banner15

Türkiye iktisat tarihinde değişimler ve süreklilikler

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Şevket Pamuk’un son kitabı Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi Ocak ayında yayımlandı. Kitap 200 yıllık uzun bir süreci kapsıyor. Sanayi Devrimi ve 19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu sosyoekonomik yapısından neoliberal politikaların hâkim olduğu günümüz AKP iktidarına kadar bir makro tarih anlatısı sunan Pamuk, şimdiki zamanı geçmişte biçimlenen kurumlar üzerinden açıklamayı ön planda tutuyor

Türkiye iktisat tarihinde değişimler ve süreklilikler

Asım Öz/ Dünya Bülteni - Kültür Servisi

Yapılan araştırmaların kurumların kolay kolay değişmediğini, değişime direndiğini de göstermesine gerek olmadan da yerleşik yapıların değişime belli ölçüde mesafeli olduğu fark edilebilir. Var olan kurumları bir günde değiştirmek mümkünse de yeni kurumların geçerlilik kazanması ve meşruiyet elde etmesi her zaman kolaylıkla mümkün olmuyor. Bu yüzden olsa gerek, geçmişte biçimlenen kurumlar bugünü, bugünün kurumları da gelecekteki olayları ve gelişmeleri derinden etkiliyor. Böylece kurumların sürekliliği ve etkileri yoluyla dünün yapıları bugünü, bugünün yapıları da yarını şekillendirme gücü ortaya çıkmış oluyor. Ancak yeni kurumların oluşması ve güç kazanmaları sayesinde, eski kurumların etkisini aşmak mümkün olabiliyor.” 

Bilim ve Gelecek dergisinin 2014 tarihli 123. sayısında, Şevket Pamuk’la 19. yüzyıl Osmanlı Devletinin sosyoekonomik yapısından, erken Cumhuriyet dönemine, kurumsal iktisadın iktisat tarihçiliğine kazandırdıklarından iktisat tarihçilerin kullandıkları metotlara ve verilere ulaşırken yaşadıkları zorluklara uzanan kampsalı, kapsamlı olduğu ölçüde de aktüel boyutları olan bir söyleşi gerçekleştirilmiş. Okurlar burada Şevket Pamuk’un çalışmalarının temelini oluşturan meselelerle yeniden karşılaşırken, yeni okurlar Türkiye’de iktisat alanında devletin değişen/değişmeyen rolünü keşfedebilirler.

İKTİSADİ SÜREKLİLİK VE SİYASETİN BELİRLEYİCİLİĞİ

Şevket Pamuk,Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihikitabının önsözünde Türkiye iktisat tarihçiliğinde 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın birbirlerinden kalın bir duvarla ayrıldığından bahsediyor. Ancak ona göre bu iki dönemde çok önemli siyasal değişiklikler gözlemlenirken, iktisadi açıdan süreklilikler bulunmakta. Bahsettiğim dergide, siyasal değişikliklere rağmen iktisadi sürekliliği sağlayan etmenlerin neler olduğu sorusuna şu yanıtı vermiş Pamuk:

“Önce şunu söyleyeyim, önemli siyasi değişiklikler var ama çok önemli iktisadi değişiklikler de var. Ben bu iki dönemin birbirinden bu kadar sert bir şekilde ayrılmaması gerektiğini düşünüyorum. Değişiklikle süreklilik beraber gidiyor, onun için birlikte bakmak gerekiyor kanaatindeyim. Zaten iktisatçılar, iktisat tarihçileri bu tür süreklilikleri daha fazla vurgular oldu. Benim bu gözlemi yapmamın ardındaki bir esin kaynağı da o. Türkiye’nin iktisadi yapılarında süreklilik deyince şöyle bir şey söyleyebiliriz; mesela Türkiye’de 20. yüzyılda sanayileşmenin geç başlaması ve yavaş ilerlemesi 19. yüzyıldan devralınan yapılarla ilgiliydi. Ayrıca Osmanlı Devletinden devralınan yapılara hem 19. yüzyılda hem daha önceki dönemdeki küçük aile işletmelerini örnek verebiliriz. Hem tarımda küçük aile işletmeleri hem de kent ekonomisinde küçük ölçekli dükkânlar ve esnaf 20. yüzyılda süreklilik gösterdi. Osmanlı Devleti döneminde tarımdaki yapıların, küçük ölçekli işletmelerin bu kadar güçlü olması şart değildi. Dünyanın başka ülkelerinde olduğu gibi büyük toprak mülkiyeti olabilirdi, o zaman bizim 20. yüzyılda hatta 21. yüzyıldaki iktisadi ve toplumsal yapılarımız çok daha farklı olacaktı. Şöyle bir şey de ekleyeyim; kitapta değindiğim gibi bir de kurumlarda, kurallarda süreklilik var. Mesela toplumda devletin bu kadar merkezi yerinin olması ve birçok mücadelenin devletin etrafında şekillenmesi, şüphesiz kökenleri Osmanlı Devletine kadar giden bir durum. Sonuç olarak bu niye sürekli böyle oluyor? Dünya her sabah bütün yapılarıyla yeniden kurulmuyor. Geçmişin yapıları ve kuralları bugünü etkiliyor. Bugünün yapıları kuralları da yarını etkileyecek. O anlamda bir süreklilik var. Onun için değişikliklerle birlikte süreklilikler devam ediyor.”

1838 Baltalimanı Ticaret Antlaşması başta olmak üzere“19. yüzyıl Osmanlısında büyüme, kurumlar ve bölüşüm konularında çok önemli tespitleri var Pamuk’un. Ona göre, Türkiye’de özellikle 1970’li yıllardan sonra sıkça konuşulan ticaret antlaşmaları Osmanlı Devletinin tamamen kendi rızasıyla imzaladığı söylenemez ve Osmanlı’nın bu antlaşmalardan siyasi yarar umduğu dikkate alınmadan bu antlaşmalar üzerine yorum yapılamaz. Zira Osmanlı devlet erkanı, antlaşmanın yapıldığı tarihte Mısır’da Mehmet Ali Paşa’nın yükselen gücüne karşı İngiltere’nin desteğini arkasına almak istemektedir. Devletin karar organları, ekonomi siyaset ayrımı yaparak, ekonomiyi İngiltere sermayesine açarak, bu devletin Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğüne destek olacağını umuyordu. Kabul edilmelidir ki yaklaşık olarak kırk yıllık zaman zarfında bu antlaşma umulan faydayı sağlamıştır. 1870’lere kadar bu antlaşmanın Osmanlı Devleti’ne yarar sağladığını ifade eden Pamuk, antlaşmanın siyasi yararına karşın Osmanlı sanayisi üzerindeki tesirinin olumsuz olduğu kanaatinde. Osmanlı Devleti’nin resmen bağımsız olmakla birlikte bağımsızlığının sınırları olduğunu söylüyor. Çok önemli bulduğum bu noktayı daha iyi anlatabilmek için şu satırlara müracaat edeceğim:

“ Osmanlı Devleti bir yandan bağımsız ama bu bağımsızlık da kendisini ilgilendiren her konuda kendi başına karar vermesine yetecek kadar değil. Ekonomi ile ilgili konuşacak olursak; ekonomiyi ilgilendiren konuların bazılarında Osmanlı Devleti kendi başına karar almaya gücü yetmiyor. Bunun en belirgin örneklerini gümrük tarifelerinde görüyoruz.”

BÖLÜŞÜM VE NEOLİBERAL POLİTİKALAR

Türkiye iktisadıyla alakalı olarak yapılan değerlendirmeler, mutlaka bölüşüm meselesini ele almak durumundadır. Bu konuda çoğu zaman sanki tarihin belli bir döneminde bölüşümün eşit olarak gerçekleştiği kabulünden hareket edilerek var olan iktidarlar eleştiri konusu edilir. Elbette tümden yanlış değildir iktidarların ekonomi alanında özellikle de bölüşüm konusunda eleştirilmeleri. Şevket Pamuk, Türkiye’de bölüşümün hiçbir zaman eşit olmadığı düşüncesinde. Fakat 1980’li yıllara kadar bölüşüm konusunda görece eşit bir durumdan söz edilebileceğinde ısrarlı. Bilindiğine göre Türkiye ekonomisinin dönüm noktası 1980’li yıllara rastlar. Zira ülkemizde askeri darbeden hemen önce neoliberal politikalara geçilir. Dünyada 1970’li yıllara rastlayan bu politikaların miladı ve aydınlar tarafından tartışılması konusunda Türkiye’de yapılan çalışmaların tarihsel olarak oldukça sorunlu olduğu fark edilmelidir. Bilindiği üzere bu kavram etrafındaki yayınların tarihi doksanlı yıllara özellikle de iki binli yıllara rastlar. Sanki neoliberal politikalar Türkiye’de AKP ile uygulanmaya başlanmıştır. Belki bu tarz bir açıklamanın sözünü ettiğimiz yıllarda bariz bir biçimde ortaya çıkmış olmasının sebeplerinden biri, önceki on yıllardaki açıklama biçimlerinin önemli ölçüde işe yarar olmadığının fark edilmesi de etkili olmuş olabilir.

Tekrar Pamuk’un açıklamalarına dönersek, ona göre, İkinci Dünya Savaşı sonrasından itibaren oluşan ve 1960’lı ve 70’li yıllarda kentlere gelen küçük aile işletmeleri eşitsizlikleri törpüleyici bir işlev görmüştür. Bu yapılar aynı zamanda sanayileşmenin daha eşit koşullarda yerleşiklik kazanmasına sebep olmuştur. Buna rağmen, ana çerçevesi çizilen bu yaklaşımı ampirik bulgulara dayalı olarak kanıtlamak mümkün değildir. Çünkü eldeki veriler gelir bölüşümü konusunda ayrıntılı çalışmalar yapmaya elverişli değildir. Hatta devlerin elindeki verileri geçmişte de günümüzde de açıklamamış olması konunun yeterince açık bir şekilde incelenmesini engellemiştir.

Gelgelelim daha temel bir sorunun varlığı da dikkatlerden kaçırılmamalıdır. Özellikle vergi kayıtlarına dayalı olarak gelir bölüşümü konusunda net çıkarımlar elde edilmesi zordur. Hane halkına uygulanan anketlerde yer alan sorulardan hareketle gelir bölüşümün bihakkın anlaşılması da mümkün gözükmemektedir. Hane halkı araştırmalarında sorulan “Geliriniz ne kadardır?” sorusuna farklı ailelerden cevaplar alınarak bir takım çıkarımlar elde edilmeye çalışıldığı bilinir. Ne var ki, bu soru bazı aileler tarafından özellikle en yüksek gelirli ailelerce cevaplandırılmamaktadır. Yüksek gelirli ailelerin gelirlerinin toplam gelir içindeki paylarının yeterince anlaşılmadığının tespit edilmesi oldukça önemli. Fakat en zengin, en yüksek gelirli ailelerden bu soruya cevap alınamadığı için birtakım eksikliklerin süreklilik kazandığını düşünen Pamuk açıklamalarına şöyle devam ediyor:

“Oysa küreselleşme ve neoliberal dönemin en önemli özelliklerinden biri, bir ülkede gelir eşitsizliği yaratan kesimin yani en zenginlerin durumuna getirdiği değişiklik. En zenginlerin durumunu ve gelirdeki paylarını tam anlayamadan o ülkedeki eşitsizliğin boyutlarını tam anlamıyla öğrenemiyorsunuz. Bence Türkiye’deki hane halkı anketlerini yapan resmî kurumlar da bu konuyu yeterince incelemekten kaçınıyor.”

AKP VE SOSYAL POLİTİKALAR

Neoliberal politikalardan bahsedildiğinde mali disiplin ve makroekonomik istikrar, ekonomide kurumsal ortam, 17 Aralık süreci gibi güncel konulara değinmemek olmazdı. Her şeyden evvel, Şevket Pamuk AKP iktidarının sosyal politikalar konusundaki tutumunu almış olduğu siyasal destek üzerinden açıklamayı tercih ediyor.. AKP’ye dönük soldan yapılan açıklamalar ve analizler öncel sadece alt gelir gruplarına kömür ve makarna dağıtımına indirgenerek izah edilmeye çalışılmış fakat son yıllarda bu açıklamalardan önemli ölçüde vazgeçilmiştir. Pamuk, bunların farkında olarak AKP’nin yaptıklarını “tamamen yanlış, toplumda eşitsizlikleri artırıcı yöndeydi” gibi peşin bir hükümle açıklamanın büyük bir hata olduğunu belirtmiş. Şayet böyle yapılırsa, Türkiye’deki ekonominin dinamikleri ve sosyal politikaların yeri doğru bir şekilde anlaşılamayacaktır. Onun önerisi ise şöyle: AKP’nin hangi uygulamaları ona destek sağlıyor ve bu politikalar hangi ortamda nasıl ve niçin mümkün hale geliyor, sorularına çok iyi cevap vermek gerekiyor. AKP’nin 2001 programını takip ederek kamu bütçesini denetim altına aldığını böylece devlet bütçesinde borç ödemelerinin payının azamaya başladığını ifada ediyor. Bu süreçte toplanan vergi gelirlerini borca ayırmak yerine başka şeylere ayırma imkânının doğmuş olması AKP’ye ciddi bir avantaj sağlamıştır. Şöyle devam ediyor Pamuk açıklamalarına:

“Ak Parti döneminde devletin elinde daha önce hiçbir iktidarın yapamadığı kadar büyük kaynak birikti. Bu kaynakları daha önce hiçbir iktidarın yapamadığı kadar farklı amaçlar için kullandılar. Onlardan siyasal destek sağladılar. Sosyal yardım, alt yapı yatırımları, eğitim ve sağlık alanında yapılan harcamalar Ak Partinin ekonomik modelinin birer parçalarıydı. Ancak en önemli gördüğüm iki nokta; Ak Partinin son on yıllık döneminde bu kadar büyük kaynakların oluşabilmesi. Bu da kamu kesiminde bütçe dengelerinin kurulabilmesiyle mümkün oldu.”

Tabii kitabı geçen yılın kasım ayında yayınevine teslim edildiği ve 17 Aralık sürecinde yayımlandığı için bu tarihten sonraki gelişmeler kitabında yer almıyor. Fakat söyleşide, AKP’nin 30 Mart 2014 yerel seçimleri neticesinde oylarını büyük ölçüde korumasından hareketle Türkiye’de seçmen davranışını belirleyen tek şeyin, önemli olsa da ekonomi olmadığının tespit edilmesi, en azından Pamuk’un açıklama birimlerinin dayandığı temeller açısından kayda değer:

“(…) Ak Parti’nin oylarını büyük ölçüde koruyabilmesini açıklamaya çalışırken, tek başına değil ama bu işin iktisadi boyutu çok önemli. Son on yılda pasta büyürken, Ak Parti’nin hem gelir olarak hem de devletin aktardığı hizmetlerde; sosyal politika olsun sağlık olsun, devletin sunduğu yeni ve ek hizmetlerde, Ak Parti’nin düşük gelir gruplarına odaklanmış olması, onları hedeflemesinin de çok önemli olduğu ortaya çıktı. Ak Parti son on yılda nüfusun büyük bir kısmına iktisadi olarak bir şeyler verdi ve şimdi seçmenin önemli bir bölümü iktisadi nedenlerle de Ak Parti’ye oy vermeye devam ediyor.”

Pamuk, 17 Aralık sonrasında, Türkiye ekonomisinin işleyişinin 2005’deki işleyişi ile içinde bulunduğumuz yıldaki işleyişinin farklı olduğunun anlaşıldığı kanaatinde. AKP’nin kendisine yakın kesimlerin iktisadi olarak öne çıkması için bir model oluşturduğunu fakat bunun uzun vadede sürdürülebilir olmadığını ifade etmiş. Pamuk, 30 Mart yerel seçimlerinin ardından başbakanın balkon konuşmasının yapıldığı esnada, yolsuzluk suçlamalarına konu olan bakanların bulunmasını ise sadece iktisadi olarak yorumlamış. Dergi yönetimi söyleşinin bu kısımlarına özel bir önem atfetmiş. Oysa Pamuk, söyleşi boyunca yapmış olduğu analizler nazarı itibara alındığında, o fotoğrafın iktisadi olmaktan ziyade siyasi bir gösterge olduğunu fark edemeyecek biri değil. Herhalde bazen hatır pahasına bazı açıklamalar geri plana itilirken, klişe olanlar öne çıkarılabiliyor.

Türkiye’de iktisat söz konusu olduğunda ana temaları açıklığa kavuşturmak, yorumlamak ve bunlara güncellik kazandırmak amacıyla Pamuk’un söyleşisinden ve tabii kitabından yararlanılabilir. O halde, aktüel dünyamızı hâlâ meşgul eden belli başlı iktisadi konuları, politikaları yeniden yorumlamak; bunun yanı sıra, baştan aşağı farklılaşmasa da önemli ölçüde dönüşen iki binli yıllar Türkiye’sinin muhtemel geleceği üstüne düşünmek için iktisadi alandaki süreklilikleri el yordamıyla da olsa kavramak gerekir. Aksi takdirde, taraf olunan politik hasımlık neticesinde yetmişli yılların analizlerine yaklaşamayan AKP eleştirileriyle memleketin iktisadi durumu ve geleceği üzerine kafa yorulmuş olmaz.

Güncelleme Tarihi: 16 Haziran 2014, 15:04
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48