banner39

Tophane'de 'Noktadan Renklere Yolculuk'

Tophane Kumbaracı-4 Türk-İslâm eserleri Sanat Galerisi’nde açılan hat ve tezhip sergisinde eserleri bulunan sanatkarlarla konuştuk

Kültür Sanat 18.05.2014, 17:33 18.05.2014, 17:47
Tophane'de 'Noktadan Renklere Yolculuk'

İbrahim Ethem Gören/ Dünya Bülteni - Kültür Servisi

Noktadan Renklere Yolculuk hat ve tezhip sergisi 17 Mayıs Cumartesi günü Tophane Kumbaracı-4 Türk-İslâm eserleri Sanat Galerisi’nde açıldı.

Noktadan Renklere Yolculuk Sergisini organizasyonun ev sahibi Hattat-Müzehhip Muhammet Mağ ile birlikte gezdik, Muhammed Hoca eserleri hakkında bilgiler verdi.

Mağ, “Ne kadar zamandır bu sergi için hazırlanıyorsunuz?” soruma “7 yıldır” cevabını verdi, etkinlikte eserleri yer alan talebeleriyle yedi yıldır birlikte çalıştıklarını kast ederek...

32 eserin yer aydığı Noktadan Renklere Yolculuk sergisinde Muhammed Mah Hoca’ya Elif Birkan, Merve Aydoğan Olgun, Hilal Güçlü, Semra Şahsuvaroğlu, Yavuz Albayrak, Firdevs Yağcı, Elif Özkan İslamoğlu, Esra Özkan Kaya, Yasemin Özçelik Kadıoğlu, Elif Güleroğlu Canbay, Kübra Zencer, Mürüvvet Avcı Bilgin, Neslihan Duran, Şükran Kaygusuz ve Hacer Bingöl’ün çalışmaları eşlik ediyor.

Sergi açılışında sanatkâr dostlarımızla görüşme imkânı bulduk. Sergilerin böylesi güzel bir yanı da var... Hattat Mahmut Şahin sergiye dört çocuğuyla birlikte gelmiş. Gazeteci-yazar refikimiz Hüseyin Emiroğlu ve Hattat Mustafa Cemil Efe ile selamlaştık, hattat Muhammed Hobe ile mülakat için sözleştik. Çini üstadı Ayşe Özkan’la içinden çini geçen bir kurgu hikâyenin yol haritasını çizdik, Savaş Çevik Hoca ile ve Hattat Ahmet Kutluhan’la hasbıhal etik, Hasan Çelebi Hoca’nın elini öptük. Sergiye birbirinden âlâ eserleriyle Ankara’dan katılan müzehhibe Hilal Güçlü ve Merve Aydoğan ile eserleri özelinde konuştuk… Ebrucu Uğur Taşatan ile de klasik ebru ve hezarfenlik mefhumu üzerine mütalaalarda bunduk. Bu hususta Hocası Ebrucu Alparslan Babaoğlu’nun tesbitleri üzerinde durduk… Ankara Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak ile tanıştık. Başkan Ak sergi açılışı için Ankara’dan gelmiş.

NOKTA MERKEZDİR

Hattat-Müzehhip Muhammed Mağ’a serginin ismini, noktayı, renkleri sordum.

Nokta sizin için ne ifade ediyor?

Nokta insanı ifade eder; insanı ve hat sanatını… Nokta, Kur’an-ı Kerim’dir. Nokta, merkezdir. Beytullah’tır, Kâbe-i Muazzama’dır. Herkes merkeze, Beytullah’a hizmet eder, yahut etmelidir. Medeniyettir nokta…

Peki renk sizin için ne manaya geliyor?

Renk insanın hayatındaki hareketleridir, yaşam şeklidir.

RENKLERDE KENDİMİ ARIYORUM

Noktada ve renkte ne arıyorsunuz?

Çok zor soru bu İbrahim Ethem Bey! Noktada ve renkte kendimi arıyorum, kendimi; hayatın anlamını, mana ve hikmetlerini… Renk, noktaya hizmet eder, nokta renge kucak açar. Renk ve nokta el-ele tutunarak hep birlikte Kelâm-ı İlahi’ye hizmet eder.

Sergide nasıl bir mesaj vermek istiyorsunuz? Mesajı nedir bu günün?

Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u fethetmesinde Tophane’nin ve sergimizi açtığımız Kumbaracı Yokuşu’nun yeri çok mühimdir. Çünkü II. Mehmet gemileri bu yokuştan, Kumbaracı Yokuşu’ndan yukarılara doğru çıkarmış, ol vakte kadar taktik savaşı olan harbe strateji boyutunu da eklemiştir.

MASONLAR ÖNÜMÜZÜ KESMESİN

Fatih, Bizans’la mücadele ediyordu, siz kiminle mücadele ediyorsunuz?

Masonlarla... Masonlar önümüzü kesmesin İbrahim Bey. Siz de yazılarınızda zaman zaman bahsediyorsunuz. Sanatta yozlaşma ve tekelleşme var. Birileri birilerine yol veriyor. Yol alanlar ve yol verenler bir müddet sonra sizin yolunuzun tam ortasına oturarak önünüzü kesiyor, menzilinize perde oluyor.

Anadolu sanatkârları görmezden gelinerek elit bir sanat piyasası oluşturulmaya çalışılıyor. Herkesin bir hesabı var, herkes hesap ve plan yapar, oyun kurgular… Ama unuttukları bir şey var. Her şeyin mutlak sahibi Allah’tır. Allah’ın da planı var, oyunları bozar, Allah’ında bir hesabı vard, çünkü O’nun hesap ve planı hükümdür. O ne dilerse o olacaktır.

17 Haziran Salı gününe kadar yüreğinde sanat ve estetik güzelliklere açık koridorlar bulunan sanat sevdalılarını Tophane’de bekleyecek olan serginin küratörlüğünü Bekir Mete üstleniş. Sergi özelinde Muhammed Mağ Hoca’nın Ankara, Bursa ve Adıyaman’daki talebeleriyle hasbıhal ettik. Burada öznesinde tezhip sanatı olan görüşlerine vâkıf olacağınız sanatkârlar Ekim 2014 ayında Muhammed Hoca’dan icazetnamelerini alacak. Sergiye dair kanaatimiz şöyle: “Kâbili irşad olan üstat olur üstattan.”

DUAM ODUR Kİ BİR TEZHİP ESERİM GÖNÜLLERİ İSLÂM’A ISINDIRSIN

Elif Birkan-Tezhip Sanatkârı-Bursa

Tezhip sanatıyla nasıl tanıştınız?

Sanatla tanışmam lise son sınıfta Resim hocam Sinan Güreş'in beni Güzel Sanatlar Fakültesi için yetenek sınavlarına hazırlaması ile oldu. Fakat başörtüsü yasağı sebebiyle üniversite sınavına giremedim. Kendimi yetiştirmek için çeşitli kurslara giderken, bir arkadaşımın tavsiyesi ile derinliğini ve zorluğunu bilmeden, 6 ay gibi kısa bir sürede öğrenebileceğimi zannederek tezhib kursuna başladım.

Ailemin de maddi manevi destekleri sayesinde 2003 yılından beri tezhip çalışıyorum. 2007 yılında da Hattat Mahmut Şahin'den sülüs meşk etmeye başladım. 4 yıl çalıştım ancak devam etmek nasib olmadı. İlk tezhibimi yapmak için, dedemle beraber yazı istemeye gittiğim Ali Hüsrevoğlu’nun “Hem hat, hem tezhipte başarı zordur. Tezhip çalış, ama marka olacak kadar başarılı ol.” tavsiyesi de benim için yönlendirici olmuştur. Bir hattı elime alıp, ona en güzel tasarımı düşünmek, hangi renklerin uyacağını bulmaya çalışmak, hiç bıktırmayan çok güzel bir uğraş bence...

Tezhip sanatında neyi arıyorsunuz?

Açıkçası tezhibe bir şey arayarak başlamamıştım. Ama hayatıma bakış açıma çok olumlu etkisi oldu. Benim ruhumdaki ve karakterimdeki arızaları fark etmeme sebep oldu. Bir eseri kimi zaman hattat, kimi zaman ebrucu ile ortaklaşa çalışarak üretmeninde bir olgunluk olmadan yapılamayacağını düşünüyorum. İlim sahibi olmak da, ancak nefsimize yabancılaşarak mümkün olacak. Gerçek aşkı bir kez tadanın, susuzluğunun artması gibi İslâm sanatlarıyla bir ucundan tanışan ve çalışan insanda da asla bitmeyen bir eser üretme isteği başlıyor. Aklımda hep yeni tasarımlar, desenler çizmek oluyor. Ayrıca tezhip çalışmaya başlayınca, tarihe, edebiyata, tasavvufa, diğer İslam sanatlarına, müziğimize ve bizim olan her şeye ilgim, öğrenme isteğim arttı. Hatta cahilliğimi daha çok fark ettim. Siyasal tarihimizin, bir tezhip eserini nasıl etkilemiş olduğunu görmek, aslında kültür ve sanatın üstünlüğün belirtisi olduğunu çok net gösteriyor. Geçmişte bağımız kopartılarak uzaklaştırılmaya çalışıldığımız İslâm toplumlarıyla bizi birleştiren ve kopmadığımızın göstergesinin de İslâm sanatları olduğunu düşünüyorum. Nasıl sosyal sorunlarımızın çaresi bir tek İslâm’da ise ruhsal problemlerimizin, depresyonlarımızın ilacı da bence bir İslâm sanatıyla veya musikiyle meşgul olmakta yatmaktadır.  Benim bir duamda, tezhiplediğim bir hattın, bir yabancının, İslâm sanatlarına ilgi duymasına ve nihayetinde İslâm’la şereflenmesine vesile olmaktır.  Dua ve niyazım odur ki biz tezhip eserim gönülleri İslâm’a ısındırsın.

Hocanız Muhammed Mağ’ın bu arayışa katkısı ne oldu?

Hocamız ile tanışmamız benim de üyesi olduğum, Bab-ı Nun Gelenekli Sanatlar  ve Kültür Derneğimizin Başkanı Hattat Mahmut Şahin sayesinde oldu. Hocamız Muhammed Mağ bu işe daha profesyonel bakmamı, ne kadar nadide bir işle meşgul olduğumuzu fark etmemi sağladı. Bu güzel sanatın sadece taklitçisi olarak bir parçası değil, yeni tasarımlar yaparak, öğrenciler yetiştirerek İslâm sanatlarına ve dolayısıyla da İslâm’a hizmet etmenin daha güzel ve değerli olduğunu öğrendim. Tabii ki, bu sanatın tüm inceliklerini bilerek... En önemlisi de tezhibin sadece hüsn-i hattı süslemek demek olmadığını, vakti geldiğinde, bilgi ve tecrübelerin talep edene aktarmak olduğunu öğrendim.

Fatih Sultan Mehmed’in “Bir adam yetişecekse, bin külfete razıyım.” sözünü unutmayarak    -haddim olmayarak- öğrenciler yetiştirmek, İslâm sanatlarını sevdirmek, öğrencilerimin hayatına bir renk katmak istiyorum.

Kasım ayında icazet alacaksınız, Sizce icazet neyi ifade ediyor?

Eğer icazet almak nasib olursa, inşallah beni daha fazla şımartmasın, “oldum” zannettirmesin. Öğrencilik hiç bitmez… İcazet almak beni çok mutlu edecek olsa da sadece atlamamız gereken bir basamak, bir izin, diploma... Diplomasını alan insan ne yaparsa ben de onu yapar; çalışmaya, öğrenmeye devam eder, inşallah hakkını veririm. Hasan Çelebi Hocamızın “Benim eserlerim duvarlardaki, camilerdeki yazılar değildir, onlar yok olur. Asıl eserlerim yetiştirdiğim öğrencilerimdir” sözünü de unutmayacağım.

HAT VE TEZHİP İKİZ KARDEŞ GİBİDİR

Hilal Güçlü-Tezhip Sanatkârı-Ankara

Tezhip sanatına nasıl başladınız? Kaç yıldır bu sanatla ilgileniyorsunuz?

Türk-İslâm sanatları bir bütünlük içinde ele alındığında hat ve tezhip ikiz kardeş gibidir. Üstatlar hat sanatını “Cismani aletlerle icra edilen ruha ait bir hendesedir” diye tarif etmişlerdir. İşte tezhip de ruhun güzelliklerinin tezahürü olan hat eserlerini, âdete güzel bir elbise ile tezyin etme sanatına verilen isimdir.

Bu kadar etkileyici perspektife sahip olan tezhip sanatına ilgim ve uğraşım Sivas’ta başladı. İki bin üç yılından beri de artarak devam eden sanat çalışmalarıma, halen Ankara Altındağ Belediyesi ait Hamamönü Sanat Sokağı’nda bulunan atölyemde devam etmekle birlikte Keçiören Belediyesi Estergon Kalesi Türk-İslâm Sanatları Merkezi’nde Sayın Muhammet MAĞ Hocam’la usta-çırak geleneğini yaşatarak aldığım derslerle devam etmekteyim.

Ankara’da atölyeniz olduğunu belirttiniz, Ankaralı sanatseverler tezhip sanatını ne kadar tanıyor? Yaptığınız çalışmalar rağbet görüyor mu?

Sanat, hayatımızın her alanına nüfuz edecek bir güce sahiptir ve aslında her nefes alış verişimizde bir sanatı icra etmiş bulunmaktayız diyebiliriz. Önemli olan bunun farkında olabilmek ve bu farkındalığı genişletebilmek için uğraş vermektir. Tezhip sanatı da bu gerçeğin içindedir.

Son yıllarda yerel yönetimlerin Türk-İslâm sanatlarına gösterdiği ilgi çerçevesinde, tezhip sanatı da toplum nezdinde hak ettiği yeri almaya başlamıştır. Emek yoğun bir sanat olan tezhip, göze hoş gelmekle birlikte öğrenilmesi uzun süreç isteyen bir sanat dalıdır. Tabii ki güzel olan her şeye rağbet olunan bir dünyada, Ankara’mız özelinde de tezhip öğrenimine rağbet vardır.  

Ankara’daki devlet erkânı öz sanatlarımıza ilgi gösteriyor mu? Başkente gelen pek çok devlet adamına hükümet temsilcilerine, Türkiye ve bir adım öte medeniyetimizin hatırası sadedinden hat, tezhip, ebru, minyatür, katı vs. sanat eserleri hediye edilebilir. Bu konuda sanatkârlara ve devlet adamlarına sizce ne gibi ödevler düşüyor?

“Marifet iltifata tabidir”, demiş büyüklerimiz. Burada sanatkâr iltifat edilmesi gereken şahsiyet konumundadır. Bu tarihimizde de böyle olmuştur. Hat-tezhip gibi sanatlar hayatımızın her alanda tüm toplumu kuşatmasına rağmen “saray sanatı” olarak görülmüştür. Bu gerçek devlet büyüklerinin sanata ve sanatçıya gösterdiği incelikle hayat bulmuştur. Zaten bu anlayışla milletler kültürlerini medeniyete dönüştürebilmektedir. Dünyada kültürünü medeniyete dönüştüren sayılı milletler vardır. Bu milletlerden biri de Türk milletidir. Sorunuza bu çerçeveden bakıldığında en önemli sorumluluk Devlet adamlarına düşmektedir. Tabii ki sanatkârlarımız da yaptıkları etkinliklerle seslerini daha etkili bir mahiyette duyurmaya gayret etmelidir. Şu an istenilen seviyede tam olmasa da Ankara’mıza gelen dış konukların beğenisine, sanatsal faaliyetlerin yapıldığı mekânlarımız sunulmaktadır.

ÖZ SANATLARIMIZA İLGİ DUYANLAR SABIR VE GAYRET KAVRAMLARINI İÇSELEŞTİRMELİDİR

Siz de talebe yetiştiriyor musunuz? Tezhip sanatına ilgi duyanlara nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Atölyemde yetiştirdiğim talebelerim var. Bu sanata ilgi duyanların sabır ve gayret kavramlarını içselleştirmesi ve mütevazılığı elden bırakmamayı bilmesi gerekmektedir. Sanatımızın özünde bu ahlaki hakikatlerin yattığına inanmaktayım. Çünkü talebe yetiştirecek bir düzeye gelinse dahi öğrenme sürece devam etmektedir ve “İlimlerin en üstünü ilim rütbesidir” en ilim sahibi de Cenab-ı Hakk’tır.

Son sözlerim olarak Dünya Bülteni olarak bu duygularımızı ifade etme imkânını bizlere sunduğunuz için teşekkürü bir borç biliyorum.

ÖZ SANATLARMIZIN İÇİNDE DERİN BİR KÜLTÜR, ENGİN BİR TARİH BİRİKİMİ VAR

Merve Aydoğan-Tezhip Sanatkârı-Ankara

Merve Hanım geleneksel sanatlarla irtibatınız nasıl başladı? Geleneksel sanatlarla irtibatım  Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin ve Halk Eğitim Kursları'nın açmış olduğu tezhip kurslarına katılarak başladı. Bu başlangıç bana yeterli gelmedi. Akabinde bu sanatlara olan ilgim ve merakım daha da arttı. Araştırmalarımı bu konu üzerinde yoğunlaştırdım.

Uzun uğraşlar sonucu benim isteğimin bu olduğunu ve Allah'ın kelâmının tezahürü olan hat sanatı eserlerini süslemenin paha biçilemez olduğunu gördüm. Tezhibin beni farklı bir huzur ve mutluluk içersine soktuğunu, sabır ve tahammül sınırımın artığını, bakış açımın değişmesine fayda sağladığını hissettim.  Öğrendiğim şuydu ki; bilgi birikiminin yanında, bu sanatların adâbına uygun bir hoca bulabilmekti. Zaman içerisinde Ankara ve İstanbul kökenli çeşitli  sanatkârların talebeliğinde bulundum. Ardından, Ankara Suluhan'da ders veren Çini Sanatçısı Ayşe Özkan Hocam ile tanıştım ve talebeliğine kabul edildim. Kendisiyle 1,5 yıl çini çalıştım. Bu arada hocam Muhammet Mağ ile de tanışmış oldum. Bu işleri yapmamda bana büyük katkısı olan Muhammed Hocam’la  birlikte 'gelenekli sanatları' icra etmeye başladım. Bir yıl boyunca düzenli olarak Muhammet Mağ Hocamın Üsküdar'daki atölyesine giderek ders aldım. Halen eğitimime Ankara Suluhan'da  ve Keçiören Estergon Kalesi Türk Kültür Merkezi’nde devam etmekteyim…

Ankara’da öz sanatlarımıza yönelik ne tür çalışmalar yapılıyor?

Ankara'da öz sanatlarımıza rağbet artarak devam ediyor. Açılan sergiler, yapılan söyleşiler, etkinlikler bu rağbeti arttırıyor. Bir de Ankara'da belediyelerin katkısı bu bağlamda çok büyük. İsteğe bağlı olarak birçok alanda kurslar açılıyor. Tabii bu kurslar  gelenekli sanatlar için yeterli bir eğitim sürecine sahip değil. Öz sanatlarımızın boş zamanları değerlendirmek için bir meşgale veya reklam aracı olarak görülmesi kanımca doğru değil. Kurslarda alınan sertifikalar sadece belli bir süreyle bağlı çalışmalar kapsamında veriliyor. Süreye bağlı kalınmadan, alanında usta hocalardan alınan eğitim süreciyle gelenekli sanatlarımız yapılmalıdır. Çünkü bu sanatlar bünyesinde çok geniş bir tarih ve kültür barındırıyor.

Keçiören Belediyesi kurslarından bahsettiniz… Burada ne tür hizmetler veriliyor? Siz burada neler yapıyorsunuz?

Keçiören Belediyesi Estergon Kalesi Türk İslâm Sanatları Atölyelerinde Hüsn-ü Hat, Tezhip, Çini, Ebru sanatlarında dersler  verilmektedir. Bu atölyelerin bütün belediye kurslarından farkı, profesyonel bir eğitim vermesidir. Estergon Kalesi Muhammet Mağ Hat-Tezhip Atölyesi unutulan ve unutulmaya yüz tutmuş Türk İslâm sanatlarını nesillerden nesillere aktarmayı hedeflemektedir. Atölyemizde profesyonel anlamda, geleneksel sanatların tarihsel süreci, gelişimi, sanat estetiği vs. hakkında dersler almaktayız. Geleneksel sanatlarımızın dönemlerine göre çalışmalarımızı devam ettirmekteyiz. Ayrıca desen tasarımlarımızda klasiği bozmadan farklı arayışlar içerisindeyiz. Bir medeniyetin bize bırakmış olduğu mirasın hem farkında hem de sorumluluğumuzun bilincinde sanatımızı icra etmekteyiz. Burada Hocamın asistanlık hizmetini yerine getiriyorum.

Muhammed Mağ Hocanın asistanlığını yaptığınızı söylediniz… Gelenekli sanatlarda hoca-talebe, hoca-asistan münasebeti çok mühim. Çok zaman birlikte vakit geçirmek sanatın adabı ve erkânı açısından da mühim. Bu bağlamda Muhammed Hoca’dan neler öğrendiniz?

Türk İslâm sanatlarının kültürümüze kazandırdığı değerlerden biri de hoca-talebe arasındaki ilişkiye verdiği şekildir. Ben de talebe olarak çalışmalarımı hocamın kazandırdığı disiplin çerçevesinde saygıda kusur etmeden, edebiyle yürütmeye çalışıyorum.

Hocamdan gördüğüm en önemli şey edebin ilimden önce geldiğidir. Gelebilecek herhangi olumsuz tepki ve eleştiriler karşısında olumlu davranış ve ahlaki tavırlar sergilemektir sanatkârın edebi... Bu olumlu davranışları aynı şekilde icra etmeye çalışıyorum ki çalışmalarıma, eserlerime de yansıtabileyim. Hocamdan çoğu kez duyduğum bir söz vardır: “Teslim ol, mutlu ol.” Ben de bu bağlamda teslim olur, sabreder, azmeder, araştırır, öğrenirim… Rabbim bizleri hakkı ile, bıkmadan usanmadan her türlü zorluğa rağmen bilgi ve deneyimlerini bizlerle paylaşan hocalarımıza layık talebeler olabilmeyi nasip etsin...

GAYRET BİZDEN; TEVFÎK ALLAH’TAN…

Neslihan Duran-Tezhip Sanatkârı-Bursa

Tezhip sanatı sizin için ne ifade ediyor?

Çoğu tezhip sanatkârının da içinde barındırdığını düşündüğüm bir haslet olmakla beraber tezhip benim için; O'ndan sadır olan güzellikleri kendi iç dünyanda harmanlayarak ifade edebilmene kapı aralayabilen nadide bir sanat dalı. Bir yazı önüne geldiği vakit zuhurâta tabi olarak ona yakışacağını ümid ettiğin bir kıyafet giydirmek ve o an için gönlün ne söylüyorsa onu yapabilmek tarifsiz bir duygu.

Gelenekli Türk İslâm sanatlarının hepsi, size “değer” üretmeniz için fırsatlar veriyor ve bu manada bir silsilenin parçası olmaktan mutluyum. Sonradan meslek edindiğim bir alan olmasına rağmen en başında üniversite eğitimimi de bu alanda yapmış olmayı isterdim. Bu açığımı kapatmaya ve kitabi anlamda da dönemleri ve eserleri incelemeye ve okumaya gayret ediyorum.

Bursa’daki geleneksel sanatlar ortamına dair neler söylemek istersiniz? Ders verilen merkezler neler?

2003 yılından beri Bursa'daki gelenekli Sanatlar camicasının içindeyim. Ne var ki Bursa en büyük kazanımı; Hattat Mahmut Şahin Hocamızın her hafta sonu İstanbul'dan gelerek ders vermeye başlamasıyla elde etmiştir. Akabinde Mahmut Şahin hocamızın vesilesiyle Ebrucu Önder Cankurtaran ve Müzehhip-Hattat Muhammed Mağ Hocalarımızın da dersler vermeye başlamasıyla bereketli bir ortam oluştu Bursa’da. Hâlen yetiştirdikleri ve yerlerine bıraktıkları talebeleri hocalarının gözetiminde dersler vermeye devam etmekteler.

Benim de kurucuları arısında olduğum ve yönetim kurulu üyesi olduğum “Bâb-ı Nûn Geleneksel Sanatlar ve Kültür Derneği” başta olmak üzere, Büyükşehir Belediyesi’nin ve ilçe Belediyelerinin açmış oldu meslek edindirme kursları ve özel atölyelerde çeşitli dersler verilmektedir.

Şabaniye Dergâhı dediniz... Şabaniye’de neler yapıyorsunuz?

Halk arasında Şabaniye Dergâhı olarak bilinse de bu mekân, Hacı Mehmed Şevkî Efendi tarafından kurulan ve Halvetiye tarikatının Kastamonulu Şeyh Şaban-ı Veli’ye nispet edilen koluna aittir. Bundan hareketle Tarihçi Hasan Basri Öcalan Hocamız Dergâhın “Hacı Mehmed Şevki Efendi Dergâhı” olarak anılması konusunda bize hassasiyetlerini bildirmişlerdi. Şimdilerde Vakıflar Bursa Bölge Müdürlüğüne ait olan ve Bursa Büyükşehir Belediyesi ile proje ortaklığımız çerçevesinde gelenekli sanatlarımızı yaşatmak ve öğretmek adına kullanımımıza verilmiş bulunmakta.

Muhammed Hoca’yla ne zaman tanıştınız? Kendisinden ne öğrendiniz?

Muhammed Mağ hocamla 2008 yılında Tarihi Irgandı Köprüsü üzerinde bulunan küçük atölyemizde Mahmut Şahin Hocamızın bize ders vermek üzere davet etmesi vesilesiyle tanıştım. İki yıl kadar süren kesintisiz eğitimimiz sonrasında derslerimiz aralıklı olarak devam etti ve bugüne kadar geldik. Daha önceleri de Müzehhibe Serap Bostancı Tuluk Hanımefendiden 1 yıl kadar ders alma imkânım olmuştu. O temelin üzerine eksikliklerimizi belirleyerek gidermeye, biçim, form ve renkler üzerine çalışmaya devam ettik. Bugün bile hemen hemen her eserimde ikilemde kaldığım yerlerde desteğine ve görüşlerine başvuruyorum.

Muhammed Hocamın hemen hemen her öğrencisine aşılamaya gayret ettiği “geleneği geleceğe taşıma” ve Anadolu'yu tezhip sanatıyla tanıştırma misyonun bir parçası olmak bizler için çok anlamlı.

Şabaniye’de sanat ve estetikle geçen bir Cumartesi gününü özetler misiniz?

Derneğimizde Cumartesi günleri oldukça yoğun geçiyor. Hat, ebru, klasik kemençe ve sair musıki meşklerimizi Cumartesi günleri yapıyoruz.

Şabaniye’de mutad olarak saat 11:00 gibi başlayan gün, eş zamanlı ve aralıklı olarak verilen derslerle akşam 21:00'e kadar devam ediyor. Kısaca mekanımızdaki birçok atölyemizin en aktif olduğu gün Cumartesi günü sayılabilir. Bu faklı alanlarda ders alan öğrencilerimizin de birbirini tanımasına ve ileride ortak projeler geliştirmesine vesile oluyor. “Gayret bizden, tevfîk Allah'tan...”

SANAT EDEPLE ANLAM KAZANIR

Yavuz Albayrak-Tezhip Sanatkârı-Adıyaman

Sizi tanıyabilir miyiz? Adıyaman’dan İstanbul’a geliş serüveninize değinir misiniz?

Adıyaman’ın Çelikhan ilçesinde doğmuşum. Lise yıllarına kadar burada eğitimimi tamamladım. 

Bilindiği üzere Adıyaman denince akla ilk gelen mevsimlik işçilerdir. Bu tür bir anlayıştan ve

Adıyaman insanının böyle bilinmesinden duyduğum rahatsızlıktan ve insanlarımızı

bu tür bir anlayıştan koparmak adına Adıyaman’dan sergiye katılmaya karar verdim.

Bunu az da olsa becere bilirsem çok mutlu olacağım...

 

Tezhip sanatıyla nasıl hemhal oldunuz?

2002 yılında Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne girmeye hak kazandım.

2006 yılında mezun oldum. Tezhiple irtibatım okulda başladı. 2007 yılında İstanbul’a askerlik görevimi yapmak için geldim. Ve İstanbul’da kaldım.   

Güzel Sanatlar Fakültesi’nde neler öğrendiniz?

Güzel Sanatlar Fakültesi sadece kişiye yol göstermek için var olan bir fakültedir...

Tezhip eğitimi için bence yeterli değildir. Bu tür İslâm sanatlarının usta talebe ilişkisi ile öğrenilebileceğine inanıyorum. Fakülteden mezun olan her kesin bir ustanın terbiyesinden geçmesi gerekiyor.

Ben bu konuda şanslı biriyim, Muhammet MAĞ gibi deneyimli bir ustayla yaklaşık bir yıldır aynı atölyede çalışıyorum.

Öz sanatlarımıza yönelik öğrendiklerinizi genç nesle nasıl aktarıyorsunuz?

2008 yılından beri İSMEK’te usta öğretici olarak ders vermekteyim. 

Sanat ve edep ilişkisine dair neler söylemek istersiniz?

Edep olmazsa olmazlarımız arasında yer almalı; hayatın bir parçası haline gelmeli.

Özelikle bu tür öz sanatlarımızda edebin daha çok mana kazandığına inanıyorum. Tezhip sanatını fırça ile ince ince işlerken sanatın adabını hocadan öğreniriz. Talebenin hocasına karşı tavrı, davranışı, duruşu, oturuşu mutlaka edep dairesinde olmalı.  Aksi takdirde sanat anlamından kopmuş olur. Boş hissiz sadece maddiyata bakan bir uğraş olur.

Bir talebe hocası izin vermeden kesinlikle yaptığı işlere imza atmamalı; Ondan gizli uğraşlar içinde olmamalıdır.

banner53
Yorumlar (0)
24
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?