banner39

'Zahirin sırrı' Dolmabahçe'de

Dolmabahçe Sergi Salonu’ndaki hat ve ebru eserleri 31 Mart Pazar gününe kadar ziyaretçilerini bekliyor

Kültür Sanat 27.03.2013, 11:00 27.03.2013, 11:00
'Zahirin sırrı' Dolmabahçe'de

İbrahim Ethem Gören/ Dünya Bülteni - Kültür Servisi

Zahirin Sırrı, günümüz hat sanatının önemli ismi, ebru ustası Fuat Başar'ın icazetli öğrencilerinden hattat Levent Karaduman ve ebrucu Tülay Taslacıoğlu'nun Dolmabahçe Sanat Galerisi'nde açtıkları karma serginin ismi...

24 Mart Pazar günü sanatkârların yoğun ilgisine mazhar olarak kurdelesi kesilen sergiye usta olmuş talebelerin göz nurları hâkim...

107 eserden 67'sini ebru levhaları oluşturuyor. Hattat Levent Karaduman'ın 40 hat eserinde 15 yılı aşkın hat sanatı tetebbuatının aydınlığını görmek mümkün...

Fuad Başar Hoca talebelerini yalnız bırakmıyor.  Şehir dışında değilse İstanbul'da talebelerinin düzenlediği tüm sergi etkinliklerine katılarak mutlaka onlara destek veriyor... Fuat Hoca'ya sergi hakkındaki kanaatlerini sorduğumda aldığım cevap şöyle oldu: "Güzel, gayet güzel... Hat ile ebru, ebru ile hat birbirini tamamlamış. Fevkalade çalışmalar var burada..."

ZÂHİRİN SIRRI BÂTINDA GİZLİDİR...

Hattat Levent Karaduman'ı tebrik ettim. Sergi, sanatkârın ilk kişisel sergisiymiş. Daha önce 100 kadar karma sergiye iştirak ettiğini söyleyen hattat, kamış kalemi eline alıp masasına oturduğu zamanki halet-i ruhiyesini, "Yazı yazmaya başladığımda her şeyi unutuyorum, yazıyı bile unutuyorum. Aradan irtibatı kaldırıp direkt olarak âlem-i emre bağlandığımı düşünüyorum" cümleleriyle özetliyor...

Tilmîz-i Fuad Levent Karaduman "Zahirin sırrı batında gizlidir" diyerek serginin ismine dair düşüncelerini şöylece dile getiriyor: "Zahirin sırrı bâtında gizli... Her şeyin gerçeği "Bâtın"da yaşanır aslında. "Zâhir"de görünen her fikir farklıdır. Farkın olmadığı tek yer ise "iç dünyalar"... Buradaki "sır" perdesi ise benlik ve nefsanî arzulardır, beklentilerdir. Zahir aslında çok da zahir değildir. Zahirin ardında bir görünmeyen vardır, işte bu sergide o görünmeyenin sırrını keşfetmeye gayret ediyorum..."

YÂ HAFİYYEL ELTÂF

Bu cümleler de Levent Karaduman'a ait: "Hani ne demiş şair;

"Çek kendini aradan, zâhir olsun Yaradan" Zahirin sırrı bâtında gizli... "Gerçekte olan"ın sebebi "iç dünyada" gizli.  Yâ Hafiyyel eltâf... Bugüne kadar çalışmış olduğum her eseri ilk önce konu olarak anlam ve felsefik yönden inceleyip ondan sonra çalıştım. Gerek grafik anlatımı, gerek içerdiği metnin anlamı ve kullanılan renk kombinasyonlarını bir bütün olarak değerlendirdikten sonra hayalimde konuya bir hikâye yazdım. Daha önceleri bu hikâyeleri sadece zihnimde canlandırmış olsam da sonraları müsveddesini yazdım. Hatta bazısını dilimin döndüğü ve kalemimin gücü nisbetinde bazen ikilik, bazen dörtlük ve bazen de bir kaç kıtalık şiirle süslemeye çalıştım. Bu düşünce ve fikir yapısı, sevgili dostum, kardeşim, sanat, hayat ve kader yoldaşım Gürkan Pehlivan ile birlikte yaptığımız derin manalı sohbetlerimizin neticesi ortaya çıkmıştı. Her ikimiz de aynı yolu çizdik ve aynı yoldan yürüdük, yürümeye de Allah nasib ettiği kadar devam ediyoruz, edeceğiz..."

Sülüs, nesih, celî sülüs, makılî, celî dîvanî, dîvanî kırması (!) ve nesih makılî, Zahirin Sırrı'nda "Levent" ketebeli 40 eserin yazı nevilerini oluşturuyor. 40 eserden 18'i özgün tasarım...

Celi sülüste Sami Efendi'nin, sülüs-nesihte ise Mehmet Şevki Efendi'nin ekolünü takip ettiğini belirten Hattat Levent Karaduman, özellikle büyük ebat çalıştığı sülüs ve sülüs-nesih yazılarda Sami Efendi'den ve Mehmet Şevki Efendi'den aldığı ilhamla özgün tasarımlara imza atıyor...

Sergideki özgün tasarımlı eserlerin; özellikle hilye-i şerifelerin tamamına yakınında "Mehmet Çebi Koleksiyonu" etiketi vardı. Mehmet Çebi, hattatlara; özellikle istikbal gördüğü hat sanatkârlarına yatırım yapmakla tanınan bir isim... Kaleminiz iyiyse Mehmet Çebi götürdüğünüz hemen her yazıyı sizden, ama ucuz, ama pahalı mutlaka satın alır... Ay sonu geldiğinde ofisin kirasını nasıl ödeyeceğim derdinde olmazsınız... Bu bağlamda Koleksiyoner Mehmet Çebi'nin elinde Levent ve Mahfî imzalı onlarca hilye-i şerife bulunuyor.

Birkaç paragraf da Ebrucu Tülay Taslacıoğlu için açalım... Sergi katalogunda yer alan özgeçmişinde tarihte bilinen ilk kadın ebrucu olduğuna vurgu yapan Tülay Taslacıoğlu, Tüzin Tiryaki ve İsmail Dündar'a ebru icazet vermiş. Lale, buket papatya ebrusu, sümbül ebrusu, buket menekşe ebrusu, buket gelincik ebrusu, buket karanfil ebrusu, buket gala ebrusu, çan çiçeği ebrusu, buket lale ebrusu sanatçının Zahirin Sırrı'nda yer alan çiçek ebruları arasında yer alıyor... Taslacıoğlu imzalı battal bir ebru da serginin klasik yanını temsil ediyor... Sanatkârın isimlendirdiği "Elif ebrusu" ve "Vav ebrusu"nu ise ilk defa duyduğumu itiraf etmeliyim!

HAT SERGİSİNE HASRET MEKÂNLAR: AYASOFYA'NIN BAHÇESİ, SÜLEYMANİYE'NİN DERVİŞ ODALARI...

Sergilerin Dolmabahçe gibi sanat galerilerinde düzenlenmesi önemli... Geçtiğimiz günlerde yaptığımız bir mülakatta hattat-müzehhip Muhammed Mağ, "Artık hattatların belediyelerin sergi salonlarından çıkıp yeteneklerini galerilerde gösterme zamanı gelmiştir" demişti. Muhammed Mağ kendi zaviyesinden haklı...  Hat eserlerinin elbette kıymet göreceği yerlerde sergilenmesi lazım...

Hat, tezhip, ebru, minyatür, kalemişi ve kaatı eserlerinin Dolmabahçe Sergi Salonu gibi ihtişamlı mekânlarda arz-ı endam etmesi önemli bir gelişme... Ama kanaatimce daha münasip yahut vakıa mutabık olanı, İslâm yazı sanatı olan hattın camilerde sergilenmesi...

Bundan 150 sene önce cemiyetle cemaat iç içeydi... Hat sanatının başkenti Âsitane'de icazet merasimleri camilerde yapılır; hat talebeleri derviş odalarında yazdıkları meşkleri mihrapta huşû içinde niyaz eden hat üstadına gösterirdi... O tarihlerde Hz. Ali'nin: "Güzel yazı, hocanın öğretişinde gizlidir; kemâle ermesi çok yazmakla, devamı da İslâm dini üzere bulunmakla olur" tarifine uyan yüzlerce hattat vardı...

Zahirin Sırrı gibi organizasyonların cami ve medrese meşrutalarında yapılması daha elzem... Çünkü âkil insanlar (!) bir medeniyet projesi olarak önce camiyi, medreseyi sonra tekkeyi, sıbyan mektebini insanımızın lügatinden çıkarmayı hedefleyerek, cemiyeti cemaatten uzaklaştırma gayretinde bulundu...

KALE YIKILDIĞI YERDEN İNŞA EDİLİR...

Kale yıkıldığı yerden yapılır... Hattat Hüseyin Kutlu Hoca böyle bir meseleyi dert edinerek yıllarca, talebeleriyle birlikte Hekimoğlu Ali Paşa Camii'nin haziresinde sergiler düzenledi... Fatih Camii'nin avlusu, Sultanahmet'in haziresi, Ayasofya'nın bahçesi, Süleymaniye'nin derviş odaları hat, ebru, tezhip sergilerine hasretlik çekiyor!

KETEBELERDE TİLMÎZ-İ FUAD ZAİD BİR İBARE!

Biraz da eleştiri! Malum, Necmeddin Efendi hayatında ve vefatının ardından talebesi, Prof. Dr. Ali Alparslan'ın yazılarının ketebe bölümlerinde hayat buldu... Ali Hoca, hemen hemen tüm yazılarının altına "Ketebehû Ali Tilmîz-i Necmeddin" ibaresini koyardı... Talebeleri de bu minval üzere giderek Ali Alparslan'ı yazılarında rahmete vesile kılıyor...

Fuat Hoca'nın telâmizi ise "Fuad" imzasına nadiren yer veriyor, ya da yazılarında hocalarına atıfta bulunma ihtiyacını hissetmiyor... Levent Karaduman, Zahirin Sırrı'ndaki 40 yazısından hiç olmazsa birinde "Min tilâmîz-i Fuad'ul- Erzurûmî" ibaresine yer vermiş... Darısı, Fuad Hoca'dan "Bizim Fuad" diye bahseden talebelerinin başına inşallah!

Zahirin sırrında öznesinde fülüt, keman ve viyolansel enstrümanları bulunan bir müzik etkinliği vardı. "Viyolansel, fülüt ve kemanla Lafza-i Celâl'ın, İsm-i Nebi'nin, Hilye-i şerifelerin, ayet-i kerimelerin ne tür bir bağlantısı olduğunu hâlâ anlayabilmiş değilim" diyerek, sergi organizatörlerine selâm vermiş olalım...

Ez cümle, Fuad Başar Hoca'dan icazet almış iki önemli sanatkârın ebru ve hat sanatı serencamlarına tanıklık etmek için 31 Mart Pazar gününe kadar Dolmabahçe Sergi Salonu'na davetlisiniz...

 

Yorumlar (3)
Mustafa Kont - Riyadh - KSA 10 yıl önce
Cok lazim hemde, genclerimizin bu islerle ugrasmasi ne kadar guzel. Fakat bir seyin yayginlasmasi icin bir getirisi olmasi gerekir. Para-mevki-makam yada popularite. elbette bunlarin hic birini dusunmeden bu isleri yapacaklar vardir ama sanki bu isin satilmasi gerekiyor, gencleri barlardan cikarip ebru atolyelerine getirmek icin. Muvakkaffakiyet diliyorum.
Sedat KILIÇ 10 yıl önce
Yazıda yayımlanan birkaç örneğe bakınca;insan lalede,harfteki ahenge ve çekicilikten kendini alamıyor.Yazmanın çok da kolay olmadığı,çaba,meşakkat gerektiği,azmin,heyecanın ve maneviyatın ön plana çıktığı muhakkaktır.Bizlerinde bu güzel değerlere sahip çıkmamız gerektiğini ön plana çıkarır.Hat sanatı ile uğraşanların ve onların eserlerinden bizleri haberdar edenlerin ellerine,yüreklerine sağlık.
Diyarbekir 10 yıl önce
29 Mart'ta gezdiğim sergi çok hoşuma gitti. Ebru'dan pek anlamam ama gördüğüm kadarıyla gayet güzel. Hat sanatı ise tam bir coşkunluk yarattı gönlümde. Kelimelerin en güzeli olan Allah ve Muhammed lafızlarının bu kadar güzel işlenmesi kadar güzel bir şey olamazdı.
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?