Türk Dili'nin suskunluğu

Türk Dili dergisi, Ağustos ve Eylül aylarında çıkan sayılarında toplumun teyakkuza geçtiği 15 Temmuz gecesinden sonra yaşananlar karşısında suskun kalmayı seçti. Çoğu edebiyat dergisinin aksine, dergi sayfalarında ne bir denemeye ne bir şiire yer verildi. Ne de bir sunuş yazısına

Türk Dili'nin suskunluğu

Asım Öz | Dünya Bülteni/ Kültür Servisi

Türk Dili dergisi hakkında ne biliyoruz? Yalnızca bazı ayrıntılar, nihayetinde pek az şey. Tartışmamıza katkı sunacak bir tanışmayla başlamayı düşünebiliriz. O zaman bir genelleme ile devam edelim: Türk Dili dergisi, Türkiye’deki edebiyat ortamının yaşını başını almış birkaç kıdemli edebiyat dergisinden biridir. Tıpkı Varlık dergisinde olduğu değişik dönemlerde birbiriyle telifi mümkün olmayan sanat, kültür ve edebiyat anlayışlarını yansıtan dergide son birkaç yıllık zaman zarfında birtakım değişik açılım ve atılımlar yapılmaya çalışılıyordu. Yazı kadrosunun çeşitliliği dikkate alındığında bir tür “milli takım” yahut Türkiyelilik hüviyetine bürünme arzusu da denilebilirdi bunlara. Ne var ki bu atraksiyonlar da birkaç defa kırılmaya uğradı. Siyasi alandaki mücadelenin kültür alanındaki habituslara da tesir etmesinin belirleyici etkisi oldu bunda. Fakat buna rağmen çeşitliliğini göreli de olsa muhafaza etmeyi başardı dergi.

Türk Dili’nde, Mayıs ayında çıkan 773. sayının ardından yazı işleri müdürü değişikliği oldu. Haziran ayından itibaren göreve gelen yeni yazı işleri müdürü galiba işlerinin çok yoğun olmasından dolayı bir sunuş yazısı bile yazmadı. Hâlbuki önceden derginin her sayısında olmasa da içeriği muhtasar bir şekilde ağırlayan kısa yazılar ve notlar şeklinde okuru karşılayan bir sunu olurdu. Üstelik okurlar da buna alışmıştı doğrusu. Kimi zaman çağrışım yüklü bir cümle, kimi zaman birkaç dize bu hoşamedi sayfasında okuru beklerdi. Üstelik “dilin spamlaşması” olarak da ifade edilen aşırı haber ve azmanlaşmış dilden da uzaktı bunlar. Artık beş sayıdır okurlar mahrum “umut aşısı” olan bu satırlardan.

VAROLUŞ OLAYI KARŞISINDA NESNEL KALMAK

Gelgelelim sadece bununla sınırlı değil Türk Dili dergisinin suskunluğu. Türkiye’yi derinden etkileyen makro ve mikrofiziksel şiddetin uzun zamanlı operasyon biçimlerinin sebep olduğu olayların yaşandığı 15 Temmuz sonrasında çıkan iki sayısına bakıldığında insanın şaşkınlığı birkaç kat daha da artıyor. Zira derginin bu iki sayısında doğrudan bu hadiseyle alakalı herhangi bir metin bulunmuyor. Oysa bu tarih, gerçek siyasi düşüncenin teşekkül ettiği, dost ile düşmanın net bir şekilde ayrıldığı varoluşa işaret ediyordu. Acaba dergi “dost-düşman” ayrımını değil nesnelliği mi esas aldı? Şimdilik cevapsız bir soru bu.

Burada akla hemen şu soru da gelebilir: Bazı dergiler (özellikle resmî olanlar) sayılarını erkenden bağladıkları için buna yer ayıramamış olamazlar mı? Elbette yaşadıklarımız Alain Badiou’cu anlamda değil sıradan bir “olay” olmuş olsaydı buna hak verebilirdik. Fakat yaşananlar şimdiye kadar açığa çıkanlardan çok daha büyük. O sebeple Türk Dili dergisinin Ağustos sayısının hiç olmazsa sunuş yazısında bu olaya değinmemesini makul bir izahı olamaz. Yoksa onlar, bizim göremediğimiz bir şeyi mi görüyorlar? Yahut ne bir söyleme ne de bilgince bir öğretiye yer vermeyen bir eğitimden mi geçtiler? Elbette bunları bilme imkânımız bulunmuyor. Ama olsun, bizim yazımız da uzun boylu olmayacak zaten. Sadece bir deneme söz konusu olacak. Bazı soruların ve ihtimallerin bir şekilde denenmesi ama mümkün mertebe adil kalmaya çalışarak.

“TANKLAR” YERİNE “GÜZDE”

O halde devam edelim, hiçbir şeyi bozmadan ve saptırmadan. Olmaz ya, hadi diyelim derginin Ağustos sayısı çook erken hazırlandı ve işgal girişiminden evvel baskıya verildi. Peki, aynı dergi Eylül sayısında niçin bu olayı merkeze alan bir sayı hazırlama gereği duymaz? “Güzde” şiiri yerine düzayak olmayan bir düz yazıyla okurunu selamlayamaz mıydı? Madem hiçbir şey olmadı Cahit Koytak’ın İlk Atlas kitabında yer alan “Generaller Niçin Sokağa Çıkamaz” şiirini tekrar yayımlayabilirlerdi. Daha yeni tarihli şiirlerinden “Tanklar”ı da sayfalarının “iftitah tekbiri” yapabilirlerdi. Zira bu şiirler helikopterlerden tayyarelerden, tanklardan ve ezandan bahsediyordu. Soldaki dergiler dahi bu olaya ucundan kıyısından şu ya da bu tarzda yer ayırırken, doğrudan doğruya siyasi iradeye tabi olduğu düşünülen bir dergide işgal, en hafif tabirle darbe girişimine temas edilip karşı çıkılmamış olmasının makul bir izahı olabilir mi? Derginin son sayısındaki bir yazıdan hareketle söyleyecek olursak, edebi hafıza kadar siyasi hafıza ıslahı konusunda da tekrar düşünmek mecburiyetinde değil miyiz? Varlığını üretim ve performans üzerine kuran dergilerle kıyaslandığında insanı öfkelendirecek bir durumla karşı karşıya olduğumuz son derece açıktır. Acaba dergi aynılıklardan ayrı durarak kendine bir başka yol oluşturmaya mı çalıştı? Merak edenler derginin son iki sayısının içindekiler bölümlerine göz gezdirebilirler. Eminin dudaklarınızdan istemsiz bir şekilde “Bu dergi nerde çıkıyor be?” diye bir ses çıkıverecektir. “Zıvana” öyküsü zıvanadan çıkmanıza yardımcı olabilir. Dergiyi çıkaranlar “size mazlumu sevdireceğim” dizesiyle teselli olmamızı beklemiyorlardır herhalde. Öyleyse yüksek sesle düşünmenin, sorgulamanın tam zamanıdır diye düşünüyorum. Çünkü buna her zamankinden daha çok muhtacız.

Derginin Mayıs ayı sayısında Ali Karaçalı, “Türk Dili, uzun bir yolculuktur ve kuşkusuz bundan sonra da yoluna devam edecektir” diyordu, derginin sorumlu yazı işleri müdürlüğü görevinden ayrılırken. Anlaşılan o ki, derginin uzun yol hazırlıklarında birtakım ciddi aksamalar var. Yoksa yeni başlangıçlar için umut olan 15 Temmuz işgal hareketi karşısında gösterilen vakur ve haysiyetli direniş Ağustos hadi olmadı Eylül ayında muhakkak dergide yer alırdı. O zaman biz de “ülkesindeki ve dünyadaki kötülük­lere kayıtsız kalamayan” Ali Berkay’ın Tahayyülat kitabının derginin bir önceki sayısında yer alan tanıtım metninde de tekrarlanan şu dizeleriyle teselli olalım:

Ülke olarak büyük çaresizliğimizin

Kitabını yazacak değilim

Devalarımız yeni kanserler üretiyor

Hiç şüphesiz her dergi eleştirisi, biraz sübjektif ve şahsidir. Farkındayım. Edebiyat anlayışları faklı olan dergilerimiz dahi makrofizik şiddet operasyonun işgal girişimine karşı çok değerli yayınlar yaptılar. Suskun kalanlar da oldu elbet.

Hâsılı Ali Emre’nin çok kısa bir şekilde dikkat çektiği suskunluk konusunda Türk Dili dergisinden sorumlu olan yetkililerin şimdiye kadar en azından sitelerinde yazılı bir açıklama yapmaları gerekirdi. Yine şaşırıp kalarak derin bir hayal kırıklığına uğramak pahasına derginin Ekim ayında yayımlanacak sayısını bekleyeceğim. Yanılırsam “Oyunbozan” olmayacağım. Fakat ne olursa olsun iş işten geçmiş olacak.

Güncelleme Tarihi: 26 Eylül 2016, 15:48
YORUM EKLE

banner33

banner37