banner15

Tekkeler olmadan camilerimize irfan geri döner mi?

Balkanlara İslamiyetin nasıl gittiği ve kimlerin eli ile yayıldığı gerek resmi gerekse şifahi tarih tarafından artık genel kabul görmüştür ki; bu işi dervişler yapmıştır. Ömer Lütfi Barkan’ın kitap boyutundaki meşhur makalesi “Kolonizatör Türk Dervişleri” sayesinde bu konu bilim dünyasının büyük ilgisini çekmiştir.

Tekkeler olmadan camilerimize irfan geri döner mi?

Mikail Türker Bal

Balkanlara, Osmanlılardan çok önceleri gitmeye başlayan seyyah dervişler; bölge halkları ile kaynaşmış, onların günlük hayatlarının içinde birer aziz gibi yerlerini almışlardır. Kimileri, susuz köylere dağlardan su getirilmesine yardım etmiş, kimileri değirmenler kurmuş, kimi de tarım ve zanaatkârlık öğretmiş. Halkın temel ihtiyaçlarını karşılayarak karınlarının doyurulmasına yardımcı olurken bir yandan da gönüllerini fethederek kendi inançlarını hâl ile onlara empoze etmişlerdir. Bölgede yaşayan değişik milletlerden yerel halkın İslamiyet ile tanışmaları mutasavvıflar eli ile olmuştur. Dolayısı ile geçmişten günümüze bölgenin inanç yapısı incelendiğinde Sufi İslam’a gönülden bağlılık hâlâ devam etmektedir. Osmanlılar bölgeye geldiklerinde özellikle bazı bölgelerde kılıç kullanmaya gerek kalmadan fetihler gerçekleştirdiler. Çünkü bölgenin gönül fethi uzun zamandır dervişler tarafından gerçekleştirilmişti. Dolayısı ile yerel halk yönetimin de Müslüman devlete geçmesini istiyor ve bu konuda her türlü desteği cömertçe gösteriyordu.

Anadolu’nun erenleri Horosan’dan, Balkanların erleri Anadolu’dan

Anadolu’da hemen hemen her köyün bir yatırı, bir türbesi vardır. Büyük çoğunluğu dede, baba gibi isimlendirilen bu yatırların kim olduğu ve nereden geldikleri bilinmez. Ekserisi için “Horosan’dan gelmiş” diye kısa bir bilgi verilir. Anlaşılır ki; Anadolu’nun İslamlaşması için Horosan’dan, gelen erenlerdendir bu zatlar. Balkanlardaki her köy, kasaba ve şehirde de bu erenlerden muhakkak görmek mümkün. İsmi dışında bir bilgi yok ise “Anadolu’dan gelen falanca dede” olarak bir bilgi verilir size. Bunlardan en meşhuru günümüz Bosna’sında adına her yıl muhteşem büyüklükte şenlikler yapılan Ayvaz Dede’dir ki Anadolu’nun bağrından, Manisa-Akhisar’dan gelmiş Akhisar isminin verildiği Doni Vakuf şehrinin Prusac köyünde medfundur.

İrfan medeniyetinden irfansız topluma…

Bütün bu girizgâhtan sonra asıl meselenin zamanı geldi. Dün gece, kamerî aylardan olan ve dinî literatürde üç aylar olarak bilinen, hadislerde de birçok defa övülmüş Recep ayına girerken Regaib gecesini ihya ettik. Son yıllarda sosyal medya kullanımının yaygınlaşması ile kandil gecesi gibi dinî gün ve geceleri kutlamayı sosyal medya üzerinden yapar olduk. Meselenin bir başka yönüne dikkat çekmek istiyorum. Toplumda dinî gün ve gecelere alerjisi olan bir kesim türedi. Sosyal medyada kandil mesajı yazdığınızda illa ki birkaç kişi; “Kandil gecesi de neymiş, böyle bir şey yok” diye itirazda bulunuyor. Tekkelerin kapatılması ile irfan dünyamız beslenemeyince bu tarz irfandan uzak söylemleri duymamızda ciddi bir artış oldu.

Balkanlara bizim medeniyetimiz eli ile giden İslamiyetin tasavvufî boyutunu teşkil eden tekkeler, Balkanlarda günümüzde hâlâ faaliyette. Özellikle; Bosna Hersek, Kosova, Makedonya ve hatta uzun süre komünizm görmüş Arnavutluk’ta bile tekkeler resmiyete kavuştu. Bizde ise tekkelerin kapatılması ile bütün dinî hayatın genel ihtiyaçlarını sadece camiler karşılasın diye bekleniyor. Fakat tekkeler kapatılınca irfanın camiden ve toplumdan nasıl çekildiğini bu günki hâli pür melalimize bakarak görebiliriz.

Bosna Hersek’ten örnek vermek gerekirse; bir camide okunan mevlîd-i şeriften sonra cemaate imam efendi açıktan tevhid sürdürebiliyor ve bunu kimse yadırgamadan o tevhide katılabiliyor. Cemaat derviş olsun olmasın topluca okunan Kelime-i Tevhidin ve Esma’ül Hüsna’dan bazılarının yüksek sesle tekrar edilmesini yadırgamıyor ve bunu normal karşılayarak uyguluyor. Bazı önemli gün ve gecelerde tekkedeki şeyh efendi ve dervişleri bir bakmışsınız ki camiye gelmiş, imam efendiler ile birlikte Kur’an-ı Kerim ve mevlit tilavetinden sonra cemaate zikir yaptırabiliyor. Bunu da kimse yadırgamıyor. Hatta hatta hafızlık törenlerinin başmisafiri ve merasimin ana kumandası şeyh efendiler oluyor. Çünkü Bosna riyasetinin (diyanet) içinde meclis-i meşayih bürosu ayrılmış durumda. Tekkeler diyanete bağlı olarak kendi yönetimlerini oluşturmuş. Dolayısı ile diyanetle barışık ve iş birliği içindeler.

Tekkelerin kapatılmasının ardından 100 yıl geçti

Tekkelerin seddi kanunu üzerinden nerede ise yüz yıl geçti. 90’lı yıllara kadar tekke görmüş âlim ve şeyhler hayatta olduğu için birtakım ciddi baskıların yaşanmasına rağmen tasavvufi çevrelerde ciddi sıkıntılar yaşanmazdı. 90’lı yıllarda Aczmendiler, Ali Kalkancılar ortaya atılıp, zamanın kartel medyası bunu her akşam servis ede ede toplumunun gözünde zikrullahı ve tasavvufu öcü gibi gösterdi. Bu şekilde insanların zihnine empoze edilen tuhaf görüntüler sayesinde camilerde bırakın tevhid sürmeyi, eskiden Cuma geceleri gayet normal olarak yapılan büyük tövbe-istiğfarlar, mevlit merasimleri bile nerede ise yapılmaz oldu.

Bosna Hersek’in İslamlaşmasında önemli katkısı olan, Manisa Akhisarlı Ayvaz Dede adına her yıl yapılan anma töreninde Bosna diyanetinin imamları, tekkelerin şeyhleri ve dervişleri hep beraber; Kur’an-ı Kerim tilaveti, mevlit ve toplu zikirler icra ediyor. Her yıl yurtiçi ve yurtdışından ciddi katılımın olduğu bu törenlerde yapılan ibadetleri kimse yadırgamıyor. Ayrıca her Mayıs ayının ikinci Cuma’sı Mostar yakınlarındaki Blagay Sarı Saltuk Tekkesi’nde Bosna’nın İslamiyet’i kabulü sene-i devriyesi münasebetiyle büyük bir zikir töreni icra ediliyor. Bu törene Mostar Müftüsü, diğer diyanet üyeleri kendi dinî kıyafetleriyle, tekkelerin dervişleri de kendi özel kıyafetleri ile katılıyor. Bir bayram havasında yapılan buluşmada gayet feyizli bir gece icra ediliyor.

Bu gün ülkemizde her türlü inanca ciddi hürriyet var. Fakat irfan hayatımızın okulları olan tekkeler hâlâ gayri resmi. Bu şekilde olduğu için zaman zaman bazı patolojileri duymaya devam ediyoruz. Bizim camilerimize de yeniden irfan geri dönmeli. Diyanetimiz bu konuda çalışmalar yapmalıdır. Hani evde maya bitince komşudan isteriz. Osmanlı Balkan coğrafyasında bizim kültür kodlarımızı muhafaza ettikleri için Boşnak, Arnavut, Türk ve diğer milletlerden insanlara teşekkür borcumuz var. Ancak bu kültür kodlarımızı yeniden ülkemize bir maya getirir gibi getirip kendi sistemimizi kurmanın zamanı çoktan geldi. Aksi halde gelecekte daha ciddi problemler yaşanmak kaçınılmaz.  

Kaynak: Dünya Bizim

YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35