banner39

İngiliz arşivlerinde bedevilerin yağma kültürü ve Muhammed bin Zayed’in büyük dedesi

Makale-Yorum 04.05.2020, 09:58 04.05.2020, 15:12
İngiliz arşivlerinde bedevilerin yağma kültürü ve Muhammed bin Zayed’in büyük dedesi

Zekeriya Kurşun


Dünyamızın yaşadığı içe kapanma süreci aslında oturduğumuz yerden daha fazla dışa açılmayı da sağladığını söyleyebiliriz. Özellikle bilgi, belge, arşiv, kitap paylaşımı konusunda bütün kuruluşların gösterdiği eşsiz cömertlik dünya tarihine altın harfler ile kaydedilecektir. “Bilgi güçtür” felsefesiyle elindeki bilgiyi yüksek meblağlar ile pazarlamayı gelenek haline getiren dünya, ilk defa kendi sınırlarını da zorlayarak, insanlara kolayca her türlü bilgi erişimine imkân verdi.

Benim tercihim dünya arşivlerinden Körfez’e dair belgeleri okumak oldu. Okumaya da devam ediyorum. Malum, bugün dünya siyasetinde etkin bir coğrafya olan Körfez tarihi ile ilgili en zengin bilgiler Osmanlı veya İngiliz arşivinde yer almaktadır. Osmanlı arşivi bugünkü BAE sınırlarına kadar çok engin bilgiler ile dolu iken; İngiliz arşivi de Umman ile Katar arasındaki coğrafya hakkında detaylı bilgilere sahiptir. Ancak İngiliz arşivleri daha ziyade 19 ve 20. yüzyıla odaklanırken; Osmanlı arşivleri 16. yüzyılın başından itibaren bölge hakkında önemli ve ilginç bilgiler sunmaktadır.

İngiliz arşivinde benzeri yüzlercesini okuyacağımız bir hikâyeye dönelim. Daha sonra şöhret bulacak genç bir İngiliz siyasi memuru Kamball, o zaman bağımsız şimdi ise BAE’ye bağlı Şarıka’dan, Maskat’taki patronu Hennel’e 19 Aralık 1846’da özetle şunları yazıyordu:

“Öğrendiğime göre Sultan bin Sakar, Abudabi’de Şeyh Said bin Tahnun’u ziyaret edip, -aralarındaki ittifak gereği- Gafle, Havatır ve bunlara bağlı bütün Bedevi kabilelere bir saldırı hazırlığı yaptılar.”

Siyasi memur bu istihbaratına kısa ve basit bir açıklama getiriyor ve bütün bu hazırlıkların, sadece Havatır’a bağlı Abdullah bin Raşid’e zarar vermek için yapıldığını söylüyor. Kamball kısa bir süre önce de Şeyh Said bin Tahnun’un Şarıka ve Zubeyd taraflarındaki Havatır ve ona bağlı kabileleri yağmalamak için deve ve atlı süvariler gönderdiğini yazarak bunun sürekli tekrarlandığını beyan ediyor.

Aslında gazve olarak isimlendirdikleri yağma kültürü, bedevilerin sosyal hayatlarından bir parçadır. Onsuz yapamazlar. Bu maksatla ittifaklar kurup başkalarına saldırmayı maharet kabul ederler. Ancak bu ittifaklar hiçbir zaman sürekli değildir. Gerektiğinde yağmacı müttefikler, kolaylıkla birbirlerini de yağmalarlar. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Osmanlı’nın bölgedeki memurları raporlarında; sadece “bedeviler arasında alışıldık olduğu gibi” diyerek kısa izah getirirken; İngilizlerin bütün detayları vermelerinin sebebi nedir? Bir kaç deve için başlayan ve yıllarca sürebilen kavgalar niçin Kamball gibilerin dikkatlerini çekmekte ve sahifeler dolusu yazılara konu olmaktadır?

Çünkü Osmanlı, bedevi unsurlar arasında bir gelenek olan yağmayı durdurmak ve Müslüman kanının akıtılmasını engellemek için meseleyi büyütmemeye bakarken; İngilizler, yangına körükle gitmeyi yeğlemekteydiler. Nitekim Kamball söz konusu raporunda; Muhammed bin Zayed’in büyük dedesi Şeyh Tahnun’un bundan sonra da Dubai ve Umm Kavayin’e yöneleceğini ve orada yağmaya devam edeceğini yazarak bundan istifade edilebileceğini ima etmektedir.

Bu tarihten sonra, Körfez’in İngilizler tarafından kolayca dizayn edilmesine bu ve benzeri hadiseler imkan vermiş ve onların himayesinde “mütareke devletçikleri” ortaya çıkmıştır. Başka bir ifade ile söylersek, Körfez’de -bazı istisnalar hariç- henüz hakiki bir devlet aklı oluşmamıştır. Yağma kültürü üzerine bina edilen ve bunu zihin dünyalarında meşrulaştıran akıl, aynı anlayışı, Kızıldeniz’e, Yemen’e, Mısır ve Libya’ya kadar yaygınlaştırmıştır. Yemen Savaşı’nı başlatıp, sayısını bilmediğimiz kadar Sudanlı askeri bölgede kaybeden bu akıl; şimdi de Sudan ve Çadlı askerleri Libya’da kullanmak için harekete geçmiştir.

Peki niçin?

Eskiden olduğu gibi, basit günlük ihtiyaçlar ve birkaç deve için hareket etmediklerine göre, geriye bir ihtimal kalmaktadır. O da, kendilerini, kültürlerini ve bedevi savaşlarını aşağılayan efendilerine, küresel paylaşımdaki kavgalarında hizmet etmek için.

Petrol gelirlerinin büyük bir bölümünü silahlanmaya ayıran bu akıl, tükenme noktasına gelmiştir. Özellikle 2014’ten sonra petrol gelirlerinde başlayan düşüş onları şaşırtmış ve efendilerinin aklına daha fazla mahkûm etmiştir. Gelirleri düşerken, bir taraftan da bir hiç uğruna sürdürdükleri savaşların finansını yapmak zorunda kalan bu akıllar; şimdi de Batılıların kontrolündeki devlet fonlarını eritmeye başlamışlardır.

Sözün özü, kin ve nefreti, intikam duygusunu asırlarca sürdüren bedevi akıl, uzak görüşten, stratejik bakıştan mahrumdur. Yemen’de mağlup olanlar, şimdi başkalarından kiralayacakları milisler ile Libya’da kahramanlık peşindedirler. Ancak yakında kendi içlerine dönüp eski kavgalarına başlayacaklardır.

Bedevi kültürün kabul ettiği haram aylardan olmasa da bütün Müslümanların kutsal ayı Ramazan’da sadece bir tavsiyemiz olabilir.

Müslümanı Müslümana kırdırmaktan, Müslüman kanı akıtmaktan vazgeçin. Yoksa akıttığınız kanda boğulacaksınız.

Kaynak: Yeni Şafak

banner53
Yorumlar (0)
24
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?