Balkanlarda Panslavizm Politikası

Panslavizm, Rusya tarafından, Osmanlı toprakları üzerinden sıcak denizlere inme hayalini gerçekleştirme adına yıllarca kullanılmıştır. Osmanlı toprakları içinde var olan Slav isyanlarını destekleyerek, Osmanlı İmparatorluğunu sürekli bu halklarla uğraştıracak konuma getirmiştir. Böylelikle Rusya, Osmanlı topraklarında, ezelden beri gerçekleştirmek istediği emelleri doğrultusunda daha rahat hareket edebilecektir.

Balkanlarda Panslavizm Politikası

Yasemin Yavuz

Çalışma Rusya’nın Osmanlı toprakları üzerindeki “sıcak denizlere inme” politikası kapsamında Panslavizm’in Slav ırkları üzerinde kullanılmasını ele almıştır. Literatürdeki kaynaklar ışığında hazırlanan çalışma, Rusya’nın bir Slav ırkı oluşturma gayesinden çok bu halkları amacına hizmet için kullandığı savını desteklemektedir. Rusya’nın Slav halkları hangi politikaları izleyerek bir araya getirmek için çabaladığı ve Rusya’nın çatısı altında topladığı anlatılırken Çarlık Rusya döneminden başlayıp Rusya Federasyonunun dönemine kadar Panslavizm politikası aktarılmaya çalışılmıştır. Bu çalışma oluşturulurken alanında uzman kişiler tarafından oluşturulan eserler kaynak olarak kullanılmıştır.

Panslavizm, 1970’lerden itibaren Batı Avrupa siyasetinde sık sık rastlanan bir tabir olmuştur. Panslavizm kelime anlamı olarak 19. ve 20. yüzyılların başında Orta ve Doğu Avrupa’da hayatlarını devam ettiren Slavların ortak miras anlayışını, kültürünü, etnik geçmişini savunan ideolojik bir akımdır (Aydın, 2004: 73). Başka bir açıklamaya göre ise Panslavizm hareketi; Rusya Yönetimi’nin önderliği altında bulunan Slav ırklarının yeniden bir siyasal birlik kurma amacı olarak idrak edilmiştir (Çağ, 2008: 205).

Panslavizm, Rusya tarafından, Osmanlı toprakları üzerinden sıcak denizlere inme hayalini gerçekleştirme adına yıllarca kullanılmıştır. Osmanlı toprakları içinde var olan Slav isyanlarını destekleyerek, Osmanlı İmparatorluğunu sürekli bu halklarla uğraştıracak konuma getirmiştir. Böylelikle Rusya, Osmanlı topraklarında, ezelden beri gerçekleştirmek istediği emelleri doğrultusunda daha rahat hareket edebilecektir.

Hazırlanan çalışmada Panslavizm kavramının kökeninden ve Rusya’nın Panslavizm’le etkileşimden bahsedilecektir. Ayrıca Rusya’nın Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşayan Slav halkları destekleme amaçlarını ele alarak Balkanlar üzerinde kullanımına değinilecektir.

Panslavizm’in Kökeni ve Rusya

Panslavizm tabiri ilk kez 1826 yılında J. Herkel tarafından dile getirilmiştir. Slovak yazar, orijinali genel olarak Slav diline ait olan eserini Latince kaleme almış ve “Rus Panslavismus”[1] ifadesi bilimsel literatürler de yerini almıştır.  Bu durum ile beraber Rus Panslavismus ifadesi siyasi bir terim olarak kullanılmaya başlanmıştır.  Aynı zamanda siyasi bir Slav birliği yaratma fikri de ilk defa Katolik bir Slovak olan Avusturya uyruklu J. Herkel tarafından ortaya atılmıştır (Kurat, 1953:242). Her ne kadar Panslavizm akımının Ruslara ait olduğu düşünülse de bu akımsal ifade Ruslara da Çekler tarafından kazandırılmıştır (Aslanova, 2008:2). Slav kavimlerinin birlik ve beraberlik içgüdüsünü anlatan ilk eser ise Dubrovnikli Ivan Gundulig’in Osmanlı manzumesidir. Eser Genç Osman’ın başarısız olduğu Hotin Seferi hakkında söyledikleriyle ilgilidir. Esere göre; Genç Osman Slav ırkının birlik içinde olması durumunda yenemeyeceği hiçbir gücün olmayacağını dile getirmiştir (Özcan; Asker; Özel, 2016:23).

Panslavizm her ne kadar Rusya’nın gündemine Kırım Savaşı yıllarında girmiş olsa da aslında Rusya egemenliği altında bulunmayan Slav ırklarına yönelik politikası Çar I. Petro zamanına kadar inmektedir. Çar I. Petro bir taraftan Rusya’nın Batılılaşması için emek sarf etmekte bir taraftan ise modern Rusya’nın temellerini atmaktadır. Petro, Rusya’nın dış politikasını ise “açık ve sıcak denizlere inmek” olarak belirlemiştir (Aydın, 2004:76). Bu amacını gerçekleştirebilmesi için Slav kökenli Hıristiyanları ayaklandırmalı ve İstanbul’u ele geçirmeliydi. Böylece Akdeniz’i de ele geçirecek ve dünya siyasetinde söz sahibi olacaktı. Amacını gerçekleştirmek için uyguladığı politikalardan biri de Karlofça Antlaşmasından sonra Slav kökenli Hıristiyanların ve etnik unsurların arasına misyonerler yollayıp Sırplar, Bulgarlar ve Rumlar arasında Türklere karşı ayaklanma fikirlerini yaymaktı. Yayılma alanı olarak ise Leh, Osmanlı ve İsveç topraklarında karar kılmıştı. Çar’ın izlediği bir diğer politika ise İstanbul’a elçi göndermekti. P.A. Tolstoy İstanbul’daki ilk Rus elçisiydi ve görevi ise Osmanlı ile ilgili önemli bilgilere erişmek ve bunları Çar’a bildirmekti. Bu önemli veriler arasında, askerinin durumu, savaşa hazır olan kuvvetlerinin sayısı, askerlerin ne kadar maaş aldıkları, donanmanın vaziyeti, Osmanlı kalelerinin durumu, yabancı devletlerle ilişkileri, askeri hazırlıkları, yapılan hazırlıkların kime karşı olduğu, hangi milletlere sempati beslendiği gibi bilgiler yer almaktaydı. Aynı zamanda elçinin bir diğer görevi Rus Patriği dışında Ruslara yardım edecek birilerinin olup olmadığını Çar’a bildirmekti (Keleş, 2008:124). I. Petro’dan sonra gelen çarlar ve çariçeler de bu politikaları izlemişlerdi. Çar Petro’nun ikinci eşi II. Katerina Çar’ın ölümünden sonra tahta geçmiştir. Çar ölmeden önce erkek çocuğu ölmüş bu nedenle taht-ı veraset sistemini getirmiş ve hanedandan olma şartıyla bir kişiyi seçecek ve tahtını ona bırakacaktı fakat buna ömrü yetmedi. Edindiği kötü alışkınlıkları nedeniyle daha fazla yaşayamadı. İçki Petro’nun Rusya’yı daha fazla Avrupalılaştırmasına izin vermedi. Petro Rusya’yı modernleştirmiş Rusya’nın eski zihniyetinden kurtulmasını sağlamıştır. Petro tahtına kimin geçeceğini seçemediği için Menşikov’un ve hassa alayının zabitlerinin istekleri üzerine II. Katerina[2] tahta geçmiştir (Kurat, 1948:271). Katerina, Petro ile beraber Rusya’nın Aydınlanma Dönemi ve sonrasında kültürel gelişmeler kat etmesinde önemli kişilerden biri olmuştur. Katerina kesin yargıları ve idealist fikirleriyle Rusya’yı Avrupalılaştırmaya çalışmıştır (Şahin, 2014:172). Katerina’nın en büyük hayali Osmanlı’yı yıkıp yerine Grek İmparatorluğunu kurmak ve Balkanlar’daki Slavları Türk zulmünden kurtarmaktı. Katerina’nın bu amacı özellikle güney Slavlarında Rusya’ya karşı sempati oluşturmuştur (Çağ, 2008:212).

Çar Petro’nun da Çariçe II. Katerina’nın da ortak amacı sıcak ve açık denizlere inmekti yani hedefleri Akdeniz’di. Akdeniz’e inmenin yolu Balkanlardan geçiyordu. Elbette Balkanları ilgilendiren bir mevzu Osmanlı’yı da ilgilendirirdi. Aynı zamanda Akdeniz’e inmek Osmanlı’dan da geçiyordu. Ancak Osmanlı savaşla parçalanamayacak kadar büyük ve güçlüydü. Bu nedenle başka yollar denenmesi gerekmekteydi. Hem Balkanlarda hem de Osmanlı’da Slav kökenli halk fazlaydı. Bu halkı birleştirmek Panslavizm amaçlarının gerçekleşmesi yönünde önemli bir noktaydı. Bu nedenle hem Balkanlara hem de Osmanlıya yönelik Panslavizm politikası adı altında bir çeşit politikalar uygulanmıştır.  Bu politikalara da SSCB’nin Balkanlara ve Osmanlıya uyguladığı Panslavizm politikaları denmiştir.

Osmanlı’da Panslavizm Politikası

Osmanlı’nın yıkımına kadar ki sürece bakacak olursak Osmanlı Devleti ve Rusya Devleti arasındaki ilişkinin büyük bir kısmı iki devletin birbirlerine karşı rekabetçi tavırlar sergilemesiyle geçmiştir. Rusya sıcak denizlere inmek ve boğazları ele geçirmek istemiştir. Ancak boğazlar ve sıcak denizler de Osmanlı’nın hâkimiyeti altında olduğundan dolayı bu durum Rusya’nın genişleme politikasını engellemiştir. Hatta Rusya boğazları ele geçirmek için Osmanlı’daki Ortodoksları özgürlüğe kavuşturmak istediğine dair söylemini ortaya atmış fakat bu söylemin tek nedeni boğazları ele geçirmeye çalışırken Balkanlardaki Slav halklarından yardım alabilmektir (Kurat, 1997:173). Rusya bu hayalini gerçekleştirmek için yayılmacı politikasını uygulamıştır (Melek, 1978:9). Resmi olarak söyleyecek olursak Osmanlı bu sorunun içinde 1774’te imzaladığı Küçük Kaynarca Anlaşmasıyla yerini aldı. Bu anlaşma ile iki devlet Müslüman ve Hıristiyanlar üzerindeki dini liderliğini ve himaye hakkını tanıdı (Ortaylı, 1992:127). 16. yüzyılın sonuna kadar Karadeniz suları sadece Osmanlı gemileri için açıktı. Bu anlaşmayla beraber Rus gemileri Çanakkale ve İstanbul Boğazlarından diledikleri gibi geçme özgürlüğüne sahip olmuşlardır (Anderson, 2001:11). Berlin Anlaşmasından sonra Avrupa her ne kadar Çarlığın yetki alanlarını kısıtlamış olsa da Balkanlarda; Sırbistan, Karadağ, Romanya Rusya’nın desteğiyle bağımsızlıklarına kavuşmuşlar, 1877-1878 savaşının bir sonucu olarak da Bulgaristan bir Prenslik haline gelmişti. Bu demek oluyordu ki Rusya’nın Panslavizm politikası başarılı bir şekilde uygulanmaya konulmuştur (Aslanova, 2008:21).

Rusya’nın Panslavizm politikası zaman zaman kapalı kapılar ardında kararlar almasına sebep olmuştur. Osmanlı arşivlerine göre 19. ve 20. yüzyıllarda Osmanlı’nın hem Asya hem de Avrupa topraklarında savaş ve barış dönemlerinde Rus casuslarının bulunduğu söylenebilmektedir. Bu casusların görevi Osmanlı’daki siyasi, ticari ve askeri durumun ne düzeyde olduğunu öğrenip bu bilgileri Rus Hükümetine bildirmek ve Yunanistan, Bulgaristan ile Arnavutluk halkını Osmanlı’ya karşı kışkırtmaktı. Durumun ciddiyeti Osmanlı’nın aldığı tedbirlerde görülebilmekteydi (Aydın, 2004). Rusların casus gönderme amacı elbette Panslavizm politikasının bir parçasıydı. Osmanlı’nın aleyhine işleyecek politikalardan biri de Çariçe II. Katerina’dan gelmiştir. Katerina’nın politikaları Rus egemenliğini Kırım ve Karadeniz’e kadar genişletmekle beraber uzun süredir rahatsızlık veren Tatar Türklerini de ortadan kaldırmaktı. Böylece Karadeniz’i Rus gölü haline getirebilecekti. Katerina’nın bu isteği sırasında Karadeniz Osmanlı’ya aitti. Amacını gerçekleştirebilmesi için Osmanlı’dan Karadeniz’i alması gerekmekteydi bu nedenle Osmanlı ve SSCB karşı karşıya gelmiştir. Fakat SSCB’nin askeri yetersizliği nedeniyle Osmanlı karşısında daha fazla duramamıştır (Kuzucu, 2010:107).

SSCB’nin izlediği Panslavizm politikaları sonucu 19. ve 20. yüzyıllarda Osmanlı’nın egemenliği altındaki Slav halkalarının olduğu bölgelerde bir dizi savaşlar silsilesi yaşanmıştır. Bu savaşlara I. ve II. Balkan Savaşlarını örnek gösterebilir. Bu savaşlar 1912 ve 1913 yılları arasında dört Balkan ülkesi (Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ) arasında gerçekleşen birbirini takip eden iki büyük savaşı kapsamaktadır. Bu savaşların sonucunda Osmanlı Balkanlar’daki tüm topraklarını kaybetmiştir (Feyzioğlu, 2016:200). Savaşı getiren en önemli ve en büyük neden kuşkusuz Rusya’nın izlediği Panslavizm politikasıdır. Yunanistan, Karadağ, Sırbistan ve Bulgaristan Ruslar tarafından Osmanlı’ya karşı kışkırtılmıştır. Bu dört devlete Panslavizm adı altında kendi bağımsızlıklarını kazanmaları gerektiği düşüncesi aşılanmıştır ve bu nedenle kısmen de olsa Rusların Panslavist politikaları başarılı olmuştur denilebilir (Halaçoğlu, 2002).

I. ve II. Balkan Savaşlarıyla beraber Osmanlı gücünü kaybetmeye başlamıştır. Savaşlar sırasında Panslavizm ele alındığı takdirde Panslavizm politikası Balkanlar üzerinde daha detaylı incelenebilir. Rusların amacının Osmanlı olduğunu düşünürsek Balkanlardan geçen bir Panslavizm politikasından daha başarılı bir politika düşünülemez. Amaçlarına ulaşmak için Balkanlara yöneldiklerini göz önünde bulundurursak Ruslar Balkanlarda Panslavizm politikasını yoğun bir şekilde uygulamışlardır.

Balkanlarda Panslavizm

Tüm Balkanlar Kosova Meydan Muharebesinde Osmanlı’ya açılmıştır. Osmanlı’nın uyguladığı barış, hoşgörü ve kardeşlik politikası sayesinde yüzyıllarca, Osmanlı Balkanlara hükmetmiştir.  Balkan Savaşlarına gidilen süre içerisinde milliyetçilik akımı 18. yüzyılın sonlarına doğru belirginlik kazanmıştır. Rusya Osmanlı’ya büyük bir ölçüde müdahil olduğu ilk antlaşma Küçük Kaynarca Antlaşmasıdır. Rusya bu antlaşma ile Ortodoks halkın koruyuculuğunu üstlenmiştir. Büyük devletlerin de Rusya gibi Osmanlı’ya müdahale etmesi nedeniyle milliyetçilik Osmanlı’nın parçalanmasında önemli bir rol oynamıştır. 1877-1878 yılları arasında Osmanlı ile Rus Çarlığı arasında 93 Harbi gerçekleşmiştir. Bu yenilgi önce Ayastefanos (Yeşilköy) ardından Berlin Antlaşmasını getirmiştir. Berlin Antlaşması ile Osmanlı Balkanlarda Sırbistan, Karadağ ve Romanya’yı tamamen kaybetmiş ve Bulgaristan’ı özerk bir bölge olarak kabul etmiştir (Balkan Savaşları Paneli, 2012:26).    

Rusya sıcak denizlere inme amacını, Osmanlı üzerinde doğrudan uygulamanın zor olduğunu anlayınca Osmanlı ile uğraşmak yerine uzantısı olan Balkanlarda politikasını uygulamıştır. Amacı için Slav ırkının birleşmesi gerektiğini savunmuş ve savunmasının arkasına sığınarak Slav olan Balkan ülkelerini ayaklanması ve özgürlüğünü ele alması için Balkan ülkelerinde Osmanlı’ya karşı ayaklanmaların gerçekleşmesi için çabalamıştır.

19. yüzyıl boyunca Osmanlı ile savaşan Rusya, özellikle Osmanlı devletinde gerçekleşen milliyetçi isyanlardan ve Slavlar üzerindeki tesirinden yararlanmıştır. Rusya Slav milletlerini kışkırtarak milli duygularının uyanmasını sağlamış ve böylece Slavlar Osmanlı’ya karşı isyan etmişleridir. İlk siyasi gelişme Yunanistan’ın bağımsızlığını ilan etmesi olmuştur. 1875 Hersek, 1876 Bulgaristan ve Selanik ayaklanmaları, 1876 Karadağ-Sırbistan Savaşı Rusya’nın Panslavizm politikasının bir sonucudur. Rusya 19. yüzyıldan itibaren Slavları tek çatı altına toplamak için çeşitli plan ve projeler hazırlamıştır. Bu amacı Fransa, İngiltere ve Rusya arasında Doğu rekabetini ortaya çıkarmış ve bu durum 1856’da Kırım Savaşına yola açmıştır. Bu savaş Rusya’nın Panslavizm politikası için bir dönüm noktası olmuştur (Kara; Toprak, 2016:678).

Bosna Hersek güney Slavların üç ana etnik grubuna ev sahipliği yapmıştır; Müslüman Boşnaklar, Ortodoks Sırplar ve Katolik Hırvatlar. Boşnaklar Osmanlı’nın Balkanlara egemen olduğu sırada, Müslümanlaşmışlardır. Sırpların ve Hırvatların aynı dilleri konuşan Slavlar olarak kabul edilmiştir. Bu üç Slav halkının arasındaki çatışma kültürel farklılıklardan da ortaya çıkmıştır. Sırbistan Boşnakları Müslümanlaşmış hain Türkler olarak görmüş ve bu nedenle Büyük Sırbistan’ın önündeki en büyük engel olarak görmüşlerdir. Çatışmaların arttığı sırada soy dışı evlilikler de azalmıştır. Slavlar hain olarak gördükleri Müslüman Türkleri ile evliliği reddetmiştir (Semercioğlu, 2017: 134). Sırpların bu milliyetçi tavırları Bosna Hersek Savaşına neden olmuştur.  Bosna Savaşında ölen 200 bin kişinin 160 bini Boşnak halkından olmuştur.  Savaş esnasında Boşnak kadınlarına tecavüz edilmiştir. Sırp milisleri kadınlara karşı sistematik ve kitlesel bir etnik temizleme aracı olarak görmüşlerdir. Bu çatışmaların asıl kaynağı Sırpların kendi etniklerinden başka etnik kimliği kabul etmeyişleridir (Dalar, 2008:96).

Sırplar, bunları yaparken en büyük destekçileri Ruslardı. Sonuç olarak Sırplar Rusya’nın Slavları tek çatı altında toplama hayalini bir bakıma gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Slavların altında toplanacağı yer her ne kadar Büyük Sırbistan da olsa, Ruslar için Osmanlı’nın altında toplanan Slavlar yerine Büyük Sırbistan altında toplanan Slavlar çok daha cazip ve mantıklıydı. Çünkü Ruslara göre Büyük Sırbistan Osmanlı’ya karşı Rusların yanında saf alacaktı. Rusya bir yandan da Balkan ülkelerine müdahale ediyordu. Balkanlarda günden güne hâkimiyetini arttırıyordu. 1877 yılında Bulgar milliyetçilerin yanında safını belirtmiş ve bu bahaneyle Balkanlara müdahale etmiştir (Şafak, 2010:46).

SONUÇ

Ruslara Çekler tarafından kazandırılan Panslavizm kavramı, ilk defa 1826 yılında J. Herkel tarafından dile getirilmiştir. Rusya egemenliğinde olmayan Slav ırkları bir araya getirme fikri I. Petro dönemine dayanmakla birlikte “sıcak denizlere inme” gayesi etrafında şekillenmiştir. Akdeniz’e inme adına Rusya, İstanbul’a misyonerler göndererek orada bulunan Sırp, Bulgar ve Rum halkını Türklere karşı kışkırtmıştır. Ayrıca Osmanlı topraklarına Rus elçiler gönderip bilgi almıştır. Rusya Akdeniz’e inme hayalinin Osmanlı’nın dağılmasıyla mümkün olacağını düşünmekteydi.

Boğazlar Osmanlı hâkimiyetinde bulunduğundan dolayı Rusya yayılmacı politika izleyememekteydi. Ancak 1774’te imzaladığı Küçük Kaynarca Anlaşmasıyla iki devlet Müslüman ve Hıristiyanlar üzerindeki dini liderliğini ve himaye hakkını tanıdı. Yine bu anlaşmayla beraber Rus gemileri Çanakkale ve İstanbul Boğazlarından diledikleri gibi geçme özgürlüğüne sahip olmuşlardır.

Panslavizm politikalarıyla Balkanlarda; Sırbistan, Karadağ, Romanya Rusya’nın desteğiyle bağımsızlıklarına kavuşmuşlar, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının bir sonucu olarak da Bulgaristan bir Prenslik haline gelmişti. Bu demek oluyordu ki Rusya’nın Panslavizm politikası başarılı bir şekilde uygulanmaya konulmuştur. Ayrıca I. ve II. Balkan savaşlarıyla birlikte Osmanlı, Balkanlardaki gücünü kaybetmeye başlamıştır. Yunanistan’ın bağımsızlığını ilan etmesi, 1875 Hersek, 1876 Bulgaristan ve Selanik ayaklanmaları, 1876 Karadağ-Sırbistan Savaşı Rusya’nın Panslavizm politikasının bir sonucudur.

KAYNAKÇA

“Balkan Savaşları Paneli 03.04 Mayıs 2011”. (2012). (Ed. Cenap Şayin), Istanbul: Harp Akademileri Basımevi.

“Balkan Savaşları’nın 100. Yıldönümünde Balkan Tecrübeleri”, (Ekim 2012), TASAV Raporu 1, https://www.tasav.org/media/k2/attachments/dpa_rapor_1_balkanlar_100.yil_tasav_son.pdf (erişim tarihi: 06.11.2018).

Akdes N. K. (1987). RusyaTarihi Başlangıçtan 1917’ye Kadar¸ Ankara: Türk Tarih Kurumu.

Anderson, M. (2001). Doğu Sorunu (1774-1923). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Asker, A. Özcan, Özel, S. M. (2016). “Panslavizm’in Çarlık Rusya’sının ve Sovyetler Birliği’nin Balkan Politikaları Üzerindeki Etkisi”, İnternational Crimes and History, 17-41.

Aslanova, S. (2008). 20. Yüzyılın Başında Rusya’nın Osmanlı Politikası (1903-1917), (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, İzmir.

Aydın, M. (2004). “19. Yüzyıl Ortalarında Panslavizm Ve Rusya”, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, (15), 73-82.

Aydın, M. (2013). 19-20. Yüzyıllarda Osmanlı Balkanlarında Rusya’nın Casusluk Faaliyetleri, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Tarih Araştırmaları Dergisi, 32(53), 17-54.

Çağ, G. (2008), “Panslavizm’in Fikri Temelleri Ve Slav Birliği Çabaları”, Sakarya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 10(1), 205-219.

Dalar, M. (2008). Dayton Barış Antlaşması ve Bosna-Hersek’in Geleceği, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 1(16), 91-123.

Demiroğlu, H. (2013). General İvan K. Kişelskiy’in Balkan Slavları Hakkındaki 1863 Yılı Raporu, Bilig / Türk Dünyası Sosyal Bilimler Dergisi, (66), 61-78.

Feyzioğlu, H. S. (2016). Hatıraların Işığında Balkan Savaşları, DTCF Dergisi, 56(2), 200-213.

Halaçoğlu, A. (Tarih Yok). “Bulgar Mezalimi”, https://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=287815 (erişim tarihi: 06.11.2018).

Kara, G.; Toprak, S. (2016). 19. Yüzyıl Sonunda Balkan Siyaseti Gölgesinde Rusya’nın Yalnızlaşması, İnsan Ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 5(4), 677-689.

Keleş, E. (2008). Rusya’nın Panslavizm Politikasının Balkanlarda Uygulanmasına Dair Bir Layiha, Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (İLKE), (21), 123-140.

Kocaoğlu, M. (1996). Rusya’nın Tarihe Düşen Emperyalist Gölgesi, Bilig / Türk Dünyası Sosyal Bilimler Dergisi, (3), 39-52.

Kurat, Y. (1997) 19 Yüzyılda Rusya’nın Balkanlar’daki Panslavist ve Panortodoks Politikası Karşısında Osmanlı İmparatorluğu, Çağdaş Türk Diplomasisi 200 Yıllık Süreç. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Kuzucu, S. (2010). II. Katerina Dönemi Osmanlı-Rus İlişkilerinde Kırım, Türk Dünyası Araştırmaları, (185), 107-118.

Melek, K. (1978). Doğu Sorunu ve Milli Mücadelenin Dış Politikası. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları.

Ortaylı, İ. (1992). Türkiye ve Rusya  XVIII. Yüzyıl Sonundan Kurtuluş Savaşına Kadar Türk-Rus İlişkileri (1798-1919). Ankara: Türk Tarih Kurumu.

Semercioğlu, H. (2017). Bosna Hersek’te Yaşanan Boşnak-Sırp Çatışmasının Analizi, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 16(63), 1339-1360.

Şafak, Y. (2010). Yugoslavya’nın Dağılması ve Bosna Savaşı, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Kadir Has Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Uluslararası İlişkiler Bölümü / Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı / Uluslararası İlişkiler Bilim Dalı, İstanbul.                                                                                                                                                                                                

[1] Hakiki Panslavizm      

[2] Katerina 1725-1727 yılları arasında hüküm sürmüştür. Katerina Alman kökenliydi. İsmi Çar tarafından Katerina şeklinde değiştirilmiştir (Şahin, 2014: 176).

YORUM EKLE

banner39