banner39

22.03.2011, 15:01

Libya ve Irak'ın ortak trajedisi

19 Mart 2003 yılında ABD ve İngiltere, Irak’ı hava bombardımanı ile inim inim inletti. 19 Mart 2011 Cumartesi günü de BM Güvenlik Konseyi kararı ile Libya’ya havadan ve denizden büyük bir askeri operasyona başladı. ABD, Fransa ve İngiltere yine baş aktörler arasında.

Fakat BM kararının 10 lehte, 5 çekimser oylama ile geçmesi de ilginç. Kaddafi’nin bundan sonra petrol anlaşmalarımızı yapacağımız ülkeler olarak ilan ettiği yeni ortakları Rusya, Çin ve Hindistan çekimser oy kullanan ülkeler arasında idi. Şimdi herkes dikkatle Libya’da neler yaşanacağını merakla izliyor…

Yapılan en önemli uyarı Libya’nın Irak’a dönüşmemesi temennisidir. 8 sene geriye gittiğimizde Saddam Hüseyin profili ile Kaddafi profilinin ne kadar birbirine benzediğini görüyoruz. Libya’nın yarını, bugünün Irak’ından farksız olmayacak. İslam ülkeleri liderleri kendi halklarını katlederken, batının kurtarıcı rolüyle gelmesi medeniyetimizin ve tarihimizin ruhunu  yüreğini kanatıyor.

Kaddafi işine gelince batıyı tehdit ediyor, işine gelince Sarkozi’ye maddi yardımda bulunuyordu, dengesiz açıklamaları ile beraber ülkesini uçurumun eşiğine getirmesi onun hiç de umurunda değildi. Bir aydır Libya’nın göz göre göre doğu ve batı bölgesini adeta ikiye böldü. Kendi halkı üzerine acımasızca kurşun ve bombalar yağdırdı, öfke ve nefretini kendi Müslüman kardeşlerinin üzerine yağdırmaktan vazgeçmedi asla barışmaya yanaşmadı.

Saddam Hüseyin diktatörlüğü ile çok benzerlik teşkil eden bir tarzı vardı. Siyasi muhaliflerine hiç acımadı. 1985 ve 90’lı yıllarda binlerce muhalifine işkence ve katliam yaptı. Diaspora’da bulunan muhaliflerini dahi susturdu. Ülkenin zenginliğini sadece ailesi ile paylaştı.

Kaddafi ile ilgili çok olumsuz örnekler sıralayabiliriz. Aynı örnekleri Saddam Hüseyin’in, Irak dönemi içinde verebiliriz. Gelinen noktada iki ülke halkalarının zavallı kaderi söz konusudur.

Bugün Libya’da yaşanan senaryoyu hepimiz Irak’ta seyrettik. Irak halkı yıllarca dünyanın gözleri önünde batılı devletler tarafından nasıl silah deposu haline getirildiğini, Irak devletinin lideri Saddam’ın bu silahları, önce Halepçe’de Kürt, güneyde Şii, Kerkük’te Türkmen, Musul’da Sünni Arap halkına yıllarca nasıl korku ve zulüm aracı olarak kullandığına şahit olmuştuk. Aynı film tekrar Libya da vizyona girdi. İki ülkenin ortak kaderini acı içinde izliyoruz.

Ezilen masum ve mazlum halklar her zaman kurtarıcı bekler. Toplumlar yaşamak arzusu karşısında kurtarıcı seçmen şansları yoktur. Yağmurdan kaçarken doluya tutulabilirler. Dün ne Saddam, ne ABD diyorduk, maalesef bugünde ne BM ne Kaddafi diyoruz. Ortak düşünce ve ortak inancın gereği doğru olanı yapıyoruz.

Olayları değerlendirirken iğneyi artık kendimize batırma zamanının gelip geçtiğini hatırlatmak lazım. Bu zalim ABD, Fransa, İngiltere, NATO ve BM’ye ülkelerini işgal ettirecek duruma düşüren yöneticilere ne demeli, Arap dünyasında 40 yıldır zulüm ve işkenceler ile halkı siyasi ve sosyal hayatta travma ile yöneten bu ülke liderlerine karşı, isyan hareketlerinin hali, geleceği şekil ve pozisyonlar çok acı bir hal alacaktır.

Mısır , Tunus , Yemen,ile Bahreyn ve Libya’nın iç ve dış dinamiklerinin mezhep  bağlantılarının farklılığını kabul etmeliyiz. Önümüzdeki günler de Patlamaya hazır Bahreyn Yemen ve Suriye gibi etnik mezhep farklılığının güçlü olduğu bu ülkelerdeki olaylar yatıştırılmaz ise İslam dünyasında çok ciddi kırılmalara görüş ayrılıklarına dönüşeceğini görmek gerekir.

Arap isyan rüzgârı anafora dönüşüyor. Libya ve Irak’ta yaşananlar İslam dünyasının trajedik gerçeğidir. Irak işgali sonucunda 3 parçaya bölünmüş bir Irak var bugün. Hâlâ günde 20 insanın hayatını kaybettiği ve işsizliğin, yoksulluğun, iç çatışmaların pençesinden kurtulmaya çalışan bir Irak gerçeği ve çaresizliği ile yaşamaktayız. Libya bir aydır doğu batı olarak iki parçaya bölünmüş idi, Libya’nın yarını Irak’ın bugününden farklı olmayacaktır.

İslam dünyasında liderler halklarını katlederken, katle uğrayan Müslüman halkları kurtarıcı rolündeki batı güçleri medeniyetimiz ve tarihimizin ruhunu yüreğini kanatıyor. İKÖ’nün yeniden yapılandırılması ve aktif etkin enerjik bir kurum haline getirilmesi gerekiyor. Arap dünyasına yeni bir kimlik ve düşünce algısını oluşturacak merkezin ve liderlik sorununun çözülmesi artık kaçınılmaz bir hal almıştır.

Yorumlar (0)
26
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?