banner39

Inf Treaty (Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması) ve ABD’nin Çekilme Düşüncesinin Sebepleri

INF antlaşması iptal olmadan önce Ocak-Şubat-Mart 2019 tarihli Bilimevi Dış Politika Dergisi'nde yayına alınan "ABD’nin Çekilme Düşüncesinin Sebebleri" isimli makale gelişmelerin önemine binaen tekrar yayına alınmıştır.

Makale-Yorum 20.08.2019, 16:49 05.09.2019, 16:07
Inf Treaty (Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması) ve ABD’nin Çekilme Düşüncesinin Sebepleri

8 Aralık 1987 günü ABD ile SSCB arasında Beyaz Saray’da iki ülke liderleri R.Reagan ve M.Gorbaçov’un tarafından imzalanan INF (Intermediate-Range Nuclear Forces/Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler) Antlaşması tıpkı daha önceki SALT anlaşmaları gibi nükleer silahsızlanma konusunda en önemli üç beş adımdan biri idi. Aslında kısa ismine rağmen antlaşmanın ana konusu “Orta ve Orta Menzilli Füzelerin Ortadan Kaldırılmasına İliş- kin Antlaşma” idi ve maddeler arasında “Orta menzil” den ne kast edildiği açıklanmıştı. Sadece balistik füzeler değil seyir füzelerini de kapsayan antlaşmanın belirtilen menzil aralığı aşağıda açıklayacağım gibi sadece orta menzilli balistik füzeler MRBM’leri değil 500-5500 km arası olduğuna göre topçu roketleri ve çok kısa menzilli balistik füzeler ile ICBM’ler hariç aradaki tüm balistik füzeleri kapsamaktadır.

Şüphesiz, ABD Başkanı Trump’un INF Antlaşması’nı Rusya’nın ihlal ettiğini ileri sürerek anlaşmadan çekilmeyi düşündüklerini açıklamasında, 1987’de imzalanmış anlaşmaya taraf olmayan Çin’in etkisi çok büyüktür. Balistik füze teknolojisinin de 90’lı yılların çok ilerisinde olan Çin, ABD açısından çekilmeye sebep olan tehditlerin önemli bir kısmını barındırmaktadır. Özellikle Çin Denizleri etrafındaki ASBM (Anti-ship ballistic missile/anti-gemi balistik füze) kabiliyeti ABD ve bölgedeki ondan fazla ABD müttefiki veya tarafsız ülke için ciddi tehdit oluş- turmaktadır. Rusya ise özellikle Kuzey Avrupa/Batı Rusya bölgelerine yığdığı taktik balistik füzeler ile Soğuk Savaş sonrası NATO ülkelerine karşı yeniden ciddi tehdit oluşturmaktadır.

Daha önceki ilk anlaşma Stratejik Silahların Sınırlandırılması (SALT-1) anlaşması ile ICBM (Intercontinental Ballistic Missile) gibi 5500 km’den daha fazla menzili olan kıtalara- rası balistik füzeler ve SLBM (Submarine-Launched Ballistic Missile) gibi denizaltıdan fırla- tılan balistik füzelerin oluşturduğu büyük çaplı küresel tehdide rağmen bu konuda kesin bir karara varılamadan sadece geçici tarihli bir anlaşma yapılmış ancak bunları imha etmek için geliştirilmiş anti-balistik füzeleri (ABM) sınırlayan bir anlaşma kesin ve süresiz imzalanmıştı. Bu sınıf füzeleri kapsayan SALT-1 anlaşması 26 Mayıs 1972 tarihinde Moskova’da SSCB Ko- münist Partisi Genel Sekreteri L. Brejhnev ile ABD Başkanı R. Nixon arasında imzalanmıştı.

1987’deki INF Antlaşması ise çok daha farklı nükleer silahları içeriyordu: Antlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonraki üç yıl içinde, 500 ila 5.500 kilometre aralığındaki yani IC- BM’den daha kısa menzilli balistik füzeler dâhil olup ICBM ve SLBM kapsam dışı idi. Ayrıca 500 km’ye kadar yani topçu roketleri ve 500 km altı SRBM’ler (Kısa menzilli balistik füze) kapsam dışı idi. Antlaşmaya dâhil olan 500-5500 km arası menzile sahip kara konuşlu balistik füzeler ve seyir füzelerinden başka bunlara ait fırlatma rampaları/lançerler ve ilgili destek yapıları ve ekipmanları da antlaşmaya dâhildi.

INF Antlaşmasından Önce

1970’lerin ortalarında SSCB, ABD/NATO’ya karşı nükleer başlık taşıyan balistik füzeler oranında büyük fark atmıştı. Eski füzeler SS-4 ve SS-5 füzeleri yerine yeni bir IRBM olan SS- 20 ile Avrupa’da nicelik olarak hem de nitelik olarak üstünlük sağladı. SS-20 (Saber/Pioneer/ RSD-10) öncüllerinin taşıdığı tek savaş başlıklarından farklı olarak, birbirinden bağımsız üç ayrı hedef için çoklu savaş başlığı taşıyordu. SS-20 5.000 kilometrelik menzili ile ICBM de sayılabilirdi ancak çoğunlukla IRBM (Intermediate Balistic Missile) olarak sınıflandırılmak- tadır ve menzili Batı Avrupa, Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Asya ve Alaska’daki hedefleri kapsayacak şekildedir.

Buradaki “Intermadiate” ifadesi Türkçe karşılığından ötürü Orta menzili balistik füze olarak Türkçe kaynaklar hatta akademik metinlerde çevrilmiş olsa da bu ifade teknik olarak yanlıştır. Terminolojik olarak IRBM orta menzilli değil, uzun menzilli balistik füzedir. Ancak en uzun menzilli olanlar da IRBM’ler değil, ICBM’lerdir. Tıpkı INF anlaşmasının ismindeki gibi mantık açışından bakıldığından doğru yere oturmayabilir. Örneğin INF’deki “Interme- diate-Range” de orta menzilli nükleer kuvvetler anlaşması olarak çevrilmektedir ki tercüme açısından sorun yoktur. Bu anlaşmaya verilen genel bir isimdir ve çeviri doğrudur. Oysa anlaşma 500-5500 km arası füzeleri kapsadığına göre sadece IRBM değil SRBM, MRBM’yi de kapsamaktadır ki dolayısı ile menzil açısından orta menzilli balistik füze anlaşması değil, ICBM ve çok kısa menzilli topçu roketleri hariç tüm füzeleri kapsamaktadır.

Makalenin gerisini ve anlaşmanın doğru anlaşılması için füze sınıflandırmalarını ayrıca yerinde olacaktır. Ancak öncesinde INF anlaşması “Madde-II, 5. ve 6.Maddeleri aşağıda zikretmekte fayda var. Burada görüldüğü üzere anlaşma metninde füzeler menzillerine göre ayrıca tanımlanıp anlaşma metninde kast edilen menzil aralığına terminolojiden farklı olarak sınıflandırma yapılmıştır. Yani orta menzilden ne kast edildiği ayrıca belirtilerek terminoloji dikkate alınmamıştır.
5.    “Orta menzilli füze” terimi, 1000 kilometreyi aşan fakat 5500 kilometreyi aşmayan bir menzil kapasitesine sahip bir GLBM veya bir GLCM anlamına gelir.
6.    “Daha kısa menzilli füze” terimi, 500 kilometreden fazla ya da 1000 kilometreyi aşmayan bir menzil kapasitesine sahip bir GLBM ya da bir GLCM anlamına gelir.
(GLBM: Ground-Launched Ballistic Missile/Karadan fırlatılan veya kara konuşlu balistik füze,
 
GLCM: Ground Launched Cruise Missile/ Karadan fırlatılan veya kara konuşlu seyir füzesi.)
Balistik Füzelerin Kısaca Sınıflandırılması
Balistik füzeleri genel olarak menzillerine göre şöyle sınıflandırabiliriz:
1.    BSRBM (Battlefield Short Range Ballistic Missile/Muharebe Sahası Kısa Menzilli Balis- tik Füze)Artillery Rocket (Topçu roketi): Topçu roketi de denen “çok” kısa menzilli balistik füzelerdir. Bazı kaynaklar 300 km kadar olan füzeleri bu sınıftan kabul etse de menzili 0 ila 150 km’ye kadar olan balistik füzeler ve topçu roketleridir genel kabul gören sınıflandırma menzilidir.
2.    SRBM (Short Range Ballistic Missile/Kısa Menzilli Balistik Füze):150-1000 km arası menzilli olanlara denir. Türkiye’nin etrafı bu sınıf balistik füzeler ile çevrilidir dersek abartmış olmayız.
3.    MRBM (Medium Range Ballistic Missile/Orta Menzilli Balistik Füze): 1000 ila 2750 / 3000 km arası olanlara MRBM denir.
4.    IRBM (Intermediate Range Ballistic Missile/Uzun Menzilli Balistik Füze): Menzili 3000-5000 km arası olanlar IRBM olarak sınıflandırılır.
5.    ICBM: 5000/5500 km üzeri (5000 km üzerini kabul eden kaynaklar da mevcut) menzile sahip olanlar da ICBM (Inter-Continental Range Ballistic Missile/Kıtalararası Balistik Füze) olarak adlandırılır. Anlaşılacağı üzere en uzun menzilli olanlar adı “uzun menzilli” olmasa da bu füzelerdir. Yukarıda dikkat edilecek olursa “5000/5500” ifadesini kullandım. 5000 km üzeri olanlara IRBM denmemektedir. Ancak bazen 5500 km’den daha kısa yani 5000 km’ye kadar ICBM dendiği daha doğrusu teknik manada kullanıldığı olmaktadır.

Bunlar haricinde menzil göre değil, amaca göre yapılan sınıflandırmalar da vardır:

SLBM: Submarine Launched Ballistic Missile/Denzialtıdan Fırlatılan Balistik Füze. Denizaltılardan ateşlenen balistik füzeler de genelde nükleer başlık taşır ve menzilleri itibariyle ICBM sınıfındandır. Ancak istisna olarak Kuzey Kore’nin Pukguksong-1 kıtalararası balistik füzesi gibi menzil olarak MRBM dahi olsalar denizaltıdan fırlatılıyor ise menziline bakılmak- sızın SLBM olarak adlandırılır.
Ayrıca;

ASBM: Anti-Ship Ballistic Missile/Anti-Gemi Balistik Füzesi

TBM: Tactical Ballistic Missile/Taktik Balistik Füze. 300-1000 km menzil aralığındaki SRBM’lerin diğer bir isimlendirmesidir. Ancak genelde TBM dendiğinde bu aralıkta ve nük- leer savaş başlığı bulundurmayan yani konvansiyonel savaş başlığı taşıyanlar kast edilir.

ALBM: Air-Launched Ballistic Missile yani havadan ateşlenen veya havadan bırakılan balistik füze sınıfı olarak yeni yeni sınıflandırılmaya ve tanımlanmaya başlamıştır. Yeni Rus füzesi Kinzhal gibi birkaç örneği vardır. Klasik balistik füzelerin yakıt ve ağırlıktan tasarruf ederek seyir füzesi gibi uçak aracılığı ile yüksek irtifada ateşlenerek daha uzun menzile ulaşmasından ibarettir.

Ayrıca balistik füze sınıflarından ayrı olarak TNW (Tactical Nuclear Weapons) Taktik Nükleer Silahları da açıklamakta fayda var. Nükleer başlık taşıması ve 500 km menzil altında olması şartı ile tüm taşıyıcı platformlar TNW olarak da adlandırılır. Dolayısı ile buna nükleer bomba taşıyan savaş uçakları da uçağın menzili 500 km üzerinde olsa bile dâhildir. Örneğin B-2, B-1B, Tu-95 gibi uzun menzilli stratejik ağır bombardıman uçakları nükleer silah görevli olduklarında stratejik nükleer silahlar olarak kabul edilir. Bu neden önemlidir? Silahsızlan- ma görüşmeleri ve diğer uluslararası anlaşmalarda çok önem arz eder. Ancak bu konuda ABD-Rusya arasında bir fikir birliği olsa da örneğin Çin ve Fransa için bundan söz edemeyiz. Çin birçok stratejik silahını TNW olarak adlandırmakta ve sınıflandırmaktadır. Ayrıca men- zili 600 km altında olan ve nükleer bomba taşıma kapasitesi olan uçaklar da (savaş uçakları) TNW sınıfındadır.

INF Antlaşmasına Yol Açan Süreç

ABD Dışişleri bakanlığının resmi sitesinde konu ile ilgili olarak şunlar yazmaktadır:

“NATO’nun Nükleer Planlama Grubu 1977’nin sonlarında İttifak’ın uzun vadeli INF modernizasyon ihtiyaçlarını esnek yanıt doktrini ile tutarlı bir çalışma için gö- revlendirildi. 1979 baharında NATO, INF’nin gelecekteki silah kontrol çabaları için yol gösterici ilkeleri formüle etmek için Özel Danışma Grubunu kurdu. O yaz NATO İttifak INF politikasının temel hedeflerini ortaya koyan Entegre Karar Belgesini oluşturdu. Zorlayıcı modernleştirme ve silah kontrolü programları çağrısında bulundu. 12 Kasım 1979’da NATO bakanları Sovyet SS-20 konuşlandırmalarına karşı çıkacak “ikili yol” stratejisini oybirliğiyle kabul ettiler. Birinci parçada: ABD ve Sovyetler Birliği ara- sında INF kuvvetlerini mümkün olan en düşük seviyeye düşürmek için silah kontrolü görüşmeleri çağrısında bulunuldu. İkinci parça da ise: Aralık 1983’te başlayarak 464 adet tek savaş başlığına sahip ABD karadan fırlatılan seyir füzeleri (GLCM) ve 108 adet Pershing-II balistik füzelerinin Batı Avrupa’da konuşlandırılması çağrısında bulundu.

Başlangıçta SSCB NATO’nun konuşlandırma kararını iptal etmediği sürece (balistik füzeleri kast ediyor) ön görüşmelere katılmayı reddetti. Ancak 1980 yılının Temmuz ayında Sovyet pozisyonu değişti ve 1980 sonbaharında Cenevre’de ön tartışmalar başladı” yazmaktadır.

ABD, Fransa ve İngiltere’nin elindeki her türlü nükleer silahı ısrarla anlaşma dışı tutarken SSCB’nin 5000 km menzilli SS-20 IRBM’lerin tamamını imha ettiği taktirde ABD de Pershing II balistik füzeleri ile GLCM türü kara konuşlu seyir füzelerini imha edeceğini vaat ediyordu. 15 Ocak 1986’da ise Gorbaçov SSCB’nin 2000 yılına gelindiğinde nükleer silahları yasaklayan üç aşamalı bir program için Avrupa’daki tüm ABD ve Sovyet INF füzelerinin (yani anlaşma kapsamındaki) ortadan kaldırılmasını içeren bir teklifini açıkladı.

Uzun müzakereler sonunda ABD ve SSCB’nin 8 Aralık’ta Washington’da imzaladığı Ant- laşma, Veriler Hakkında Mutabakat Zaptı, Mutabakat Protokolü ve Eliminasyon Protoko- lü’nden oluşmaktaydı. Kongre’nin 27 Mayıs’ta onayladığı antlaşma 27 Aralık 1988’de ABD Başkanı tarafından ilan edildi. INF ile 500-5500 km arasındaki menzilli balistik füzeler ve GLCM’ler imha edilecek ve ayrıca bunlara ait fırlatma rampaları/lançerler ve ilgili destek yapıları ve ekipmanlar da aynı kapsamda idi. Antlaşma taraflara yerinde denetim hakkı tanıyor- du. INF kapsamındaki faaliyetlerin yapıldığı üretim ve test tesisleri vb. diğer tesislerin, füze operasyon üslerinin kapanış denetimleri, imha edilecek başlık ve diğer materyal, füzelerin imha denetimleri vardı. Bunlara ek olarak ABD, 13 yıl boyunca sürekli olarak INF Antlaşması imha veya kısıtlama kapsamında olmasa da kara konuşlu balistik füzeleri (GLBM) üreten Sovyet tesisine erişim, izleme hakkını da almıştı. (Bunu yukarıdaki GLCM ile karıştırmamak lazım. GLCM, INF menzil aralığındakilerin yasaklı füzeler, GLBM üretim tesisi ise sadece denetime açık tesis. Mesela ICBM’lerde karadan fırlatıldığı için bir GLBM ama onlara yönelik bir kısıtlama yok).

Sovyetler de daha önce Pershing (ABD balistik füzesi) roket motorunu üreten ABD tesisini izlemek için benzer bir hak aldı.

ABD Yerinde Denetim birimi (OSIA), diğerlerinin yanı sıra Antlaşmanın teftiş hükümlerini koordine etmek ve uygulamak için 15 Ocak 1988 tarihinde kurulmuştur. ABD ve SSCB’nin kendi INF sistemlerinin ve tesislerinin sayısı ve konumları hakkındaki verileri doğrulamak için 1988’de ABD ve Sovyet müfettişleri tarafından denetim yapıldı. Nisan ayı sonlarında ve Mayıs 1991’in başlarında ise ABD INF Antlaşması kapsamında son balistik füzesini imha etti. 11 Mayıs 1991’de ise Sovyetlerin son SS-20 balistik füzesi imha edildi. Ant- laşmanın yürürlüğe girmesinden sonra bugüne kadar toplamda 2.692 füze imha edilmiştir.
 

SSCB’nin Dağılmasının INF’ye Etkisi

INF imzalanmıştı ancak sonra büyük bir sorun çıktı, SSCB dağıldı. ABD açısından iyi bir şeydi belki ama bazı nükleer silahlar daha önce var olmayan ve ABD’nin INF anlaşması yapmamış olduğu yeni devletlerde kaldı. Bu büyük bir sorundu. 25 Aralık 1991’de SSSCB’nin dağılmasından sonra ABD INF Antlaşması rejiminin tam olarak uygulanmasının devamını sağlamaya çalıştı. Antlaşmaya 12 Sovyet eski cumhuriyetinin dâhil edilmesini istedi. Belarus, Kazakistan, Rusya, Türkmenistan, Ukrayna ve Özbekistan kendi bölgelerinde INF’ye konu olan (bunlara kısaca “INF tesisleri” deniyordu) INF tesislerini denetlenebilir ilan ettiler. Belarus, Kazakistan, Rusya ve Ukrayna anlaşmanın uygulanması sürecinde aktif katılımcıydılar. Diğer tarafların; Türkmenistan’ın ve Özbekistan’ın her biri kendi bölgesinde sadece bir de- netlenebilir sahaya sahip olmakla birlikte daha az aktif bir rol üstlenmişlerdir.

Daha önce iki taraflı bir (ABD-SSCB) INF Antlaşması’nın çok taraflı bir hal alması için ABD ile bağımsızlığını kazanan Sovyet cumhuriyetleri arasında anlaşmalar imzalandı. SVC’de ve aktif olarak katılan halef devletleri ile diplomatik temaslar yoluyla antlaşma rejiminin yaşaya bilirliğinin sürdürülmesini sağlamak gayret eden ABD, antlaşma kapsamındaki haklarının tatbikini sağlamak için yeni anlaşmalar yapmaya çalıştı (SVC: Article XIII estab- lished the Special Verification Commission/13.Maddesi gereği kurulan Özel Doğrulama Komisyonunu).

Üstlenilen görevler arasında yeni kurulan bu cumhuriyetlerin INF tesislerinin denetimlerini yürütecek yeni giriş noktaları (POE’ler) kurulması, ABD ve bu ülkeler arasındaki iletişim bağlantılarının kurulması, START I ve INF Antlaşmaları uyarınca eşzamanlı sürekli izleme için çok taraflı çalışma prosedürleri ve Rusya’daki Votkinsk Makine Fabrikası’ndan çıkan yeni füzeler için denetim prosedürleri gibi ayrıntılar vardı. Bugün sadece Rusya, Ukrayna, Belarus ve Kazakistan INF Antlaşması’na ABD ile birlikte aktif katılımcıdırlar.


 
Ukrayna’dan “Şeytan” Balistik Füzelerinin Sökülmesi ve Kırım’ın İşgali

Burada çok önemli bir ayrıntıyı daha doğrusu tarihsel olayı hatırlatarak dikkatinizi çekmek istiyorum. SSCB zamanında ve hâlen daha dünyanın en uzun menzilli balistik füzesi olan, ICBM sınıfındaki R-36/RS-20 (NATO kod adı:SS-18 Satan/Şeytan) balistik füzesinin fabrikası Ukrayna’da bulunuyordu. Füzenin kendisi ve motorları Ukrayna’da yapılıyor, nükleer harp başlığı Rusya’dan getirilip takılıyordu. Ayrıca Ukrayna topraklarına yerleştirilmiş silolar içinde atışa hazır SS-18’ler de vardı. SSCB yıkılınca Rusya füzeleri istedi ama tıpkı Karadeniz filosu gibi Ukrayna direndi. Ancak ABD devreye girerek Reagan yönetimi Ukrayna’ya bir söz verdi. Rus nükleer saldırısına karşı kendisi koruyacaktı ve misilleme yapmayı taahhüt ediyordu. Ancak bunun için Ukrayna’nın tüm nükleer silah cephaneliğini Rusya’ya teslim etmesi şart koştu. Çünkü ABD nükleer silahların yayılmasını istemiyordu. Sonuçta Ukraynalı yetkililer ikna oldu ve1990’lı yıllarda Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na katılarak nükleer cephanesinden vazgeçti. Malum bu anlaşmaya göre nükleer silaha sadece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi sahip olabilir. Bugün 5 devlet dışında nükleer silaha sahip olan diğer 4 devlet aslında uluslararası hukuka göre gayri kanuni sahiptir. Amacı kitle imha silahlarının ticareti ve kullanımını sınırlandırmak olan anlaşmaya imza atan Ukrayna 1994 yılında kabul edilen Budapeşte Memorandumu’na göre ise Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve egemenliğine saygı duymayı üstlenen Rusya, ABD ve İngiltere’nin Ukrayna’nın güvenlik garantörleri olmasını kabul etmişti. Ukrayna Anlaşma şartlarını yerine getirerek tüm nükleer silahlarını Rusya’ya teslim etti.

Ancak yaklaşık 20 yıl sonra Rusya Ukrayna’yı (Kırım’ı) işgal etti. Bu işgalle Rusya Buda- peşte Memorandumu’nun yükümlülüklerinden vazgeçmiş olmasının yanı sıra tesis edilen dünya düzenine saldırmış ve yıkmış oldu. Bugün birçok uluslararası ilişkiler uzmanına göre Ukrayna’da nükleer silahlar kalmaya devam etseydi Kremlin istilaya cesaret edemezdi.

Üstelik bunun çok önemli bir sonucu daha oldu ki Nükleer Silahların Yayılmasının Ön- lenmesi Anlaşması’nın işlevini yerine getirmediğini göstermesi bakımından önemli. Ukrayna’daki olaylar diğer ülkeler için uyarı niteliğinde. Yani günümüzde ola ki batı dünyası İsrail, Kuzey Kore veya Pakistan gibi ülkeleri nükleer silahsızlanma konusunda çeşitli garantiler ile ikna etmeye kalksalar hemen Ukrayna örneğini hatırlayacaklar.

INF Antlaşması Maddelerinden Kısa Kısa Madde-II’de önemli gördüğüm tanımlamalarda: “Bu Antlaşma’nın amaçları için:

1.    “Balistik füze” terimi, uçuş yolunun çoğunda bir balistik yörüngeye sahip bir füze anlamına gelir. “Karadan fırlatılan balistik füze” (GLBM) terimi, bir silah teslim aracı olan bir karadan fırlatılan balistik füze anlamına gelir.
2.    “Seyir füzesi” terimi, uçuş yolunun çoğunda aerodinamik asansörü kullanarak uçuş yapan insansız, kendinden tahrikli bir araç anlamına gelir. “Karaya fırlatılan seyir füzesi (GLCM)” terimi, bir silah teslim aracı olan karaya fırlatılmış bir seyir füzesi anlamına gelir.
3.    “GLBM başlatıcısı” terimi, bir GLBM’yi başlatmak için sabit bir başlatıcı veya bir mo- bil kara tabanlı taşıyıcı-erektör-başlatıcı mekanizması anlamına gelir.
4.    “GLCM başlatıcısı” terimi, bir GLCM’yi başlatmak için sabit bir başlatıcı veya bir mobil kara tabanlı taşıyıcı-erektör-başlatıcı mekanizması anlamına gelir.
5.    “Orta menzilli füze” terimi, 1000 kilometreyi aşan fakat 5500 kilometreyi aşmayan bir menzil kapasitesine sahip bir GLBM veya bir GLCM anlamına gelir.
6.    “Daha kısa menzilli füze” terimi, 500 kilometreden fazla ya da 1000 kilometreyi aş- mayan bir menzil kapasitesine sahip bir GLBM ya da bir GLCM anlamına gelir.”


Şeklinde devam etmektedir. Madde III’de ise:
“1. Bu Antlaşma’nın amaçları için, mevcut ara menzilli füzeler şunlardır:
(a)    ABD için, ABD tarafından Pershing-II ve aynı işaretlerle SSCB olarak bilinen BGM-109G olarak belirlenen tipte füzeler ve
(b)    SSCB için, SSSCB tarafından RSD-10, R-12 ve R-14 olarak tayin edilen füzeler. SS-20, SS-4 ve SS-5 sırasıyla.
2. Bu Antlaşma’nın amaçları için, mevcut kısa menzilli füzeler şunlardır:
(a)    ABD için, ABD tarafından SSCB tarafından aynı isimle tanınan Pershing-IA ola- rak tayin edilen füzeler ve,
(b)    SSCB için, SSCB tarafından OTR-22 ve OTR-23 olarak belirlenen türlerin füze- leri, ABD’nin SS-12 ve sırasıyla SS-23.”
şeklinde devam etmektedir.

INF Antlaşmasının Önemi

ABD Başkanı Trump’un “çekileceğiz” dediği INF Antlaşması’nın birçok açıdan önemi olduğu gibi sadece nükleer silahsızlanma sağladığı için bile dünya barışı adına çok önemli olduğunu söyleyebiliriz. Sadece 2692 adet nükleer başlıklı füzenin imha edilmesi bile çok önemli bir gelişmedir. Ancak antlaşmanın asıl önemi ondan sonraki nükleer silahsızlanma anlaşmalarına örnek olması veya cesaret vermesidir.

Diğer yandan anlaşma kapsamına giren füzelerden ABD’de kalmadığı gibi tüm Avrupa’da da 500-5500 km arası füzeler ve meşhur ABD balistik füzesi Pershing-II’ler imha edildi. Aynı şekilde Rus SS-12-23 ve SS-20 balistik füzeleri de.

Diğer başka bir nükleer silahsızlanma anlaşması ise INF kadar bile dayanamamıştı. ABD, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından “şer ekseni” olarak nitelendirdiği ülkelerden gelebilecek hava saldırılarına karşı savunma sistemlerini güçlendirmek istediği gerekçesiyle Anti Balistik Füze Anlaşması’ndan çekildi. ABD’nin 2002 yılında çekileceğini açıkladığı bu anlaşma, deniz, hava, uzay ve karada, anti balistik füze sistemleri ve bileşenlerini geliştirmeyi, test etmeyi ve konuşlandırmayı yasaklıyordu. Ayrıca ülkelerin kuracağı anti-balistik füze savunma sistemlerine de ciddi kısıtlamalar getiriyordu.

ABD Başkanı Trump’un INF Antlaşmasından Çekileceklerini Açıklaması ve Bunun Sebebi

Başkan Trump ve Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton tarafından yapılan son açık- lamalar ABD’nin yakında 1988’den beri onayladığı ve uyguladığı INF Antlaşması’ndan çekilebileceğini gösteriyor.
Öncesinde Temmuz 2014’te Obama yönetimi Rusya’yı yeni bir seyir füzesini test ederek antlaşmayı ihlal etmekle suçlamıştı. ABD istihbaratının tespitine göre SSC-8 seyir füzesi idi ve 2500 km menzile sahipti. Bu füzenin 3M-54 Kalibr füzesinin (NATO: SS-N-27 Sizzler) bir versiyonu olduğu ayrıca Iskander-K veya Kh-101 seyir füzesinin de türevleri olabileceği söylendi. Deniz taşıtlarında fırlatılan SS-N-30A’nın da farklı bir versiyonu olduğu söylendi.

ABD’de bazı siyasetçiler ise ABD’nin uyum sağlamak için Rusya’yı zorlamaya çalışırken, INF’yi ayakta tutması gerektiğini savundu. Bu yaklaşım bugüne kadar etkisiz kalmıştır ve yakın gelecekte başarılı olması beklenmemektedir. Kongre, Rusya’yı INF uyumuna geri getirmeyi amaçlayan ekonomik yaptırımlar uyguladı. Rusya ise Kırım’ın ilhakı ve Ukrayna’ya karşı savaşın sonunda muhatap olduğu yaptırımlara karşı direnişinden anlaşılacağı üzere yaptırımlara meydan okumuş olduğunu kanıtladı.

Bazı güvenlik analistlerine göre: ABD’nin bir veya iki ABD AEGIS Ashore tesisini yani Romanya ve Polonya’daki kara konuşlu AEGIS savaş yönetim sistemi, radarı ve kara konuşlu SM-3 anti-balistik füzelerini (füzelerin tam olarak yüzde kaç oranında operasyonel olduğu bilinmiyor, ancak SYP-1 erken uyarı radarları faal) iptal etmesi yani sökmesi karşılığında Rusya’yı INF’ye yüzde yüz uyma konusunda ikna edebileceğini söylüyorlar. Ancak bu özellikle NATO’nun doğu kanadındaki ABD güvenlik taahhütlerinin güvenilirliğini zedeleyeceği için tehlikeli olacaktır. Aynı zamanda Rusya’nın daha fazla imtiyaz elde etmek için silah programını kullanmaya devam etmesini teşvik edecektir.

ABD hükümetinin başka bir açıdan bakarak geliştirebileceği çözümlerden biri ise Rusya’yı dengelemek için kendi ara füzelerini yani INF ile yasaklanan aralıktakileri geliştirip, üretmek olabilir. Ancak her halükârda füze işinin test işi, füze üretiminin % 50’sini test olduğunu düşündüğümüzde bir yandan uçuş testini yasaklayan anlaşmada kalırken diğer yandan bunları görünmeden yapmaya çalışması ki bu 2018’li yıllarda imkânsızdır, Rusya’ya “sen de yap” demekten başka manaya gelmez.

Yaygın mobil kara araçlı nükleer kuvvetler sayesinde Rusya hassas darbe gücü olacağına inanabilir. Hem kara tabanlı füzeler pahalı gemiler, denizaltılar ve uçaklar vasıtası ile adresine teslim edilen nükleer silahlardan (ICBM hariç) daha düşük maliyetlidir. Dolayısı ile silahlanmaya ABD kadar para ayıramayan Rusya için INF daha çok kara tabanlı füzeleri kapsadığından daha büyük bir mali yüktür.

Diğer yandan az çok INF’ye uyum sağlamış olan Rusya Federasyon’unu INF’den ayrılarak dışlamak ABD’ye Çin’deki artan askeri tehdidi karşılamak için daha fazla esneklik sağlayacaktır. Çin hiçbir zaman anlaşmaya taraf olmadı ve uzun menzilli nükleer kuv- vetlerinin çoğu orta menzilli veya MRBM ve IRBM türündeki INF kapsamındaki balistik füzelerden oluşmaktadır. Çin bu silahları ucuza inşa edebilir ve onları Batı Pasifik’teki ABD üslerini ve müttefiklerini tehdit etmek için kullanabilir ve kullanıyor da. ABD ise deplasmanda olduğu Çin denizinde gezdirdiği yüzer birlikler ile çok daha yüksek bir maliyete katlanmaktadır.

ABD Başkanı Trump’ın geri çekilme açıklaması aniden gerçekleşti. Aslında müttefiklerle daha fazla istişare edilerek karar verilebilirdi. Buna rağmen ABD, NATO’nun çekilme ilanına iştirak etmesini sağlamaya çalışacaktır. Bugün Avrupa hâlâ Avrupa’nın muhalefetine rağmen ABD’nin 1972 Anti-Balistik Füze Anlaşması’ndan çekilmesinden rahatsızdır. Diğer yandan füze savunması NATO ittifakının temel görevi olarak kabul edilir. INF için müttefikler arasında daha fazla destek almak ve NATO Post-INF Antlaşması için uyumlu bir stratejiyi koordine etmek için hâlâ zaman var. Diğer yandan eğer ABD anti-balistik füze anlaşmasından çekilmese idi bugün Avrupa’da füze savunmasından bahsedilemezdi.

Nükleer silahsızlanma ve nükleer silahların kontrolü gibi konularda çalışan en önemli düşünce kuruluşu ve stratejik araştırma vakıflarından biri olan “NTI Building A Safer World” Başkanı Ernest J. Moniz ve diğer bir uzman Sam Nunn ABD’nin INF Antlaşma- sı’ndan çekilmesini değerlendirdikleri bir toplantıda özetle şunları dile getirmiş:

“Rusya’nın INF Antlaşması’nın ihlali ciddi ve yanıt gerektiriyor. Ancak ABD’nin INF’den çekilme kararı ciddi bir hatadır. ABD resmi bir bildirimde bulunur ve antlaşmadan altı ay içinde geri çekilirse bu durum ABD, Avrupa ve dünya için olumsuz sonuçlara yol açabilir:
-Askeri olarak, ABD ve müttefiklerinin dengelemesi imkânı olamayan yeni ve tehlikeli bir nükleer silahlanma yarışını hızlandıran ve Rusların INF menziline dâ- hil füze sistemlerini serbestçe geliştirip konuşlandırmasına kapı açacak.
-Diplomatik olarak, en büyük güvenlik varlığımızdan ve güçlü yönlerimizden birine saldırarak NATO’yu bölecek.
-Stratejik olarak, Amerika’nın nükleer silahların ve balistik füzelerin yayılmasını önlemek için dünyayı harekete geçirme yeteneğini zayıflatacak.”

Kararın Rusya’nın ihlalleri nedeniyle haklı bir yasal dayanağı olduğunu söyleyen bu iki uzman buna rağmen antlaşmadan çekilmeyi akıllıca bulmuyor ve antlaşmanın stra- tejik gerekçesinin bugün hâlâ 1987’de imzalandığı zamanki gibi sağlam olduğunu iddia ediyor. ABD veya Avrupa güvenliği için INF’den çekilmeye gerek olmadığını iddia ediyorlar. Onlara göre bu potansiyel hatayı bir fırsata dönüştürmek için Trump ve Putin geçen yaz Helsinki’de nükleer tehlikelere odaklanan stratejik istikrar konusunda yeni bir diyaloğa başlamak için taahhütlerini yerine getirmelilermiş. Ayrıca “Nükleer kuvvetler alanında yönetilmeyen rekabetin önlenmesi ve her iki taraf da uyumsuzluk iddialarını ele almak için daha ciddi bir çaba göstermeli ve INF ile ilgili mevcut sorunları çözmek için şeffaflık ve doğrulama mekanizmaları sunmaları görüşünü savunuyorlar.  Onlara göre ABD ve Rusya, diyaloğu sürdürmeli ve dünya güvenliğini tehdit eden sorunlara kararlı bir şekilde karşı koymak için somut adımlar atmalı veya bunun tersi korkunç bir savaşı göze almalı. Batı-Rusya ilişkilerinin mevcut durumu göz önüne alındığında, stratejik katılım şarttır ve istikrarı iyileştirme adımları güvene dayalı olamaz. Doğrulanmış olmalılar. (Yani yerinde denetimi kast ediyor) Silah kontrol yapıları ilerlemek için sürekli ve hayati bir rol oynamaktadır ve risk altındayken onları desteklemek için doğrulama araçları kullanılmalıdır.

Bunlara rağmen Kasputin Yar füze testi sahasında ve Rusya’nın başka yerlerinde son 6 yılda SSC-8 füzesinin operasyonel olarak yerleştirilmesi ve test edilmesiyle 1987 INF Antlaşması’na uyulmamış olunması nedeni ile ABD Başkanı Trump ABD’yi bu antlaşmadan çekmeyi kararlaştırdı. 2014 yılında ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri iddia edilen ihlalin niteliği hakkında ayrıntı vermemelerine rağmen antlaşmanın yasakladığı füzeleri “bulundurma, üretme veya uçuş testi” yapma yükümlülüğünü Rusya’nın ihlal ettiğini söyledi. Burada sorun olan ise Iskander-K SR- BM’sinin genişletilmiş versiyon olan 9M729 adını verdikleri sistemin varlığı. Yani INF’yi deldiği iddia edilen sistem.

Trump’un Çekilme Kararına Rusya Federasyonu’nun Tepkisi

Rusya ise bu iddiaları reddetti ve ABD’nin INF Antlaşması’nı bir füze savunma sisteminin VLS (Mark 41 Dikey füze fırlatma sistemi) ile saldırı füzeleri fırlatabilecek kapasitedeki bir parçasını kullanarak ihlal ettiğini iddia etti. VLS lançerleri Polonya, Romanya’daki kara konuşlu AEGIS Ashore sisteminde var ve bu sistem Japonya’ya da kurulacak ancak füzelerin durumu net değil. Ancak esas kullanıldığı yer dünya denizlerinde cirit atan 80’den fazla AEGIS muhripleri ve füze kruvazörleri. Bunlar her ne kadar SM-2/3/6 gibi hava savunma ve balistik füze savunma amaçlı anti-balistik füzeler olsa da aynı VLS lançerleri konvansiyonel başlıklı Tomahawk seyir füzelerini de ateşleyebiliyor. İşte Rusların iddiası bu lançerler içinde pekâlâ nükleer başlık taşıyan seyir füzeleri yani ifadede adının geçtiği şekli ile saldırı füzeleri yerleştirilebilir. Her ne kadar AEGIS Amerikan balistik füze savunma sisteminin belkemiğini oluştursa ve adından da anlaşılacağı üzere füze savunma sistemi olsa da INF Antlaşması sadece füze yasağı değil antlaşmaya konu füzelerin ateşlenebileceği lançerleri de kapsıyor. Ancak ABD’nin on yıllardır AEGIS gemileri yani Arleigh Burke sınıfı (DDG) Muhrip (Destroyer) ve Ticonderoga sınıfı kruvazörleri (CG) üretilirken Ruslar neredeymiş, bu güne kadar neden ses çıkarmamışlar diye sormak lazım.

ABD yetkilileri ise bu iddiaları reddediyor. VLS ile ilgili olarak, INF Antlaşması metninin yalnızca “yeryüzünde yer almayan nesneler”ini engellemek için tasarlanan sistemlere izin verdiğini belirtiyorlar. VLS’nin ABD’nin denizde ve Avrupa’da konuşlandırdığı füze savunma sistemlerinin bir parçası olduğunu ve müttefik ülkeleri, İran gibi bölgesel güçlerin füze saldırılarından korumayı amaçladığını söylüyorlar ki bu doğru. Ancak, Rusya uzun zamandır ABD’nin nedenlerini sorguladı ve ABD savaş gemilerinde VLS sistemlerinin hem saldırı (seyir füzelerini) hem de füze savunma (anti-balistik) müdahalelerini başlatabileceğini (fırlatabileceğini) söylüyorlar ki aslında bu konuda da teknik olarak Ruslar haklı. Malum Suriye’deki son saldırıda kimyasal silah üretim tesislerine karşı yapılan seyir füzesi saldırılarında ABD, İngiliz ve Fransız gemi ve uçaklarından çok sayıda seyir füzesi ateşlendi. Bunların bir kısmı ABD gemilerinden ateşlenen Tomahawk füzeleri idi. Rusya bir açıdan “Yarın bunlara nükleer başlık takmayacağın ne malum?” demekte. Ancak denetleme yetkisi var. Aynı durum ABD-Rusya Kalibr füzeleri içinde geçerli.

Hem ABD hem de Rusya Federasyonu INF Antlaşması’nın önümüzdeki  yıllarda ulusal savunma öncelikleriyle sürekli uyumluluğunu yeniden değerlendirebilir. Ekim 2017’de, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya’nın ABD’nin aynısını yaptığı sürece anlaşmaya bağlı kalacağını söyledi. Eski ABD Savunma Bakanı Robert M. Gates’in anılarına göre ise Moskova 2007 yılında anlaşmanın ortak bir feshini önerdi. Böylece Rusya güney ve doğusunda ara menzilli füzeleri (SRBM, MRBM, IRBM) “İran, Pakistan  ve Çin’e karşı” yerleştirebilecekti. ABD bu teklifi reddetmiş.
 
Trump, bir kampanya mitinginin ardından Nevada’dan ayrılmadan önce gazetecilere verdiği demeçte: “Rusya anlaşmayı ihlal etti. Yıllardır bunu ihlal ediyorlar” demişti. Sonuçta NATO genel merkezinde konuşan Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, şunları söyledi: “ABD,  Rusya’nın anlaşmayı önemli ölçüde ihlal ettiğini ve Rusya’nın tam ve doğrulanabilir uygunluğa geri dönmediği sürece 60 gün içinde etkili bir hukuk yolu olarak yükümlülüklerimizi askıya alacağımızı bildiririz”. “Askıya alma” kararı, ABD’nin anlaşmadan çekilme kararını henüz almadığını gösteren bir işaret aslında. Bu 60 günlük süreden bağımsız olarak Trump yönetimi herhangi bir zamanda geri çekildiğini duyurabilir. Ancak anlaşmanın dili uyarınca anlaşmadan resmi olarak çıkış yapmak için altı aylık bir bildirim süresi geçerlidir.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, bakanlık sözcüsü Maria Zakharova’nın ise Moskova’daki bir basın toplantısında “Rusya’nın anlaşmanın hükümlerine sıkı sıkıya uyduğunu fakat ABD’nin bunun farkında olmadığını” iddia etti. ABD kararını karşı Rus tepkisi kısaca veya özetle “ABD  INF’den  çıkarsa  karşılık  veririz”  şeklinde. NATO’dan yapılan yazılı açıklamada ise INF Antlaşması’nın ABD ve Rusya’da karadan fırlatılan güdüm füzelerini yok ederek 30 yıldır Avrupa-Atlantik güvenliğini sağlamak açısından kilit rol oynadığı, istikrara katkıda bulunduğu ve yanlış hesap yapılması riskini azaltarak çatışmayı engellediği belirtildi. Ancak INF’ye sadık kalınmasının önemine dikkat çekilen açıklamada, NATO’nun antlaşmayı koruma konusunda son derece kararlı olduğuna vurgu yapıldı. Açıklamada: ABD’nin INF Antlaşması’nın hükümlerine uyduğu belirtilerek Rusya’nın antlaşmaya uymamasının aciliyetle ele alınması gereken bir sorun yarattığına işaret edildi. Ayrıca açıklamada, “Müttefikler ciddi endişe yaratan bir Rus füze sisteminin varlığını tespit etmiş bulunuyor. NATO,  Rusya’ya bu endişeleri gidermek için şeffaf bir şekilde davranması ve ABD ile teknik diyalog sürdürmesi çağrısında bulunuyor” denildi.

Putin ise ABD’nin INF’den çıkması durumunda Rusya’nın misilleme yapacağını söyledi. Rusya Devlet Başkanı V. Putin üst düzey Rus Savunma Bakanlığı yetkilileriyle olası bir Rus misillemesini tartıştı ve Kremlin’in INF anlaşmasını Washington ile tartışmaya hazır olduğunu da sözlerine ekledi.

Rus yetkililerle yapılan bir görüşmede ise NATO Genel Sekreteri J. Stoltenberg ile Moskova ‘nın anlaşmaya tam olarak uyması için hızlı değişiklikler yapması çağrısında bulundu ve Rusya’nın karadan orta menzilli SSC-8 seyir füzesinin geliştirilmesinin “stratejik istikrar için ciddi bir risk” oluşturduğunu söyledi.

Genel olarak Avrupalı uzamanlar ve liderler INF antlaşmasının çöküşünün yeni, istikrarsız bir silahlanma yarışına yol açabileceğinden endişe ediyorlar. Haksız da değiller çünkü Rusya’da, Trump’a aynı sertlikte cevap vererek “Çekilirsen sonuçlarına katlanırsın” mesajı gönderdi.

INF Antlaşmasını Yıkan Esas Güç INF’ye Hiçbir Zaman Taraf Olmayan Çin Halk Cumhuriyeti Olabilir Mi?

Çin, INF Antlaşması sınırlamalarına bağlı değildir ve INF tarafından Güney Çin denizlerinin ve Pasifik’in ada zincirlerinin koruması için yasaklanan menziller içindeki kara tabanlı balistik füzeleri ve seyir füzelerini onlarca yıldır geliştirip üreterek gücünü arttırmıştır. Diğer bir deyişle Çin tabi olarak sanki ABD-Rusya arasında INF sınırlamaları hiç yokmuş gibi fütursuzca ve vurdumduymaz bir şekilde bölgeyi özellikle Güney Çin Denizi’ni ve kıyılarını kendi çıkarları gereğince silahlandırmıştır.

Zannımca ABD’nin INF’yi terk etmesinin sebebi Rusya’nın faaliyetleri daha ziyade antlaşma imzalandığı 80’li yılların sonunda balistik füze teknolojisinde henüz “Büyüme çağında” olan Çin’dir. Bugün Çin ICBM+SLBM sayı ve başlık kapasitesi olarak ABD ve Rusya’nın çok gerisinde olsa da INF’nin her iki ülkenin elini kolunu bağlamasını çok iyi değerlendirmiş ve hem ana karasını hem de kuzeyden, güneydoğu kıyılarına kadar tüm Çin kıyılarını daha kısa menzili balistik füze cennetine çevirmiştir. Bugün Çin envanterindeki SRBM, MRBM, IRBM füzeleri diğer iki süper güçte zaten INF’den dolayı bulunmamaktadır. Sadece Rusya’da 500 km’ye varan yani sınırda olan SS-26 Iskander füzeleri ki bana göre nükleer başlık da taşıyan bu füzeler terminal aşaması manevra kabiliyeti ve son derece mobil ve atışa çabuk hazırlanmaları gibi pek çok özellikleri ile tüm dünyadaki en üstün Taktik balistik füze veya Taktik nükleer silahtır. Ayrıca 500 km altında diğer ba- listik füzeler de Rusya envanterinde mevcuttur. Aynı şekilde HIMARS vb. 500 km menzil altında çeşitli ABD füzeleri/topçu roketleri de mevcuttur.

Ancak bu tip füzelere sahip dünyanın diğer iki önemli cephaneliğe sahip ülkesi: İran BSRBM, SRBM, MRBM, IRBM (Sadece 19 adet BM-25 Musudan) ve “Roket adamın memleketi” Kuzey Kore SRBM, MRBM, IRBM, ICBM füzelerinin nicelik ve niteliği ba- kımından Çin ile boy ölçüşemez. Bu durum diğer nükleer başlığa ve gelişmiş balistik füzelere sahip üç ülkesi Hindistan, Pakistan ve İsrail için de geçerlidir.

Dolayısı ile ABD’nin çekilmesi sonucu Rusya’nın sert karşılık vermesi ve yeniden korkunç bir silahlanma yarışının başlayarak “Dünya Barışı”nın ciddi tehdit altına girmesi hatta bunun Birinci Soğuk Savaş yıllarında daha şiddetli ve tehlikeli olacağı öngörüsünde esas suçlu ABD veya Rusya değil belki de füze dengesini fütursuzca bozan Çin olmuş olacaktır. Sonuçta ciddi ekonomik sıkıntı çeken ve silahlanmayı zorlanarak artıran Putin ve “tüccar kafalı” olup silahları veya savunma sanayi ürünlerini ulusal güvenlik enstrümanı değil başkalarına satılacak bir mal gibi gören Trump’un yeniden silahlanma en- deksli bir yarışa girmek istediklerini pek sanmıyorum. Gerek Rusya’nın Suriye’de görüldüğü üzere istediği taktirde çıkarı olan uzak coğrafyalarda bile at koşturacak mobilite ve silah sistemleri olması, ABD’nin ise tüm dünyada donanma yüzdürerek jandarmalıktan mali açıdan yılmış ve bıkmış olması sebebi ile az ve öz yani yüksek teknolojiye dayalı sayısal açıdan daha küçük bir yapı arzulaması bu teorimi desteklemektedir. Diğer yandan Çin ise bu iki ülke için geçerli çekincelerin hiçbirine sahip değildir. Parası, insan gücü, silah üretme kapasitesi ve teknolojisi bolca bulunmaktadır. Özellikle savunma sanayide ihracat başarısı da kazandığı için Çin’nin Sarı Deniz, Doğu Çin Denizi ve Güney Çin Denizi’ni ve kıyılarını silahlandırması için hiçbir engel yoktur.

Global  silahlanmayı  artıracağı  endişesi  taşımayan  Çin,  dünya  ticaret hacminin %40’dan fazlasının aktığı bu denizlerde ABD ve müttefikleri ile diğer tarafsız ada ülkelerinin hava ve deniz kuvvetleri ile eşit şartlarda mücadele etmek yerine çok ileri bir teknolojik seviye yakaladığı süpersonik ve hipersonik seyir/anti-ship füzeleri geliştirmiş ve caydırıcılığını düşük maliyet/etkili güç üzerine kurmuştur. Çünkü malumdur ki özellikle süpersonik seyir füzeleri karşısında dünya donanmaları etkili bir çözüm bulamamıştır. Yeni “türeyen” geleceğin baş belası hipersonikleri (5 Mach+ hız) saymıyorum bile. Diğer yönden DF-21 ve DF-26 gibi orta menzilli MRBM sınıfında aynı zamanda ASBM yani anti-gemi balistik füze kabiliyetinde olan iki tür ASBM Çin envanterinde olup ABD ve diğer ülke donanmalarının en çekindiği silah sistemidir.

Tabiatı gereği uzay ortamında yüksek hızla dalış yapan ve savaş başlıkları terminal aşamada manevra yapan DF-21 ve DF-26 vb. ASBM’ler Çin tarafında “uçak gemisi katili” olarak lanse edilmektedir. Başka hiçbir ülkede bu derece muadili olmayan bu balistik füzelere karşı ABD donanması AEGIS gemileri her ne kadar taşıdıkları SM-3/6 anti-balistik füze sistemleri ile balistik füze savunmasının “Nirvana”sını oluştursalar da balistik füze savunmasının tabiatı gereği diğer bir deyişle balistik füzelerin, önlenmesi en zor silah sistemi olmasın sebebi ile bütün Asya-Pasifik bölgesi bu füzelerin tehdidi altındadır. Özellikle saturasyon saldırısı şeklide yapılacak bir uygulamada ABD donanmasının gemi kaybı vermemesi düşünülemez.

Diğer çok önemli sıkıntı ise Çin’in denizin ortasına yaptığı suni ada ile bir anda denizin ortasında balistik füze ve hava savunma füzesi yerleştirebileceği bir üs kazanmasıdır. İstisnasız bundan etkilenen ondan fazla ada ülkesinin itiraz ettiği ve uluslararası denizlerdeki haklarını tehdit ettiğini ileri sürdüğü durum Çin tarafından görmezden gelinmektedir. Bu öyle bir uygulamadır ki birdenbire dünyanın ticaret merkezi bir yerde tam bir A2/AD’yi (Geçişe kapatma ve alan hâkimiyeti, anti-erişim/alan reddi veya girişi engelleme/ bölgeyi hapsetme şeklinde tanımlanan doktrin) mükemmel şekilde uygulayacak HQ-9/26, S-300 gibi veya yeni teslim aldığı S-400 hava savunma füzeleri, balistik füzeler ve anti-gemi/seyir füzeleri ile donatılmış ada ile Güney Çin denizinde tabiri caizse kuş uçurtmayacaktır. Zaten Çin ASBM, SRBM, MRBM ve seyir füzeleri Çin A2/AD uygulamalarının temel unsurlarıdır. Sadece S-300 radar menzilini baz alıp ilgili ada ve denizde ölçüm yapıldığında tüm deniz hava sahasına hakim olduğu rahatlıkla görülür ki ASBM türü DF-26 ve DF-21C’lerin menzili düşünüldüğünde bölge ülkeleri ve ABD donaması bu denizin sınırında bile korkusuzca seyir yapamayacaktır. Üstelik Japonya ve Güney Kore ve bu ülkelerdeki ABD üsleri Çin SRBM ve MRBM’lerinin ciddi tehdidi altındadır.

Bazı uzmanlara göre bu şartlarda en az 10 adet AEGIS Muhribi ile bir filonun koruması 3 boyutlu 360 derece sağlanabilir.
ABD Pasifik Komutanlığı komutanı Amiral Harry Harris Nisan 2017’de ABD’nin Rusya ile anlaşmayı yeniden müzakere etmesinin sebebinin “Çin ve diğer ülkelerin seyir füzeleri ve balistik füzelerine karşı koyma yeteneklerinin kısıtlanması olduğunu söylemiş ve aynı zamanda Moskova’nın bu alanda Çin ile olan dengesizliğini anlaşmanın nihai olarak ortadan kalkmasına yol açan olası bir faktör olarak işaret etmiştir. Yani Amiral Çin yüzünden Rusya’nın eninde sonunda bu antlaşmadan çıkmak zorunda kalacağını söylemek istemiştir.

İlginçtir zamanında hangi umutla bilemem ABD, Çin’i INF Antlaşması’na katılmaya davet etmiş. Diğer bir ilginç not ise geçen yıllarda Washington’daki New American Security düşünce kuruluşu Merkezi’nde kıdemli bir deniz subayı olan Thomas Shugart, Japonya’daki önemli Amerikan askeri tesislerine benzeyen maketlerin eğitimlerde kullanmak üzere Çin’deki Gobi Çölü’nde inşa edilmiş dev maket görüntülerinin olduğu ticari (sivil amaçlı) uydu resimlerini keşfetmiş ve göstermiş. (Yokosuka, Kanagawa Bölgesi’nde deniz üssü ve Kadena, Okinawa, Misawa, Aomori Eyaletindeki hava üsleri). Buradan ne sonuç çıkar? Çoğumuza normal gelebilir ama bence Çin CEP mesafesi zaten düşük olan balistik füzelerini çöldeki bu maket tesisler üzerinde denemektedir. Örneğin bir bakım hangarına tek bir atışta balistik füzeyi isabet ettirebiliyor mu?

Bir görüşe göre de ABD’nin INF’den çıkması ve dolaylı olarak Japonya’yı Rusya karşısında daha savunmasız bırakması Tokyo’ya savunma sanayini geliştirmek, milli üretim savunma ürünlerinin ihracatını artırmak ve aradığı fırsatı verebilir ki bende katılıyorum. Örneğin havacılık teknolojisinde ABD, Rusya, Çin ve Airbus Group’tan sonra gelen Japonya dünya standartlarında denizaltı yapmakta ama ihraç edememekte. Çoğumuz Japonya’yı hâlâ ilkokulda gördüğümüz 2.Dünya Savaşı ünitesinin son paragrafındaki “Ordusu kısıtlı sayıdadır, silah üretmez…” cümleleri ile hatırladığımız için size şaşırtıcı gelebilir ama rahatlıkla araştırıp öğrenebilirsiniz ki Japon Donanması bugün dünya genelinde dördüncü büyük donanmadır. Çünkü Rus ve Çin tehdidi karşısında ABD ciddi ortaklığa gitmiş ve birçok engeli kaldırmıştır.

ABD Stratejik Kuvvetler Komutanlığı komutanı General John Hyten geçtiğimiz yıl Kongre’ye INF konusunda şunları söyledi: “ikili, doğrulanabilir silah kontrol anlaşmaları etkili bir caydırıcılık sağlama yeteneğimiz için şarttır.” Herkes için nükleer silahlar, dünyayı daha tehlikeli hâle getirir ve nükleer savaş daha muhtemel olur ve şimdi diplomasinin kapısı kapanıyor olabilir.

Öte yandan Rusya Dışişleri Bakanı S.Lavrov Moskova’nın INF konularını tartışmaya hazır olduğunu belirtti. Ancak görülen o ki ABD kararı kesin ve resmi olarak yakında açıklanacak ve altı aylık geri sayım başlayacak. Ardından INF Antlaşması resmen sona ermiş olacak ve zaten fiilen Pasifik cephesinde başlamış olan silahlanma yarışı yeniden füze artı nükleer başlık bazlı doping almış gibi daha kuralsız ve rekorları kıracak bir yarışa dönüşecek. Soğuk Savaş’ın yeniden başladığı, gelişmekte olan ülkeler ve hatta gelişmiş ülkeler ile üç süper gücün arasında savunma teknolojilerindeki farkın kapanacak yerde git gide daha fazla açıldığı günümüzde, küresel barışın ciddi tehdit altına gireceği yıllara yaklaştığımızı görmek için kâhin olmaya gerek yoktur. Maalesef ki bu gidişata baktığımızda da yakın gelecekte insanlığın barış içinde yaşamasının zor olduğunu görüyor ve Allah’tan barış ve aklıselim niyaz ediyoruz.

Bilimevi Dış Politika Dergisi Sayı: 7

banner53
Yorumlar (0)
16
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?