mustafa Kemal Paşa'nın başında olduğu Anadolu hareketidir. Anadolu hareketi Hilafete karşılık batı Anadolu'nun pazarlığını yapmıştır. Bunun ilk ipuçları Lord Kinross'tadır."

Müslüman dünyanın Abdülhamid'den çok fazla beklentilerinin olduğunu fakat onun bunları yapabilecek güçte olmadığını söyleyen Akarlı şöyle devam ediyor: "Abdülhamid'in İslâmiyete verdiği önem ve kendisinin samimi bir mümin olması farklı ama birbirini tamamlayan şeyler. Ama bunları otomatik olarak Hilafet politikasına bağlamak ve bu politikayı Pan-İslâmist olarak düşünmek hatalıdır."

ABDÜLHAMİD VE İSLÂMCILAR

Abdülhamid'in devletin daha sağlıklı bir toplumsal temele oturtulması için modern devletin kurumlarını belli bir kimlik etrafında örgütlemeye çalıştığını belirtirken söyledikleri de dikkate değer Akarlı'nın: "Abdülhamid dini kullanmak için muhakkak ki dinin tek bir yorumuyla hareket etmek ihtiyacındadır, bunu da üretken olan dilin içinden İslâmi kavramları kendi düşüncesince kullanarak elde edecektir. Diğer yandan bir siyaset meydanındayız. Abdülhamid iç dayanışmayı ve kendi rejimine sadakat duygularını geliştirmek için İslâmiyet'i kendince uygun bazı vurgularla öne çıkardıkça, onun yönetimine karşı olanlar da yine İslâmi söylem içinde başka vurgular da yine İslâmi söylem içinde başka vurgularla ona karşı çıkmışlardır, çıkabilmişlerdir.

Mesela Mehmed Akif'e bakalım. Kim diyebilir ki Akif dindar değil midir? Ama Abdülhamid'e karşıdır. İşte bu, dinî söylemin zenginliğidir. Kullandığı söylemi bir ucundan alıp ona karşı kullanıyorlar. Şükrü Hanioğlu'nun dediği gibi bürokrat olan İttihatçılar aslında siyasette çok etkin değillerdi ama din adamlarının dâhil olduğu her yerde İttihatçılar etkindi. Şimdi tekrar sormak lazım: Dinî söylem içinde etki alanı yaratan bu insanların karşı olduğu Abdülhamid hani İslâmcıydı?"

Bu çerçevede İsmail Kara'nın Derin Tarih'in 13. sayısında yayımlanan "Abdülhamid'in Hal Fetvası Yahut İslâmcılık ve Ulema Jöntürklüğü" başlıklı yazısı İslâmcıların siyasi görüşleri ile Abdülhamid arasındaki çatışma noktalarına temas etmesi bakımından son derece önemli yorumlar sunuyor. İttihat ve Terakki hareketini rejim değişikliğinden yana büyük bir koalisyon olarak görmek gerektiğini ifade eden Kara, İskilipli Âtıf Efendi'den Said Nursi'ye, Said Halim Paşa'dan Mustafa Sabri Efendi'ye, Elmalılı Hamdi Efendi'den Mehmet Akif'e uzanan isimlerin Abdülhamid yönetimini istibdat olarak gördüklerini ve tenkit ettiklerini ifade ediyor. Süreci özetlediği birkaç madde içinde İslâmcılar ve Abdülhamid konusunun Cumhuriyet devrinde ele alınma biçimlerinin sorunlarına değinen şu iki maddeyi son derece önemli buluyorum: " Sultan Abdülhamşd'in tek parti iktidarı dağılmaya yüz tuttuğu andan itibaren milliyetçi muhafazakâr çevreler tarafından 'ulu hakan', 'evliya padişah' olarak inşa edilmeye çalışılması ayrı ve problemli bir mesele olarak ele alınmalıdır. Buradaki Abdülhamid artık büyük ölçüde sembolik ve tarihdışı bir kurgudur; Cumhuriyet ideolojisinin karşı çıktığı Osmanlı'yı hatta İslâmı temsil etmektedir ve Cumhuriyet'in, Mustafa Kemal Paşa'nın karşısında konumlanmıştır. Siyasî muhalefet biçimi ve bazı fikirleri muhafaza etme tekniği itibariyle enteresan olan bu yeni ameliye İslâmcıların Abdülhamid karşıtlığını tamamen anlaşılmaz, adeta din ve hilafet karşıtı bir hale getirecektir.

İttihatçıların iğvasına kapılarak yahut basiretleri bağlandığı için (!) Sultan Abdülhamid'e karşı çıkan İslâmcıların ve başkalarının sonradan pişman oldukları ve fikir değiştirdikleri yolunda milliyetçi ve muhafazakâr çevrelerde yaygın ve kuvvetli bir kanaat vardır. Bu da bir kurgudan veya karşılığı olmayan safiyane bir temenniden ibarettir. Yukarıda isimleri zikredilen kişiler başta olmak üzere kimsenin 'itiraf-ı zünûb' ederek böyle bir beyanda bulunduğu yoktur."

İslâmiyet üzerinden meşruiyet elde etme politikasının sadece Abülhamid'e ait olmadığını ifade eden Akarlı'nın söyleşi boyunca üzerinde durduğu esas konu Pan-İslâmizm politikalarının Abdülhamid'e indirgenmesinin yanlışlığı. Medreselerin metruk kalması için medreselere tek çivi çaktırmayan Abdülhamid hakkındaki şu yargılar dikkate değer: "İhtiyacımız olan, Abdülhamid'i hem bu çok muhafazakâr, İslâmcı düşünürlerle, hem de yine İslâmcılıkla alakası olmayanlarla aynı anda düşünebilmektir."

Bütün bunlar dikkate alındığında siyasi telakkilerin değiştiği devirlerin tarihsel olay ve kişileri değerlendirme sürecine tesirleri daha iyi anlaşılabilecektir. Belki bugün İslâmcı çevrelerin çoğunluğunun mevcut siyasi önderlikte ittifak etmiş olmasına dair birtakım veriler elde edilebilecektir.

Yorumlar (0)
23
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?