banner39

Aile İçi Şiddet Tartışmalarından Cinsiyet Eşitliğine Nasıl Geçtik? Haşim Akın

İnsanoğlu, şiddete meyilli olarak kodlanmış. İçinde buna ait duygularını biriktirmiş. Aile içinde, sokakta, görev başında… Bu duygu ve eylem patlamasını insana veya başka canlılara karşı da görmek mümkündür. 

Makale-Yorum 16.07.2019, 18:19 31.07.2019, 15:41
Aile İçi Şiddet Tartışmalarından Cinsiyet Eşitliğine Nasıl Geçtik? Haşim Akın

Bizim toplumumuzda aile içinde şiddet, inkâr edilemeyecek bir gerçektir. Bazı araştırmacılar batı dünyasında kadına yönelik aile içi şiddetin daha yoğun olduğunu ifade etmektedir. Aslında bu şiddet olayı, sadece tek taraflı da değildir. Fiziki gücüne güvenen karşı tarafı döverken, başka güçlerin arkasına sığınanlar da o yönüyle ezmeye kalkarlar. Şiddet deyince sadece fiziki şiddeti anlamak çok yanlış olur. 
Öğrencilik yıllarımızda bir bodrum katta kalırdık. Üst katımızda sürekli eve alkollü gelen bir komşumuz vardı. Her akşam kavga sesleri duyar ve evin hanımına acırdık. Ama sonra öğrendik ki kadın, kocasını dövüyormuş. 

Ortaokul üçüncü sınıfta bir arkadaşımız teneffüste konuştu diye numarası tahtaya yazılmıştı. Türkçe öğretmenimiz ona otuz beş defa tokat vurdu. Bir dönemde sadistçe döven öğretmenler vardı. Şimdi öğrencisinden korkan öğretmenler oldu. Şefkat gösterseniz taciz suçlamasıyla karşılaşırsınız, kızsanız şiddet olur… Polis ve suçlu ilişkileri de bundan farklı değil. Sosyal medyada polise yapılan benzeri uygulama ve tacizlerin onlarca örneği var. 

Çözüm Kanunlarla Mı?

Bunları görüp bir tarafa acıyınca hemen aklımıza kanunlar geliyor. Her şeyi kanun marifetiyle korumaya çalışıyoruz. Çıkarılan kanunlar da yeni haksız uygulamaların başlangıcını oluşturuyor. Hayvanlara acıdık ve kanunlar çıkardık ama sokak köpeklerini sorununu kanun çerçevesinde çözemedik. Sabah okula gelirken bir kız öğrencimi köpek ısırdı. Ama ilgilenen kanun ve yönetmelik olmadı. Bu kız öğrencim köpeğe taş atsaydı ve sosyal medyaya düşseydi hapı yutmuştu.

Aile içi şiddet konusunda da aynı tezatları yaşadık. Tek taraflı ve bir kişinin beyanına dayanan her türlü şikâyet ve uygulamalar, bize hayır getirmez. Aile içi ilişkilerde ortaya çıkan tartışmaların karakola yansıması sonunda geldiği noktaya ait her birimiz onlarca örnek anlatabiliriz. Aile içinde şiddeti önledik ama sokak ortasında önce hanımını sonra da kendini öldüren başka psikolojik travmaları yaşadık. Burada “hangisi daha iyiydi?” diye bir tartışma açmıyoruz. Lakin şikâyet ettiğimiz hususlar, kanunla gelmemişti ki kanunla gitsin. Bunlar; toplumsal örfün, yılların uygulamalarının ve kişisel ahlak anlayışının ürünleridir. Kendini güçlü bulan insanın zayıf gördüğüne merhamet sergilemek yerine şiddet göstermesi, ahlaki erdemlerin eksikliğinden ortaya çıkan bir husustur. 

Adaletli Olmak Gerek

Hz. Ömer (RA) valilerini gönderirken onlara şu nasihati verirdi: “Bir adam size bir gözü çıkarılmış olarak arkadaşını / muarızını şikâyet için gelirse, sakın diğerini dinlemeden karar vermeyin. Nereden bileceksiniz diğerinin daha önceden iki gözünün çıkarılmadığını…” bu nedenle iki tarafın da dinlenmediği ve şahitler huzurunda ifadenin alınmadığı her yargılama, sonunda hatalı olmaya adaydır. 

Aile içi şiddeti önleme konusunda başlayan bazı çalışmalar, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” diye devam etti. Şimdilik eşcinsellikte durakladı. Sonra nereye gider bilemem. Bu işin önünde yürüyen bizim mahallenin sakinlerinin niyetleri iyi olabilir. Lakin onların bu çalışmalarını kullananların niyetlerinin bu kadar iyi olmadığı kesin…  Yöntem, insan fıtratını ve iki tarafında beklenti ve şartlarını göz önüne alacak düzeyde değil… 

Sonra Nereye Gittik? 

Allah, insanı bir erkek ve bir dişiden yaratmıştır. Anne ve baba, erkek ve dişi olduğuna göre çocukların da erkek veya dişi olmaları doğal olarak beklenir. Milyonda birlik ihtimalle bile olsa yaratılıştan cinsiyet problemi olanların olduğunu duyuyoruz. Bu da bir ilahi imtihandır. Lakin şeytan, ilk günden insanları kandırmaya söz vermişti. Herkesi kandıracak farklı bir sebep bulacak elbette. Allah'ın verdiği nimetlere isyan etmeyi kendine bir görev olarak bilen İnsanoğlu, cinsiyeti ile ilgili de problem üretmeyi başardı. 

 Bugünlerde Türkiye'nin gündemine oturan cinsiyetsiz insan modeli, bunu bir hürriyet olarak algılamaya kalktı. Gerçekten buna ihtiyaç var mıydı? Elbette değil… Ülkemizin yaklaşık 200 yıllık batılılaşma ve bâtıla özenme sevdasından böyle acı neticeler çıktı. Burada ben eleştiri oklarımı dışarıya yönetmekten yana değilim. Şeytana kızmayın… O görevini yapıyor ve bu görevi yapmak için rabbinden izin aldı. Ahlaki yozlaşmayı dünyanın her yerinde yaymak isteyen batıl batılı kafalara da kızmayın… Onlar da kendi görevlerini yapıyorlar. Eğer kızılacak birisi varsa o da biz olmalıyız… Onlar bu çalışmalarını yaparken biz ne yaptık? 

İstanbul Sözleşmesi

Ülkemizin imzaladığı İstanbul sözleşmesi buna bir delil olarak gösterildi. Sonra da gerekirse imzanın çekilebileceği ve anlaşmanın feshi mümkün denildi. Bunu hayırlı bir gelişme olarak görelim ama… Bu kadar kıyamet kopunca mı uyanmalıydık? 

Cinsiyet problemini gündeme getirmek için yapılan gösterilerde başörtülü bayanların da olduğuna dair fotoğraflar servis edildi. Gerçekte var mıydı? Başka yerden mi montaj yapıldı? Bilemiyoruz.  Şayet bu fotoğraflar oradan çekilmişse… Bunlar gerçekten bizim mahallenin kızları iseler… İşte burada insanın kafayı yiyesi geliyor. Nereye gidiyoruz sorusunu kim sormalı? Kime sormalı?  Fotoğraflar üzerine tartışma devam ederken Müslümanların olaylarla ilgili tartışmalarda çok da sağlam bir duruşlarının olmadığı kesin… Konuşma ve düşünceleriyle bizim mahalleden olduğunu bildiğimiz kimi kelam ve kalem erbabının; “bu kadar yüklenmeyin, onları da anlayın, onlara da fırsat verin…” meyanındaki cümleleri başka bir savrulmanın işareti olmalı…  

Bu İstek Sahipleri, Seslerinin Çokluğu Kadar Mı? 

 Aslında burada en çok dikkatinizi çeken şey, bu toplumda ahlaksız bir yapıyı önemseyen insanların sayısının bu kadar çok olamayacağı… Bu destekçiler ve göstericilerin bir kısmı da mevcut siyasi iktidardan oy çalmak, ona karşı bir oluşumu desteklemek gibi garip bir düşünce ile bir araya geldiler. Muhalif siyasi grupların da bana verdikleri destek, bu konudaki yargımızı güçlendirmektedir. Ancak burada dikkatlerden kaçmaması gereken en önemli nokta, onlara gösterilen tepkilerdir. Onları değil de düşüncelerini bu toplumdan uzaklaştırmak gerekir. Onlara gösterilen sınırsız tepkiler, onları mazlum konumuna sokacak ve daha çok kişinin ilgi duymasına vesile olacaktır. İşin içine sadece siyasi emellerle dalanlar, bunu bir iktidar- muhalefet kavgasına dönüştürürse birçok gencimizi bu yapının içine itmiş olabiliriz.  Böylesi bir ortamda bu insanlara hakaret ederek veya onları tamamen dışlayarak bir yere varılamaz. Elbette onların hatalarını hoş görmeyi, kendi hallerine bırakmayı, bu gayri ahlaki isteklerin reklamını yapmalarına izin vermeyi veya bu yanlışlıklara küçük de olsa destek olmayı ifade etmiyoruz. Tarihte Hz. Lut’un (AS) kavminde gördüğümüz ve Hz. Lut’un (AS) kızlarından başka herkesin helakine vesile olacak bir sapkınlık kapımızı çalıyor.  

Bir peygamber edasıyla ve sabır içinde yılmadan- yıkılmadan tebliğ etmek yerine hemencecik beddua edivermek; biraz kolaycılığa kaçıyor. Anneler- babalar, öğretmenler, yazanlar, konuşanlar, yöneticiler… 
Böyle bir cinayette her birimizin ayrı bir hesabı olmalı… Bu ateş, (Allah korusun ) sizin/ bizim evi de sarabilir. Hep beraber tedbir almalıyız… 
 
 

banner53
Yorumlar (0)
12
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?