SYRIZA tipi sol koalisyon ve Türkiye

Yunanistan’daki Syriza zaferi epey zamandır gerek gazeteciler gerekse felsefeciler tarafından baş tacı edildi. Gezi Parkı eylemlerinin ardından Türkçeye kazandırılan makale ve kitaplarda da bunu yakından gördük. Bu kitaplar aynı zamanda Türkiye’de Syriza tipi bir sol koalisyon beklentisini dışa vuruyordu

SYRIZA tipi sol koalisyon ve Türkiye

Ali Temiz/ Dünya Bülteni - /Kültür Servisi

Avrupa Birliği ve IMF, kriz zamanlarında toplumu yeniden inşa etme koşullarını sınamak için Yunanistan'ı kobay olarak kullanıldığı herkesin malumu. Bu süreçte çeşitli direnişler bu deneyin nesnesini bir siyasi özne haline getirdi ve böylece seçkinlerin planları altüst olur gibi oldu. Fakat netice değişmedi. Doğduğu yerde demokrasi fikri ve demokrasinin sınırları yeniden tanımlanacak diye beklenen umutlar berhava olmak üzere. Oysa altı yedi ay önce durum böyle değildi.

Syriza zaferi gerek gazeteciler gerekse felsefeciler tarafından “tarihsel bir denk gelişin, halk ile partinin, sokak ile oy pusulasının, toplumsal seferberlik ile genel seçimlerin tesadüfi bir karşılaşmasının örneği” olarak baş tacı edildi. .

Gezi eylemlerinin ardından Türkçeye kazandırılan makale ve kitaplarda da bunu yakından gördük. Yunan felsefeci aynı zamanda (London Üniversitesi Birkbeck İnsan Bilimleri Enstitüsü Müdürü) Costas Douzinas, küresel kriz ve direnme hakkı, neo-liberal biyo-politikalar ve doğrudan demokrasi, entelektüellerin sorumluluğu ve çokluğun şiiri hakkındaki düşüncelerini Krizde Felsefe ve Direniş: Yunanistan ve Avrupa’nın Geleceği adlı kitabında uzun uzadıya anlatıyor. Douzinas, Yunanistan örneğinden yola çıkarak birbiri ardına patlak veren protesto, ayaklanma ve devrimlerin siyaset manzarasını “kökten” değiştirdiğini öne sürüyor. Ona göre, bu yeni siyaset direnme dürtüsünün, insan ruhunun o kalıcı özelliğinin son örneği.

***

Kitabın ilginç yanlarından biri şu: Türkçe Basım için pek çok metin yazılmış. “Türkçe Basım İçin Önsöz”, “Türkçe Basım İçin Giriş: Sol Melankoli ve Syriza’nın Yükselişi” ve “Türkçe Basıma Sonsöz: Bir Direniş Analitiği” başlıklı metinlerin toplam sayfa sayısı 27 sayfa civarında.    Bu sayfalar kitabın Türkiye’ye dahil oluşunun doğrudan siyasî pazarlamayla alakalı olduğunu düşündürüyor. Nitekim yazar kitabın ilk metninde şunları yazmaktan çekinmemiş:

“Peki Türkiye solu Yunanistan’daki gibi bir yol izleyebilir mi? Syriza gibi benimseyebilecekleri bir koalisyonun olması, Yunanlar için bir şanstı. Diğer taraftan İspanya işgallerden bir Podemos çıkardı. Türk solunun onurlu bir mücadele ve fedakârlık tarihi var; bununla beraber, siyasi yenilgi ve teorik başarısızlığı kanıksamış durumdalar. Yenilgi melankolisini ve solu inandırıcı bir ulusal yönetim programı imkânını ortadan kaldıracak kadar çok parti, grup ve fraksiyona ayıran ufak tefek farklar narsisizmini bırakmaları gerekiyor. Taksim ve Gezi, radikal değişimin kurucu unsurları mevcut oldu mu, halkın buna cevap vereceğini gösterdi. Demokratik açığın –demokrasinin fiilen olmamasının– ve doğal ve kültürel müştereklerin hızla özelleştirilmesinin halkta yeterince öfke yarattığını ve bu öfkenin ilerici çıkış yollarına ihtiyacı olduğunu gösterdi. Bu bakımdan sola büyük sorumluluklar düşüyor. İlkeye sarsılmaz bağlılıkla beraber bir araç pragmatizmi meselesi bu. Solun kendini, yönetmeye veya yönlendirmeye çalışmaksızın, mahalleler, semtler, şehirler, kasabalar ve köylerdeki halk inisiyatiflerine hasretmesi gerekiyor. Yerel veya ulusal sorunlara kendiliğinden verilecek bir cevap, başka bir parti önergesinden veya fraksiyonların başka bir kongre mücadelesinden çok daha etkilidir. Sol ayrıca devleti ezen konumundan halkın hizmetkârı haline getirmek için her düzeyde iktidara karşı çıkmayı arzuladığını ve buna hazır olduğunu halka ilan etmelidir. Çeşitli sol grupların ilerici Kürt kuvvetleriyle Syriza tipi bir koalisyona gitmesi iyi bir başlangıç olabilir. Olacak iş değil mi bu? 2009’da Syriza yüzde 9 oy aldığında Yunanistan’daki insanlarda aynen böyle hissediyordu. 2015 seçimlerinde bu oranın yüzde 37’ye yükselmesi gerçekten de rüya gibiydi biraz, ama aynı zamanda ruhun çekinceleriyle beraber iradenin iyimserliğinin de olması gerektiğine iyi bir örnekti. Nihayetinde, girmediğimiz bir mücadeleyi kazanamayız.”

Gerçi sosyal medyaya bakarsak HDP zaferi üzerinden sol ve Kürt milliyetçileri arasında kıran kırana bir mücadele sürüyor ama şunu söylemeden geçmek olmaz. HDP üzerinde oluşan ittifakı daha iyi anlamak için bu tarz metinlerin de gündeme alınması abartılı bir yaklaşım olmasa gerek!

***

İnsan hakları dahil hemen her şeyi Fransız devrimi sırasındaki devrimci potansiyeline döndürme çabasında olan Douzinas nazarında insan direndiği için insandır, nefes aldığı için değil. Halka yeni bir umut ilkesi sunmanın daha da önem kazandığı şeklindeki vurgu Türkçe basım için yazılan girişte de tekrarlanan bir husus. Buna göre Syriza zaferiyle sonuçlanan Yunan seçimleri solun uzun süren yenilgi döneminin sonu olarak selamlanmalıydı. Kitap, piyasaların ve esnek hükümetlerin pürüzsüz ve kesintisiz evrimin, insanlığın geleceği olduğu iddiasını sorgulamanın yanında “direniyorum öyleyse varım” diyen solun dünyanın mevcut durumunu nasıl okuduğunu çeşitli olaylar üzerinden göstermesi açısından da önemli. Yazarın Notabene Yayınlarından çıkan Hukuk, Adalet ve İnsan Hakları: Eleştirel Bir Yaklaşım kitabı da bu çerçevede okunabilir.

Costas Douzinas, Krizde Felsefe ve Direniş: Yunanistan ve Avrupa’nın Geleceği, Çeviri: Tulga Buğra Işık, Metis Yayınları, İstanbul, 2015, 304 s.

Güncelleme Tarihi: 02 Temmuz 2015, 14:41
banner53
YORUM EKLE

banner39