Haşhaş krizinden papaz krizine ABD ile 6 kriz

Stratejik derken neyin kastedildiğini, neyi kapsadığını bir türlü anlayamadığımız ortağımız ABD ile Türkiye ilişkileri 1960'lardan bugüne 6 kez sarsıntı yaşadı.

Haşhaş krizinden papaz krizine ABD ile 6 kriz

Yaşar Süngü

İzmir’de ev hapsine alınan 19 aydır hapiste olan ABD’li rahip Brunson’un cezasının ev hapsine çevrilmesiyle başlayan ABD Türkiye gerilimi ekonomik ilişkilere de yansıdı ancak finansal piyasalara etkisi bir gün sürdü.
Brunson geriliminden Washington-Ankara hattında daha önce çıkan krizleri ve etkilerini tekrar hatırlamakta fayda var.
İki ülke ilişkilerinde bugüne dek öne çıkan 6 kriz ve kriz sonrası ABD yaptırımlarının Türkiye’ye etkileri ve kriz sonrası ABD-Türkiye ilişkilerinin seyrine bakalım;

İki süper gücün arasındaki Küba füze krizi-1962 

Ekim 1962'de çıkan "Küba Füze Krizi", Soğuk Savaş'ın iki süper gücünü, ABD ve Sovyetler Birliği'ni, nükleer savaşın eşiğine getirdi. 
Küba üzerinde uçan U2 uçaklarının burada nükleer başlıklı füzeleri keşfetmesiyle, eski ABD Başkanı John F. Kennedy Sovyetlere Küba'ya nükleer silah sağlamaları durumunda, büyük bir krizin patlak vereceği uyarısında bulundu.
Taraflar bir süre karşılıklı restleşmeyi sürdürdü ancak ABD ve Sovyetler Birliği'nin karşılıklı pazarlıkları sonucunda gelinen nokta Türkiye'yi de krizin bir parçası yaptı.
Sovyetler, Küba'dan nükleer silahlarını çekeceğini ancak önce ABD'nin Türkiye ve İtalya'daki nükleer başlıklarını geri çekmesi gerektiğinde ısrar etti.

İki süper gücün tepişmesinden biz neden etkilendik?

Çünkü ABD ve Sovyetler Birliği arasında Türkiye'den silahların kaldırılması yönünde verilen karar, Türk hükümetine danışılmadan alınmıştı.
O dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, iktidarı 8’inci İsmet İnönü hükümetiydi.
Bu pazarlıklarda Türk çıkarlarının hesaba katılmaması ve ABD’nin Jüpiter füzelerini Türkiye’den sökme kararı alması iki ülke arasında bir güven zafiyeti oluşturdu. 

Krizin ekonomik etkisi ne oldu?

Sovyet karşıtlığını ödüllendirmek için verilen kredi destekleriyle Türkiye’nin ekonomik yönden ABD’ye olan bağımlılığı arttı.

Kıbrıs askeri harekatı endişesi-Johnson Mektubu-1964

1961–1963 döneminde Kıbrıs’ta bulunan Türklerin haklarının açıkça gasp edilmesi, Rum tarafının antlaşmalara aykırı tutumları ve gün geçtikçe Türkler aleyhine gelişen olaylar ve kanlı eylemler neticesinde Türkiye, Kıbrıs’ta yaşanan bu acı gelişmelere son vermek amacıyla adaya asker çıkarmayı planladı. Bu bağlamda, Kıbrıs’a Türk askerinin çıkması için planlanan tarih, 7 Haziran (1964) olarak belirlendi. Kıbrıs’a operasyonu haber alan Amerikan Başkanı Lyndon B. Johnson, harkettan 2 gün önce 5 Haziran’da dönemin başbakanı İsmet İnönü'ye çok sert bir mektup gönderdi. 

Mektupta, ABD ile tam istişarede bulunması için Türkiye'den keskin bir dille talepte bulunan Johnson, aksi takdirde "NATO Konseyi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin acele toplantıya çağrılmasını istemek mecburiyetinde kalacağını" belirtti.

ABD'nin askeri operasyonu önlemek için gönderdiği mektupta en kritik mesaj "Karşınızda Sovyetler Birliği'ni bulursanız, yanınızda biz olmayacağız" vurgusuydu.
Türkiye bu kriz sonrası, "göreceli olarak NATO'ya daha az bağımlı" politikalar izlemeye başladı.
O dönemde Johnson mektubunun aslında bir “diplomatik oyun” olduğu yönünde görüşler de ortaya atıldı.
Buna göre, Kıbrıs’a çıkarma yapacak askeri gücün olmadığını düşünen ve iç politikada eleştirilen İnönü, savaş gemilerini Kıbrıs’a gönderirken bir yandan da, ABD Büyükelçisine haber verilmesini istedi. ABD’nin çıkarmaya engel olacağını bilen Başbakan İnönü, Johnson’un mektubu ile rahatladı. Zira bu mektup ile İnönü, bir taraftan, iç politikadaki baskıdan kurtuldu, diğer taraftan ise Kıbrıs’ta Türkleri katleden Rumlara gözdağı verdi.
Diplomatik oyun bile olsa ABD ile yaşanan bu kriz sonrası Türk halkının ABD’ye olan düşmanlığı belirgin biçimde arttı. 
Marshal yardımı ile tanınan ABD, halkın gözünde güvenilmez, korkutan bir dost oldu. 

Haşhaş ekimi krizi-1974 

Kriz dönemi, ABD’de Richard Nixon’ın 1968’de iktidara gelmesi ile 1975 sonbaharına kadar geçen 48 yıllık süredir.
Türk-Amerikan ilişkilerinde haşhaş ekimi uyuşmazlığı ortaya çıktığında Adalet Partisi (AP) iktidar, Başbakan da Süleyman Demirel’di.
Cevdet Sunay ise Cumhurbaşkanıydı. 
Süleyman Demirel’in ABD ile yaşanan haşhaş ekimi uyuşmazlığında haşhaş ekilen illerin sayısını azaltmakla yetinmesi ABD’yi kızdırdı.
12 Mart 1971’de ordu emir komuta zinciri altında öğlen saatlerinde TRT’ye giderek Demirel hükümetine muhtırayı verdi.
19 Mart 1971’de ordu, CHP’li Nihat Erim’e hükümeti kurdurdu.

Nihat Erim’in ilk icraatı ne oldu?

ABD’nin istediği gibi haşhaş ekimini topyekün yasakladı. 
Haşhaş tarımı Afyonkarahisar, Amasya, Balıkesir, Burdur, Çorum, Denizli, Eskişehir, Isparta, Konya, Kütahya, Manisa, Tokat ve Uşak olmak üzere toplam 13 ilde yapılıyordu.
Ekimin yasaklanması kazancını bu üretimle sağlayan yüz binlerce çiftçiyi büyük bir sıkıntıya soktu.
Nihat Erim hükümetinden sonra 1974'te dönemin CHP’li başbakanı Bülent Ecevit haşhaş ekimini belli kurallar koyarak yeniden başlattı.
Amerika'da yükselen uyuşturucu tüketimi artarken, Türkiye de uyuşturucu kaçakçılığı ile suçlanan bazı ülkeler arasındaydı.
1971'de haşhaş ekimini tamamen yasaklayan Türkiye'nin 3 yıl sonra aksi bir karar alması Washington'la ilişkilerde gerginlik yarattı.
Ancak elde edilen ürünlerin uluslararası standartlara dönüştürülmesi ve uyuşturucuya dönüştürülmemesine yönelik önlemlerle kriz ilişkilere kalıcı hasar vermeden atlatıldı.

İncirlik Üssü'nün kullanımının askıya alınması-1974

Adana il sınırları içindeki İncirlik Üssü, Soğuk Savaş döneminde ABD'nin Sovyetler Birliği'ne karşı kilit operasyon merkezlerinden biriydi. 
ABD ile Türkiye'nin müttefiklik ilişkilerinde ise, önemli bir pazarlık aracıydı.
ABD, 1974 yılında Kıbrıs Harekâtı sonrası Türkiye'ye silah ambargosu uygulamaya karar verdi.
Türkiye, ABD'nin kullanımındaki İncirlik Üssü ve diğer üslerin kullanımını askıya alarak, buraların kontrolünü Türk Silahlı Kuvvetleri'ne (TSK) devretti.
Bülent Ecevit’e göre silah ambargosu aslında Kıbrıs değil, haşhaşla ilgiliydi. Sonra Kıbrıs'a yamandı.
ABD Kongresi'nin Eylül 1978'te ambargoyu kaldırması sonrası, İncirlik Üssü eskisi gibi faaliyet göstermeyi sürdürdü.

ABD'nin Irak'ı işgal sürecindeki 1 Mart tezkeresi-2003

ABD'nin Irak'ı işgal sürecindeki 1 Mart tezkeresi kararı, iki ülke arasında en çok iz bırakan kriz.

O dönem Türk askerlerin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına ilişkin tezkere, gönderildiği TBMM'den geçmedi.
ABD bu dönemde çok istediği tezkerenin TBMM'den rahat geçeceğini düşünüyordu Tezkere kapsamında İskenderun'a konuşlandırılacak askerler, araçlar ve gemilerin ıslah çalışmaları için o dönem yaklaşık 200 milyon dolar ayrılmıştı.
ABD, Doğu Akdeniz'i Amerikan gemileriyle doldurdu. 
Ama beklenen olmadı.
"ABD, tezkere kararı sonrası çaresiz olmadığını Irak'a güneyden girerek gösterdi. Ancak tezkerenin TBMM'den geçmemesi, hem ABD ordusunda hem de ABD Kongresi'nde olumsuz izler bıraktı".

Türk askerlerinin başlarına çuval geçirilmesi-2003

4 Temmuz 2003'te Irak'ın Süleymaniye kentinde Amerikan askerleri, Özel Kuvvetler Komutanlığı'na bağlı subayların bulunduğu karargâha baskın düzenledi, buradaki Türk askerleri ise başlarına çuval geçirilmesi sonrası gözaltına alınarak sorgulanmak üzere Bağdat'a götürüldü.
ABD olayın üzerine gitmesi gerektiği gibi gitmedi.Türkiye de ısrarlı davranmadı.

Vize krizi-2017

8 Ekim 2017'de ABD, Türkiye'deki konsolosluk çalışanı Metin Topuz'un tutuklanması sonrası, Türkiye'den yapılan vize başvurularını süresiz olarak askıya aldı. 
Türkiye de vize başvurularını askıya alarak bu karara misilleme yaptı.
Vize krizi, iki ülke arasındaki en kapsamlı diplomatik yaptırımlar olarak görülüyordu.
28 Aralık 2017'de ABD ve Türkiye karşılıklı tüm vize kısıtlamalarını kaldırdı. ABD Türk hükümetinin "üst düzeyde sağladığı güvenceye bağlı kaldığını" belirtti.
Konuyla ilgisi olmayan onbinlerce vatandaşı mağdur eden karardı.

Ve şimdilik son kriz: Papaz Andrew Brunson gerilimi-2018

Trump’lı ABD son olarak Türkiye'de ev hapsinde bulunan ABD vatandaşı Pastör Andrew Brunson'ın serbest bırakılmaması gerekçesiyle, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'e yaptırım uygulama kararı aldı.
İki bakanı kapsayan yaptırımlar ağır olmakla beraber geniş olmayan, sembolik adım.
Krizin finans piyasalarında etkisi sürüyor. 
Dolar 5 lirayı aştı. Borsada yabancı çıkışları devam ediyor.
Faizlerde yüksek seyir sürüyor.
Washington ve Ankara'dan gelen karşılıklı sert tepki ve kınamalarla beraber yoğun diplomasi trafiği yaşanıyor.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun  yüzyüze ilk görüşmelerinden olumlu haberler geldi.
İki ülke arasındaki gerginliğe, ABD Senatosu'nun da Türkiye'ye F-35 satışının geçici durdurulmasını içeren yasa tasarısını onaylaması da gösteriliyor. 
Ancak Trump'ın yasayı yürürlüğe koymayacağı tahmin ediliyor.
Çünkü Trump’un politikası siyasetçiden çok kumarbaz tüccarlara benziyor.
Para gelecek kararlara itiraz etmez. Trump açısından bu bir para meselesi, Türkiye de F-35'lere büyük paralar ödüyor.
21 Haziran'da F-35 uçaklarının geliştiricisi Lockheed Martin'in Teksas eyaletindeki tesislerinde Türkiye'ye F-35'lerin teslimi için bir resmi tören düzenlenmiş ancak uçaklar Kongre'de devam eden süreç nedeniyle Türkiye'ye gönderilmemişti.
ABD'nin İran'a yönelik ham petrol - doğalgaz alımlarına ilişkin yaptırımlar, Kasım ayında yürürlüğe girecek. Türkiye bu yaptırımlara uymayacağını söylüyor. ABD ise Türkiye'ye istisna sağlamamakta kararlı.
Bu krizde diplomasi becerisi yüksek olan kazanacak.
Umarız kazanan biz oluruz.
 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER