banner27

Vakıflar milletin yüz akıdır

Boğaziçi Yöneticiler Vakfı Vakıf Müdürü, yazarımız İbrahim Ethem Gören 8 Mayıs Salı günü Cumhurbaşkanlığı Beştepe Millet Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen “Vakıf Haftası ve Restorasyonu Tamamlanan 250 Eserin 7 Bölgeden Canlı Bağlantılı Toplu Açılış Töreni’ne katılarak gözlemlerini kaleme aldı.

Vakıflar milletin yüz akıdır

İbrahim Ethem Gören/Dünya Bülteni

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi halkın ve kurumların hizmetinde. Bu bağlamda Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Vakıf haftası etkinliğinin açılışı Beştepe Millet Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlendi. 2017 yılında restorasyonu tamamlanarak yeniden ihya ve inşa edilen 250 vakıf eserinin toplu açılışı Cumhurbaşkanlığımızın himayelerinde yapıldı. Türkiye’nin pek çok bölgesinden gelen vakıf yöneticilerinin ve devlet erkânının katılımıyla gerçekleşen programın öznesinde vakıf ve hayır eserlerine gösterilen ihtimam vardı. 

VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 15 YILDA BİNLERCE VAKIF ESERİNİ İHYA ETTİ

Son 15 yılda sağlıktan eğitime; ulaştırmadan savunma sanayiine kadar pek çok alanda kaydedilen gelişmeler ekonomideki reel büyümeyle birlikte vakıf hayrat eserlerinin ihyasında da kendini gösterdi. Bu bağlamda geride 15 yılda ecdadımızdan miras kalan dini ve sivil mimari eserlerinin restorasyonu konusunda büyük ilerlemeler kaydedildi. Şu keyfiyeti yazmanın vakıa mutabık olduğu kanaatindeyim. Vakıflar Genel Müdürlüğü cumhuriyet döneminde benzerine rastlanmayan hizmetler yapılarak 2012’den günümüze gelinceye kadar geçen 16 yıllık süreçte camiden sebile; medreseden sivil mimari eserlerine kadar oldukça geniş yelpazede 4 bin 800 vakıf eserini restore etti. Elbette bu keyfiyetin takdir edilmesi gerekir.

İstanbul Asitanesi’nde vakıf hayrat eseri olarak yapılan ve geçmiş asırların yorgunluğunu üzerlerinde taşıyan orta ve büyük ölçekteki tüm vakıf camilerinin restorasyonunun tamamlandığını ve halihazırda İstanbul’da VGM’nin 50 şantiyesinde restorasyon çalışmalarının sürdüğünü belirtirsek bir önceki paragrafın son cümlesi daha da anlam kazanacaktır.

Her yıl Mayıs ayında kutlanan Vakıflar Haftası’nın bu yılki temasını Vakıf Kuran Kadınlar oluşturuyor. Nurbanu Sultan, Mihrişah Valide Sultan, Hatice Turhan Sultan, Atik Valide Sultan ve Emetullah Rabia Gülnûş Sultan gibi pek çok Osmanlı kadını, kurdukları vakıflar ve geride bıraktıkları vakıf eserleriyle Ümmet-i Muhammed’e hizmet etmeye devam ediyor. Zaman içerisinde restitüsyona ve restorosyana ihtiyaç duyan vakıf eserlerine gerekli ihtimam gösterilince hayrat hizmetini sürdürebiliyor.
İşte böylesi mülahazalarla Türkiye’nin dört bir tarafında 2017 yılında restore edilen 250 vakıf eseri milletin sarayında; Cumhurbaşkanlığı Millet Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen törenle hizmete açıldı.

Cumhurbaşkanımızın himayesinde düzenlenen programa Başbakan Binali Yıldırım, Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya iştirak etti. Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Av. Özlem Zengin’in misafiri olduğumuz programın konuşmacıları Vakıflar Genel Müdürü Dr. Adnan Ertem, Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Başbakan Binali Yıldırım ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dı.

VGM MÜDÜRÜ DR. ADNAN ERTEM: 15 YILDA VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN BÜTÇESİ 30 KAT ARTTI

Etkinliğin açılış konuşmasında evvelemirde kürsüde Vakıflar Genel Müdürü Dr. Adnan Ertem vardı. Dr. Ertem, yaptığı konuşmada son 15 yılda Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün bütçesindeki tarihi gelişmeye ve vakıf mirasımın devamına şu cümlelerle değindi: “Doğru programlama ve yatırım kararları sonrası gelirlerde meydana gelen artış, hizmet ve restorasyon olarak geri dönmüştür. Öyle ki gelirlerimiz o günden bu güne 30 kat artmış, restorasyonlarımız da bunun daha fevkinde bir artış göstermiştir.

VAKFETME VASİYET GİBİDİR

Mevzuatı Osmanlı’dan günümüze en az değişerek ulaşan yegâne kurum Vakıf kurumudur. Böylede olmalıdır. Çünkü vakfetmek muamelesi nesiller üstü gözetilmesi gereken ödevler yüklemektedir. Vakfetme muamelesi vakfedenin iradesinin tecellisini şart koşmaktadır. Vakfetme vasiyet gibidir. Evlada bırakılan miras değil, topluma bırakılan mirastır. Bu nedenle her dönem mevzuat yapıcılar öncelikli olarak bu iradenin yerine getirilmesini gözetmelidir. Cumhuriyet dönemi vakıf mevzuatında Osmanlı mevzuat anlayışı hâkim olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.”

Han, restorasyon öncesi

 

Han, restorasyondan sonra

BAŞBAKAN YARDIMCISI HAKAN ÇAVUŞOĞLU: İSLÂM MEDENİYETİ GİZLİCE VERMEK ÜZERİNE İNŞA EDİLMİŞTİR

Dr. Adnan Ertem’den sonra kürsüye davet edilen Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu konuşmasında şu hususlara değindi:

"Yeryüzünde giderek artan sorunların, zulümlerin, adaletsizliklerin ve bunların sonuçları olarak ortaya çıkan açlık ve sefaletin ortadan kalkması için İslâm medeniyetinin en müstesna araçlarından olan vakıflar, 21. yüzyılda insanlığa sunmamız gereken en önemli çözüm yollarımızdan biridir. Zira, İslâm medeniyeti daha çok vermek, elinde bir şey kalmayıncaya kadar, hatta gizlice vermek üzerine inşa edilmiştir.

İslam medeniyetinde çok önemli bir rol oynayan vakıfların, erkek-kadın ayırımı gözetmeksizin milletin "hayır yapmak" deyince ilk aklına gelen kurumdur.

BATI ORTAÇAĞI’NDA KADININ ADI YOKTU

Batı'nın Ortaçağı'nda kadının adı yokken, bizim kadın kahramanlarımız özgürce, kendi iradeleriyle mallarını Allah rızası için vakfetmişler ve asırlar sonra bile bizlere ulaşan muhteşem eserlere vesile olmuşlardır. Tarihimizde mallarını vakfederek, kıyamete kadar isimlerini hayırla andığımız vakıf kuran kadınlar olduğu gibi, ekonomik özgürlüğüne eskisinden daha güçlü bir şekilde sahip olan günümüz kadınlarının da mallarını vakfederek, vakıflar kurduklarına, ülkemiz adına minnet duygularımızla şahit oluyoruz.

Günümüzde kadınların kurdukları ya da kuracakları vakıfların da gelecek nesiller tarafından hayırla yâd edilecektir.

VAKIFLAR MİLLETİN YÜZ AKIDIR

On yıllar boyunca ciddi ihmal ve talanlara maruz kalan vakıflar kurumunun AK Parti hükümetleri döneminde, tüm yönleriyle milletin gündemine yeniden getirilmiş ve vakıfların ülkenin yüz akı kurumları olma özelliğini sürdürmüştür.

Vakıflar Genel Müdürlüğü, her yıl ülke genelinde 250 ila 300 arasında vakıf eserini restorasyona alarak, sistemli bir planlamayla ülke genelinde tüm eserlere aciliyet sırasına göre dokunmaktadır.

Hayrat eseri restorasyondan önce

Hayrat eseri restorasyondan sonra

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün sadece yurt içindeki vakıf eserlerine değil, Osmanlı coğrafyasındaki tüm vakıf eserleriyle de ilgilenmektedir.

Bugün itibarıyla, 7 farklı ülkede 49 ayrı restorasyon projesinden bir kısmını bitirmiş, bir kısmının da çalışmaları devam etmektedir. Yurt dışı restorasyon projeleri her geçen yıl artarak devam edecektir. Yurt dışında sadece restorasyon projelerini gerçekleştirmekle kalmamakta, aynı zamanda bugün vakfiyeleri arşivimizde bulunan ülkelere o vakfiyelerin hayır şartları gereği yardımlar yapmakta ve Bezmiâlem Üniversitesi Hastanesi’nde de o ülkelerden getirdiği hasta ve muhtaç insanları din ve dil farkı gözetmeksizin tedavi ettirmektedir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün artık kurum üreten bir kurum haline gelmiştir. VGM, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’ni ve Bezmialem Vakıf Üniversitesi’ni kurarak eğitim ve sağlık alanında çok önemli bir adım atmıştır.

2016’da hizmete giren ve sermayesinin tamamı Vakıflar Genel Müdürlüğünce karşılanan Vakıf Katılım Bankası da kısa sürede finansal katılım sektöründe saygın bir konuma gelmiştir.

VAKIFLAR HAZİNELERİMİZDİR

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün faaliyetleri ecdada yaraşır noktalara yaklaşmıştır. Vakıflar hazinelerimizdir. Bu büyük hazinenin önümüzdeki yıllarda da daha etkin hale geleceğinden, milletimize ve vakıf coğrafyamıza hizmet imkânlarının artacağından şüphemiz yoktur.

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün bütçesinin devasa olarak büyümesi ve bu hizmetlerin sunulabilmesinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iradelerinin bir sonucudur.

Vakıflar Genel Müdürlüğümüz, hizmetlerinin arkasında vakıf hassasiyetiyle dimdik duran Cumhurbaşkanımızla yeni dönemde, inşallah ülkemizin ve tüm dünya mazlumların gözbebeği olmaya devam edecektir. Bu vesileyle 7 bölgemizdeki 250 eserimizin milletimize hayırlı olmasını niyaz ediyorum.”

Başbakan Binali Yıldırım konuşmasının başında geçtiğimiz günlerde Fransa’dakn yükselen cehalet nidalarının sahiplerini “300 kendini bilmezin imzasıyla yayımlanan bildirinin bir cehalet manifestosudur” şeklinde nitelendirdikten sonra konuşmalarını şöyle sürdürdü:

Her medeniyeti ayakta tutan ve yaşatan değerler vardır. Bizim medeniyetimizin; İslâm medeniyetinin temelinde barış, kardeşlik ve dayanışmanın yer alır. Bunların tamamını vakıf ruhunda görürüz.

BİNALİ YILDIRIM: VAKIF KÜLTÜRÜMÜZ BİZİN EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİMİZDİR

Binlerce yıllık vakıflara sahip bir medeniyete mensup olmaktan gurur duyuyoruz. Yüzyıllar boyunca taklit edilen ancak dünyada bugün bile eşi benzeri olmayan vakıf kültürümüz, bizim en büyük zenginliklerimizden biridir. Millet olma şuurumuzu, sağlam sosyal dokumuzu bu engin kültürel değerlerimize borçluyuz. Milletimizin en bilinen özelliklerinden biri de insanların hatta bütün canlıların faydalanması için yaptığımız fedakarlıklardır.

Öyle ki vakıflar sadece sağlık, yoksullarla dayanışma ve şehirleri imar etme noktasında faaliyet göstermez, aynı zamanda göçmen kuşlara sahip çıkar, yolda kalanları doyurur, şehirlerin su ihtiyacını karşılar, öğrenci okutur, ilmi çoğaltır, sanatçıyı korur, sanatları yaşatır.

VAKIFLAR BU COĞRAFYADA BİN YILDIR ADALETİ VE MERHAMETİ AYAKTA TUTUYOR

Günlük yaşamın her alanına hizmet götüren zengin bir vakıf kültürümüz, anlayışımız vardır. Bu anlayış toplumsal hayatın merkezine sosyal paylaşımı yerleştirmiştir. Vakıf müessesesi özelikle Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde çok yaygın hale gelmiştir. Bin yıldır bu topraklarda adalet ve merhamet birlikte hüküm sürmüştür. Vakıf kuran kadınlarımız da o devirlerden itibaren Anadolu’nun ihyasında aktif bir görev üstlenmiştir. Tarih boyunca kadınlarımız nice cami, mescit, namazgah, mektep, medrese, kütüphane ve aşhane yaptırmıştır. Mardin Hatuniye Medresesi, Erzurum Yakutiye Medresesi, Kayseri Gevher Nesibe Hatun Şifahanesi, Sivas Divriği Melike Turan Darüşşifası, Erzincan Tercan Mama Hatun gibi muhteşem vakıf eserleri bunlardan sadece birkaçıdır.

Kadınlarımız, Tarih boyunca kadınlarımız nice cami, mescit, namazgah, mektep, medrese, kütüphane ve aşhane yaptırmıştır.

Medrese restorasyondan önce

Medrese restorasyondan sonra

Kuran annelerimiz tarih boyunca nice bedesten, çeşme, yol, köprü, kale mesire yerleri, deniz fenerleri, sebiller, dul ve yetim evleri, çocuk emzirme ve büyütme yuvaları kurup vakfetmiştir.

Vakıflar aracılığıyla gönülleri fetheden Osmanlı Devleti üç kıtaya 600 yıl damgasını vurmuştur. Ecdadımız Osmanlı, Mostar Köprüsü, Drina Köprüsü, Karagöz Bey Camii, Vardar Köprüsü, Kosova Taş Köprü ve Vidin Köprüsü ile gittiği her yeri imar etmiştir. Bugün Balkanlarda yaptırılan nice şaheserlerle, yüzlerce sebil, han ve hamamlarıyla, kütüphaneleriyle ecdadımızın kültürü yaşamaya devam etmektedir. Bosna’dan Yemen’e; Hicaz’dan Üsküp’e vakıf eserlerimiz ecdadımızın mührü olarak yaşamaktadır.

VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TARİH VE MEDENİYET İLE ZAYIFLAYAN İLİŞKİLERİ DE İHYA EDİYOR

Bütün dünyada insanlığın onurunu, can emniyetini savunduğumuz gibi medeniyet mirası vakıfların korunması için de büyük gayret gösteriyoruz.

Vakıflar Genel Müdürlüğümüz 5 binden fazla eseri restore etti. Vakıflar Genel Müdürlüğümüz sadece tarihi binaları ihya etmekle kalmayıp, tarih ve medeniyet ile zayıflayan ilişkileri de ihya ediyor.

VGM, Selçuklu’dan Osmanlı’ya; Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kültürel, maddi ve manevi mirası da yaşatıyor.

BİNALİ YILDIRIM: VAKIF YÖNETİM ANLAYIŞININ BİRİNCİ ŞARTI HARAMDAN UZAK DURMAKTIR

Bu büyük başarının sırrı elbette vakıflarımızı vakfiyelerine uygun şekilde yönetmekten geçiyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü, iktidarlarımız döneminden önce bırakın ihya, yenileme, hizmet üretme, çalışan personelin maaşlarını bile ödemekte zorlanıyordu. Vakfiyelerin ruhuna uygun bir yönetim anlayışıyla vakıflarımızın gelirleri de önemli ölçüde artmış ve bereketlenmiştir.

VAKFEDENİN TEK ARZUSU ALLAH RIZASIDIR

Vakıf yönetiminin ölçüsü ve şartı haramdan uzak durmaktır. Çünkü vakfedenin tek arzusu Allah’ın rızasıdır. Dolayısıyla vakıf malına hıyanet eden, dünyanın en affedilmez suçunu işlemiştir. Allah’ın emri de budur, vakıf yöneticisinin sorumluluğu da budur. Buna uygun davranıldığında zaten bereket de hâsıl olmuştur. Vakıf mevzuatıyla ilgili yapılacak her değişiklik vakfiyelere uygun olmak mecburiyetindedir. Bizim vakfiyelerimiz evrensel insani değerleri temsil eder.

İSLÂM MEDENİYETİNİN KAYNAĞI KUR’AN-I KERİM’DİR

İslâm Medeniyetimizin kaynağı mukaddes kitap Kur’an-ı Kerim’dir. Fransa'da 300 kendini bilmezin imzasıyla yayımlanan bildiri bir cehalet manifestosudur.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM: HİÇ KİMSE KUR’AN-I KERİM’İN BİR HARFİNE DAHİ DOKUNAMAZ

İnsanın yaşam hakkı kutsaldır ve dokunulmazdır. Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir. İslâm'da dinin otoritesi şahıslar ve kurumlar değil mukaddes kitabımızın kendisidir. Hiçbir kimse kitabın bir harfine dahi dokunamaz. Kitap, Allah'ın koruması altındadır. Sözde Fransız aydınları, mukaddes kitabımızın, haşa, şiddete cevaz verdiğini iddia etmişlerdir. Bu eylem haysiyetsiz bir tahriktir. Bu büyük bir hadsizliktir. Yahudi soykırımına eğer dikkat çekmek istiyorlarsa dönüp kendi tarihlerine bakmaları yeterlidir.

FRANSA’DAKİ ‘KÜÇÜK İNSANLAR’I KINIYORUM

Kur’an-ı Kerim’e dil uzatan, açıktan nefret suçu işleyen bu küçük insanları kınıyorum. Bizim inancımızda, medeniyet anlayışımızda insan en yüce, en şerefli varlıktır.

RECEP TAYYİP ERDOĞAN: SİZLERİ CUMHURBAŞKANLIĞI KÜLLİYESİ’NDE MİSAFİR ETMEKLE BAHTİYÂRIM

Programın hamisi Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan konuşmalarında şu hususlara değindi:
“Tüm kadınları Allah’ın selamıyla selamlıyorum. Tüm katılımcıları tören dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde misafir etmekle bahtiyârım. “Vakıf Kuran Kadınlar” temasıyla düzenlenen Vakıf Haftası’nı kutluyorum. Hafta dolayısıyla düzenlenecek etkinliklerin güçlü vakıf geleneğinin ve kadınlar tarafından kurulan vakıfların daha iyi anlaşılmasına ve yaşatılmasına katkı sağlayacağına inanıyorum.

VAKIFLAR, MÜSLÜMANLARIN AYAK BASTIĞI TOPRAKLARA ÂB-I HAYAT OLUYOR

Kadınlarımızın eğitim öğretim, sağlık, din ve kültür alanında hayata geçirdiği vakıflar yüzyıllardır Müslümanların ayak bastığı topraklara ab-ı hayat oluyor. Divriği Ulu Cami’den Mardin Hatuniye Medresesi’ne, Ankara’da Melike Hatun Camii’nden, Kayseri Gevher Nesibe Şifahanesi’ne, Kudüs’te Hürrem Sultan İmarethanesi’nden Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere ve Mısır’daki Gülnuş Emetullah Camiine kadar çeşme ve hastanelerle binlerce eser, coğrafyamızın dört bir köşesinde halen insanlığı hizmet veriyor. Ben bu vesileyle “Hayrun nas men yenfeun nas” ilkesini kendilerine şiar edinerek, bu yolda gayret eden, “İnsanların en hayırlısı insanlara en faydalı olanıdır” emrine, hadis-i şerifine uyarak vakıf kuran, hayır yapan, geride insanlığa faydalı eserler bırakan bütün vakıf sahiplerine teşekkür ediyor, bekâ âlemine irtihal edenlere ise Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

HER VAKFİYE BİZLERE TEVDİ EDİLMİŞ BİR EMANETTİR

Vakıf kurmak ve eser inşa etmek kadar bunları yaşatmak ve gelecek nesillere en güzel şekilde teslim etmek de önemlidir. İlk vakıf sahibinin biz kullanıcılar üzerinde hakkı vardır. Her vakfiye aynı zamanda bizlere tevdi edilmiş bir emanettir. Emanete sahip çıkmak ise bizim inancımızın, itikadımızın bir gereğidir.

TEK PARTİ DÖNEMİNDE ECDADIN EMANETLERİNE İHANET EDİLMİŞTİR

Herkesin vakıf eserlerine ihtimam göstermesi, onları koruması ve vakıf senetlerine mütenasip bir şekilde kullanması şarttır. Bu konuda yakın zamana kadar çok iyi bir imtihan verilmediğini görüyoruz. Ülkemiz maalesef bir dönem vakıf eserlerinin korunması noktasında büyük ihmalkârlıklara, hatta ihanete varan aymazlıklara şahit olmuştur.

Özellikle tek parti CHP’si döneminin bu meselede sabıkası kabarıktır. Türkiye’nin bu talihsiz yıllarında pek çok vakıf eseri talan edilmiş, gasp edilmiş, kaderiyle baş başa bırakılmıştır. Tarihiyle, kültürüyle, milletin kadim değerleriyle kavgalı bu zihniyet, ecdadın emanetine de ihanet etmiştir. Asırlara meydan okuyan yüzlerce cami satılmış, kiraya verilmiş ya da müze, depo, ahır olarak kullanılmıştır. Bazı yazarlar bu dönemde kapatılan cami sayısının kayıt altına alınandan çok daha fazla olduğunu bildirmektedir.

VAKIF ESERLERİNE YÖNELİK HINÇ KÜLTÜRÜNÜN ALTINDA İDEOLOJİK BAĞNAZLIK YATMAKTADIR

Ecdat mirasına; bilhassa da vakıf eserlerine yönelik bu hınç kültürünün altında yatan temel sebep ise ideolojik bağnazlıktır. Bu bağnazlığın bir sonucu olarak Tek Parti döneminde binlerce yıla sari kültür hazinemiz bir gerilik numunesi olarak yaftalanmıştır. Aynı çevreler kıymetini bilemedikleri bu mirasın kati bir tasfiyeye tabi tutulması gerektiğine inanmışlardır. Arapça ezanı yobazlık emaresi olarak gören, bunun için de 18 yıl boyunca semalarımızdan eksik edenler camileri de ihtiyaç fazlası bahanesiyle satışa çıkarmışlardır. Bu satış furyasından maalesef okkası 3 kuruşa Bulgaristan’a satılan Osmanlı arşivleri de nasibini almıştır. Çoğu birbirinden değerli arşiv belgelerinden oluşan sözüm ona hurda kâğıtlar bugün Sofya Kütüphanesi’nin en nadide, en muteber eserlerini oluşturuyor. Bu CHP zihniyeti bu, bunlarda böyle tarih, kendilerine yönelik sanat, kültür, bunları korumak böyle bir şey söz konusu değil. Kıymeti kendinden menkul bir çağdaşlık adına hurdaya çıkarılan o kâğıtlar Osmanlı tarihine ışık tutan belgeler olarak şu anda baş tacı ediliyor.

Türkiye’den talan edilmiş ecdat yadigârlarına Avrupa’nın birçok ülkesinde de rastlanıyor. Ecdadın emaneti olan eserlerin nasıl tarumar edildiğini gördükçe inanın yüreğimiz parçalanıyor. Geçmişi ülkemizle mukayese kabul etmeyecek kadar kısa ülkelerin elli-yüz senelik eserlerine gösterdikleri ihtimama şahit oldukça üzüntümüz bir kat daha artıyor. Yurt dışı seyahatlerimiz bize diğer hususlar yanında Tek Parti zihniyetinin ülkemize verdiği zararların boyutlarını da gösteriyor. Tarihten intikam almayı, milleti zorla, baskıyla dönüştürmeyi hedefleyen bu anlayışın milli bünyemize verdiği tahribatı daha iyi idrak ediyoruz. Bu seyahatler vesilesiyle tek parti diktasının kültürde, eğitim öğretimde, siyasette, sosyal ve beşeri alanlarda ne kadar büyük bir enkaz bıraktığını daha iyi görmüş oluyoruz.

DÜNYA GİDEREK KÜLTÜREL BİR ÇORAKLAŞMAYA MARUZ KALIYOR

Dünya giderek kültürel bir çoraklaşmaya maruz kalıyor. Bu dönemde ancak geçmişten bir medeniyet birikimi ve geleceğe ilişkin bir medeniyet tasavvuru olan toplumlar özgürlüklerini koruyabilecektir. Bunu başaramayanların milyarları bulan insan toplulukları arasında kaybolup gidecektir. Biz hem kadim bir medeniyet birikimine sahip hem de güçlü medeniyet tasavvurumuzu hala kaybetmemiş bir milletiz.

Medyanın, iletişimin, internetin, popüler kültürün bünyemizde yol açtığı ağır hasarların farkındayız, buna rağmen umutluyuz. Çünkü sahip olduğumuz hazine öylesine büyük ve öylesine hacimli ki biraz önce de ifade ettiğim gibi tüm yağmalara, tüm tahriplere rağmen hâlâ bizi ayakta tutmaya gücü yetiyor.

MEDENİYETİMİZİN TÜM MADDİ VARLIKLARINI KAYIT ALTINA ALIYORUZ

Medeniyetimizin müdafaası ve ihyası için çözüm teknolojiyle savaşmak değil; teknolojinin imkânlarını kullanmaktır. Arşivlerimizden kütüphanelerimize; müzelerimizden mahalli değerlerimize kadar medeniyetimizin tüm maddi varlıklarını teknolojinin yardımıyla kayıt altına alıyor, herkesin bilgisine sunuyoruz.

KÖKÜ MÂZİDE OLAN ÂTİYİZ

Etkinlik, Cumhurbaşkanımızın Türkiye’nin yedi bölgesinden canlı bağlantılarla restorasyonu tamamlanarak ihya edilen vakıf eserlerinin açılışını yaparken söylediği veciz ifadeyle sona erdi: “Ne Harabiyiz, ne Harabatiyiz kökü mâzide olan âtiyiz.”

 

Güncelleme Tarihi: 10 Mayıs 2018, 16:24
YORUM EKLE
YORUMLAR
Okuyucu
Okuyucu - 4 ay Önce

“Ne Harabiyiz, ne Harabatiyiz kökü mâzide olan âtiyiz.” cümlesi Makedonya Kalkandelen'deki Osmanlı Yadigari Harabatileri rencide etmesin. Vakıf Vasiyetlerinin sonradan değiştirilmesi konusunda Bakara Suresi’nin 181. ayetini hatırlatmak lazım. Ayette mealen, “Her kim işittikten sonra vasiyeti değiştirirse, günahı ancak onu değiştirenlerin boynunadır". diyor. Vakıflar Mevzuatının bu doğrultuda düzenlenmesi lazım.

SIRADAKİ HABER

banner26

banner25