banner15

Yeni Yüzyıl, eski yüzyıl

Yeni Yüzyıl gazetesinin 5 Kasım’da yayın hayatına yeniden başlamasından sonra, gazete üzerine kurulan cümlelerde liberal oluşuna dikkat çekiliyordu. Doğrusu Yeni Yüzyıl’a bakarken liberaller arasındaki kavgadan daha çok Türkiye’deki liberal eleştirel tutum ve tavırlara bakılmalı. Gerçekten “liberal havarilere” ihtiyacımız var mı, sorusundan başlanabilir. Yeni Yüzyıl’ı bihakkın tartmanın yolunun buradan geçtiğine inanıyorum

Yeni Yüzyıl, eski yüzyıl

Ali Koçak/ Dünya Bülteni

1990’ların sonundaki Yeni Yüzyıl gazetesi nedir, diye sorulsa herhalde pek çok kişinin aklına liberalizm gelir. 16 yıl aradan sonra yeniden yayımlanan gazetenin birkaç günlük serencamına bakıldığında aslında bunun pek de yanlış olmadığı görülecektir. Karl Popper, Friedrich Hayek ve Robert Nozick gibi isimlere atıfla yazılan birkaç yazı bunu doğrulamaktadır. Ayrıca sivil toplum, bireysel ve ekonomik özgürlüklere dair vurgular da.

Zaten gazetenin 5 Kasım’da yayın hayatına yeniden başlamasından sonra, gazete üzerine kurulan cümlelerde de bu hususa dikkat çekiliyordu. Müzmin AKP muhalifi muhabir yazarlardan birisi şöyle diyordu mesela: “Yeni Yüzyıl'ı etkili gazete yapan, dönemin iktidarına yöneltilmiş liberal itiraz olmasıydı. İktidara destek veren Yeni Yüzyıl’ı kim alacak?” Eski Yeni Yüzyıl’ın ikizi gazetede çalışan muhabir yazarın üzerinde durduğu bir diğer konu; gazetenin Yeni Şafak ve Star yazarlarını transfer ederek ve iktidara yakın bir şekilde konumlanmasıydı. Oysa gazetede Taraf, Serbestiyet gibi daha değişik platformlardan gelen isimler de bulunmakta. Burada artık bu türden değerlendirmelerin pek ciddiye alınmaması gerektiğini belirterek başka bir konuya temas etmek istiyorum.

Yeniden yayın hayatına merhaba diyebilen Yeni Yüzyıl’ın ilk sayısı ezberleri bozabilmekten son derece uzaktı. Sadece adın mirasına yaslanarak “yeni bir ruhun ve heyecanın” neşv-ü nema bulması yahut “esaslı işlere” imza atılması mümkün olmaz.

Bir kere kırmızı yoğun logonun üst kısmındaki “Türkiye hepimizindir” sloganı hemen fark ediliyor. Bununla Yeni Yüzyıl gazetesinin “Türkiye Türklerindir” sloganı nedeniyle sürekli eleştirilen Hürriyet'e de tepki gösterdiği belirtiliyor. Nitekim gazete yazarlarından Bercan Tutar şöyle diyor: “Yeni Türkiye ancak “Türkiye Türklerindir” çarpıklığını aşıp “Türkiye Hepimizindir” formülünde ısrar ederse düze çıkabilir.” Fakat buna benzer sloganların herhangi bir gazetede yer almasının ne kadar gerekli olduğu pek düşünülmemiş anlaşılan. Üstelik liberal konum dikkate alındığında “komünal” bir slogan bu. Ayrıca rakip olarak seçilen gazetenin işlevi düşünülürse talip olunan yer de çok liberal bulunamaz herhalde.

Değil mi ki yüzyıl ve onun yenisiyle ilgileniyoruz Rus şair Osip Mandesltam’ın “Yüzyıl” şiirinden şu dizleri hatırlamadan geçmeyelim:

“ Ama omurgan kırık senin

 Zavallı, güzelim yüzyılım!”

Gazetenin yönetim kurulu başkanı Mansur Topçuoğlu’nun daha evvel, yakın çevresine, “Bir tarafta cemaat diğer tarafta hükümet yanlısı yayınlar yapılıyor. Biz ikisinden yana da olmayacağız. Ama liberal-muhafazakâr bir çizgiyi savunacağız” dediği aktarılmıştı. Bu aslında bir bakıma gazetenin ilk çıkmaya başladığı yıllardaki konumuna talip olunduğunu akla getiriyor. Hatırlanırsa o yıllarda anti-patik bulunan Kemalist tavır yerine yeni gazeteler çıkmaya başlamıştı. Çok kaba bir deyimle, ortanın hemen yanındaki sağ Yeni Yüzyıl’a, ortanın hemen yanındaki sol Radikal’e parsellenmişti. Fakat Yeni Yüzyıl, İletişim Yayınlarının Cep Üniversitesi kitaplarını okuyucularıyla buluşturmayı başarmıştı. Şimdiki haline baktığımızda ise bundan eser yok. TÜYAP Kitap Fuarı’nın başlayacağı hafta yeniden çıkan bir gazetenin ilanlara bağımlı olmayan bir kitap ekiyle çıkması beklenirdi hiç olmazsa. Lakin gazete bunun yerine Rengârenk ilavesiyle çıktı. Zahmet edip bu ekte yazılanlara ayrıntılı olarak bakamadım ama bakmak isteyenler bunu yapabilirler. Keza başlı başına sadece bu ek bile gazetenin heveslendiği konumdan fersah fersah uzak olduğuna delil olabilir. Bu ek stratejisi üzerinden savunulacağı söylenen liberal-muhafazakâr çizgiye dair çıkarımlarda bulunulabilir. Şurası açık ki, bunun muhakkak sekülerleşme tartışmalarını nazarı itibara alınarak yapılması lazım.

 Elbette yazarları bakımından düşündüğümüzde Murat Yılmaz’la Vahap Coşkun’u burada okuyabilmek benim açımdan önemli. Fakat bir gazete sadece yazarlarıyla var olmaz, onlardan ibaret değildir. Haberleri, dili ve sayfalarına taşıdığı görsel unsurlar da gazeteyi var kılan esas unsurlardandır. Bir kere sosyal medya sayfanız varsa digital alanla ilgili tercümelerinizi bu sayfada yayımlamanız gerekir. Yorum sayfasında değil. Yemek sayfanızın yorum sayfası gibi Gutenberg galaksisine dönüşmemesi beklenir. Kültür sanatın ajans haberlerinin ötesine adımlaması bir tutum olarak benimsenir ve sayfalardan belli olur. Ama bunların hiçbirisi yok.

Yeni Yüzyıl’ın ilk sayısından bu yana her gün verilen magazin ilavesini fark edince çok şaşırdım. Çünkü bu tür ekler bana kalırsa bir “eski yüzyıl” alışkanlığıdır medyada. Okuyucuyu yahut daha doğru bir ifadeyle “dikizciyi” avlamak için kullanılan bir yöntem. Sadece eklerle de sınırlı değil bu. Gazetenin ilk sayısının ikinci sayfasında yer alan Mescidi Aksalı kedi haberinin hemen yanındaki fantezi defileye ilişkin bir haber “liberal muhafazakâr” tutumla nasıl izah edilir acaba? Demek ki, büyük laf etmemeli, küçük lokma yemeli. Roland Barthes’in bu bağlamdaki kısa yazılarına gitmeye gerek yok bunun için ama gidilse hiç fena olmaz doğrusu.

Yeni Yüzyıl için düzgün, derli-toplu bir gazete olmuş diyenler de var tabii. Ufuk Uras, Mücahit Bilici gibi yazarlarına bakılarak söyleniyor bu daha çok. Belki Ufuk Uras konumu köşe yazarı olmasına karşın hakikaten fıkra yazarı olduğunu ispatlayacak burada. Mücahit Bilici Amerika’dan farklı haberler yapacak. Bilemem ama bunlar gazeteyi çerçevelemek için yeterli olmayacak.

Öte yandan Yeni Yüzyıl’a bakarken liberaller arasındaki kavgadan daha çok Türkiye’deki liberal eleştirel tutum ve tavırlara bakılmalı. Gerçekten “liberal havarilere” ihtiyacımız var mı, sorusundan başlanabilir. Yeni Yüzyıl’ı bihakkın tartmanın yolunun buradan geçtiğine inanıyorum.

Gazetenin “Türkiye Hepimizindir!” başlığını taşıyan çıkış yazısındaki “basın dünyasında yeni bir ses, yeni bir nefes olarak” yer aldığına dair vurgulardan şimdilik eser yok.

 Sahi “yeni” ne zaman gelecektir? Yoksa çok eski olan bir “yeni”nin serabına mı kapıldık?

Güncelleme Tarihi: 08 Kasım 2015, 17:05
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35