Beşinci Nesil F-35 Savaş Uçağının Türkiye İçin Alternatifi  Var Mı? - Hakan Kılıç

Ekim- Kasım- Aralık 2018 tarihli Bilimevi Dış Politika Dergisi 6. sayısında yer alan Beşinci Nesil F-35 Savaş Uçağının Türkiye İçin Alternatifi  Var Mı?" yazısı güncel gelişmelerle ilgisi açısından yayına alınmıştır

Beşinci Nesil F-35 Savaş Uçağının Türkiye İçin Alternatifi  Var Mı? - Hakan Kılıç

Hakan Kılıç

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un bütçe yasa tasarısının içine konulan “Türkiye’ye F-35 verilmesinin durdurulması” maddesi Trump tarafından 13.08.2018 tarihinde imza- landı. Henüz F-35 yasağı getirmeyen karar iki pilotumuz Türk F-35A uçağı ile ABD’de eği- timlerine devam etmesine mâni olmadı. Yasal sürece göre Türkiye’nin F-35 alıp almaması konusundaki rapor Pentagon tarafından hazırlanacak ve 90 gün içinde teslim edilecek (Ara- lık-2018’de süre dolacak). Rapor sonrasında son bir değerlendirme ile Türkiye ve ABD ara- sındaki ilişkiler masaya yatırılarak F-35’ler teslim edilecek veya teslimatın kalıcı olarak askıya alınmasına karar verilecek.
 
Türkiye’nin sadece alıcı değil programın bir ortağı oluşu ve ABD’nin diğer 7 ortağın oluru olmadan tek taraflı karar verme hakkı olmaması tartışmaları bir yana bu senaryonun olumsuz sonuçlanması durumunda: Türkiye daha doğrusu

T.Hv.Kuv.’nin alternatif savaş uçağı hangi uçak olabilir? Yeni bir uçağa ihtiyaç var mı, yoksa MMU TF-X’mi beklenmeli? Olurda F-35 veya yerine başka bir “Çok rollü” uçak alınırsa hala daha TF-X yapılana kadar ki sürede başka bir “ara dönem” uçağına ihtiyaç var mı?

Bu makalede yukarıdaki sorulara cevap arayacak ve dünyadaki alternatif olabilecek uçakla- rı kısa kısa tanıtacağız. Sadece “Alternatif” ile sınırladığımız için örneğin F-22, F-15, J-20 gibi uçakları incelemeyeceğiz. Aslında konunun daha iyi anlaşılması için 4’üncü ile 5’nci nesil savaş uçakları arasındaki farkları, “Stealth” kavramını, TF-X’e neden ihtiyaç duyduğumuz ve nasıl  bir uçak olması gerektiği gibi açıklayıcı konuları uzun uzun anlatmak gerekir. Ancak takdir edersiniz ki makalenin boyutu kat kat artar ve ana konumuzdan sapmış oluruz. Bu konuları değişik dergi ve sitelerde ayrıntılı olarak çok defa yazdığım için sadece kısa tanım olarak özet- leyeceğim. Bu yazılara basit bir internet araması ile erişebilirsiniz.
Kısaca Beşinci Nesil ve “Stealth” Ne Demek ve F-35 Lightning-II Savaş Uçağı

Ülkemize yönelik tehdit değerlendirilmesi yapıldığında F-35’in bir kuvvet çarpanı olarak sadece hava kuvvetleri değil, TSK için önemli bir platform olacağını söyleyebiliriz. Derin darbe görevlerinde hava kuvvetlerine ilkleri yaşatacak bir platform olması yanında ağ merkezli harp/ harekât kabiliyeti ile de kara ve deniz kuvvetlerini de yeni teknolojilerle tanıştırmış olacak. Örneğin, bir firkateynimiz ufuk altı kaldığı için göremediği ufuk ötesi bir hedefi havadaki F-35 sayesinde görecek ve seyir veya anti-gemi füzesini F-35 yardımı ile görmediği belki varlığından o ana kadar haberi dahi olmadığı hedefe ateşleyip yine F-35 yardımı ile güdüleyebilecek. Kara hedeflerine seyir füzesi ile saldırı kabiliyeti olmayan deniz kuvvetlerimizin bu eksiğini milli seyir füzesi SOM taşıyan F-35 bir nebze gidermiş olacak.

Yine kara kuvvetlerini uzun menzilli ateş destek unsurlarının kısa menzilli topçu roketleri ve 280 km menzilli Bora SRBM’sinden teşkil edildiği düşünüldüğünde ve Bora füzesinin stratejik hedefler için kullanılabilecek çok yüksek maliyette milyon dolarlar ölçülen bir balistik füze olduğunu göze aldığımızda şunu diyebiliriz: Daha değersiz ancak daha fazla sayıdaki taktik veya nokta hedeflerin imhası için nispeten daha küçük seyir füzesi füzeleri ile yapabilecek bir derin darbe görevi çok daha verimli ve savaşın sürdürülebilir maliyeti açısından mantıklıdır. Müşterek harekatta ağ merkezli harp özelliği ile F-35’in yine kara güçlerine vereceği desteği ayrıca örneklendirebiliriz.

MMU (Milli Muharip Uçak) TF-X’in realist bakıldığında yani dünyadaki mevcut, gerçek- leşen ve ilk uçuş tarihi açıklanan yeni (5.) nesil projelerin tarihsel süreci incelendiğinde seri üretime geçmesine daha on yıllar olduğu bir gerçektir. Gelecekte F-35 ve TF-X’den oluşan iki beşinci nesil savaş uçağı ile T.Hv.Kuv.’nin muazzam bir güce kavuşacağını söyleyebiliriz. Ancak bugün makalemizde özellikle bu zamana kadar ki yani önümüzdeki 10-25 yıllık sıkıntılı süreci irdeleyeceğiz.

Bahsettiğim beşinci nesil savaş uçağı projeleri kısaca:

-    Seri üretimde veya üretimi tamamlamış olanlar: F-22 ve F-35 (ABD), J-20 (Çin)
 
-    Gelişim süreci devam eden ve prototipleri uçanlar: SU-57 (Rus), J-31/FC-31 (Çin)
-    Uzun süredir prototipleri uçan ancak programı iptal edilenler: X-2 Shinshin (Japon)
-    Henüz uçan bir prototipi olmayan proje aşamasındakiler: KFX-100/200 (Güney Kore), HAL AMCA (Hint- program belirsizlik içinde ve iptal edildiği söyleniyor), MMU TF-X (Türk), Alman-Fransız ortak projesi (Bu yıl açıklandı. Beş buçuğuncu nesil olacağı ve prototip ilk uçuş hedefinin 2040 olacağı açıklandı), Tempest (İngiltere tarafından bu yıl açıklandı ve  6’ncı nesil olacağını iddia ediliyorlar).

Şimdi beşinci nesil ne demek kısaca buna bakalım sonra da kısaca F-35’i inceleyip ana konumuza geçelim. (Makale boyunca “beşinci nesil savaş uçağı” tabirini çok kullanacağım için kısaca “5N” olarak tanımlayacağım.) Şu an T.Hv.Kuv.’nin envanterindeki F-4E 2020 uçakları 3’üncü, F-16’lar ise 4’üncü nesildir. F-35 gibi yukarıda sıraladığım 5N’lerin en belirgin özelliği ise “Stealth” kavramıdır. Sanılanın aksine “Stealth” sadece radar görünmezliği değildir. Zaten dünyada radarda hiç görünmeyen bir uçak da yoktur. Mesele ne büyüklükte daha doğrusu radara ne kadar yaklaştığında görebildiğidir. “Stealth” ise düşük izlenebilirliktir ki bu sadece radar dalgalarını düşük yansıtmak değil ayrıca düşük termal, görsel, akustik, elektromanyetik emisyon yaymak veya algılatmak demektir. Dolayısı ile düşük radar görünürlüğü kadar düşük termal yani kızılötesi görüntü sergilemek de en az onun kadar önemlidir.

Düşük radar görünümü için özel RAM boyadan, yuvarlak hatlı keskin olmayan yüzeylere kadar özel dizaynlar yapılır. Uçağı üzerindeki perçinlerin ve çiziklerin dahi öneminin ayrıntısına girsek emin olun çok şaşırırsınız. Motor hava girişi ve çıkışı gövde içinde mümkün oldu- ğunca saklanmış ve uçağın şekli radar enerjisini eğimli bir ayna gibi kaynaktan uzaklaştıracak şekildedir. Keskin kenarları olmayan kıvrımlı yüzeyler sanki düzgün bir yüzey boyunca akan suya benzer şekilde radar enerjisinin pürüzsüz bir şekilde akmasını sağlamak için törpülenmiş gibi düzgünleştirilmiştir.

Bütün 5N’ler ile 4++ nesil uçakların sahip olduğu IRST sensörleri yani kızılötesi algılayıcılar radar sessizliğinde bile 50 km’lerin üzerindeki mesafelerden uçakları termal olarak görebilir. Dolayısı ile ileride sık sık değineceğim için buraya dikkatinizi çekmek isterim, eğer uçağın yapısı dış yüzeyindeki sürtünmeden mütevellit oluşan ısıyı ve motoru termal ısıyı çok yansıtıyorsa o uçak için gerçek “Stealth”dan bahsedilemez. Dünyada termal gizliliğe en uygun yani en yüksek teknolojiyi sağlayan F-35’in F135 motoru sıcak yanmış gazı dışarı atarken iş- lenmemiş hava ile bypass ederken motor sıcaklığının gövde yüzeyinden yansımaması için özel teknolojilerle donatılmıştır ki motorun bu kısmı F-35’in en önemli sırlarından biridir (Üretici ABD’li P&W Firması hariç diğer 11 kullanıcı ülkenin hiçbirinin motorun bu kısımlarını açıp bakım yapma yetkisi dahi yoktur).

5N’leri diğer uçaklardan ayıran diğer özellikleri de şöyle sıralamak istiyorum: Ağ merkezli harp kabiliyeti, mükemmel durumsal farkındalık ve bunun için çok gelişmiş elektro-optik, kı- zılötesi, radar ve diğer sensörlerle çevrili olması, yukarıdaki özelliklerin gereği mühimmatları gövde içinde taşıması, “Supercruise” (daha sonra açıklayacağım) özellikli termal gizliliğe uy- gun motorlar, AESA (aktif elektronik taramalı) radarlar ve çok gelişmiş aviyonikler.
Şimdi “sadece” F-35’e özgü olan ve diğer uçaklarla farkını ortaya koyan sistemleri birer paragrafla özetleyelim.

Dağıtılmış Diyafram Sistemi (DAS) aracılığıyla çoklu sensörleri ile F-35 pilotları uçağın dışarısında 360 derecelik bir görüşe sahiptirler. Meşhur F-35 test pilotu Flynn, “Pilot ilgisini çeken her şeyi bacakları arasından uçağın altından bakabileceği ve hatta yere kadar ba- kabileceği noktaya kadar görüyor.” derken teki 400.000 USD fiyatı ile dünyanın en pahalı, 2,5 kg ağırlığı ile de en ağır pilot kaskı olan F-35 kaskı ile bacaklarının arasına baktığında uçağın altını, arkaya bakınca arkasını görebildiği gibi yenilikleri kast ediyordu. Uçağın tüm sensör, silah sistemleri, uçuş saatleri bu kaska yansıtılırken, pilot düşman uçaklarına ısı güdümlü kısa menzilli füzeleri kilitlemek içinde bu kask ile bakması yetiyor. Öyle ki HOB (yüksek yanal gö- rüş açısı kabiliyeti) özelliği olarak tanımlanan bir kabiliyet ile pilot 90 dereceden fazla açılarda yani arkasında kalan bir uçağı gördüğü taktirde bu kask ile kilit attığında füze çıkış yapıp geri dönüş yaparak uçağın 180 derece arkasındaki hedefe dahi angaje olabiliyor.

Başka bir örnek verecek olursak, hedef tespit eden DAS füzyon aracılığı ile kask vizörüne füze ve fırlatma noktasının üzerine bir sembol yerleştirir. Pilot mantığı ile (kısa menzilli IR güdümlü füze için) hedef görülmeli ve kilit atılıp ateşlenmelidir. Oysa gece veya hava kapalı ve görüş yok ise kask takılı ekranda bir sembolle pilot çıplak gözle göremese bile sembolün içinde bir hedef olduğunu bilir. Savaş alanının bu görünümü F-35 pilotlarının düşmanını ilk gören ve harekete geçen olarak görevlerini yerine getirmelerine olanak tanır. DAS, altı adet odakla- ma odak noktası dizisinden oluşur. Bunlar, uçağın etrafındaki tüm küreyi algılayan uçağın dış yüzeyine gömülmüş kızılötesi sensörlerdir ve F-35’e has “Füzyon” özelliği bir DAS parçasının radarla aynı açısal boşlukta olduğunu kabul ettiğinde (yani termal bir izi bulup radarın gördü- ğü vektörde-açıda olduğunu anladığında) Radar’a şu şekilde işaret gönderir: “Radar! Bu görüş hattına bir bakın ve DAS’ın bulduğu bu yolda ilerleyin.” Eğer radarın görüş hattının ilerisin- de ise DAS mealen şöyle bir komut göndermektedir: “Bunu güncellemeye devam ederseniz yani o yönde takip ettiğinizde ekranınıza geri dönebilir.” Sonuç olarak bu füzyon motoru mükemmel durumsal farkındalığı gerçekleştirmede pilotun işini çok kolaylaştırır. Aslında F-35 için ABD’de eğitimde olan Türk pilotlarının basına yansıdığı gibi “IPad kullanmayı öğrenir gibi” demelerinin altında yatan şeyde budur. Çünkü F-16 gibi jet uçağı eğitimi almış bir pilotun F-35’e oryantasyon eğitimi aslında gelişmiş bilgisayar sistemlerini veya arayüzleri öğrenmek gibidir. Çift kişiliği olmayan F-35’e simülatörden sonra direk geçiş yapan pilotlar adeta uçağı uçurmasını değil “komuta etmesini” öğrenirler.

“Stealth” özelliği yanında F-35’in diğer bir kabiliyeti ise gece karanlığında ve radar ve telsiz sessizliğinde yani bunlar kapalı iken düşman topraklarına daldığında pilota mükemmel du- rumsal farkındalık sunan AAQ-40 Elektro-Optik Hedefleme Sistemidir (EOTS). EOTS, FLIR ve IRST sistemlerinin birleştiği optik-kızılötesi-lazer kullanan görüntüleme ve hedefleme sis- temidir. 27 km mesafeden lazer işaretleme, 185 km mesafeden “Stealth” olmayan yani termal gizlilik özelliği olmayan uçakları ve çok büyük ve çok aşırı ısı yaydıkları içinde 1200 km’nin üzerindeki bir mesafedeki balistik füzeleri dahi termal olarak görebilir.

Ağ merkezli harp özelliğinin en önemli farkı olduğunu belirterek, bu özellik ile F-35 uça- ğının bir komuta-kontrol uçağı gibi çevresindeki İHA/SİHA’ları yönetebildiğini, onlara hedef tahsis edip emir verebildiğini, onların yaptığı keşif/izleme görüntülerini anlık alıp başka birim- lere iletebildiğini ve kısaca havada adeta robot savaşçıları (drone) yöneten içinde tek bir canlı olan uzay gemisi gibi olduğunu söylersek fazla abartmış olmayız. AESA radarının karıştırmaya dayanıklı olduğunu ve aynı zamanda ek teçhizata ihtiyaç durmadan karıştırma (düşman frekansını bastıracak radar frekansı yayınlama) kabiliyeti olduğunu, Barracuda EH sisteminin hakkında çok az şey bilinen yeni nesil bir elektronik harp enstrümanı olduğunu, İletişim-Navigasyon-Tanımlama (CNI) Suiti, Ağ Merkezli İletişim (Link-16, MADL) ve MADL (Çok Fonk- siyonlu Gelişmiş Veri Bağlantısı) gibi her biri çok gelişmiş sistemlere sahip olduğunu belirterek başka bir özelliğine geçiyorum.


F-35’in gelişmiş füzyon özelliği pilot için üç şey yapar: İlk olarak, tüm sensörlerden tek bir entegre resmi birleştirir. İkincisi sensörlerin eksik verileri doldurması için görev yapar. Üçüncü olarak, bilgileri herkesle paylaşır. Yani filodaki tüm F-35 pilotları hatta yanındaki gemideki SHM subayı veya link operatörü veya C4 merkezindeki komutan, havadaki erken uyarı uçağı (AWACS) vb. Dolayısı ile F-35’in girdiği bölgede düşman artık tek bir uçağın sensörünü köreltme (Elektronik karıştırma, lazer veya uçağı düşürme) ile uğraşmakla değil tüm filo ile uğraşmalıdır. Yani ağdaki sensör verilerini paylaşan birden fazla F-35’e karşı mücadele etmek zorunda. Bu gelişmiş ağ özellikli yetenek F-35’i muazzam bir güç çarpanını yapar. Sistem o kadar gelişmiş ve devrimcidir ki uçağın burnunun altına yerleştirilmiş cam çıkıntı içindeki EOTS sensörlerinden radara her tarafındaki sensörler bütünü entegre çalıştığı için basitçe kamera veya termal göz diyebileceğimiz sensörün yanıltılması bile bütünleşik sistemi ve füzyon motorunu yanıltmaz ve diğer F-35’lerin bilgileri ile günceller. Mühendisler, pilotların testler sırasında tek bir sensör seçmesine izin vermek ve füzyon motorunun sadece sensörün izini geçmesine izin vermesini sağlamak için uçağa özel bir geçici arayüz bile yerleştirmiş. Test pilotları ancak bu şekilde bağımsız sensörleri doğrulamış.

Seyir füzeleri ve orta menzili AIM-120 AMRAAM füzesi gibi hava-hava füzeleri ile görüş ötesi menzildeki hedeflere karşı savaş kabiliyeti olan F-35’in durumsal farkındalık ve ağ merkezli harp avantajı diğer uçaklarda olmasa da bu tip füzeler hemen hemen tüm modern uçaklarda kullanıldığından bu özelliğin ayrıntısına girmeyeceğim. Çünkü başta da dediğim gibi hem çok uzatmamak hem de sadece F-35’e ait farklılıklardan bahsetmek istiyorum.

TF-X’e neden ihtiyaç olduğu hususuna gelince: Türkiye 10+ yıl içinde F-4E 2020 uçaklarını kal edecek ve şu an sayıları 240 civarı olan F-16 savaş uçaklarından oluşan muharip filo nitelik ve nicelik olarak yetersiz kalacaktır. Türkiye’nin etrafı yani yakın ve uzak tehdit içeren komşuları çift motorlu, güçlü, harekât yarıçapları yüksek, seyir füzesi yani derin darbe kapasitesine sahip saldırı uçaklardan müteşekkil filolara sahiptir (Rusya Sukhoi/Mig serisi, İsrail F-15/35, Mısır Rafale ve Mig-29, Suriye çok az Mig-25 ve pilot/bakım sıkıntısından uçamayan Mig-29, İran Mig-29 ve az sayıda F-14, Yunanistan tek motorlu da olsa F-16 Viper modernizasyonu, S. Arabistan F-15, EF-2000, Tornado).

Dolayısı ile F-35 alınsa bile iki çok rollü uçağı (F-16/35) olacak olan T.Hv.Kuv.’nin çift mo- torlu ve hava üstünlüğüne uzmanlaşmış bir uçağa ihtiyacı vardı. Bu uçağın on yıllar sonra yani 6’ncı nesillerin prototiplerinin uçamaya başladığı zamanlarda seri üretime başlamış olacağı düşünüldüğünde zaten 5N ve çift motorlu olmasından başka bir şansı yoktu. Bu sebeple doğru bir kararla MMU TF-X, 5N, stealth gövdeli ve çift motorlu bir uçak olacak şekilde düşünüldü.
Ancak şimdilik bir sorunumuz var: F-4E 2020’ler servisten kalkınca TF-X yapılana kadar ne olacak? Yani bir “ara dönem” uçağına ihtiyaç var mı? 2.El veya 30-40 adet sıfır kilometre. F-35 verilirse de her iki uçağın yani F-16/35 füze (adet) taşıma kapasitesinin ve harekât yarıçapının etrafımızdaki rakiplerden düşük oluşu TF-X’e kadar yine bir ara dönem uçağını zorunlu kılmaktadır dersek çok abartmış olmayız. Bunun üzerine deniz kuvvetlerinin hava savunma sistemlerinin son derece kısıtlı ve yetersiz oluşu, donanmanın hava savunmasını hava üstün- lüğü uçaklarının karşılayacağı gerçeğini doğurmaktadır. Diğer yandan seyir füzesi kabiliyeti yeni kara hedeflerine (aslen anti-gemi füzesi olan Harpoon ile çok çok sınırlı şekilde) saldırı kabiliyeti olmayan donanmaya destek amaçlı derin darbe uçağı F-35 alınamaz ise yine TF-X üretilene kadar bir ara dönem uçağı alınmasını elzem kılmaktadır. Yine kısıtlı ve yetersiz sayıda alınacak S-400’den başka yüksek irtifa hava savunma sistemi olmayan kara birliklerinin düşman uçaklarına karşı korunması içinde önleme uçağı ihtiyacı çok nettir. Şimdi bu (özet) değerlendirmelerin ışığında alternatifleri inceleyelim.

FC-1 / JF-17, Çin / Pakistan Üretimi Ortak Savaş Uçağı

Çinli adı FC-1 “Xiaolong-Şiddetli Ejderha”, Pakistan tanımlaması ile JF-17 (Joint Figh- ter-17) Urdu dilinde “Yıldırım” olan çok rollü savaş uçağı Çin’in en başarılı havacılık ihracat- larından biridir. Çinli “CAIC” ile Pakistan’ın “PAC” firması tarafından üretilen uçak Nijerya ve Myanmar’a da satıldı.

2003 yılında ilk uçuşunu yapan JF-17 Mart 2007’de Pakistan’a teslim edildi. Şubat 2010’da
 
Pakistan Hava Kuvvetleri’nin ilk JF-17 Filosu hazırdı. Çift motorlu Rus savaş uçağı Mig-29’da kullanılan RD-33’un gelişmiş versiyonu Klimov RD-93 motoru ile güçlendirildi. Yani motoru Çin yapımı olsa da aslında Rus motoru idi. Daha ucuz Çin yapımı WS-13A motorunu Çinliler teklif etse de Pakistan kabul etmedi. Zaten Çin ve Pakistan elinde bir Rus ambargosuna karşı çok sayıda motor stoğu olduğu söyleniyor.

Uçak Çin yapımı orta menzilli PL-12 / SD-10 ve kısa menzilli PL-7, PL-8, PL-9 gibi hava-hava füzelerini kullanmanın yanında F-16 gibi Amerikan uçaklarına sahip Pakistan Hava Gücünün elimdeki hava-hava füzelerinden ABD yapımı AIM-9P Sidewinder’i de kullanabilir. Ancak diğer ABD yapımı aktif radar güdümlü füzeleri kullanamaz (AIM-120 AMRAAM vb.) Lazer güdümlü akıllı bombalar, anti-radar füzeleri ve Exocet (Fransız) gibi anti-gemi füzeleri taşıyabilir.

En büyük eksiklerinden biri havada yakıt ikmal kabiliyetinin olmaması olan uçağa Block II’de refuel probe yani yakıt ikmal çubuğu takıldı. JF-17 / FC-1’in maksimum sürati 1,909km, menzili 2.037km ve hizmet tavanı 15.240m’dir. Harekât yarıçapı 1,352km’dir. Uçak 6,411 kg ağırlığında ve maksimum kalkış ağırlığı 12.474 kg’dır.

JF-17’nin en büyük avantajı maliyetidir. En temel konfigürasyonunda uçak başına sadece 15 Milyon USD. Gelecekteki JF-17 Block III versiyonun için sadece yeni AESA radar sistemini değil, aynı zamanda yeni bir elektronik savaş sistemi ve genel olarak geliştirilmiş bir aviyonik paketi ile donatılacağı söylentileri olsa da henüz bir gelişme ve bilgi yoktur. Ayrıca Çin’de yani
 
Çin Hava Kuvvetlerinde J-16 ve J-10C dışında AESA radar kullanan uçak da yoktur.

AESA radar: Aktif elektronik tarama yapabilen yani radar antenin sürekli sağa-sola hareket etmeyip sabit durduğu, daha uzun menzilli arama kabiliyetli ve elektronik karıştırmaya çok daha dayanıklı yeni nesil radarlardır ve 5N’lerin olmazsa olmazıdır.

Ayrıca antrparantez belirtelim ki ASELSAN’ın geliştirdiği hedefleme ve navigasyon podu ASELPOD JF-17’de kullanılmak üzere Pakistan’a ihraç edilmiştir. Şimdi alternatif olması yönü ile değerlendirmede bulunursak:
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki fiyatı ve dost ülke Pakistan üretimi olması haricinde uçağın bizim için hiçbir alternatif olacak özelliği yoktur. 5N teknolojilerinden AESA radar dahil hiçbirini barındırmadığı gibi 4++ nesil olarak bile alterna- tif göremeyiz. Öncelikle hava kuvvetlerinin 100.yıl kutlamaları çerçevesinde İzmir-Çiğli’ye gelen ve gösteri uçuşu yapan uçağı o gün gösteri yapan So- loTürk, diğer 3 ülke F-16’ları ve EF-2000 ile kıyas ettiğimde gösteri uçuşundaki manevra kabiliyeti- nin daha düşük olduğu görülüyordu. Tabi ki buna ancak pilotlarımız uçunca karar verebilir ama yüzlerce solo akrobasi gösterisi seyredince artık yakın uçaklar arasında değil de (Rafale-EF-2000 gibi) örneğin bir F-4 ile F-16 arasındaki farkı görebildiğimi sanıyorum.

Ancak bütün bunlar yani 5N olmayışı bir yana uçağın T.Hv.Kuv. için ihtiyacı karşılamayacak oluşunun ana sebebi tek motorlu olmasıdır. Yani buna bağlı olarak harekât yarıçapının ve silah taşıma kapasitesinin düşük olması. Ayrıca Rus motoru kullanmasının bizim için handikap oluşturması bir yana mühimmat olarak şu an hava kuvvetlerimizin depolarındaki mühimmatlardan sadece AIM-9 Sidewinder kısa menzilli ha- va-hava füzesini kullanabilir. Onunda son modeli ve 180 derece kilit 360 derece angajman mo- deli “X” değil sadece L/M modelleri. Yani görüş ötesi savaş ve hava yer görevleri için Çin/Rus yapımı mühimmat alımı gerekecektir. Milli Muharip Uçak MMU TF-X projesi hayata geçene kadar ara dönem uçağı olarak da tercih etmek yanlış olur. Çünkü zaten elimizde tek motorlu bir F-16 varken hava üstünlüğü görevleri için yine düşük kapasiteli bir uçak tedarik etmiş olu- ruz. Bir zaman sosyal medyada tartışılan F-35’in yerini tutabilir mi sorusuna ise lafügüzaf ve konuyu gereksiz uzatmak olacağı için girmeyeceğim.
 

Fransız Dassault-Rafael ve EF-2000 Eurofighter-Typhoon

Avrupa’nın 4’üncü nesil savaş uçağı ihtiyacını karşılamak amacı ile doğmuş olan bu iki savaş uçağı aslında öncesinde beraber başlayan geliştirme projesinden bir süre sonra müstakil program yürütme kararı veren Fransa’nın ayrılması ile oluşan bir bölünmenin sonucudur. İn- giltere, Almanya, İtalya ve İspanya EF-2000’i geliştirirken, Fransa’da Rafale’yi geliştirmiştir. O yüzden kapasite, performans olarak birbirine yakın olan uçaklar temel dizayn özellikleri bakı- mından da benzerdir. Örneğin, her ikisi de delta kanatlı, tek dikey stabilizeli ve çift motorludur. Her iki uçağında 5N’lerde olan “Stealth” kabiliyeti olmadığı halde motorlarında “Supercruise” özelliği vardır.

Uçakların arasındaki temel farklardan biri Rafale’nin uçak gemisi konuşlu olarak da kulla- nılabilmesidir. Yani inip kalkabilme özelliği vardır. Bu EF-2000’de yok, hiçbir zamanda yapısı gereği olmayacaktır (Konumuz gereği belirtmeliyim ki Rafale’deki kabiliyet F-35B modeli gibi dikey iniş kalkış değil, F-35C modelindeki gibi büyük uçak gemisine iniş kalkış özelliğidir. Yani medyamızın hatta bazı tersane yetkililerinin hiç sıkılmadan videolarda “uçak gemisi” dediği aslında LPD yani “Havuzlu Çıkarma Gemisi” olan TCG Anadolu gemimize Rafale uçağı iniş kalkış yapamaz. Şu an dünya üzerinde bu tür yani LPD sınıfı gemi güvertelerine inip-kalkabilecek iki tip var: artık eskimiş olan Harrier/AV-8B ve F-35B modeli. Başka savaş uçağı yok).

Rafale ve EF-2000 arasındaki diğer önemli bir fark ise görev/rol/sınıf farkıdır. Her ne kadar EF-2000 için web ortamında arama yaptığınız zaman onun için de “multi role-çok rollü” ibaresini görürsünüz ama Rafale tıpkı F-35, F-16, F-4E Phantom uçaklarının olduğu gibi iken EF-2000 biraz da olsa farklıdır. Gerek tarihsel süreçte operasyonel kullanım gerçekleri gerekse İzmir-Çiğli’ye gösteri amaçlı gelen Alman EF-2000 uçağının pilotu ile yaptığım uzun sohbette yaptığı itiraf gibi EF-2000 yapılış amacı ile daha çok hava üstünlüğü uçağıdır. PR ve ilave kabiliyet, ihtiyaç halimde kullanılmak üzere bomba ve seyir füzelerini de başarı ile taşıyıp kullanabiliyor. Yani hava-yer görevlerini de yapabiliyor. Ancak örneğin Alman, İtalyan ve İn- giliz Hava Kuvvetlerinde hava-yer görevlerini yine Avrupa ortak üretimi Tornado veya başka uçaklar yaparken hava-hava/hava üstünlüğü görevlerine daha çok EF-2000’ler atanmaktadır.
 
Sonuç olarak Rafale daha çok çok rollü EF-2000 ise özellikle Tranche-1 versiyonu daha çok hava üstünlüğü uçağı olarak yapılmıştır.

Şimdi Rafale’ye kısaca bakalım. Tamamen Fransa’ya ait yani başka bir ülke ortaklığı olma- yan bir projenin sonucu olarak Mirage serisi uçakların yanında çok rollü, Fransız uçak gemisinde de kullanılan bir dördüncü nesil olarak geliştirilen uçağın şaibeli bir şekilde de olsa Mısır, Hindistan vb. ülkelere ihracat başarısı da vardır. Manevra kabiliyeti EF-2000’e göre biraz daha zayıf olduğu değerlendirilen uçağın çok daha iyi bir hava-yer/yakın hava desteği uçağı olduğu söylenmekte. Ancak konumuz gereği uçakları tek tek spesifik olarak anlatmak, teknik özel- liklerini kıyaslamak yerine Türkiye açısından yani F-35 yerine alternatif alabilir mi açısından irdeleyerek devam edelim.

Rafale’nin görev tanımı ve kabiliyetleri F-35 ve F-16 ile paralellik arz etse de her ikisinde üstün ve eksik yanları var. Üstün yanı çift motorlu oluşunun verdiği beka kabiliyetini biraz da fazla olmasının yanında yine çift motorun sağladığı harekât yarıçapının yani havada kalış süresinin daha fazla olması. Bu da hava üstünlüğü-hava devriyesi görevlerinde avantaj sağlar. Ayrıca daha büyük gövde ve güç daha çok mühimmat taşımasını sağlar. Sadece F-35’in radar görünmezliği gereği gövde içi sınırlı mühimmat kapasitesi yüzünden değil her iki uçak kanat altında ve dış paylonlarda silah taşısa bile Rafale daha üstündür. F-35 gecikmeleri ve F-4E uçaklarımızın servisten kalkacağı düşünüldüğünde ara dönem uçağı olarak F-35 ve F-16 yanında Rafale daha çok işin hava üstünlüğü hava-hava görevler bacağını oluşturmak adına ideal bir platform olabilir. Ancak mesele F-35 olmaz ise yerine olabilir mi sorusuna gelince işin rengi değişir.

F-35’den eksik yönlerini sayarsak en başta 5N olmayışının verdiği eksiklerinden başlamak lazım. Tabii olarak uçağın “Stealth” kabiliyeti yoktur. Ayrıca IRST yani kızılötesi görüntüleme sensörü barındırsa da bu F-35’in EOTS sistemi ile kıyas kabul etmez. Ağ merkezli harp, durumsal farkındalık gibi özelliklerde F-35’e göre çok zayıftır. AESA radarı olmayan uçağın, ısı güdümlü kısa menzilli ve aktif/yarı aktif radar güdümlü orta/uzun menzilli hava-hava füzeleri yönü ile F-35’den geri kalır yanı yoktur. F-35 NATO ve Türkiye’nin kullandığı füzeleri kullanırken, Fransa NATO üyesi olduğu halde kendi bağımsız havacılık sanayini kurduğundan sadece savaş uçakları değil onların kullandığı mühimmatın dahi kendine has imal etmektedir. Meteor gibi ortak kullanılan füzeler vardır ancak Rafale seçtiğimiz takdirde çok büyük oranda Fransız füzelerini almak zorunda kalacağız.

Rus veya Çin uçakları kadar radikal farklar olmasa da ve Fransız uçakları IFF (dost düş- man tanıma) kodu gibi hususlarda uyumlu olsalar da ortak füze Meteor hariç genelde kendi hava-hava füzelerini kullanmaktadırlar. Tabii ki her üç ülke de NATO üyesi olduğu için ABD, Fransa ve Türkiye’nin ikna edilerek depolarımızda ki mevcut ABD füzelerini uçağa entegre edebiliriz veya en başında milli hava-hava füzeleri olan Göktuğ ailesinin entegresine izin vermelerini daha doğrusu kaynak kodlarını vermelerini şart koşarak alabiliriz.

Diğer yandan beşinci nesil bir teknoloji dururken 4++’ya para yatırmak (Fransa ve Almanya 5,5’uncu nesil savaş uçağı üretimi için anlaştıklarını açıkladılar) ne derece doğrudur tartışılır. Durumsal farkındalık, “Stealth” gizliliğinin avantajının görüş ötesi menzil savaşlarındaki üstünlüğü ve termal izinin düşük olmasına rağmen düşman uçaklarının termal izini önceden görme kabiliyetinin yüksek olması gibi avantajları yok sayarsak F-35 ile Rafale’nin hava-hava performansında Rafale’ye üstün diyebiliriz. Yani bu beşinci nesil teknolojilerin işe yaramadığı örneğin bir yakın hava muharebesinde. Fakat görüş ötesi savaş için asla. Ayrıca hava-yer görev- lerinde F-35 seviyesinde derin darbe performansı beklemek hata olur.
Fransa ile olan ilişkilerimizi de dikkate aldığımızda F-35 yerine bir alternatif olarak düşüne- biliriz demek için şartları zorlasak da “Evet” demek zor görünüyor.

EF-2000’in yukarıda saydığım özelliklerinin yanı sıra irtifa, hız, motor gücü gibi teknik de- ğerleri Rafale’nin üzerindedir. Yukarıda da belirtiğim gibi çok rollü olarak görev yapabilse de Tranche-1 ve 2 versiyonları daha çok hava üstünlüğüne odaklı idi. Sonradan geliştirilen Tran- che-3 daha çok çok rollü bir uçak. Öncelikle F-35 yerine ikame bir uçak olarak değil de T.Hv. Kuv.’nin ara dönem yani F-35 yeterli sayıya ulaşana kadar geçen ki süreyi düşünerek söylemek gerekirse: Blok 50 ve 50+ konfigürasyon F-16 sayısının 100 adet olduğunu düşündüğümüzde EF-2000 hava kuvvetlerin çift motor hava üstünlüğü uçağı ihtiyacı için ilk bakışta en ideal tercih olarak görülebilir. Özellikle Rafale’de de kullanılan maksimum menzili 100 km olan aktif radar güdümlü, ramjet motorlu Meteor hava-hava füzeleri, Taurus seyir füzeleri vb. modern mühimmatı taşıyabilir.

Ancak Avrupa ve dünyadan bugün itibari ile henüz başka sipariş verilmediğini EF-2000’nin bazı komponentlerinin üretim hattının kapandığını ve Avrupa’nın gözünü yeni nesil yani 5 ve 6’ıncı nesil uçak projelerine diktiğini belirteyim. Evet, EF-2000 alımı ile filosundaki tüm mu- harip uçakların ABD üretimi olduğu hava kuvvetlerimizin ABD’ye bağımlılığı azaltacak çok uluslu bir üretimin uçağını almış oluruz. Üstelik manevra kabiliyeti çok üstün olan EF-2000 hava-hava savaşında ancak F-22 Raptor (ABD), F-15 Eagle (ABD), SU-30-35 (Rus) vb. dünya- nın en üstün hava üstünlüğü ve yakın hava muharebesi (dogfight) savaşçısı olan uçakları ile bu açıdan aynı kulvarda. Dolayısı ile hava kuvvetlerimizin gelecekte de tek motor çok rollü F-35 ve F-16 uçaklarının hava-yer/satıh görevleri sırasında onları rahatlıkla koruyacak bir yancıları olmuş olur.

Ancak üretici ülkelerden Almanya ile inişli çıkışlı ilişkilerimizi bir kenara bıraksak bile EF- 2000’in de F-35’den geri kalmayan bir birim fiyatı var. ABD ile ilişkilerimizin nasıl bir seyir izleyeceğini belirsiz olduğu bir ortamda elimizdeki eski F-16’ları komşumuz Yunanistan’ın ya- pacağı gibi F-16V Viper Blok70 modernizasyonuna mı sokalım, yoksa F-35 yanına ikinci bir yeni tür yani EF-2000 alarak, yeni eğitim, yedek parça, simülatör ve farklı mühimmat maliyetine mi katlanalım? Bu çok zor bir soru. (F-16Viper modernizasyonunun en dikkat çekici yani EASA radar ve CFT yani gövde üstü ek yakıt tankları. Böylece menzil iyileştirmesi olurken uçak dördüncü nesilden 4++’ya terfi etmiş oluyor. Yani EF-2000 gibi ancak bu tek motor gerçeğini değiştirmiyor).

Aslında tarihsel sürece ait ilginç notları da aktarmakta fayda var. 2007 yılında yani henüz üretici ülkeler haricinde EF-2000’in bir ihracat başarısı yokken ve İngiliz etkisindeki Suudi Arabistan ve diğer ülkelere EF-2000 satılamamışken uçağı çok uygun fiyatla bize satmak iste- diler. Üstelik sadece satmak değil ortak üretim hatta belli bir oranda kaynak kodlarının paylaşımını dahi teklif ettiler. Tıpkı F-16 gibi Ankara TAI’de montaj yapıp bu günlerde her gün bir yenisi eklenen milli mühimmat ve füzelerimizi istediğimiz gibi uçağa entegre edebilecektik. Yani şu an ki F-16’larımızın Blok50,50+ üst versiyonlarında yapamadığımız şeyleri EF-2000’e yapacaktık. İşte o günlerde Türkiye’yi ziyaret eden firmanın CEO’su Türkiye’nin hem F-35 JFS projesine hem de EF-2000’e ortak olabileceğini söyleyerek ikna etmeye çalışıyordu. Bunun bir sebebi ise çok iyi bir uçak olmasına rağmen birim maliyeti çok yüksek olan uçağın üretici ülkeler tarafında beklenen oranda sipariş edilmemesi sebebi ile geleceğinin tehlikeye girmesi ve acil sipariş alınması gereği idi. O zamanki CEO Enzo Casolini bizi ortaklığa çağırırken özetle şöyle diyordu: “2011’de F-4E uçaklarınız eskiyecek. Yenileri için bize gelin. Türkiye’nin 48’e yakın uçağa ihtiyacı olmasını bekliyoruz. Bizden 50 uçak alırsanız bu size 4.5 Milyar USD’ye mal olur. Ama Eurofigter’a yüzde 20 ortak olursunuz. Dünyada 100.000 kişi ve 400 şirkete iş yaratıyoruz. Harcamalarınız size geri döner”.

2007 yılı itibari ile savunma sanayi konusunda şimdiki kadar duyarlı olmayan Türk Hükümeti o yıllarda henüz yeni teslim aldığı ve mali yapısını henüz düzeltemediği ülkenin kamu maliyesinin durumu ve fiyatın da etkisi ile teklifi kabul etmedi. Tabi meşhur F-4 kazalarının olmasına ve modernize edilen çok sayıda F-4 2020 Terminatör/Phantom’un serviten çekilme- sine daha 7-8 yıl vardı. Sonuçta taktik hatta stratejik açıdan çok büyük bir fırsat kaçmış oldu.

Bugün ise yine birim maliyeti yüksek olan uçağın ikinci eli de olmadığı için sıfır modelinin alınması, F-16Viper alternatifine kıyasla iyi düşünülmeli. Hatta ülkemizin etrafının çift mo- torlu avcılar ile sarıldığı düşünüldüğünde alım kararı mantıklı görünebilir. Ancak burada ABD ile Avrupa bağımlılığı arasında tercih yapılması gerekecektir. Şu ana kadar F-35’in alınacağını ve F-16 ile yani iki tip yanına üçüncü bir tip uçağı konuştuğumuz için siyasi otorite ve TSK üçüncü bir tip ihtiyacı olduğunu düşünmeyebilir daha doğrusu F-4’lerin kalktığı F-35’lerin peyderpey geldiği dönemde F-16 ile idare edileceğine karar verebilir. Çünkü konjonktürel ola- rak hükümetimiz ile İngiliz hükümeti arasındaki ilişkiler iyi durumda olsa da yarının neler ge- tireceği belli olmayacağı için ABD bağımlılığı ile İngiliz bağımlılığı arasında aslında çok da fark yoktur. İngiltere Eurofighter’ın en büyük ortağı olup Fransa cephesine dönersek de zamanında sattıkları Eryx tanksavarlarının hedefi vuramaması sebebi ile ödediğimiz paranın boşa gitmesi ve Lahey Adalet divanına açtığımız davalar hala hatırımızdadır. Ayrıca şu an hava ve kara kuv- vetlerimizde kullanılan Cougar genel maksat helikopterlerinin yaşadığı elektronik kart sorunu sebebi ile tek motora düşme tehlikesi karşısında yıllarca Güney Doğu’da kullanılamaması ve Fransızların bunu yıllar sonra çözmesi gibi özellikle Fransa’ya yönelik müşteri memnuniyetsiz- liği sorunları zihinlerde kötü izler bırakmıştır.

Sorunun diğer bacağı yani makalenin ana sorusu olan F-35 alamazsak alternatifi olabilir mi sorusuna gelince. Aynı sorunun hava-hava görevleri/hava üstünlüğü için yukarıda Rafale adına verdiğim cevap aynen geçerlidir. Hatta EF-2000’nin daha üstün bir hava-hava savaşçısı olduğunu düşündüğümüz de F-35’den beklenen hava-hava görevlerini yapacağı kanaatini taşıyorum. An- cak Türkiye F-35’i daha çok “hava-hava” değil “çok rollü” kapsamında bir “derin darbe uçağı” olarak görüyor ve alıyor. Dolayısı ile “Stealth” özelliği olmayan 4++ nesil EF-2000’nin F-35’den umulan beklentimizi karşılaması çok zor. Üstelik şahsi kanaatim olarak ara dönem uçağına ihti- yacımız olduğunu düşünsem de gelecek için Türkiye ara dönemi atlatırsa zaten TF-X üretilmiş olacak. Evet, 5N yapmak süper güçler Rusya ve Çin’in dahi henüz tam manası ile başarabildiği bir olay değil. Avrupa ülkeleri de tahmin ettiğim ve sürekli yazdığım havacılık sitesindeki maka- lelerimde daha önceki yıllarda geleceğe yönelik tahmin olarak belirttiğim gibi yavaş yavaş beşinci nesil için birleşmeye başladı. Dolayısı ile İngiltere desteği ve Fransız Dassault firmasının yazılım desteği ile üretilecek MMU TF-X Türk 5N uçağının kısa sürede seri üretime geçeceğini ummak havacılık gerçekleri, beşinci nesil uçak projesi örnekleri ve dünya gerçekleri ile uyuşmamaktadır. Ancak sonuçta üretildiğinde yani konumuza dönersek F-35 ve F-16’nın yanında beşinci nesil   bir çift motor hava üstünlüğü uçağı olacaktır. Dolayısı ile bu dönem atlatıldıktan sonra EF-2000 veya Rafale gibi bir hava-hava savaşçısına ve F-35 olduğu için de başka bir hava-yer savaşçısına ihtiyaç olmayabilir. Tabii dediğim gibi ara dönemin şeklinde tanımladığım 10-20 yıllık sürecin barış içinde geçmesi şartı ile. Ancak geleceği bilemediğimize göre her iki uçak ve F-16’larımızın muhtemel Viper modernizasyonu hakkında net bir tavır koyacak durumda değilim. Çünkü F-16 modernizasyonu veya F-15E gibi başka bir ABD uçağının ara dönemde alınarak ABD bağımlılı- ğının perçinlenmesini de doğru bulmuyorum. Ancak ülkeler, uçaklar ve ihtiyaçlar ve hepsinden önemlisi tehdit değerlendirmesi geçici konjonktürel değil uzun vadeli ve doğru tespit edilerek  bir karar verilmelidir ve şu uçak alınmalıdır demekte takdir edersiniz ki beni aşmaktadır. Çünkü bunun için sadece askeri havacılığı araştırmak, öğrenmek değil siyasi ve uluslararası ilişkiler bağ- lamına da hâkim olmak hatta geleceği görebilmek lazımdır.

İsveç Üretimi JAS-39 Gripen-NG

Geçmişte Jas-35 ve 37 gibi çok başarılı savaş uçağı projelerine imza atmış olan İsveç havacılık endüstrisinin son şaheseridir. Antalya’daki fuarda gösterisini seyretme imkânım olan uçağın çok etkileyici bir manevra kabiliyeti var. Bunun birkaç sebebi var. Birincisi küçük yani hafif gövde çünkü uçak tek motorlu. Diğeri ise gövdenin önünde kanard denen küçük kanatçıklara ve ana kanat olarak da delta kanatlara sahip. Uçağın NG modeli dünyada az sayıda uçakta bulunan “Supercruise” motor ve AESA radar teknolojisine sahip ve bu hali ile 4++ nesil olarak kabul edebiliriz. Tek  motorlu ve küçük gövdeli olmasına rağmen şaşırtıcı bir mühimmat kapasitesi    ve yelpazesi var. Hem Avrupa hem de ABD menşeili füzeleri kullanabiliyor. Dünyada sadece Gripen’e has bir özellik ile AESA radarı yan yönlere sabitlenebilmekte ve düşman uçağına füze ateşlendikten sonra 90° dönerek hala gönderdiği füzeyi hedefe güdülemekte. Böylece düşmanın füze menzili dışında AR güdümlü hava-hava füzesini hedefe güdülemeye devam edebilir.

Ancak Gripen NG’yi F-35’in yanında TF-X gelene kadar ara dönemde ihtiyacı karşılamak için düşünebilir miyiz sorusuna gelince, bu soruya yüzde yüz evet demek zor. Çünkü F-16’dan üstün olsa da yani 4 değil 4++ nesil olsa da hep vurguladığım gibi bize (TF-X gibi) çift motor bir uçak lazım. Makalenin diğer ana sorusuna gelince yani F-35 yerine alternatif olur mu? Bu soruya teknik inceleme yaparak ayrıntılı cevap verip makaleyi uzatmaya hiç gerek yok. Çünkü uçak özgün İsveç dizaynı ve üretimi ama birçok parçası İngiliz. Yani İngiltere’nin ABD ambar- gosuna uymamasını ummak lazım. Daha ilerisi uçağın motoru Amerikan F-18 Hornet savaş uçaklarında kullanılan ABD motoru. Dolayısı ile Pentagon raporu olumsuz çıkar ve F-35’de kriz çıkarsa zaten Gripen ihtimali de yok demektir. Buraya konu edinmemin tek sebebi ise sosyal medyada çok konuşulması, tartışılmasıdır.

Alternatif Rus Savaş Uçaklarının Kısa Kısa İncelenmesi

Rus havacılık teknolojisi Soğuk Savaş zamanı çift kutuplu dünyanın bir sonucu olarak tek- nolojik açısında Batı’daki havacılık devlerinin rakibi idi. Ancak son 10 yılda görüldüğü üzere Çin çok hızlı adımlarla ilerlemektedir. Şu an operasyonel olan ve bu makalede zikredeceğimiz Rus uçakları 50-60 yılın birikiminin sonucudur. Ancak eminim ki bu makaleyi 20 yıl sonra yazdığımızda o zaman sadece Avrupa ile arayı hızla açan ABD ve Rusya ile arayı açan Çin uçaklarının rekabetinden bahsedeceğiz. Çin’in diğer başlığa bırakarak önce rakam ve modelle- ri birbirine karıştırmamanız için kısa kısa tanımlama yapmak isterim.

SU-57 PAK FA

Rusya’nın Amerikan F-22 Raptor uçağına karşılık geliştirdiği yine onun gibi 5N uçak pro- jesidir. Çift motorlu dünyanın en üstün manevra kabiliyetine sahip beşinci nesil savaş uçağı olduğu iddia edilen çok rollü görev yapabilmesinden ziyade F-22 gibi hava üstünlüğü/önleme uçağı ihtiyacını için üretilen modeldir. SU-57 henüz seri üretime geçmemiştir. Elektro-optik sistemlerde, ağ merkezli harp ve yine muhtemeldir ki elektronik harp konusunda ABD’li rakiplerinin yani F-35 ve F-22’nin gerisinde olsa da üstün yanları da vardır. Bunların en önemlisi uçağın “Stealth” özelliği ile manevra kabiliyeti arasında denge kurmak isteyen ve Amerikalılar kadar “Stealth”ı önde tutmak istemeyen Rusların uçağa eşsiz bir manevra yeteneği kazandırmasıdır. Bunun temelini ise uçağın aerodinamik yapısı ve “3D TVC” olarak tabir edilen hareketli egzoz-nozul çıkışları. İngilizce havacılık terimi olarak “Thrust vectoring” denen hareketli nozullar uçak manevra yaparken 360 derece açı değiştirip istenilen yöne manuel değil de tamamen uçuş yazılımı yani bilgisayar kontrollü olarak yönlendirilebiliyor. Hatta öyle ki her iki nozul farklı yöne dönebiliyor.

Oysa aynı sistem F-35’in sadece dikey iniş-kalkışlı STOLV yani B modelinde tamamen aşağı dönecek şekilde sadece iniş-kalkış için, F-22’de ise baklava dilimi şeklinde- ki nozulların en dışındaki kapakların sadece iki ensenli yukarı aşağı yönlendirmesi ile olmakta. Bunu anlatmamın sebebi: yüzde yüz ol- masa da kabaca Rusların manevra kabiliyetine ve taşıma kapasitesine önem verdiğini, ABD’nin ise zaten 5N’lerin düşük izlenebilirlik özel- liği ile geç fark edilmesi sebebi ile görüş ötesi menzil denen (BVR) orta-uzun menzili füze sistemleri ile saldırmayı amaçladığını daha doğrusu bu mantık ile üretim yaptıklarını belirtmektir. Hatta resimlerde gördüğünüz gibi F-35’in F135 motorunun nozul kısmı dahi baklava dilimli yapılmıştır. Oysa Rus motoruna baktığımızda 3D varken böyle bir yapı bulunmaz. Burası ise titanyumdan yapılan ve radar  dalgalarını çok yansıtan bir kısım olduğundan bu baklava dilimi radar dalgalarını mümkün olduğunca az yansıtacak bir şekil olması açısından önemlidir.

Aslında anlatmak istediğim Amerikan tarafının “Stealth” mantığına ne kadar önem verdiği ve Rusların ise görünmezlikten ziyade iyi görmek mantığı üzerine konsept geliştirdiğidir. Rusların diğer uçaklarında da bu mantık geçerlidir. Rus stratejistler eninde sonunda ABD “Ste- alth” uçaklarını görecek radarların yapılacağına inandıkları için bu teknolojiye fazla güvenmiyorlar. Örneğin, yeni geliştirilen NEBO-M radarının ki bu radar Rus S-400 bataryalarında da kullanılacak Amerikan F-35, F-22 gibi 5N uçakları görme konusunda çok iyi bir seviyede olduğunu iddia ediyorlar.

Yukarıda bahsettiğim görünmezlikten çok görmek mantığı ise şudur: SU-57’de F-22 ve F-35’de olmayan kanat ucu L bant yanak radarı ve burundaki radardan başka burun konisinin yanlarında yani kokpitin az ilesinde düz gövde yüzeyine saklanmış X bant ve ayrıca küçük bir anteni ve kısa menzili olsa da kuyruk kısmında iki nozul arasından uzanan uzun çıkıtının ucunda radar bulunmakta. Yani durumsal farkındalık ve düşman uçağını özellikle “Stealth” uçakları tespitte daha başarılı olan düşük frekans L bant radar mevcut. Bu daha önce hiçbir savaş uçağında olmayan şekilde dört bir yanında radar var demektir. Ancak AESA yerine arazi takip ve başka üstünlükleri olan Fotonik radar kullanan prototiplerin yanında 12 prototipten bazıları ise yeni geliştirilen AESA radarla uçmaktadır.

Güçlü iki motor, çok iyi düzeyde harekât yarıçapı ve bir kaynağa göre 2000 diğerine göre 1600km/s supercruise hızı sağlar. Maksimum hız ise 2,25 Mach (ses hızı). Supercrusie motor veya hızı da şu demektir: Normalde savaş uçakları ses hızını aşmak için ekzoz-nozul yani mo- torun son kısmına doğru saf yakıt püskürtürler. Hani SoloTürk gösteri yaparken arkasından bazen alev uzaması ve yüksek ses çıkıyor ya. İşte o afterburner-artyanma kısaca AB denir. Uçaklar füzelerden kaçmak, hava muharebesi veya kalkış anında kısa süreli olarak ani hızlanma için AB açarlar. Düz uçuşta ses hızını geçmek içinde AB gereklidir. Ancak AB’de motor aşırı ısındığından dakikalarla sınırlıdır. Yani sandığınız gibi F-16 Ankara’dan kalkıp 2 Mach süratle AB açık Diyarbakır’a kadar bile gidemez. Çünkü motor dayansa bile yakıt yetmez. İşte yeni nesil “Supercruise” özelliği olan motorlar bunu AB kullanmadan yapar ve ses hızını AB olmadan da yani az yakıt harcayarak geçerler. Bu menzil açısından süper bir kabiliyettir. Yeri gelmişken bunun Mig-31 ve SU-57’den başka Amerika F-22’de ve 4++ nesil olan Avrupa EF- 2000, Fransız Rafale ve İsveç yapımı Jas-39 Gripen’in NG modellerinde olduğunu belirteyim. F-35’de olmadığını yazmıştım. Ancak bu termal gizliliği üst seviyede olan F-35 için sadece menzil dezavantajıdır. 5N olmasını etkilemez.

Ancak bu kadar iltifattan sonra şunu belirtmeden geçemeyiz ki Rus 5N SU-57 yani geçtiğimiz aylarda Türk basınında hemen hemen her gün F-35’e alternatif olarak gösterilen hatta bazı Rus firma yetkililerinin (bana göre siyasi propaganda ve psikolojik harekattan başka bir şey değil) F-35 vermezlerse ortak üretiriz diye yalanlar savurduğu SU-57 hala sorunlu bir uçaktır.

Sebebi ise yukarıda bahsettiğim F-35, F-22 gibi uçakların motorlarındaki termal gizlemeyi hala başaramamış olması. Dünyada 10 tane prototipi yapılan, sonrasında sadece 2 tane daha üretilme kararı verilen başka savaş uçağı olmuş mudur bilmiyorum ama sanmıyorum. Saturn motoru yerine yeni SU-57 motoru Izdeliye-30 geliştirilmeye çalışılmaktadır. SU-57’nin seri üretime geçememesinin temel sebebinin de bu olduğu birçok batılı kaynakta yazmaktadır. Çünkü mevcut motor termal gizlemeyi yani sıcak gaz çıkışını yanmamış gazla bypass ve mo- tor ısısını uçak gövdesi ile yalıtım noktalarında sıkıntılıdır. Yani F-22/35 motorlarında olan bu özellik henüz yok. İşte Rusya gerek maliyet sorunları gerekse bu teknolojinin aşılamaması sebebi ile hala seri üretime geçememiştir ki bu çok mantıklıdır. Çünkü 5N olarak yola çıkılmış ancak zaten dizayn olarak tam “Stealth” olmayan bir uçak bir de termal yönden sıkıntı içinde olacak ve ne kadar iyi bir hava savaşçısı olsa da F-35’in EOTS ve diğer EF-2000, Rafale gibi uçakların IRST sensörlerinden daha radar ekranında görülmeden termal olarak yani kızılötesi emisyon gözlenerek tespit edilecek ise üretmek ne kadar mantıklıdır?

SU-57’de de olan bu kızılötesi algılama sistemi pasif algılama yani radar sessizliğinde durumsal farkındalık sistemidir diyebiliriz. Düşman bölgeye/hedefe yaklaşırken radarlarını kapatan düşük görünürlüğe sahip uçak pasif algılama ile gelen düşman uçaklarını tespit eder. Bu sistem ile SU-57, Rafale, EF-2000 gibi uçaklar 100 km’nin altında menzillerde düşman uçaklarını algılarken F-35’in DAS-EOTS ikilisinin 185 km’ye kadar tespit yapabildiği söylenmektedir.
 
İşte görünmezlik ile görmek veya doğru tabiri ile düşük izlenebilirlik kabiliyetine sahipken aynı zamanda pasif algılama sistemlerine sahip olmak üzerine ağ merkezli harp kabiliyetini de eklersek gerçek bir 5N uçağı olmuş olur. Bu açıdan bakıldığında Suriye’de gerçek savaş ortamında test edilse bile SU-57 hala bunu başarmaya çalışan bir uçaktır yani F-35’in çoktan başardığı hususları.

Yukarıdaki Rus iddialarına da kısaca değinmek gerekirse Rusya’nın en ileri teknolojili uçağını bize veya başka bir ülkeye vermesi söz konusu dahi olamaz. Konuyu gündeme getiren Rus medyası bunu çok iyi bildiği halde propaganda ve F-35 krizine körükle yaklaşmak adına yapmakta, Türk medyasının ise bir kısmı ABD’nin F-35 baskısına karşı psikolojik harekât unsuru olarak, büyük bir kısmı ise bilmediğinden yani inandığından olayı gündeme taşımıştır. İllaki bir gün seri üretime geçecek olan uçağın Rusya ihtiyacından sonra bizim içine üretilmesi en iyi tahminle  4-5 yıl sonrasını bulacağı bir yana bu haberleri yapanlara şu soruları sormak lazım. Örneğin, S-500 geliştirilmese ve bir iki yıla servise girmeyecek olsa Rusya en yüksek teknolojisi olacak olan S-400’ü bize yani bir NATO ülkesine satar mıydı? Hindistan ile SU-57 PakFA ortak geliştirilecekken neden kavga çıktı ve Hintliler teknoloji paylaşmadıkları için Ruslara kızıp programı iptal etti mi? Hindistan’a verilmeyen teknoloji neden bize verilsin? ABD en ileri teknoloji ve dünyanın en iyi hava üstünlüğü uçağı gösterilen aynı zamanda RCS yani radar kesit alanı dünyada en düşük olan F-22 savaş uçağını, Çin ise kendi yapımı F-22’nin rakibi 5N uçak J-20’yi kimselere satmazlarken hatta kongre kararı ile yasak iken Rusya SU-57’yi neden satsın? Nitekim Hint versiyonunu da Hindistan kabul etmedi.
Yani ABD F-22’yi İsrail ve Japonya’nın ısrarına rağmen satmazken Rusya’nın bize SU-57 satacağına inanmak saflıktan başka bir şey değildir.

Kaldı ki önceki başlıklarda belirttiğim hususu tekrar yinelemek istiyorum: “Stealth” sadece düşük radar görünürlüğü değil, düşük görsel, termal (kızılötesi), akustik, elektromanyetik emisyon gözlenmesi demektir. Ancak hepsini sağlayabilen uçak “Stealth”tır, 5N’dir. Sanırım Su-57’nin neden F-35’in Türkiye açısından alternatifi olamayacağını ve SU-57’ye ait diğer olumlu olumsuz detayları daha fazla anlatmak konuyu boşuna uzatmak olacaktır. Zaten Rus uçakları için toplu değerlendirme yapacağım.

SU-30MKI, SU-32/34, SU-35, Mig-35 vb. Sukhoi ve Mig Versiyonları

Sukhoi serisi yani SU-27 Flanker ve sonrası türevleri çok başaralı hava-hava savaşçılarıdır. Gövde yapısı birbirine çok benzeyen Sukhoi üretimi SU-27 türevlerinin tamamı çift motorlu    ve çok ileri düzeyde manevra kabiliyetine sahip savaş uçaklarıdır. Bunlardan Su-35 gibi üst versiyonlar 4++ nesil yani EF-2000 Typhoon ayarında hatta daha üstün sayılabilir.
 
SU-32/34 Fullback

Sukhoi serisinin iki pilotun yan yana oturacağı kadar geniş olan hava-yer görevleri için tasarlanmış bir modelidir. Taktik bombardıman uçağı da denebilecek çift kişilik SU-34 Suriye’de yoğun olarak kullanışmış olup hiçbir ülkeye satılmamıştır. Gerek Tür- kiye’nin ihtiyacı olan sınıfta olmaması ve satılma ihtimalinin düşük olması sebebi ile uzatmadan daha mantıklı alternatiflere geçiyorum (medyada konuşulduğu için buraya taşıdım).

SU-30 MKI

Sukhoi ailesi çok geniş olduğu gibi SU-30/33 ailesi de geniştir. Ancak en çok ihracat başarısı ilk model SU-27 ve SU-30 MKI’ye aittir.SU-30MKI Sukhoi ile Hindistan ha- vacılık şirketi HAL’in ortak geliştirdiği pilotların tandem yani arka araya oturduğu çift kişilik ve tüm Sukhoi türevleri gibi çift motorlu son derece başarılı bir “çok rollü” savaş uçağıdır. Hindistan için 140 adet üretilecektir. Her türlü Rus yapımı hava-hava ve ha- va-yer/satıh mühimmatlarını ve seyir füzelerini kullanmasının yanında Hindistan kendi üretimi aktif radar güdümlü Astra uzun menzilli hava-hava ile ortak geliştirme projesi olan Brahmos seyir füzelerini de adapte etmiştir.

SU-30 SM Flanker C

İlk uçuşunu 2012’de gerçekleştiren SU-30SM, Amerikan F-15’lerinin karşılığı olarak Rus Hava Kuvvetleri için geliştirilen çok rollü bir savaş uçağıdır. SU-30 ailesinin en gelişmiş bir türevidir. Hava-hava görevlerinden, hava-yer/satha mühimmata, elektronik harp teçhizatına kadar çok yönlü ve hava-hava savaşçısından beklenen görevleri başarı ile yapar. Suriye’de Hymeymim üssünde konuşlandırılan Rus uçaklarından biridir (Su- 24,25,34,35 ve SU-30SM ve test için SU-57).
F-35’de olan ağ merkezli harp kabiliyetinin daha kısıtlı bir versiyonu ile SU-35SM aynı zamanda ortak görev yürüten bir filo içinde komuta ve kontrol platformu görevi de yapabilir. Kazakistan’a da ihraç edilen uçak SU-30MKI gibi Brahmos ve diğer seyir füzelerini ve klasik Rus hava-hava füzelerini taşıyabilir.

5N olmadığı gibi yani 5N uçakların “Stealth” vb. diğer özelliklerini de barındırmadığı için F-35 yerine alternatif olamaz diye düşünüyorum. Fakat daha önce bahsettiğim ara dönem uçağı olarak veya F-35 alınamaz ise TF-X yapılana kadar T.Hv.Kuv. ihtiyaç- larını düşündüğümüz de en ideal uçaklardan biridir diyebiliriz. Ancak bu sonuç aşağıda ayrıntısını anlatacağım üzere bizim NATO üyesi, SU-30SM’nin Rus uçağı veya hava gücümüzün tamamının ABD yapımı ve NATO sistemlerinden oluştuğu gerçeğini ihmal ettiğimiz de veya bunu değiştirdiğimizde mantıklıdır, doğrudur.

SU-35 Flanker E

SU-35 şu an serviste olan yani operasyonel hava-hava savaşçıları içinde Amerikan F-22’den sonra dünyanın en üstün hava savaşçısı olarak kabul edilir, fakat “Stealth” değildir. 4++ nesildir ve Rus hava kuvvetlerinin servisteki en üstün hava üstünlüğü/ önleme/ hava hakimiyeti uçağıdır. Düşük görünürlüğe sahip BVR (görüş ötesi) mü- himmat ve kabiliyetli uçakların galip geleceği tezini savunan ABD tarafına rağmen çok daha fazla füze alabilen ve bu hava-hava füzelerinin daha uzun menzilli olduğu, daha yüksek manevra kabiliyeti ve bunun sonucu “Stealth” olmayan uçaklar ile galip gelineceği tezini savunan Rus tarafının askeri havacılık ikonudur. Tam anlamı ile bir hava üstünlüğü yani düşman uçakları ile savaşan, hava sahasını koruyan avcıdır. Tabi olarak diğer türevlerin kullandığı tüm hava-hava füzelerinin yanında çok rollü görev yaparak hava-yer/satıh mühimmatı da kullanabilir. Ancak dediğim gibi daha çok hava savaşı için üretilmiştir.
Uçağın “Stealth” yani 5N olmamasından başka tek eksiği AESA radara sahip olmayışıdır. Oysa Mig-29’un yeni modeli olan 4++ nesil olarak ihraç amaçlı pazarlanan Mig-35’de dahi AESA radar varken Su-35S’de daha düşük teknoloji PESA radarı vardır. Bunun sebebi ise Mig-35 ile SU-35S arasında 10 yıla yakın bir üretim süresi olmasıdır. Hatta bu sırf bu yüzden yani Rusların SU-35’in AESA radarlı modelini üretip vermemesinden dolayı Pakistan teklif edilen SU-35 alımından vazgeçtiği uzun süre Pakistan basınında yazılmıştır.

SU-35S savaş uçağı da SU- 30SM gibi başarılı ve SU-57’ye kıyasla Türkiye’ye satılma ih- timali çok daha yüksek bir uçaktır. Ancak F-35 yerine alternatif olması yönü F-35 çok rollü olduğuna göre SU- 35’den ziyade SU-30 türevle- ri çok daha mantıklı olabilir. Diğer yandan F-35 yanına gelecek 10-20 yıllık dönemde TF-X yapılana kadar alınacak ara dönem uçağı olarak ise bir hava üstünlüğü uçağına ihti- yacı olacağı için SU-35S idealdir. Daha doğrusu EF-2000, F-15E veya SE modeli ile en iyi üç aday arasındadır.

Ancak bu “ara dönem uçağı” da tabiri de hava kuv- vetlerimizin mevcut durumu ve görünen perspektifinde benim ve meseleye kafa yo- ran diğer kişilerin görüşüdür. Belki hava kuvvetlerindeki veya sivil bürokrasideki yetkililerden de benim gibi düşünen vardır. Ancak şunu da belirteyim ki ara dönem uçağı alınması veya düşünülmesi üzerine hiçbir askeri ve sivil yetkili herhangi bir açıklama yapmamıştır. Yapılan açıklamalar ve deklare edilen şeyler F-35 alımında ısrarcı olunacağı eğer buna rağmen verilmez ise alternatifler olduğu yani Türkiye’nin alternatifsiz kalmayacağı iddiasıdır. Ayrıca önceki başlıklarda bahsettiğim TF-X yapılana kadar F-35 ile boşluğun dolmayacağı özellikle bir çift motor hava-hava savaşçısının olması gerektiği tezi de yine bana ve benim gibi düşünenlere ait ama bu konuda da resmi ağızlardan gelecekte bu yünde planlarımız var şeklinde bir açıklama yapılmamıştır. Ancak buradan benden başka söyleyen yok, planlama yapılmıyor veya kapalı kapılar ardında konuşulmuyor demek istediğim anlaşılmasın.

Mig-35 Fulcrum F

Aslen soğuk savaş dönemimde F-16’ya karşı üretilen fakat ondan farklı olarak çift motorlu olan Mig-29 uçağının yeni bir türevidir. 2019’da hizmete gitmesi beklenen uçak Mig-29 gibi çok rollü ancak AESA radarlı modeldir. Rusya’nın Türkiye satışı en muhte- mel uçağı olabilir. Çünkü Rusya Federasyonu’nu ihraç ürünü olarak planlanmıştır. Türkiye gibi büyük bir müşteri ve TSK gibi muteber bir kullanıcı ve reklam aracı olacağı için tabiri caiz ise Rus savunma sanayi için ilaç gibi gelecektir. S-400’den sonra ikinci bir başarı olacaktır. Mig-35 dizayn olarak Mig-29’dan çok farklı olmadığından yani daha çok aviyonik sistemlerin iyileştirilmesi olduğundan Sukhoi serisi kadar iyi manevra kabiliyeti “dogfight” uçağı olamayacağı gibi BVR angajmanlarında da bu serinin genel olarak gerisinde olacağı tahmin etmek zor değil. Uçak seneye servise girecek olsa da aslen Mig-29’dan türediği için bir gecikme beklenmiyor. Çünkü askeri havacılıkta yeni yapılacak uçaklar için şu tarihte uçacak demek büyük bir iddia ve genelde tebessümle karşılanan bir şeydir. Ancak burada durum farklı. Aslen bir modernizasyon programı. Adının Mig-35 olması Su-35 gibi F-35 nispet ve birazda ticari pazarlama faaliyeti. Amaç Mig-29’dan çok farklı olduğu imajını vermek. Oysa supercruise motor ve AESA radar harici radikal değişiklik yoktur. Tercih durumuna gelince şüphesiz ki illa Rusya’dan uçak alınacak ise Sukhoi-30/35’e tercih edilemez.

Çin Yapımı J-10, J-15, J-16

Sovyet uçaklarının lisans altında üretimi, tersine mühendislik ve siber casusluk gibi imkanlarla Çin havacılık sanayi bugün Rusya’ya kafa tutmaktadır. Y-20 Stratejik nakliye uçağından, dünyanın en büyük deniz uçağı AG600’e kadar ve dev Z-8/18 helikopterine kadar özgün veya yarı özgün projelerden Rus patenti ile sonrasında kendi sistemlerini entegre ettikleri son derece başarılı Sukhoi türevleri “J” serisi savaş uçakları vardır.

Önce kısaca tersine mühendislik ve kopyacılıktan bahsetmek isterim. Tersine mü- hendislikte yanlış bilinen husus bunun normal usulde mühendislik faaliyeti ile bir ürünü geliştirmekten kat kat daha zor olduğundur. O yüzden birçok batı ve Amerikan hava aracının (F-22, F-35, UH-60, X-47B, RQ-4, RQ-1 Predator vb.) kopyasını yapan Çin aslında bu araçları ele geçirerek tersine mühendislik uygulamadığı gibi Rus uçaklarına da aynı şeyi yapmamıştır. Bu husus yanlış bilinmektedir. Birçok hava aracının ABD’li muadilleri ile hemen hemen aynı dizaynı paylaşması bir tersine mühendislik örneği de- ğildir. Dolayısı ile Çin havacılık sanayini küçümsemek lazım. En fazla yaptıkları siber casusluktur ki dünya medyası F-35’in Çinli hackerlar tarafından çalınan terabaytlarca bilgilerinin olduğu haberlerle doludur.

En son hatırlayacağınız üzere Avustralya ve İngiltere’de yüzlerce terabayt F-35 bilgisi çalındı. Zaten J-31/FC-31 adındaki ve F-35’e hem şekil hem özellik olarak çok benzeyen Çin 5N uçağına bu olayların çok yardımcı olduğu söylenmektedir. Ancak her ne kadar J-20, F-22’ye, J-31 de F-35’e çok benzese de özgün Çin üretimi veya geliştirilmesidir. İçlerindeki sistemlerin ne kadarının bu olayların yardımı ile yapıldığını söylemek mümkün değildir.

Rusya henüz 5N uçağı hizmete alamamışken Çin’de J-20’lerinden oluşan ilk filo göreve başlamıştır. Bu taktire şayandır. J-20 ve J-31 henüz motorlarındaki termal gizliliği istenen ölçüde çözememiştir ve bunu kamuoyu ile paylaşmaktadırlar. Çeşitli versiyon- lardaki Rus motorları da istenen performansı vermemiştir. Demek istediğim Çin’in sı- nırsız bir tersine mühendislik, istihbarat veya siber gücü olsa WS motorlarını F-35 ve F-22 ayarında termal gizliliğe ulaştırmak için hala daha çaba sarf etmez veya J-31’de şimdiye kadar seri üretime geçerlerdi.

Diğer yandan ikinci uçak gemisinin testlerine başlayarak, üç ve dördü planlayan Çin, tek uçak gemisi olan Rus donanma havacılığını çoktan geride bırakmış ve ABD ve İn- giliz donaması ile birlikte en büyük uçak gemisine sahip 3 ülkeden biri olmuştur. Rus- lar Suriye’de Kuznetsov uçak gemisinde çok sorun yaşarken Çinliler kendi gemilerinde (Varyag eğlence gemisi adı ile yıllar önce İstanbul Boğazı’ndan geçen gemi) Rus SU- 33 türevi J-15 uçaklarını başarı ile kullanmaktadır. Diğer taraftan Güney Doğu Asya’da Rus Sukhoi uçaklarını kullanan bazı Çin’e hasım ülkeler elektronik harp konusunda Çin J-15/16 gibi uçaklarla karşılaştıklarında uçakların etkisiz kaldığını belirtmiş hatta bu Rusları yeni çalışmalara itmiştir. Demek ki aynı motorla uçtukları ve aynı performans değerlerine sahip oldukları halde J serisi uçaklar özgün elektronik harp yazılımları sa- yesinde türevleri oldukları Rus muadillerine fark atmıştır ki bunu kopya veya tersine mühendislik ile hiçbir alakası yoktur.

Öte yandan şunu da belirtmek gerekir ki turbofan jet motorunda birçok uçağında RD-93 Rus motorunu veya türevini veya ondan geliştirilmiş Çin WS motorlarını kullanan Çin hala daha turbofan motor konusunda Rusya’ya bağlıdır. Belki de savunma sanayide Rusya’ya bağlı olduğu tek stratejik alan budur.

Tek motorlu ancak F-16’dan daha büyük gövdeye sahip özgün Çin yapımı J-10 sa- vaş uçağı önemli başarılarından biridir. Ancak daha sonra yazacağım Rus/Çin uçakları alma risklerini kabul ettikten sonra çok daha yüksek performanslı Çin uçakları dururken bu modeli tercih etmemizin mantıksız olacağı gerekçesi ile bu uçağı geçiyorum.

J-15 Çin donanması için üretilen deniz konuşlu versiyon olup, J-16 ise SU-30/35 gibi hava-hava veya çok rollü kullanım uçağıdır. Performans olarak Rus Sukhoi’lerinden farklı değildir. Rusya ile ara sıra sıkıntı yaşadığımıza göre Çin’de de muadili olduğuna göre oradan alalım gibi bir mantık yürütülebilir. Ancak unutulmamalıdır ki Çin yapımı WS motorları ile hatta aynı tip uçakların bir kısmının WS ile bir kısmı ise ithal Rus ya- pımı RD-93 ile uçtuğu vaki iken yani Rusya bağımlılığı sürerken Çin’den J serisini almak kulağı tersinden göstermek gibi olacaktır. Kaldı ki nasıl ki biz ABD motoru olduğu için Atak savaş helikopterlerinin ABD izni yani ABD’nin tasvip etmediği bir ülkeye satmıyoruz aynı şekilde Rusya-Çin arasındaki ihracat ve patent anlaşmaları derinlemesine incelenmeden böyle bir işe girilmemelidir. Dolayısı ile J serisi almaktansa Rus yapısı yani ana üreticinden almak daha mantıklı olmaktadır.

Çin’in Diğer Beşinci Nesil Uçağı J-31/FC-31/F-60 Shenyang / Gyrfalcon

Amerikan F-22’nin tam muadili olmasa da J-20’yi filolarına katmış olan Çin özel- likle F-35 muadili ve aynı zamanda ihracatını da düşünerek J-31 ve az farklı versiyonu FC-31’i geliştirmektedir. (J-20 için “tam muadili değil” ifadesini kullanmamın sebebi Amerika ile Çin arasındaki konsept farkıdır. ABD F-22’de sadece hava üstünlüğünü amaçlarken Çin ise F-22/F-35 arası bir uçak yapmaya çalışmış, yani hem uzun menzil ve silah kapasitesi ile hava üstünlüğü hem de kara hedefleri için yani bir nevi çok rollü olsun istemiştir.)

J-31 daha doğrusu FC-31 versiyonunun bizi ilgilendiren tarafı ise sadece F-35’e çok çok benzemesi veya Avusturalya gibi F-35 kullanıcılarının hacklenen binlerce terabayt bilgileri ile F-35 kopyası gibi oluşu ve basında alternatif gösterilmesi değil. Hem ihraç versiyonu olması hem de Türkiye’nin F-35 krizinden sonra askeri uzmanların yani ya- kınlarda bu uçağı incelemek için Çin’e gittiğine dair sosyal medyada çıkan dedikodular. Tabii ki olayın aslını bilecek veya öğrenecek imkân ve kabiliyete sahip değilim. Ancak zaten gerçek olup olmaması çok da önemli değil. Zaten Sayın Cumhurbaşkanımız “Tür- kiye F-35 konusunda alternatifsiz değildir” dediğinde konuyu benim gibi yakından takip edenler için dünyada akla gelen alternatif uçaklar bellidir. Şu an dünyada satışta veya yakın gelecekte satışa çıkması muhtemel iki tane 5N uçak vardır. Biri F-35 diğeri ise FC-31.

İlk prototipi Rus türevi Çin motoru WS-13A ile uçan uçağın ikinci prototipi ise WS- 13E ile uçtu. F-35’in F135 motorunda bulunan “Stealth” özelliği her üç motorda da bulunmamaktadır. F-35B gibi dikey-iniş kalkış modeli olmayan uçağın, F-35C gibi kısa iniş kalkış yani uçak gemisine inip kalkabilecek modeli de yapılmakta. İki model yani F-35B ve C arasında çok büyük bir fark vardır. B modelinde nozul tamamen 90 derece aşağı dönerek aynı zamanda kokpitin gerisinde ön-orta gövde üzerinde ek bir fan moto- ru aşağı doğru hava iterek dikey-iniş ve çok kısa kalkış yapabilmektedir. J-31’de ise böyle bir model yok. Bunu bizi ilgilen tarafı ne? Uzatmadan çok kısa söyleyeyim J-31/FC-31 TCG Anadolu Havuzlu Çıkarma gemisinden kalkamaz demektir.

2’nci prototipi WS-13E motoru ile uçan FC-31’in 2D TVC (Thrust Vectoring Nozz- les) yani 2 boyutlu itki yönlendirme özelliği olduğu iddia edilmektedir. Ancak bu konu ile ilgili savunma basınına yansıyan bir fotoğraf veya güvenilir bilgi yoktur (F-22’de de 2D TVC vardır).
 
2.2 Mach maksimum olan uçağın harici yakıt depolarıyla maksimum menzili 2.000 km, irtifa sınırı ise 20.000m’dir. Uçuş performansı ve savaş kabiliyeti hakkında henüz bilgi sahibi olmadığımız ve ne zaman servise gireceği belli olmayan uçağın diğer özellik- leri hakkında tahminde bulunabiliriz. Daha doğrusu genel kanı yukarıdaki kabiliyetler örneğin manevra kabiliyeti ve silah taşıma kapasitesi yönü ile F-35’den geri kalmaya- cağı hatta az da olsa daha iyi olabileceği yönünde. Ancak F-35 bulunan elektro-optik sensörler ve diğer yüksek teknoloji durumsal farkındalık sistemleri EOTS, EO DAS vb. sistemlerde ve ağ merkezli harp gibi hususlarda çok geride olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca gerek dizayn gerekse motor ısısının termal gizlemesi yönü ile henüz F-35’i ya- kalayamamış olması sebebi ile F-35 kadar “Stealth” olmadığı rahatlıkla söyleyebiliriz.

Rus veya Çin Uçağı Alınmalı mı? Neden F-35’e Alternatif Olamazlar?

Dikkat ederseniz makale boyunca sürekli kıyaslar ve yarıştırmalar yapmaktayım. As- lında çoğu gizli olan ve açık kaynaklarda ancak kırıntılarını bulabildiğimiz bu verilerin gerçek değer ve tanımları açısından da çok afaki farklar yoktur. Genelde füze menzilleri gibi konularda yanılma payı daha yüksektir. Çünkü eğer bir füze savaşta kullanılmamış ise örneğin menzilini broşür bilgisi ile bilmek zordur. Ancak bazı ürünler ihraç versiyo- nu olduğunda her şey doğru hatta abartılarak yazılır.
İş askeri havacılığı gelince bu kıyaslar ve yarıştırmalar neden önemlidir? Pilotun ye- tenek ve eğitim durumu, elektronik harp, sabit radar gibi destek unsurları, hava şart- ları ve füzelerin kabiliyetleri gibi onlarca faktör daha söz konusu olsa bile hava savaşı dakikalar değil saniyeler sürer. Çoğu zaman pilotların birbirini görmesinden saniyeler sonra biter. Hava-hava füzelerini 10-20 saniye uçması bir yana görmek-görünmek, kilit atmak-kilit yemek, kaçınmak-karıştırmak gibi olaylar saniyeler içinde olur. Dolayısı ile çok lüks bir araba yaptığınız da 100km/s hıza çıkma süresi rakiplerinden 1-2 saniye düşük olsa, yakıt sarfiyatı 0,10 lt fazla olsa da diğer lüks ve fiyat avantajlarını ayarla- yarak satarsınız. Ancak rakip iki savaş uçağı arasında tırmanma hızı, dönüş yarıçapı, hücum açısı, güç/ağırlık oranı vb. gibi pek çok konuda küçük değer farkları veya RCS ve termal iz değerlerindeki minicik farklar uçağınızın veya pilotunuzun hayatta kalmasını belirleyen temel etkenlerdir. Zaten birbirine çok yakın olan bu değerler hava zaferinin sonucunu belirler. Dördüncü resimde bunları tek bir kaynağı baz alarak (çok farklı de- ğerlere var, çok da önemli veriler değil çünkü her yerde farklı yazabiliyor) daha sonra kullanılan füzeleri düzeltip, ilaveler ekleyerek tabloda vermeye çalıştım. Zaten makale- deki tüm uçakların isimlerini yazdığınızda web ortamında teknik değerlere kolaylıkla erişebilirsiniz. Ben daha çok kolay kolay erişemeyeceğiniz kısımları süzerek aktarmaya/ yorumlamaya çalışıyorum.

Şu ana kadar çeşitli Rus ve Çin uçaklarını derinlemesine teknik ayrıntılı değil de süzülmüş bilgi olarak aktardım ve hangilerinin F-35’e alternatif olarak alınabileceğinin not düştüm. Ayrıca bunların hiçbirinin 5N olmadığı için F-35’in yerini alamayacağını da ekledim. “O zaman dünyadaki diğer 5N’lerden alalım” dediğimizde ise geriye yine satışı yasak F-22 Raptor (ABD) ile J-20 Chengdu olduğunu ayrıca bunlar gibi satılması çok zor olan SU-57 (Rus) uçağının 12’ncisinin üretilmesine karar verilmesine rağmen hala daha seri üretim kararı almadığını belirttim.

Dolayısı ise alternatifimiz en fazla 4++ nesil olabilecek ise öncelikle bakmamız ge- reken kaynak olan Avrupa menşeili olanların değerlendirmelerini başlıkların içinde yaptım. Ayrıca bugüne kadar resmi ağızlarda dile getirilmemiş olsa da şahsi kanaa-  tim olarak (konu ile ilgili birçok kişinin de bu kanaatte olduğunu sık sık sosyal medya yazışmalarımda görüyorum) ara dönemde F-35 alınsın veya alınmasın bir çift motor hava üstünlüğü uçağı gerektiğini söyledim. Eğer F-35 alınamaz ise hava üstünlüğüne uzmanlaşmıştan ziyade çok rollü bir savaş uçağı alınması gördüğüm kadarı ile elzemdir (Bunun gerekçesi kabaca söylersek F-E 2020 uçaklarının servisten kalkacağı, F-16 uçak- larımızın da 240 adet civarı olması ve MMU TF-X uçağımızın yapılıp servise girmesine daha on yıllar olmasıdır).

Yunanistan’ın Viper modernizasyonunun 100’e yakın F-16’ya ikinci bir motor ve bü- yük gövde katmayacağını düşünerek ayrıca zaten F-35 alamadığımız durumda ABD ile ilişkilerin tamamen kriz aşamasından tırmanmaya geçeceği ve F-35 vermeme kararı ile diğer tedarik programlarının da sonu geleceği için muhtemel Türk F-16Viper moderni- zasyonunu hiç değerlendirmeye bile almadım.

Şimdi gelelim kamuoyunda ve medya da sık sık gündeme gelen “O zaman bizde Rus/Çin uçakları alırız ve F-35 alternatifleri Rusya’da çok var” söylemine. Çin’in hala geliştirmeye devam ettiği ve ne zaman seri üretime geçeceği belli olmayan J-31 özelinde başlık altında yazdım. Şimdi yazdıklarımı da oraya eklemiş olayım.

Genel olarak Rus uçakları ve Rus patent ve izni ile Çin tarafından geliştirilen J-15/16’lar ile özgün Çin uçağı J-10 ve J-31 alınması durumunda aşağıdaki sıkıntılar çıkacaktır.
 
Siyasi olarak çıkacak sıkıntılar birçok basın yayın organında yazılmış olup konunun yani uluslararası ilişkilerin uzmanlarının değerlendirmelerinin üzerine yorum yapacak konumda değilim. Ben daha çok teknik olarak açmak istiyorum. Ancak alındığı için alım kararının tartışılmasının faydasının olmadığını düşündüğüm S-400 kararının 100 adet F-35 uçağına mal olmak üzere olduğuna dikkatinizi çekerim. Dünyanın en iyisi bile olsa bir hava savunma füzesinin, savaş uçağı ile kıyas edildiği haberleri de hayretle izliyor ve bunun tank ile tanksavar silahını kıyas etmek gibi olduğunu söyleyerek kısa kesiyorum.

Diğer yandan eski Varşova Paktı üyesi olup NATO’ya girdikten sonra hala daha Rus uçaklarını kullanmaya devam eden Bulgaristan ve Polonya gibi örnekler olsa da NA- TO’ya girdikten sonra Rusya veya Çin’den savaş uçağı alan bir ülke şu ana kadar olma- mıştır. Ülkeler çok değişik alımlar yapmaktadır. Örneğin, Türkiye, Rusya’dan geçmişte hala daha görev yapan Mi-17 genel maksat helikopterlerini almıştır (Bu helikopterlerin yıllarca bakımsız kalması ve sonradan uçar duruma getirilmesi de ayrı bir hikayedir). Mesela Çin Soğuk Savaşın rölantiye girdiği dönemde ABD’den helikopter almıştır. An- cak hiçbir pak diğerinden henüz savaş uçağı almamıştır.

F-35’in yerini daha doğrusu yerini değil de misyonunu tutmasa da bazı açılardan daha üstün özelliklere sahip ve Türkiye’nin ihtiyacını on yıllarca görecek SU-30SM veya SU-35 gibi uçakların olduğu bir gerçektir (Dikkat ederseniz J-31’i bu kapsama dahi sokmadım). Ancak Rus uçağı aldığımız da S-400 ile yaşadığımız tepki sürecini sineye çeksek veya aldırış etmesek bile tüm muharip filosu ABD menşeili olan T.Hv.Kuv.’ne uygulanacak yeni bir ambargonun hava gücümüzü felç edeceği, 300 adede yakın mu- harip filonun kısa zaman da (3-5 yıl) değişmesi gibi ütopik bir hayale ise birim fiyatları 70-110 Milyon USD’lerde dolaşan bu sayıda uçağı almaya ne bizim gücümüz ne de Rus havacılık endüstrisinin üretim gücünün yetmeyeceği aşikardır.

Siyaset ve uluslararası ilişkilerde çare tükenmez teorisi ile NATO üyesi olduğumuz halde kendimizi Pakistan veya Hindistan gibi kabul ettirdiğimizi düşünelim. Bu durum- da Rus uçaklarının NATO sistemlerine uyumunda hep konuşulan IFF mevzu belki en basit mevzu olacaktır. IFF cihazı komple değişen bir cihazdır. Geriye NATO uyumlu ci- haza kod girmek kalır. Ancak keşke bu kadar olsa. Tüm eğitim, iletişim, ağ merkezli sa- vaş, komuta-kontrol vb. daha pek çok konu daha sorundur ki dil dahi ayrı bir sorundur. Sırf bu dil ve iletişim sorunu sebebi ile Eylül ayında Rusya’nın bir çok ülke ile Akdeniz ve değişik Coğrafyalarda yaptığı dev tatbikat medyamızda hep “En büyük tatbikat” şek- linde verilmiştir. Ancak hiç kimse sırf şu iletişim ve elektronik uyum yüzünden tatbikata 2 yıl önceden hazırlandıklarını yazmamıştır veya bilmiyordur.

Neyse diyerek, diyelim ki bu sorunu da aştık. Uçakların birim maliyetini çok artıra- cak yeni simülatörler, eğitim sistemi, yedek parçalar aldık. Örneğin NATO ve daha çok ABD genelde uçaklarda 20mm makinalı top mermisi kullanırken Rus uçakları hep 27 veya 30mm kullanır. Dolayısı ile MKE’nin üretim hattını da buna adapte ettik. Ancak ben git gide daha büyük ve aşılamayacak sorunlardan bahsedeceğim. Örneğin, S-400’de de çok tartıştığımız entegrasyon sorunu. Malum F-16’larımızda Link16 veri aktarım
 
sistemi var. Aynı sistem F-35’de ve bizim erken uyarı kontrol uçaklarımız E-7T’de de var. Radar, komuta-kontrol sistemi ve uçaklar data-link bağlantısı ile milli ve NATO üzerin- den dijital veri aktarıyor. Bu sisteme bir Rus yapımı uçağı entegre etmeye kalktığımızda yani NATO ağına içinde Rus yazılımını tıpkı F-35 gibi bilgileri üretici firmaya online bağlı olduğu ALIS sistemi yüzünden eleştirilmesi gibi entegre etmeye kalktığımızda, Rus SU-30SM uçağını Rusya ile yazılımların altına gömülmüş casus yazılımlar ile neler yapacağını düşünecekler. Ayrıca milli ağ merkezli harp projesi olan Kement’te NATO uyumludur. Evet, NATO bize Rus uçağı alma diyemez ve biz alabiliriz. Ancak kesinlikle NATO link-16 ve benzeri sistemleri bu uçaklarda kullanamazsın diyebilir. Bu durumda tıpkı S-400 gibi kendi çalıp kendi söyleyen bir platformumuz daha olur. Bunu da sineye çekeceğimizi var sayarak, IFF sorununu da S-400’deki gibi sadece bizim uçakları dost görerek çözdüğümüzü varsayarak daha büyük sorunlara geçelim.

Malum olduğu üzere Türkiye milli hava-hava füzelerini geliştirmekte. Ancak henüz proje devam etmekte. Milli seyir (Gezgin) ve anti-gemi füzesi de (Atmaca) yapılmakta olup bunlar gemi/kara konuşlu olacaktır. Uçak konuşlu değillerdir. Milli seyir füzemiz SOM, çeşitli hassas güdüm kitlerimiz HGK, KGK, Teber gibi mühimmatları bu yeni alınacak uçaklara kendi üretimiz olduğu için entegre edebiliriz. Sanırım Ruslar da böyle bir pazarı bulmuşken ticari kaygılarla hayır demezler. (Ancak hayır deme hakları var). Malum ABD F-16’larımızın Blok 50/50+ versiyonlarının kaynak kodlarını henüz ver- mediği için SOM gibi mühimmatlar henüz bu versiyonlara adapte değil. Ancak düşük versiyon F-16’lara entegre edilmeye çalışılıyor. F-4E 2020’ler ise sorunsuz kullanabili- yor. Şimdi henüz hava-hava füzemiz olmadığından ve depolarımızda da hatırı sayılır miktarda ABD yapımı AIM-9 Sidewinder ve AIM-120 AMRAAM hava-hava füzeleri ile Slam-ER ve Popeye (İsrail) seyir füzeleri ve AGM-154 JSOW Kanatlı Güdüm Kit ve AGM-65 anti-tank füzesi vb. ABD kaynaklı mühimmat varken, bunların hiçbirini hem ABD hem Rus kaynaklı izin sorunları hem de yazılım/kaynak kodunun kırılmasını gibi (henüz dünyada başaran yok) bir uygulama ile Rus/Çin uçaklarında kullanmamız müm- kün değildir. Yani Rus uçağı aldığımızda uçağın tüm hava-hava/yer/satıh mühimmatını da almak zorunda kalacağımız için maliyetler bizim için korkunç boyutlara çıkacaktır. Yukarıdaki örneklerin sonucu olarak da ülkede birbiri ile haberleşemeyen (telsizden pilotların konuşmasını kast etmiyorum) ortak harekatta zorlanan sanki iki ayrı ülkenin hava gücüymüş gibi uçan filolar olacaktır.
Dolayısı ile NATO üyesi Türkiye’ye Rus veya Çin menşeili, mühimmat kullanmayan, harekât koordinasyonunun veya güncel karşılığı ile ağ merkezli harp unsurlarına enteg- resi olmayan, kargo uçağı, genel maksat helikopteri, sivil helikopter (yangın söndürme helikopterleri) veya tanksavar gibi taktik silah sistemlerini alımı sorun olmayabilir. Şah- sen öteden beri, toprak piste inme özellikleri ve çok iyi fiyat ve boyut çeşitleri ile Rus veya Ukrayna (Antonov) imalatı kargo uçakları alınmasını desteklemiş ve yıllar önce seçilen çok düşük kapasiteli hafif nakliye uçağımız CN-235’ler yerine bir Rus uçağı alın- masını arzulamıştım. Ancak NATO ülkesini “Fighter” olarak tanımlanan avcı/av-bom- bardıman sınıfında bir uçak alması yukarıda bir kısmını özetlediğim gibi mantıklı bir tercih değildir.
 
Çok kabiliyetli bu Rus ve Çin uçaklarını almamız ne zaman mantıklı olur? Ancak şu durumda: Şayet, Türkiye NATO’dan çıkarsa veya çıkarılırsa süratli bir şekilde F-35 programından çıkmalı (zaten çıkarılır), İngilizlerin desteği ile geliştirilen TF-X progra- mını iptal edip acil olarak programa Rusya’yı ortak ederek MMU’yu Ruslarla birlikte ge- liştirme yoluna gitmeli. Sonrasında bir taraftan uygun Rus uçak ve mühimmatını satın alırken diğer yandan alıcı sıkıntısı çekmeyeceği F-16 uçaklarımızı süratli bir şekilde 2.El piyasada satarak envanteri mümkün olduğunda Non-NATO olacak şekilde düzeltilme- lidir. Bu son paragrafın size savunma forumlarındaki ergen yorumları gibi geldiğinin farkındayım ama bunları yazan koca koca köşe yazarları var. Ben sadece hangi durumda mantıklı olabileceğini özetlemek istedim. “Şayet” ifadesi ile başladığına dikkatinizi çe- kerim. Tabi böyle teknik değil hamasi konuşanlar “Çıkalım, Rus alalım” diyen yazarlar sanki hepsini değişmenin maliyetini kaldırabilecekmişiz ve Rusya’da hava kuvvetlerini ihtiyacı bitmiş de depolarda nereye satsak diye düşündükleri fazla Sukhoi varmış gibi konuşmaktadır. Ancak bunları medyayı küçük düşürmek için yazmıyorum. Gerçekten NATO’dan çıkma durumunda anında Ruslarla stratejik iş birliğine girmeli ve yukarı- dakileri yapmalıyız. Burada sorun ise ambargo altında envanteri tazelerken ki 2-5 yıl içinde herhangi bir savaş çıkarsa ne yapacağız sorusudur.
NATO konusuna gelince kişisel olarak bir yolunu bulup diplomatik yollarda ABD’yi PYD gibi terör unsurlarına destek vermekten vazgeçirip, F-35 konusunda pürüzleri gi- rerek asla ve asla NATO harici bir ittifak ve alım düşünülmemesi gerektiğini düşünüyo- rum. Bunun iki sebebi var. Biri demokratik değerlerden uzaklaşmanın bizim kadar terör sorunu ve dış düşmanı olan bir ülke için tehlikeli olacağı, ikincisi ve yine şahsi kanaatim olarak NATO’dan ayrılmış bir Türkiye’nin ABD’nin hatta NATO’nun bir numaralı he- defi haline geleceğini düşünmem. Öyle ki Kuzey Kore ve İran düşmanlığının hafif ka- lacağını düşünüyorum. NATO’da olduğumuz halde yaşadığımız sorunları düşünürsek bu teori çok da ütopik değildir. Bu sebeple ABD Başkanı Trump cephesinde aklıselimin hâkim olmasını umuyor ve dua ediyorum.

Diğer yandan karma filo kurmak Türkiye’nin NATO’da iken J-31 veya SU-30’dan oluşan bir filo kurması Rus milli takımından bir Rus vatandaşını kiralaması ve sizin-   le yapacağımız maçlar haricinde bizim takımda oynayacak demesi kadar verimli olur. Belki bu uzun makaleyi okurken otomobil dergilerindeki gibi kıyaslar yapmamı ve en iyisi şudur budur dememi beklediniz. Ancak askeri havacılık ve savaş uçağı teknolojisi maalesef böyle bir şey değil. Örnek olarak yukarıda bahsedilen Rus Sukhoi serisi avcılar muadilleri Amerikan F-15/18 ve EF-2000’den birçok alanda üstün performansa sahip uçaklar olarak görülmekte, çok daha uzun menzilli hava-hava füzeleri taşıyabilmekte- dir. Ancak öte yandan kızılötesi durumsal farkındalık sistemleri olan IRST sensörleri, hava-hava füzelerini kabiliyetleri ve elektronik savaş/taarruz gibi sistemlerde geri ol- duklarına inanılmaktadır. Bu durumda bizi gerçek şampiyonun bir dünya savaşı veya kısa süreli bir ABD-Rus çatışmasında görüleceği sonucuna götürmektedir. Gerçek savaş şartları ve tecrübesi harici söylenen ve yazılan şeylerin çoğu bu sistemler kozmik oldu- ğu için aslında havada kalmakta hele görsel ve yazılı basın ve sosyal medyadaki iddialar komik ötesi kavram ve iddialarla dolmaktadır.
 
Özetle Türkiye-ABD arasındaki F-35 krizini çözülüp bir an önce 100 adet F-35’e kavuşarak F-35 ve F-16’dan oluşan derin darbe kabiliyetli muharip filomuzun hayata geçmesini umuyorum. Bu filo yanına çift motorlu bir uçak tedariği ile MMU TF-X’leri- mizin servise girmesini beklemeyi umuyor ve dua ediyorum. Ancak tüm kötü senaryo- lar gerçekleşir ve F-35 alınamaz ise önce Avrupa menşeili, olmaz ise de mecburen Rus veya Çin menşeili acil uçak seçimi yapılmalıdır. Bu konuda da son derece şeffaf olunma- lı. Aslında silah seçmek değil pak seçmek manasına gelecek olan seçimle ilgili detaylar kamuoyuna açık yüreklilikle ve devlet sırrı kapsamı esnetilerek açıkça anlatılmalıdır.
Beşinci nesil savaş uçağı F-35 hakkında ABD tarafından, sonrasında ise Türkiye ta- rafından verilecek kararların ülkemiz ve hava kuvvetlerimiz için en hayırlısının olması dileği ile.

Bilimevi Dış Politika Dergisi 6. sayı

Güncelleme Tarihi: 28 Ağustos 2019, 15:32
banner53
YORUM EKLE
YORUMLAR
arıza
arıza - 1 yıl Önce

f-35'nin alternatifi yok kendimizi kandırmayalım , gerçekçi olalım. f 35 bugatti chiron ise diğerleri anca ww kadar rakip olabilirler. işte bu yüzden dengeli ve tutarlı bol müzakereli ve akıllıca yapılmış bir dış politka gerekli kimseyi küstürmeden düşman olmadan yapmamız lazım. yoksa biz zararlı çıkıyoruz hep.

banner39