Yitik öyküler, yitik öykücüler

Necip Tosun, İtibar dergisinin 45. sayısında “yeni bir kitap” tasarısının ilk yazılarından birini yayımladı. Tosun, “Yitik Öyküler, Yitik Öykücüler” başlıklı yazısında Ali Kemal Temizer ile Yaşar Kaplan’ın öykülerini değerlendiriyor

Yitik öyküler, yitik öykücüler

Dünya Bülteni/ Kültür Servisi

Necip Tosun yazısında Ali Kemal Temizer’in Feveran kitabı ile Yaşar Kaplan’ın Birinci Kitap adlı öykü kitabı üzerinde duruyor. Her iki kitabı dönemi içinde değerlendiren Tosun, Düşünce dergisinden sonra yayıncı olarak öne çıkan Ali Kemal Temizer’in öykü kitabı için şunları yazmış:

“Ali Kemal Temizer’in Feveran’ı (1980) hem dönemin İslami çizgi içerisindeki dava adamlarının insanlık durumlarını, hayata ve eşyaya bakışlarını gündeme getirmesi hem de modern öykünün tüm imkânlarını ustalıkla yansıtması açısından efsane öykü kitaplarından biridir.

Feveran 12 Eylül öncesi özellikle gençlik üzerinde büyük bir kıyımın yaşandığı zaman dilimindeki insanlık hâllerine eğilir. 1980 öncesinin kamplara bölünmüş sert ve dramatik atmosferinden seslenen öyküler o dönemin doğrularını, yanlışlarını hikâye eder.Tüm öykülerde kahraman ideal bir yerde durur ve insanları sevgiye, paylaşmaya, adalete çağırır. Giderek öyküler hem toplumsal hem de bireysel eleştirilere dönüşür. Bu idealize edilmiş tip yaşanan yanlışlıkları ve çözüm yollarını hikâye eder.”

***

Necip Tosun’un üzerinde durduğu diğer isim Aylık Dergi’den tanıdığı Yaşar Kaplan. Tosun, Kaplan’ın 1982’de yayımlanan Birinci Kitap adlı kitabının öykücülüğümüzün atlanmaması gereken önemli eserlerinden biri olduğunu belirterek şunları ifade ediyor:

“ Yaşar Kaplan ilk kitabı Birinci Kitap’ta iki temel izleği odak alır. Birincisi toplumsal dram ikincisi toplumsal dramın yansıması olarak bireysel dram. Toplumsal dramı anlattığı öykülerde bir mahşer atmosferi içinde olaylar ele alınırken bireysel dram daha çok yol ve yolculuk hikâyeleri olarak öne çıkar.

Kaplan ilk öykülerinde bireysel acılardan çok toplumsal acıları hikâye eder. Anlattıkları tek tek bireylerin hikâyesi değil tümüyle toplumun hikâyesidir. Âdeta insanlar büyük bir meydanda toplanmış, geçmişle, olacaklarla yüzleşmekte, olup bitenlere bu mahşeri kalabalık tanıklık etmektedir. İnsanlar yaşanan olayları, durumları kendi aralarında tartışır, yol, yöntem ararlar. Sırasıyla konuşur, yüzleşir, dertleşirler. Çünkü yaşananlar bireyleri değil tümüyle toplumu ilgilendirmektedir. Otoriter, baskıcı devlet ile mazlum halk karşı karşıyadır. Öykülerde, nerde, nasıl, niçin hiç adlandırma yapmadan, yer belirtmeden kurulan korku imparatorluğu ile ülke halkına yapılan baskı, bezdirme, işkence ve hafızalarına el koyma hâlleri adım adım anlatılır. Halkın duyguları, inançları ve baskı karşısındaki tutumları, totaliter devletin zalim uygulayışları psikolojik derinlikte ve hastalıklı ruh hâlleriyle iç içe verilir.”

Güncelleme Tarihi: 02 Temmuz 2015, 10:43
banner53
YORUM EKLE

banner39