Bir beka meselesi olarak üretim… (I)

Eğitim, teknoloji, iletişim, ilaç, sağlık, tarım,  enerji ve sanayinin irili ufaklı bütün sektörleri aslında stratejik ve milli olmadıkça bağımlıdır. Bu alanlarda kısmi bağımlılık veya geçici istikrarsızlıklar anlaşılabilse de kalıcı ve derinleşen bir bağımlılık söz konusuysa mesele ülkelerin “beka” problemine dönüşür.

Bir beka meselesi olarak üretim… (I)

Yücel Oğurlu

Türkiye ile ABD arasında ilk kez yaşanmayan bu son kriz derinleşerek büyürken, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Türkiye’ye uygulanan ambargonun etkileri hakkında büyüklerimden dinlediklerim aklıma geliyor. Ölümcül etkilerini gördüğümüz Türk tekstil ürünleri üzerindeki Amerikan kotasının sonuçlarını 1992 sonrasında rahmetli babamın tekstil atölyesinde birebir yaşamıştık. Ama Türkiye artık, ölçeklerini değiştirirken içe kapalı söylemini de terk etti. 

Bu defa da, geçtiğimiz hafta dolar üzerinden yaşanan krizle Türkiye’ye karşı muhtemel diplomatik ve ekonomik yaptırımlar zincirinin ucu gösterilerek ekonomisi tehdit edildi. ABD’nin çelik ürünlerimizle ilgili uluslararası hukuka aykırı vergi kararı ve yaptırımlarıyla başlayan bu krize karşı doğru müdahalelerle Doların ateşi başarılı şekilde düşürüldü. 

Fakat yaşananlar görünenden fazlasını içeriyor; krizin iç ve dış etkileriyle sonuçları doğru okunmalı:

İlk olarak, Türkiye’nin mahkemelerini ve dolayısıyla egemenlik haklarını hiçe sayan tehdide boyun eğmemesi ve ekonomik bir karşılık vermesi, Türkiye açısından alışageldik, sıradan bir dış politika olayı değil. Yaşananlarla, Türkiye’nin gücünü bilmesine rağmen sessiz devletlerin, milletlerin ve yığınların sesi olarak ve bütün riski omuzlayarak, küresel ekonomi düzenine meydan okuması, bütün dünya tarafından izlenen bir çıkış olarak tarihe düşülmüş bir kayıt oldu.

İkinci olarak olayların gelişimine bakarsak ülke adına çıkarılacak derslerimiz olduğu ve açıklarımızı tespit ederek yürümemiz gerektiği ortada. Her şeyden önce benzerlerinin yaşanmaması için ekonomik kırılganlığı giderecek kalıcı bir planlama ile birlikte, dış işlerinin diplomasi dilini kriz yönetimine uygun şekilde etkin ve Türkiye lehine çevirecek şekilde kullanması gerektiği dersi çıkarılmalı. Ülkeden para çıkışının uzun vadede tam tersine çevrilebilmesinin yolu, istikrar algısı oluşturan, güven verici ve sakin bir dil geliştirmekten geçiyor.

Türkiye gerçekten, Ortadoğu'daki diğer devletlerle kıyaslanamayacak durumda…  Yine de karşılık verirken bir anlamda küçük büyük bütün strateji belgelerinin ortak noktası olan SWOT analizini yapmak gerekiyor. Güçlü ve zayıf olduğumuz noktalar masaya yatırılmadan strateji belirlemek istediğiniz sonuçları vermeyebilir.

Daha önceki yazılarımda müteaddit defa vurguladığım gibi, eğitim, teknoloji, iletişim, ilaç, sağlık, tarım,  enerji ve sanayinin irili ufaklı bütün sektörleri aslında stratejik ve milli olmadıkça bağımlıdır. Bu alanlarda kısmi bağımlılık veya geçici istikrarsızlıklar anlaşılabilse de kalıcı ve derinleşen bir bağımlılık söz konusuysa mesele ülkelerin “beka” problemine dönüşür.

Türkiye'nin başarılı bir şekilde ve onurunu koruyarak yoluna devam edebilmesi için problemleri uzun vadede çözecek tedbirler almak şart. Bunun için de gücümüzü doğru şekilde anlamak, ürkek olmamak, bazen de abartmamak geçiyor.  Makul ve rasyonel çizgi üzerinde iyi niyetli olmak kaydıyla uzman ve ehliyetli isimlerin olumlu eleştirilerine ve çözüm önerilerine kulak vererek sürekli bir yenilenme içinde olmak kronik problemlerin ilacı.

En az 20 yıldır üniversite kürsülerinde, üretim ekonomisi konusuna bir şekilde atıfta bulunarak gençleri uyarmaya ve ülkenin geleceği adına kamuoyu oluşturmaya çalıştım. Geçtiğimiz iki yılda bu konuyu birçok kez atıfta bulundum. Geçen yılki yazılarımda üniversitelerin üretiminden, patentlere, ülkede herkesin kullanacağı bir cep telefonu ve otomobil üretememiş olmamızın maliyetlerini rakamları ile birlikte ortaya koymaya çalışmıştım. Döviz krizinden önceki iki yazımda da özellikle üretim ekonomisi konusuna dikkat çekmiştim. Türkiye birçok ürün kalemini üretebilecekken bu konuda gerekli açılımı sağlamazsa ekonomideki kırılganlık aynı şekilde devam edecek… Yerli üretimin maliyetli olduğunu yayan ithalat baronlarının çözüm bulması beklenemeyeceği gibi bu konuda kendi kulislerini yapmalarını anlayabiliriz.  Yerli ve ucuz üretimin sağlanabilmesi, öncelikle iç piyasada, daha sonra küresel rekabetle başa çıkabilecek markaların üretilmesi, diğer birçok ülkenin yaptığı gibi enerji maliyetlerinin düşürülmesi, vergi kolaylık ve muafiyetlerinin sağlanmasıyla mümkün. Diğer ülkeler bunu yıllardır yapıyor. Dünya markalarının önemli bir kısmı devlet desteği ve teşvikiyle dünya piyasalarında büyüyen firmalar… Merak edenler bütün Çin markalarının ve özellikle Huawei’nin birkaç yılda devleşme hikâyesinin arka planını okuyup derslerini çıkarabilirler.     

(Devam edeceğiz…)

Kaynak: Diriliş Postası

Güncelleme Tarihi: 19 Ağustos 2018, 10:54
YORUM EKLE

banner33

banner37