Bir ahlaksızlık anatomisi - Murat Sayımlar

Bir ahlaksızlık anatomisi - Murat Sayımlar

Her ayın ilk Perşembesi olduğu gibi, bu Perşembede yirmi kişilik bir masa etrafında toplanmışlardı.

Masanın müdavimleri ve her toplantıda yeni katılanlar vardı.

Bu ayki konu “ahlaksızlığın anatomisi” idi.

Format; önce moderatörün bir başlangıç sunumu yapması, daha sonra da müzakere edilmesi biçimindeydi.

Moderatörlüğü hep aynı kişi yapıyordu.

Toplantı başladı ve moderatör henüz birkaç kelime etmişti ki, yeni katılan bir adam bağırdı; “Bu konudaki bir toplantıyı siz yönetemezsiniz.”

Ortalık buz kesmişti. Moderatör; “Neden?” Diye sordu.

“Sizin, yirmi yıllık ortağınıza büyük bir kazık atarak terk ettiğiniz söyleniyor. Bu büyük bir ahlaksızlıktır. Bunu yapanın ahlakla ilgili bir toplantı yönetmesi uygun olmaz.”

Moderatör önce, hiçbir şey söylemedi, acaba nasıl bir tavır koyacaklar merakı ile diğer katılımcıları süzdü.

Çoğunluk suskunluk içerisindeydiler. Yeni katılımcılardan bir ikisi; “Durum böyleyse” mealinde mırıldandılar.

Moderatör bir müddet sonra konuşmaya başladı.

“Bu çıkışı yapan arkadaşa öncelikle teşekkür ediyorum. Karnından konuşan kalabalıklara karşın, düşüncesini muhatabın yüzüne söylemek cesaretini gösterdi. Ayrıca bu günkü konunun zeminini de oluşturmuş oldu.”

Sonra itiraz eden adama döndü ve birkaç soru sorma izni istedi.

“Beni tanır mısınız? Ne iş yaparım? Kaç çocuğum var? Hangi okullar da okudum? Sizinle hiç yolculuk yaptık mı? Ortaklığımız oldu mu? Hatta hiç yemek yedik mi? Bu hususu bizatihi müşahede ettiniz mi? Yakini ve müdellel bilgiye sahip misiniz? Taraflarla konuştunuz mu?”

Adam bu soruların hepsine olumsuz cevaplar verdi.

“O zaman benim böyle bir ahlaksızlık yaptığı mı nereden biliyorsunuz? Nasıl emin olabiliyor sunuz?”

“Nereye gitsem bu mesele konuşuluyor. Tanıdığım çok itibarlı insanlar bile bu mevzuyu konuşuyorlar.”

“Anladım. Başka bir soru; siz Müslümansınız, sizin inandığınız dine göre bir kişiyi yargılayıp, suçlamanın ilkeleri, ölçüleri var mıdır? Yoksa istediğiniz gibi davranabilir misiniz?”

“Bunlar belli zaten sormaya gerek var mı?”

“Arkadaşlar, ahlaksızlığın anatomisini bu örnek üzerinden konuşmaya başlayalım.”

“Muhtemel kriterlerden birisi emin olmaktır. Siz benim böyle bir ahlaksızlığı yaptığımdan nasıl emin olabiliyorsunuz? Elinizde iki kriter var. Birisi, bir çok kişinin bu mevzuyu konuşması, diğeri de, sizce itibarlı kişilerden de bu konuyu konuşanların olması.”

“Şimdi ikinciden başlayalım. Acaba bu itibarlı arkadaşlar beni tanıyorlar mı?”

“Nereden bileyim sizi tanıyıp, tanımadıklarını.”

“Uygun bulmadığı bir şeyi cesurca söyleyebilmek erdemini gösteren birisi elbette büyük bir yanlışın, ayıpın, iftira kampanyasının içerisinde olmak istemez herhalde. Bunun için sizin bu itibarlı arkadaşların birkaçını arayıp, beni tanıyıp, tanımadıklarını; bu meseleyi nasıl bildiklerini sormanız lazım.”

Sıkılmaya başlayan adam, diğerlerinin de zorlayıcı bakışları karşısında aramak zorunda kaldı. Aradığı üç kişiden, yakinen tanımadıkları ve meseleyi etrafın konuşmalarından öğrendikleri, cevabını aldı.

“Meselenin farklı yönlerini konuşabilmek için, burasını hızlı geçelim. Bu konuda konuşanların tamamına sorsanız, birkaç istisna dışındakilerden benzer cevaplar alacaksınız. İstisnalardan birisi eski ortağım. Başlangıç odur. Ortaklık yaptığımız yıllarda bazı sıkıntılı yönlerini tolere ettim fakat nihayetinde büyük bir istismarını yakalayınca ortaklığı bitirdim. Benim bunu insanlara anlatacağım zannı ve korkusu ile ön almaya çalışıp, bu iftira kampanyasını başlattı. Diğer iki istisna da bunun yayılmasına öncülük ettiler. Arzu eden bu hususu araştırabilir.”

“Buradan konuyu detaylandırabiliriz. Önce taraflara ve nedenlerine bakalım.
Öncelikle eski ortağım, nedenini söyledim.
Sonra konunun yayılmasını sağlayan iki kişi. Bunlar beni iyi tanırlar. Hele öncülük yapan bir tanesi ile ilişkimiz farklı boyutlardadır. 
Beni tanımadıkları ve meselenin aslını bilmedikleri halde konuyu konuşup, yaygınlaştıranlar.
Bu hususu işitip, yaymayan fakat müdahale edip; ya siz ne yapıyorsunuz? Diye itiraz etmeyenler; ya da, böyle olmaz işin aslını araştırıp, hakikati ortaya çıkartmak için çaba göstermeyenler.
Bu işten mağdur olan ben ve ailem.
Bu husus nedeniyle, benim vasıtamla gerçekleşebilecek bazı hayırları erteleyip, engel olanlar.
Böyle bir örnekte, işi Allah’a ve Peygambere götürmeden, kendi hüküm ve mülahazaları ile tavır belirleyen, emr-i bil maruf, nehri anlı münkerden yapmayan kocaman bir topluluk.”

“Konuyu detaylandırırken bunların hepsini; hükümler, nedenler, sonuçlar ve etkileri üzerinden müzakere etmemiz gerekiyor” dedi ve sözü diğer katılımcılara bıraktı, moderatör.

Söz alan bir katılımcı;

“Madem bu günkü konuyu somut bir vaka analizi üzerinden konuşacağız, sizin üzerinde durduğunuz hususlara paralel olarak konunun kalanını da bize aktarırsanız iyi olur. Biz de bu çerçevede analizlerimizi yaparız.” Dedi.

“Eski ortağımın iftira ve tezviratını yaymaya başlayan iki kişiden bir tanesi, özel konuşmalar yaptığım ve elimden geldiğince kendisine destek olmaya çalıştığım bir arkadaşımdı. Diğeri ise hürmette kusur etmeyen ve bana ağabey diye hitap eden bir kardeşimdi.”

“Bu tezvirata teşne bir halde muhatap olup, konuşup yaygınlaştıranlarla ilişkim; hepsine saygı gösterdiğim, mümkün olduğunca yardım ve destek olduğum ve hiçbirisinden, hiçbir şey talep etmediğim bir mahiyetteydi. Hatta bazılarına o kadar hayret ettim ki; “bu adam nasıl oluyor da bu konuya dahil olabiliyor?” Diye merak içinde kaldım.”

“Ne oluyor? Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Diye yüz yüze konuşmaya çalıştığım arkadaşlardan hiçbir tanesi, konuya dahil olduğunu kabul etmedi ve kendisinin konuşmadığını iddia etti. Oysaki hepsinin konuştuklarını biliyordum.”

Bazılarına; “bunun Allah’ın hükümlerine aykırı bir ahlaksızlık olduğunu söyleyip; bir hakem heyeti oluşturun ve hakikati araştırın. Sonunda mücrim kimse ona da yaptırım uygulayın, teklifime; Estağfirullah deyip, yanaşmadılar ama konuşmaya devam ettiler.”

“Ben, kendime yapılandan daha çok, Müslümanların bu haline üzülerek, Allah’a havale ettim. Tevekkel tu Alelallah la havle ve la kuvvete illa billah. Hasbünallahu ve ni’mel vekil dedim ve sabrettim. Hallerin sahibi, her şeyi görüp, bilen, adil-i mutlak olan, her hükmü bir hikmete mebni olana sığındım.”

“Ailem bu durumdan çok etkilendi. Öncelikle böyle bir şeyin nasıl yapılabileceğini ve insanların, özellikle tahayyüllerinin ötesinde olan bazılarının nasıl dahil olabileceklerini bir türlü anlamlandıramadılar.

Müslümanlara karşı daha soğuk hisler beslemeye ve o çevreyle irtibatlarını kopartmaya başladılar.

Çocuklarımızdan bir tanesi hiçbir şekilde anlamlandıramadı ve kabullenemedi. Aşırı tepki vererek; “ben bu adamlarla aynı dinden olmak istemiyorum diyerek, namaz kılmayı bile bıraktı. Hala o çocuğumuzu toparlamaya çalışıyoruz.”

“Bu kampanyaya katılanlar açısından da iyi olmadı. Günahın şehvetiyle gelen sarhoşluk bitince, keyifle yenilen hurmaların bir bedeli olduğunu fark etti bir çoğu.

Pişmanlık gösterenler oldu. Tevbe ettiler mi bilmiyorum. Fakat bunların, gerçeği fark edince diğerlerine muhabbetlerinin sürdüğünü zannetmiyorum.

Ama en beteri, bu işe karışanların üzerine pislik bulaşmış olmasıdır. Kolayca temizlenmeyen ve artık kendilerine şaşı baktıran bir pislik.

“Bu olayla birlikte ben, bu olanların nedenleri üzerinde derinine düşündüm ve anlamaya çalıştım. Netice de bunun bir imtihan olduğunu, acı ve sıkıntılarla, belki de başka hiçbir durumda öğrenmeyeceğim bilgilere ve olamayacağım hallere sahip olduğumu gördüm.”

“Bununla birlikte, sadece benim imtihan olmadığımı, bu işe dahil olan herkesin imtihan meydanında toplandığını fark ettim.”

“Konu, yukarıda anlattığım hususlar benzer olmak kaydıyla, neredeyse bir dinamit fitili gibi yayıldı. Başka şehirlerde de mevzu oldu. İmkansız dediğim insanların bu sürece dahil olması, hayretimi kat kat arttırdı.”

“Yer yer kampanyaya dönüşen bu durum sayesinde, benim ciddi faydam dokunabilecek birkaç projeden sarfı nazar etmek zorunda kalındı. Daha da önemlisi, yapılması zorunlu bir çok çalışmanın, kalpte oluşan itimatsızlık ve soğukluk yüzünden, yıllarca ertelenmek mecburiyeti oldu.”

“Beni en çok etkileyen şeylerden birisi de, refik olarak gördüğüm bir kaç insanın, bu tezviratın etkisinde kalarak, kendileri hakkında, benim söylediğimi ilettikleri hususları, benimle hiç konuşmadan, kabul etmek eğilimine girmeleriydi. Benim konuşma çabalarımda boşa çıkınca, bu durumu ihanet gibi gördüm ve davalaşmayı hesap gününe bırakarak ilişkimi ebediyyen kestim.”

“Bir daha bu kampanyaya katılanlara karşı hüsnü zan beslemek, muhabbet ve güven duymak imkanı bulamadım. İlişkimi, müslümanlar arasındaki hukukun en alt düzeyinde sürdürmeye başladım.”

Bunları dinleyenlerden birkaç kişi, “bu kadar da olmaz, objektif olamıyor ve abartıyorsunuz” ifadeli jest ve mimikler gösterdiler.”

Ben; “şimdilik söyleyeceklerim bu kadar olsun. Bunun üzerinden neden, sonuç analizleri yapmaya geçebiliriz. Ancak söylemek istediğim son bir şey var. Allah’ın bu konu ile ilgili indirdiği ayetlerden bir tanesi;

24.15 - "Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Hâlbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır." Diyor.
Bir ahlaksız ve iki kişilik bozukluğuna sahip insanın ve Allah’ın ahlak hükümlerini hiçe saymaya teşne bir topluluğun nelere sebep olabileceğini göstermek için bu çerçeveyi çizdim.”

Bu konuşmadan sonra, izahat isteyen arkadaş ilk sözü aldı ve insanların bu açık ihlale ve ahlaksız sürece neden dahil olabileceklerine dair analizlerini yapmaya başladı.

“Konuya ilişkin bir vakayı, muhatapların birinden, özet olarak, doğrudan dinledik” dedi, söz alan katılımcı.

“Müslümanların bu hususta ilkeleri ve ölçüleri yok mu? Diye sorulmuştu. İzin verirseniz analize bu ilkeler üzerinden başlayalım.

İftiraya uğrayan, Hz.Peygamber’in eşi, Hz.Ebu Bekir’in kızı, mü’minlerin annesi, imanlı, ilim sahibi bir insandı.

Olay, Müslümanlar seferden dönerken vuku bulmuştu.

İftiraya katılanlardan bir tanesi, Bedir gazisi ve maişetini Hz.Ebu Bekir’in sağladığı bir sahabeydi.

Hz. Peygamber bile şüpheye ve zor duruma düşmüştü.

Hz.Peygamber’in istişare ettiği yakınları ve sahabeden bir bölüm, usulüne uygun olmayan görüş bildirdiler.

Bu hadisenin etkisi, olduğu dönemle sınırlı kalmadı ve daha sonraki ihtilaf ve çatışmalarda rol oynadı.

Arkadaşımızın maruz kaldığı vakada vuku bulanların imkansız olmadığı bu örnekten de anlaşılmaktadır.

Allah o günkü Müslümanların  kafasına tokmak gibi inen on iki tane ayet indirdi ki, ben asla o gün, orada olmak istemezdim.”

24.11 - O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir güruhtur. Bu iftirayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden (elebaşılık ederek) o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır.

24.12 - Bu iftirayı işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar, kendi (din kardeş)leri hakkında iyi zan besleyip de, “Bu, apaçık bir iftiradır” deselerdi ya!

24.13 - "Onlar (iftiracılar) bu iddialarına dair dört şahit getirselerdi ya! Mademki şahit getirmediler; işte onlar Allah yanında yalancıların ta kendileridir."

24.14 - Eğer size dünya ve ahirette Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu!

24.15 - "Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Hâlbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır."

24.16 - Bu iftirayı işittiğiniz vakit, “Böyle sözleri ağzımıza almamız bize yaraşmaz. Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım! Bu, çok büyük bir iftiradır” deseydiniz ya!

24.17 - Eğer inanıyorsanız, bu gibi şeylere bir daha ebediyyen dönmemeniz için Allah size öğüt veriyor.

24.18 - Allah, size âyetleri açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

24.19 - "İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz."

24.20 - Allah’ın lütfu ve rahmeti sizin üzerinize olmasaydı ve Allah çok esirgeyici ve çok merhametli olmasaydı, hâliniz nice olurdu?

24.21 - Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o hayâsızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

24.22 - İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere (kendi mallarından bir şey) vermeyeceklerine yemin etmesinler. Onlar affetsinler, vazgeçip iyi muamelede bulunsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Nur Suresi)

“Meseleye Müslümanca bir perspektiften bakanlar ve Allah’a karşı sorumluluk duyanlar için, inen bu ayetler; konuyla ilgili yaklaşımı, ilkeleri ve ölçüleri sarahaten vermektedir.

Ayrıca; dedikodu, laf taşımak, hukuksuz merak ve araştırmak, duyduğu her şeyi yaymak ta, bu cümleden yasaklanmış hususlardır.

Bunlar apaçık ortada dururken ve neredeyse herkes bunun gayri meşru olduğunu bilirken, bu iğrenç ve yıkıcı ahlaksızlık neden sürdürülür?

Biraz da bunları oluşturan kök nedenlerle, ortaya çıkan yıkıcı sonuçlardan konuşmak icap etmektedir.

Temelde bu ahlaksızlığı irtikap edenler, bir kaç kök sebepte buluşurlar.

Birincisi, psikolojik sorunlar, kişilik bozuklukları ve aşağılık kompleksi.

Bir diğeri ise haset, kıskançlık, nefret, kin gibi yıkıcı duygular.

Üçüncüsü, kötü niyetli ve hesabi yaklaşımlar.

Dördüncüsü ise Allah’a ve ahirete kavuşmaya dair inançsızlıktan doğan sorumsuzluk.

Bilinçli düşmanlık, cehalet, merhametsizlik, adalet duygusundan yoksunluk, vicdansızlık;

Büyük oranda bu ahlaksızlığın kökünde bunlar yatar.

Bu ahlaksızlık, kişilerin hukukunun ve şereflerinin payimal olmasına;

toplumsal çatlama, bozulma, muhabbet ve güven kaybı, travmalar, ayrılıklar, çatışmaların oluşmasına sebep olur; birlik olmaya ve işbirliği yapmaya engel teşkil eder.

Muhabbeti, meveddeti yok eder, kin ve düşmanlığı körükler.

Engellenmesi için de Müslümanlar; ya, birbirleri hakkında hüsnü zan beslerler ve “o böyle yapmaz” derler.

Ya da, hakikati ortaya çıkartıp, fitneyi önlemek için hakem oluşturur ve sonuca göre yaptırım uygularlar.

Fakat asla ilkesiz ve ölçüsüz davranışlar da bulunmazlar.

Emri bil maruf, nehyi anil münker müessesesi diri ve daimi şekilde işler halde olmalıdır.

Allah’ın şerefli kullarını değersizleştirip, komplekslere ve kişilik bozukluklarına iten kültür, çevre, sistem ve süreçlere karşı mücadele edilmelidir.

Güzel ahlakı inşa edecek kök hükümlere inanmak ve uymak; hedef ve süreçlere sahip olmak gerekmektedir.

Yeryüzünde sistem bütün çalıştığı için; yapılan her iyilik ve güzellik, sistemdeki bütün unsurları olumlu etkilediği gibi her ahlaksız davranış ta sistemde fitneye sebep olmakta ve bütüncül hukuku çiğnemektedir.

Unutulmasın, aldatmaya dayalı propaganda, manipülasyon, algı operasyonları, bu tür bir ahlaksızlığa teşne ve kök arızaları kendinde barındıran toplumlar da çok daha yaygın ve kolay biçimde uygulanmaktadır.

“Bir ahlaksızlık anatomisi” isimli çalışma bu vaka çerçevesinde, saatlerce sürecek bir seyre büründü.

Konunun bu seyre bürünmesine sebep olan katılımcı da en çok utanan ve en çok istifade eden kişi gibi gözüküyordu.

Güncelleme Tarihi: 31 Mayıs 2019, 12:50
YORUM EKLE
YORUMLAR
Adı Lazım Değil!..
Adı Lazım Değil!.. - 4 hafta Önce

Bu yazıyla şunu farkettim.Bu hangimizin başına gelmiyor ki?!Ama elbette özellikle günümüzde iftiraya uğrayan kişinin de bunda payı var.Yani şunu demek istiyorum.Kendi elimizle işlediklerimiz yüzünden de iftiraya uğrayabiliyoruz.Sırf çevreyi suçlamak da bir fayda etmiyor.O yüzden çalışmalı ve kendi üzerimize düşen kısmı düzeltmeliyiz.Gerisini de Allah' a havale edip tevekkül etmeliyiz.Yani bu konuda sen ben değil, hepimiz suçluyuz.Özelde konuşacak olursam sırf arkamdan konuşulan dedikodular, iftiralar yüzünden tuhaf ve zor bir durumdayım.İnsanın kendisini veya çevresini suçlaması pek bir fayda sağlamıyor.O yüzden çevreyi idare etmeli ve kendi payımıza düşen sorumluluğu yerine getirmeliyiz. Sonuç olarak bu insanlığın bu kadar düşmüş olmasının sebeplerinden birisi de bu.Biz müslüman olabiliriz.Ama herşeyden önce insanız.

banner39

banner36

banner37

banner35