Doları kim çıkarıyor ?

ABD'nin uyguladığı kapsamlı yaptırımların sonuçlarını inceleyen ekonomistler, yaptırımların en çok yaptırımlara konu ülkedeki fakir kesimi etkilediği sonucuna varıyor.

Doları kim çıkarıyor ?

Yaşar Süngü

Bir haftada yalnızca Türk lirası değil, gelişmekte olan ülke para birimlerinin neredeyse tamamı dolar karşısında değer kaybetti, yani dolar operasyonu küresel.

ABD dolarının son bir haftada Türk lirası karşısındaki füze gibi yükselişinin ekonomik bir gerekçesinin olmadığı, birilerinin tetiklediğini herkes biliyor ancak operasyonun boyutu ve arka planı pek bilinmiyor.
ABD’nin akılsız tüccar kafalı Başkanı Trump'ın ekonomik yaptırımlarını füze gibi kullanması sadece Türkiye’yi değil uluslararası mali piyasaları allak bullak etti.
ABD, izmir’de önce tutuklanan sonra ev hapsine alınan rahip Branson ve Türkiye'deki misyonlarında görev yapan iki yerel çalışanının tutuklanmasının ardından vize başvurularını bir süreliğine durdurmuştu. 
İki ülke arasındaki görüşmelerin ardından vize uygulaması yeniden başlamıştı.
Washington'un rahatsızlık duyduğu diğer bir konu ise Türkiye'nin Rusya'dan S-400 füze savunma sistemi satın almayı planlamasıydı.
Bunun üzerine ABD'nin başta F-35 yeni nesil savaş uçakları olmak üzere Türkiye'ye büyük askeri malzeme satışını geçici olarak durdurma yolunda adımlar atması, iki ülke arasında sıkıntıyı artırdı.
Washington’un, Türkiye'den, İran'a uygulamayı planladığı yaptırımlara destek vermesini isterken Ankara’nın bu talebe sıcak bakmaması da gerginliğin bir diğer sebebi oldu.
Türkiye'nin ABD ile ilgili en büyük rahatsızlığı ise 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin sorumlusu olarak görülen Fethullah Gülen'in iade edilmemesi.
Ankara aynı zamanda ABD'nin Suriye'de Kürt silahlı grup Halk Savunma Birlikleri'ne (YPG) destek vermesini de sıklıkla eleştiriyor.

ABD İLE YAŞANAN EN DERİN KRİZ

ABD'nin yaptırım kararıyla yaşanan süreç, "İki NATO müttefiki arasındaki tarihte görülmemiş derinlikte bir kriz" olarak tanımlanıyor.
Geçmişte de Türkiye ile ABD arasında sorunlar yaşandı. 
1964 Johnson mektubu, 1974 Kıbrıs Harekatı sonrasındaki silah ambargosu, 2003 Irak krizi gibi. Ama geçmişteki krizler tek bir önemli konuya odaklıydı. 
Oysa ki bugün gelinen noktada, Türk-Amerikan ilişkileri birkaç yıldır çözülemeyen ve çözülemediği için de biriken, biriktikçe de çözümsüzlüğe kilitlenen bir duruma dönüştü
Üstelik ABD ve Türkiye toplumları arasında da telafisi zor bir negatif algı oluştu.
ABD toplumu Rahip Brunson davasını bir din adamına yönelik kabul edilemez bir insan hakları ihlali olarak görürken Türkiye'deki tüm siyasal kesimler ABD'nin bu konuda Türkiye'ye yaptığı baskıyı Türk yargısına dış müdahale ve Türkiye'ye saygısızlık olarak algılıyor.
İki taraf arasındaki algının derinliği çok fazla.
Kriz papaz Brunson meselesini aştı. 
Rahip serbest bırakılsa bile diğer alanlarda yaşanan görüş ayrılıkları ilişkileri olumsuz etkilemeye devam edecek.
Halkbank'a kesilmesi muhtemel ceza ve Türkiye'nin S-400 alımı ile bağlantılı olarak uygulanabilecek potansiyel yaptırımlar, iki ülke arasında çözüme ulaştırılması en zor meseleler.
İki taraf için de bu anlaşmazlığa diplomatik bir çözüm bulmak için kızgın bir söylem yerine sakin müzakerelere dönmenin önemi büyük. 
Kesintiye uğramış ilişkiler iki ülkenin de ne siyasi ne de ekonomik olarak çıkarına değil.

KÜRESEL DOLAR OPERASYONU 

Son hafta dövizde artan aşırı dalgalanmalar ile ilgili piyasalarda farklı senaryolar konuşuluyor.
Hareketin tam olarak neden kaynaklandığını kimse bilmese de, herkesin mutabık olduğu bir konu var: "Bu derece keskin kur hareketleri normal değil".
Kurdaki ani yükselişin dolara dair "pahalı" ya da "ucuz" algısını ortadan kaldırarak bireysel anlamda dolarizasyon eğilimini de tetiklemesinin kuru daha da yukarı tırmandırmış olabileceğinden bahsediliyor.
Sıcak para akışı kurdaki ani değişimleri tetiklemiş olabilir mi?
"Sıcak para" adı verilen portföy yatırımlarının bir ekonomiye yüklü miktarda girişi, ülkenin para biriminde değerlenmeye sebep olurken, ani para çıkışları da ülke para biriminin normal piyasa seyrinin dışında hareket etmesine sebep olabiliyor.
Tahvil ve borsa yatırımları için ülkeye giriş yapan spekülatif fonların ani çıkışı teorik olarak böyle bir harekete sebep olabilir.
Ancak kurdaki ani değişimlerin gece ya da erken saatlerde değil, Türkiye piyasasının aktif olduğu sabah 8-11 saatleri arasında gerçekleşmesi, bunun çok da gerçekçi olmadığını gösteriyor.
Dolardaki yükselişin durdurulabileceğine dair bir inancın bulunmamasının da bu denli hacimsiz ama sert bir kur hareketine sebep olabileceği konuşuluyor
Bu hafta içerisinde jeopolitik risklerin artması nedeniyle yalnızca lira değil, gelişmekte olan ülke para birimlerinin neredeyse tamamı değer kaybetti. 
Yani dolar operasyonu küresel.
Ancak piyasa oyuncuları, Türkiye'ye özgü bazı riskler ve bahaneler nedeniyle liranın en fazla değer kaybeden para birimleri arasında olduğunu söylüyor.

TİCARET SAVAŞI VE SURİYE ENDİŞESİ ARTIYOR

Liradaki düşüşün arkasındaki diğer ekonomik ve siyasi nedenler neler olabilir?
Dünya piyasaları bir süredir ABD ile Çin arasında beliren ticaret savaşı ihtimalinden dolayı aşağı yönlü baskı altında bulunuyor.
Ancak son dönemlerde, Suriye'de gerçek bir savaş çıkma ihtimali negatif baskıyı daha da artırdı.
Türkiye'nin Suriye'ye yakınlığı ve olası bir müdahaleden en çok etkilenecek ülkelerden birisi olmasının da mevcut riskleri daha da kötüleştiren bir etken olarak gösteriliyor.
Türk lirasının diğer gelişmekte olan ülke para birimlerine göre daha fazla değer kaybetmesine neden olan iç gerekçelerin başında ekonominin aşırı ısınma endişesi geliyor.
Aşırı ısınma, hem enflasyonun hem de büyümenin yüksek olduğu ekonomik durumlar için kullanılan bir ifade.

DOLAR BORCU OLANLARIN İŞİ ZOR

Merkez Bankası'nın açıkladığı verilere göre banka dışı firmaların net döviz açık pozisyonu Mayıs ayında 217,3 milyar dolar seviyesindeydi.
Pastör Brunson krizi ise 26 Temmuz'da ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence'in yaptığı konuşmada "Pastör Brunson'ı hemen serbest bırakın ya da sonuçlarını katlanmaya hazır olun" demesiyle başlamıştı.
Pence'in açıklaması öncesinde Dolar/TL kuru 4,77 seviyesindeydi. Yani Türk şirketlerinin net döviz açığı o günün kuruyla TL cinsinden 1 trilyon 36 milyar TL seviyesindeydi.
Bugün dolar 7 liraya yaklaşmış durumda.
En yüksek değer kaybeden iki para daha var; İran Rivali ve Rus Ruble’si.
Eski Hazine Bakanlığı yetkilisi, hukuk firması Morrison & Foerster'dan John Smith, bu durumu Financial Times'a "Bu neredeyse bir kusursuz fırtına" diye değerlendiriyor ve ekliyor:
"ABD'nin karşı karşıya olduğu küresel krizleriniz var, yönetimle ilgili özellikle de Rusya'yla ilgili şüpheleri olan bir Kongreniz var ve sadece düşmanlarınız değil dostlarınızla da karşı karşıya gelmeye çalışan bir yönetiminiz var."

DOLAR KRİZİNİ ÇIKARTAN TRUMP’UN ACELECİLİĞİ

ABD Hazine Bakanlığı bünyesindeki Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi'nin eski bir yetkilisi olup şu anda uluslararası denetim, danışmanlık ve vergi hizmetleri şirketi PricewaterhouseCoopers'ta çalışan Daniel Tannebaum FT'ye, Trump'ın yaptırımları 'füze gibi kullandığını' söylemiş: "Hızlı sonuç almayı seven bir başkanınız var ve bu yüzden yaptırımlar var."
Yalnız piyasa uzmanlarına göre bu yaptırımlar yabancı sermayede geri tepme etkisi oluşturabilir. 
Onu da ABD düşünsün!

ABD’NİN BAHANELERİ NELER VE YAPTIRIM UYGULADIĞI ÜLKELER HANGİLERİ

ABD'nin yaptırım kararı: Hangi ülkelere ne uyguluyor, ekonomiler nasıl etkileniyor?

ABD'de yaptırım programlarını uygulamaya koyan kuruluş Hazine Bakanlığı'na bağlı olan Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi (OFAC).
OFAC'ın uyguladığı yaptırımlar iki ana gruba ayrılıyor:
Hükümetlere yönelik olan ve tüm ülkeyi kapsayan yaptırımlar
Gerçek ya da tüzel kişilerin yurtdışı varlıklarına yönelik yaptırımlar
Türkiye'de iki bakana yönelik olarak açıklanan yaptırımlar ikinci grupta yer alıyor.
İlk gruptaki yaptırımlar söz konusu ülkenin ekonomisini hedef alan ve daha gerniş kapsamlı sonuçları olan adımlar olarak kabul ediliyor.
ABD ilk kez Türkiye'den gerçek ya da tüzel kişilere yaptırım uygulamıyor. OFAC yaptırım listesinde toplamda 7 Türk vatandaşı ile Türkiye'de kayıtlı 12 şirket yaptırım listesinde bulunuyor.
Adalet Bakanı Gül ve İçişleri Bakanı Soylu'nun eklenmesiyle listedeki gerçek kişi sayısı 9'a yükselmiş durumda.
ABD'nin tüm ülkeyi hedef alan yaptırımları toplamda beş ülke için uygulanıyor. Bu yaptırımların büyük kısmı on yıllardır yürürlükte.
ABD’nin yaptırım bahanelerini de hatırlayalım:

İran 1979 / 2006 İran Devrimi sonrasında kötü insan hakları koşulları gerekçe gösterilerek yaptırımlar devreye sokulmuştu. 2006'da ise İran'ın nükleer programı gerekçe gösterilerek, kritik enerji sektörünü de kapsayan bir ekonomik ambargo uygulaması başlamıştı.
Kuzey Kore 1950 'Ağır insan hakları ihlalleri' ve nükleer silah programı gerekçesiyle Kuzey Kore'ye ambargo niteliğinde katı yaptırımlar uygulanıyor.
Suriye 1986 'İnsan hakları ihllaleri' ve devam eden savaşta Şam yönetiminin tutumu nedeniyle yaptırımlar uygulanıyor.
Sudan 1993 Darfur Savaşı ve Sudan'ın 'terörü finanse eden devletler' listesinde yer alması nedeniyle yaptırımlar yürürlükte.
Küba 1958 Küba'nın 'kötü insan hakları sicili' nedeniyle 60 yıldır yaptırım uygulanıyor.

YAPTIRIMLAR ZENGİNİ DAHA ZENGİN YOKSULU DAHA YOKSUL YAPIYOR

ABD'nin uyguladığı kapsamlı yaptırımların sonuçlarını inceleyen ekonomistler, yaptırımların en çok yaptırımlara konu ülkedeki fakir kesimi etkilediği sonucuna varıyor.
Almanya'daki Trier ve Marburg üniversitelerinden ekonomistler Matthias Neuenkirch ile Florian Neumeier'in 2016'da kaleme aldığı makalede "Yaptırım uygulanan ülkelerde zengin kesim ve yoksulluk sınırı arasındaki fark yüzde 3,8 daha fazla oluyor" diyor.
Araştırmacılar sadece ABD tarafından uygulanan yaptırımların başka ülkelerin de katılımıyla uygulanan uluslararası ölçekteki yaptırımlardan daha az etkili olduğunu ifade ediyor.


DOLAR KARŞISINDA YAPILABİLECEK 5 SEÇENEK

Uluslararası finans uzmanlarına göre TL'nin dolar karşısındaki değer kaybını durdurabilmek için başvurabileceği 5 seçeneği var;
1-Faiz oranlarını artırmak
Yatırımcıları en fazla kaygılandıran nokta, enflasyon yüzde 15'in üzerine çıkmış olsa da, Merkez Bankası'nın faiz oranlarını artırmayı reddetmesi.
Ancak faiz artışının kalıcı çözüm olmayacağını da herkes dillendiriyor.
2-IMF'den yardım istemek
Bazı uzmanlar Türkiye'nin, Arjantin'in Haziran'da yaptığı gibi IMF'den yardım istemesini önerdi. Ancak bu, Türkiye'nin sıkı parasal ve mali politikalar gerektiren bir ekonomik programı kabul etmesini gerektiriyor.
Bu ihtimalin yok denecek kadar az olduğu da gerçek.
Uzun süredir Türkiye'nin IMF programı altında olmamasıyla övünen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunu ülkenin egemenliğinin geri alındığı bir gelişme olarak görüyor.
3-ABD'yle uzlaşmak
Şimdilik uzak ancak tek çözüm bu. Trump’un Türkiye ile bu şekilde muhatap olmanın yanlış olduğuna inanması.
4-Sermaye kontrolleri
Buna gerek olmadığı görülüyor çünkü iş dünyası krizin siyasi olduğuna inanıyor.
5-Gelip geçmesini beklemek
Uzmanlar, şimdilik bunun en muhtemel seçenek olduğunu söylüyor.
Yüksek enflasyona ve büyüyen cari açığa karşın, Türkiye'nin bütçe açığı gayrısafi yurtiçi hasılasının yüzde 2'si dolayında ve bunun yönetilebilir bir durum olduğunu iş dünyası biliyor.
Mali politika gevşek kalsa bile, Türkiye'nin borcunu ödeyebilirliği konusundaki kaygılar artırmayacak. 

DOLARDAKİ ARTIŞIN SEYRİ

Trump'ın Türkiye'den çelik ile alüminyum ithalatı üzerindeki gümrük vergilerini artırma kararını Bakan Albayrak’ın ekonomi toplantısı esnasında açıklamasıyla doların düğmesine basıldı
Türk lirasının değer kaybı devam ederken, bunun diğer gelişmekte olan ülkelere ve küresel piyasalara yayılarak daha geniş çaplı bir krizi tetiklemesinden endişe ediliyor.
Lira, dolar karşısında dalgalı kur rejimine geçildiği 2001 yılından yıllık bazda en kötü performansına ulaştı.
Lira, euro karşısında 2002'den bu yana en kötü yılını yaşarken, sterline göre ise toplamda yüzde 49'luk değer kaybıyla dalgalı kur rejimine geçilmesinden bu yana en kötü performansını gösteriyor.
2018 yılına dolar 3,7, euro 4.5, sterlin de 5 TL seviyelerinde başlamıştı. 
Mart: Dolar ilk kez 4 TL'yi aştı
Doların aştığı ilk eşik 4 TL oldu. Aynı dönemde euro da 5 TL düzeyine yaklaştı.
Nisan: Dolar/TL kuru 4 TL'nin üzerinde kaldı
Mayıs: Hükümetin Londra ziyareti sonrası parite yeni zirvede
Lira, gelişmiş ülke para birimleri karşısında ay boyunca üst üste tarihin en düşük düzeylerine indi.
Temmuz: Dolar 4,97'yi aştı
Ağustos: Döviz kurlarında şok artışlar başladı.

DOLARA KARŞI HANGİ ÜLKE NE YAPTI ?

ABD ekonomisindeki toparlanma ve ABD Merkez Bankası Fed'in para politikasını sıkılaştıracağı beklentileri, Türkiye'yi de kapsayan gelişen ülkelerin para birimleri ve tahvilleri üzerinde satış baskısı doğuruyor. 
Yatırımcıların yüksek risk karşılığında yüksek getiri sağlayan yatırım araçları olarak gördüğü gelişen ülke varlıklarından çıkıp ABD varlıklarına dönüşü, gelişen ülke ekonomilerinde de Dolar likiditesi sorunu üretiyor.
Peki hangi ülke ABD Doları'nın yükselişinin ekonomiye kalıcı hasar vermesini önlemek için ne gibi tedbirler aldı?
Rusya: Faiz indirimleri durdu
Arjantin: Üç acil faiz artırımı yaptı
Hindistan: Piyasalara doğrudan müdahale ederek döviz sattı
Endonezya: Rekor döviz satışı

DÖVİZ KURU NASIL ETKİLER ?

Para biriminin değerindeki ani ve yüksek frekanslı değişimler, 'kur şoku' olarak adlandırılıyor. Kur şoklarının enflasyondan faiz oranlarına, ithalat ve ihracattan istihdama kadar yayılabilen etkileri var. 
Dünyanın hiçbir yerinde malların ve hizmetlerin fiyatı bir günden diğerine değişmez. 
Ancak para birimlerinin değeri her saniye değişebilir. 
Bir para biriminin değerindeki değişimler de şirketlerden tüketicilere kadar ekonominin tüm aktörlerini etkiliyor.
Kur şokunun ilk etkisi doğrudan ya da dolaylı yollarla enflasyonda görülür.
Eğer Türk Lirası hızlı bir değer kaybı yaşarsa, ithal edilen tüm ürünlerin maliyeti ve dolayısıyla fiyatı artar.
Bir diğer etki ise ihracatta gözleniyor. 
Para biriminde yaşanan hızlı değer kaybı, ihraç edilen ürünlerin uluslararası piyasalarda daha ucuz ve rekabetçi hale gelmesini sağlar.
Kur şokunun dolaylı etkileri ise istihdam piyasasında gözleniyor. 
Ekonomide enflasyon ile işsizlik arasındaki ilişki, 'Philips eğrisi' adı verilen teoriyle açıklanıyor. Philips eğrisine göre, enflasyonda yaşanan düşüş, işsizlikte artışa neden olur.

Peki ekonomik gerçekler ne diyor?

Ekonomide teori ve gerçekler her zaman örtüşmez. 
Ekonomi teorisinde genellikle değişkenlerin aynı kaldığı varsayılarak hareket edilir. 
Bu da gerçekte ekonomide yaşanan dinamiklerin zaman zaman göz ardı edilmesi anlamına gelebilir.
Kur şoku nedeniyle yükselen enflasyon, tüketicilerin alım gücünü etkiler ve ücretler enflasyonun artış hızı oranında yükselmezse tüketime olumsuz yansıyor ve azalan tüketim de şirketlerin işten çıkarma yoluyla maliyet kısmasına neden olabiliyor.
Yani Philips eğrisi, teoriden pratiğe her zaman geçirilemeyebiliyor.
Kur şokları bir ülke içerisindeki fiyatları iki yönden etkiliyor. 
Her sektör için kur şokunun maliyeti değişebiliyor.
İkinci etki ise şirketlerin kâr marjlarına bağlı olarak yaşanıyor. 
İthal girdi ile üretilen ürünlerin maliyeti kur şoku nedeniyle yükseldiğinde söz konusu sektördeki rekabetin düzeyine göre şirketler maliyeti tüketiciye yansıtma derecesi konusunda karar vermek durumunda kalıyor.
Rekabetin yoğun olduğu sektörlerde şirketler kâr marjlarını düşürerek kur şokunu tüketiciye yansıtmama yoluna giderken, daha az rekabetçi alanlarda para birimindeki değer kaybının maliyeti tüketiciye daha fazla yansıtılabiliyor.
Aynı şekilde ithal girdi mallarının oranının fazla olduğu sektörlerde de kur şoku fiyatlara daha fazla yansır.

DOLARDAKİ ARTIŞTAN KİM KAZANIR KİM KAYBEDER ?

TL cinsinden geliri olan ve girdi maliyetleri dövize dayalı olan tüm sektörlerde sıkıntı yaşanacak.
Kur artışının olumlu yansıyacağı alanlar ise ihracat, turizm ve döviz kazanan sektörler.
Doların artışından özel sektörde en çok inşaat ve enerji şirketleri olumsuz olarak etkilenecek.
Kurdaki yükseliş ekonomiyi üç şekilde etkileyecek:
Döviz borcu olan şirketler eğer bu borca karşı sigorta almamışlarsa borçlarını bu kurdan ödeyemez hale gelecek. 
O yüzden şirket bilançoları bozulacak.
Doğrudan ve dolaylı enflasyon etkisi olacak. 
İthal edilen malların fiyatları fırlayacak. 
Türkiye'de üretilen ve ithal girdi kullanan malların fiyatları da artmaya başlayacak.
Kurun yükselişiyle beklenti bozulması yaşanacak. 
Hem beklentiler bozulduğu için döviz yükselecek hem de döviz kurunun artışı beklentileri bozarak genel bir davranış bozukluğu ortaya çıkaracak.

DÜNYANIN EN BÜYÜK BORÇLUSUNUN ABD OLDUĞU GİZLENİYOR

Türkiye, halihazırda yüksek cari açık ve dış finansman ihtiyacı dolayısıyla Kırılgan Beşli adı verilen grupta yer alıyor.
Kırılgan Beşli tanımı ilk defa ABD merkezli yatırım bankası Morgan Stanley'nin 2013 yılının Ağustos ayında yayımladığı raporunda yer aldı.
Türkiye, Hindistan, Brezilya, Endonezya ve Güney Afrika'nın Kırılgan Beşli'de o dönemde yer almasının nedenleri, bu ülkelerin yüksek cari açık oranları, yüksek enflasyon oranları ve büyüme performanslarındaki düşüş gösteriliyordu.
2017 yılının Kasım ayında ise Standard&Poor's (S&P) yeni bir Kırılgan Beşli listesi açıkladı.
Türkiye, Arjantin, Pakistan, Mısır ve Katar'dan oluşan yeni listede eski Kırılgan Beşli'den bir tek Türkiye yerini korudu.
Kurum, en büyük ticari dış borca sahip 20 ülkeyi değerlendirerek bu listeyi hazırladığını aktarıyor.
Ancak ABD’nin 20 trilyon dolar borçla dünyanın 68 trilyon dolarlık toplam borcunun neredeyse yüzde 30’una yakın olduğu gizleniyor. 

HEM KARŞILIKSIZ PARA BAS, HEM EŞKİYALIK YAP

Herhangi bir ülkenin Merkez Bankasının para basabilmesi için hazinede, bastığı para karşılığı kadar altına sahip olması gerekir. Ülkelerin istedikleri kadar serbestçe ve sınırsızca para basamıyor oluşunun temel sebebi budur.
Şu anda olduğu gibi Amerika Birleşik Devletleri (ABD) de 1971 yılına kadar sahip olduğu altın karşılığında para basıyordu. Fakat aynı tarihte bu uygulamadan tamamen vazgeçti.
Ülke yıllardır karşılıksız para bastı ve basmaya da devam ediyor. 

Peki, bu nasıl mümkün olabiliyor?

Altına dayalı bir dolar, dış ticaret açığı hızla büyüyen ABD için önemli bir sorundu
70’li yıllarda henüz dolar altına endeksliyken dönemin ABD Başkanı Richard Nixon bir sorunu çözmeye çalışıyordu: 
ABD’nin sahip olduğu altının büyük ve önemli bir kısmı ülke dışına çıkıyordu. 

Peki, altın neden ABD’yi terk ediyordu?

Altının ABD’yi terk etmesinin nedeni, problemin temeline dönülerek bulundu. 
Ülkenin dış ticaret açığı hızla büyüyordu. Yani, ülke ulus olarak ürettiğinden fazlasını tüketiyordu. 
O dönem ABD, çok fazla Avrupa ve Japon malı aldığı için onlara sattığı ürünlerle onlardan aldığı ürünler arasındaki fark altınla tahsil ediliyordu. 
Zira o dönemde ülkenin parası dolar, hâlâ altına dayalı bir paraydı.
Başkan Richard Nixon bu problemi çözmek için 1971 senesinde doları bir varlık olmaktan çıkararak bir yükümlülük, bir borç senedi haline dönüştürdü.
Bu tarihten sonra altın karşılığı olmasa dahi ülkenin sınırsızca para basması mümkün oldu. 
Lakin her şey parayı bir varlık olmaktan çıkartmak ve sınırsızca basabilmek kadar kolay ve tozpembe değil. 
Günümüzde ABD’nin dış ticaret açığı son derece yüksek ve dünyaya ödemekle yükümlü olduğu borç senetlerinin miktarı da oldukça fazla.
ABD’nin karşılıksız para basması, tıpkı karşılıksız çek yazmak gibi.
ABD’nin istediği kadar para basmış olması, 1971’deki problemi ancak geçici olarak çözebildi. 1971’de yaşanan bu değişim sonrasında çok daha fazla problem ortaya çıktı.
Son yıllarda ABD kendi içerisinde doların tekrar altına dayalı bir para olup olmaması gerektiğini tartışıyor. Bir taraf altın standardına dönülmesi gerektiğini bir diğer taraf da bu fikrin doğru olmadığını savunuyor.
Başkanlık seçimlerinde büyük umut vadeden Cumhuriyetçi Partiden aday Ted Cruz da altına dayalı bir para fikrini savunuyordu. 
Aslında sayıları hızla artan Cumhuriyetçilerin büyük kısmı bu fikri savunuyor ki onlardan biri de şu anda Başkanlık koltuğunda oturan Donald Trump.
Sonuç olarak, 1971 senesinde dolarda yaşanan değişim o dönemde bir çözüm olsa da günümüzde hem ABD hem de diğer dünya ülkeleri için önemli bir sorun olmaya başladı. 
ABD Trump ile karşılıksız para basıp her şeyi satın almaya ve dünyayı karıştırmaya devam ediyor ama bunun bedelini ödemeye de yaklaşıyor.

YORUM EKLE

banner33

banner37