banner39

Terk edilemeyen taşra korkusu ve gericilik

Faruk Duman'ın Adasız Deniz'den sonraki ikinci deneme kitabı Tom Sawyer'ın Kitap Okuduğu Kulübe, yazarlar, kitaplar, güncel edebî tartışmalar arasında gezinen yazılardan oluşuyor. Fakat yazarın dil devrimi üzerinden kurduğu cümleler başta olmak üzere kitabının arka kapağına yansıyan dünya solun gericilik retoriğini kuvvetlendirmeye dönük.

Kültür Sanat 16.12.2015, 12:13 16.12.2015, 12:13
Terk edilemeyen taşra korkusu ve gericilik

Ali Temiz | Dünya Bülteni/ Kültür Servisi

Türkiye’de edebiyatçıların din meselesindeki düşünceleri anlamanın yollarından biri dil konusundaki düşüncelerini bilmekten geçer. Bu sadece günümüzün bir soru değildir. Öteden beri özellikle düşünce ve deneme türü eserlerinde bu konu sürekli olarak irdelenir. Solda konumlanan yazarlar özellikle aydın konumuna talip olduklarında bir türlü gericilikten yakınmayı bırakamaz. Dilimizin dil devrimi karşısındaki gericilerce zayıflatıldığını düşünürler. Siyasi alanın tartışılan kavramlarından yeni Osmanlıcılık söylentisi dil alanına da dâhil edilir.

Faruk Duman'ın Adasız Deniz'den sonraki ikinci deneme kitabı Tom Sawyer'ın Kitap Okuduğu Kulübe, yazarlar, kitaplar, güncel edebî tartışmalar arasında gezinen yazılardan oluşuyor. Taşrayı ve kasabayı aşağılamanın Hürriyet gazetesi söyleşileri kanalıyla sürdürüldüğü zamanlarda okunacak denemeler de var kitapta.

“TAŞRA KORKUSU”

Ülkenin günden güne “kasaba politikacılarının” eline teslim edildiğini “höyküren” yazarlara bakınca adil yanlarını göz ardı edemeyiz Faruk Duman’ın. Taşra bahsinde yazıklarında bunlar dikkatimi çekti. Birkaç satırı birlikte okuyalım:

“Taşradan korkarız. Taşrayı aşağılarız; taşra kalabalığını tek bir kişi gibi görürüz. Doğal olarak insanı inkâr etmiş oluruz. Büyük kentlerden sonrasını –aslında İstanbul’dan sonrasını– durağan, yekpare ve can sıkıcı buluruz. Çok çok incelenecek bir imaj yaratırız ondan.” (s.132)

Faruk Duman devamında Yakup Kadri’nin Yaban’ını ve Yusuf Atılgan romanlarını hatırlatıyor. Bu romanlardan çıkarılması gereken “ders” bahsinde şunları ifade ediyor:

“Sorun insanı anlamak, anlatmaksa eğer, aydınımız her baktığı küçük kasabada bir kasvet görmeyi bırakmalıdır. Acımamalıdır kasabaya. Kasabadan korkmamalıdır. Orada durmakla bir köy, bir kasaba aydınımızı gelip kendi içinde yaşamaya zorlamaz. Bu nedenle aydın, içinde yaşamaktan korktuğu insanlara acımayı bıraksın. Trajikomik bir durumdur bu. Her küçük kent otelinde bir Zebercet görmeyi bıraksın. Her baktığı yüzde bir tutunamayan görmeyi de bıraksın. Sonunda bütün bunları bırakmakla kendi kendini tekrar etmeyi de bırakmış olmayacak mı? Kendisinin gerçekte ne olduğunu da anlamış olmayacak mı?” (s.132-133)

ALLAH ADINA SÖZ ALAN “GERİCİLER

Fakat yazarın dil devrimi üzerinden kurduğu cümleler başta olmak üzere kitabının arka kapağına yansıyan dünya solun gericilik retoriğini kuvvetlendirmeye dönük. Kitabın arka kapak yazısı da iktidar tartışmalarının terazisinin kaçırıldığına delalet ediyor. Şöyle arka kapak yazısı yahut bildirisi:

"Allah adına söz alan vaizlerin, halka nasıl yaşanacağını öğretmeye kalkışmaları yeni bir şey değil. Hasta kişilerin 'iktidar' olmak için deneyecekleri yollar sınırlı çünkü. Bunun sonucu da büyük acılarla ödenen büyük bedeller olmuş hep. Yine de, insanın yapıcı deneyimi, Zweig gibi yazarlar eliyle aktarılıyor elbette. Diyor ki Zweig: 'Bir halkın, diktatörlüğün sağladığı sıkı disiplin ve artan ortak vurucu güç gibi geçici avantajların bedelinin daima bireyin kişisel haklarıyla ödendiğinin ve her yeni kanunun, kaçınılmaz olarak eski bir özgürlüğe mal olduğunun ayırdına varması çoğunlukla biraz zaman alır." (s.144)

Yukarıdaki satırlar “Zorbanın Sonu” başlıklı denemeden. Hemen onun karşısında “Dil Devrimi” başlığını taşıyan bir başka denemesi var Faruk Duman’ın. Niyazi Berkes okumalarına dayalı olarak kurulan yazı kitabın arka kapağının şerhi gibi. Şu cümlelere bakalım:

“ Dil Devrimimizle ilgili olarak, bilindiği gibi, asıl büyük tepki iki dalga halinde gelmiştir. İlki, devrimin hemen ertesinde, ikincisi de AKP gericiliği zamanında. Ancak, bu iki dalga arasında önemli farklar vardı.”

Bu farkları izah etmek için kurduğu “tomruk” gibi paragrafın ardından esas meseleye geliyor Faruk Duman:

“ Dil Devrimi’nin karşısına çıkan ilk dalga, dil sorununa odaklı değildi, sorunun ideolojik olmasa da yaşamı, yaşam tasarımını bir bütün olarak ilgilendirdiğini gericiler görüyordu. Konu dilden çok eski-yeni yaşam konusuydu.

İkinci dalgaysa hiç beklemediğimiz yerden geldi; liberaller, Mustafa Kemal’in dili bir gecede değiştirdiğini iddia edecek kadar ileri gittiler. Kuşkusuz, bunun da salt dil odaklı bir karşı çıkış olmadığını artık görmemiz gerekiyor?” (s.146-147)

Memet Fuat Deneme Ödülü de dâhil olmak üzere bol ödüllü bir edebiyatçı olan Faruk Duman’ın bu yazısı Osmanlı modernleşmesini II. Mahmud ve II. Abdülhamid kutuplaşması üzerinden okuyan yorumculara da hak verdirtiyor okuru. Lakin hâlâ gericilik retoriğinin orta ölçekli bir deneme kitabında yer bulabiliyor olması bu konuda pek mesafe alınamadığını gösteriyor. Herhalde yazarımız çocukluk yıllarında arkadaşlarıyla birlikte mahallenin ortasında bağdaş kurup birbirlerine korku hikâyeleri anlatarak geçirdikleri günleri hatırlayarak yazmış bu yazısını. Korku ama aynı zamanda saldırı ihtiyacını gidermiş.

Sorun dil tartışmalarıysa eğer, aydınlaşan denme yazarımız Osmanlıca vurgusu yapan her metne bakarken “bir kasvet görmeyi bırakmalıdır.” Belki o zaman Trajik Başarı kitabına bakmayı da aklına getirebilir.

Faruk Duman, Tom Sawyer'ın Kitap Okuduğu Kulübe, Can Yayınları, 2015, 160 sayfa.

banner53
Yorumlar (0)
22
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?