Beyrut Patlaması: Kötü Devletin Son İnfilakı

Yıkıcı patlama kendi halkına düşmanca muamele eden, sorumsuz ve suçlu bir devletin sebep olduğu bir faciaydı. 

Beyrut Patlaması: Kötü Devletin Son İnfilakı

WISSAM SAADE

Şeytan senelerdir, yanı başımızda sinsi sinsi orada dolaşıyordu. Her gün binlerce kişinin kullandığı kıyı otoyoluna bakan Lübnan’ın ana buğday silolarının yanında stoklanan 2.750 ton el konulmuş amonyum nitrat, bir kitle imha silahından başka bir şey değildi.

İblis sessizce bu anı bekliyordu. Bu, büyüleyici Gemmayze bölgesiyle, hayat dolu Mar Mikhael’i ve hergün yaşamlarını kazanmak için oradan geçen insanları ele geçirmeyi bekleyen şehre ait bir saatli bombaydı. Ve varlığı gizli bir sır bile değildi.

4 Ağustos’ta, bilim-kurgu kıyameti Beyrut limanını vurdu. Bu limanın bilinen bir başka sırrı ise, “kamu” ve “özel” karışımı mafyaların eline düşmesiyle, ulusal egemenliğini uzun zaman önce kaybetmiş olmasıydı.

Koronavirüs karantinası, eşi benzeri görülmemiş finansal ve ekonomik çöküş, siyasal hayatın mumyalaşması ve yeni hükümet sinizmi olan teknokratizmin ortaya çıkması, ile birlikte bu yıllardır depolanmış amonyum nitrat stoğu bardağı taşıran son noktaydı. Tüm zorluklara rağmen, kimyasal kasırga Beyrut’tan hala canlı ve enerjik olan her şeyi aldı.

Patlama alanından 6 kilometre uzaklıkta olan ailemle birlikte yaşadığım yerde, patlama ilk başta binamızı sallayan bir deprem gibi hissettirdi. İkinci his önceki roket saldırılarının nasıl hissettirdiğine yakındı. Bittiğinde ise, artık akıl almaz felaket, yeni gerçeğimizle yüzleşmiştik.

Bu kelimeleri, şehrin dehşet verici bir şekilde yıkılmış mahallelerini gezdikten sonra yazıyorum. Şehir, sıradan insanlara karşı kimyasal bir saldırının, toplu cezalandırmanın olay yeri adeta. Bazı siviller döküntünün arasında hala kayıp ve bu, son ölenlerin sayısı yayınlanmadan önce günlerce sürecek.

Utanmaz Yalanlar

Buraya nasıl geldik? Cevaba şimdi sahip değilim. Bildiğim şu ki şeytan, kendi halkına ve Beyrut’u benzersiz bir Akdeniz şehri yapan kültürel şehrinin dokusuna düşman, egemen olmayan, sorumsuz, suçlu bir devletin şeklini ve karakterini aldı.

Düşünmek isterim ki limanda patlayan, kimyasal mantar modelini alan bu işlevsiz ve şeytani devlet modelidir. Bu devlet ve yapısı –sadece siyasi sistemi değil- bağış toplama sanatında ustalaşırken ve uluslararası toplumun kapısını çalarken, insanların sağlığını tehdit ediyor ve haysiyetlerini küçük düşürüyordu.

Patlamanın ardından, suçlu, oligarşik devletin ayakları utanmazca yalan söylemeye devam ediyor. Bu oligarşi tarafından kontrol edilen medya, bağış yardımını vurgulayarak ve yaklaşan Fransa Cumhurbaşkanı’nın ziyaretine hazırlanarak aynı zamanda rölünü oynuyor.

Şimdi ne var? Şimdiki hadisenin akibetinde yeni bir başkaldırının olasılığı ihtimal dışı. Fakat bu acımasız, suçlu devletin halkını cansız ceset yapmada başarılı olacağına inanmakla kendimizi aldatmamalıyız.

Bugün bizlerin peşini bırakmayan en tehlikeli anlatı bunun bir doğal afet olduğu iddiasıdır. Evet bu çevresel bir faciaydı ama muazzam ölçekte siyasi bir faciayı da temsil etmektedir ve bu samimiyetten uzak bir humanizmle yok edilmemelidir.

Yönetim Çılgınlığı

İlk şoktan sonra, kendimi Beyrut limanını geliştirerek, limanın olduğu şehri Doğu Akdeniz kıyısı boyunca uzanan Beyrut Vilayet’inin başkenti yapan Sultan 2. Abdülhamit dönemine ait Beyrut limanının fotoğraflarını ararken buldum.

Sultan, şehirdeki gelişmelerden haberdar olmak için takip ettiği erken dönem profesyonel fotoğrafçılardan Beyrut’un fotoğraflarını Yıldız Sarayı’na göndermelerini istemişti.

Sorumlu Sultan ve bugünün yönetim çılgınlığı arasında böyle bir farklılık görüyoruz. Büyük Lübnan’nın kuruluşunun yüzüncü yıldönümü üzerine liman patlaması, Hamid dönemindeki Levanten Beyrut ve son soluklarındaki bu oligarşik rejimin kitle imhası arasındaki karşılaştırmaya destek olarak geliyor.

Bu yazı 6 Ağustos 2020 tarihinde Middle East Eye sitesinde yayınlanmış olup, Elif Beyza Karaalioğlu tarafından Perspektif için çevrilmiştir.

YORUM EKLE

banner39