banner39

İslâm'ın ilk dönemindeki Müslüman-Yahudi ilişkileri

Makale-Yorum 12.08.2020, 11:47
İslâm'ın ilk dönemindeki Müslüman-Yahudi ilişkileri

Prof. Dr. Eyüp Baş

1- Prof. Dr. Eyüp Baş'ın İslâm'ın İlk Döneminde Müslüman Yahudi İlişkileri adlı eseri; Hz. Muhammed dönemi ve sonra gelen Dört Halife devrindeki ilişkileri ele almaktadır. Bu gruplarla gerektiğinde anlaşmalar yapılmış gerektiğinde de savaşılmıştır. Gökkubbe Yayınları'ndan çıkan eser, 1993-1994 yıllarında yüksek lisans tezi olarak hazırlanmıştır. Eserin amacı; ilgili dönemde Müslüman Yahudi ilişkilerini incelemek, varsa tereddütleri gidermek ve lehte ve aleyhte ortaya konan fikirleri değerlendirmektir.


2- Eser, İslâm öncesi Araplarla Yahudiler'in ilişkisi ile başlamaktadır. Bu bölümde İslâm’ın doğuşundan Hicret’e kadar bu kez Müslümanlarla Yahudiler arasında bir münasebetin olup olmadığı araştırılmıştır. Peygamber Efendimizden sonra ise fetih hareketlerinin çokluğu ve sürekliliği ile Arap Yarımadası dışına çıkan İslâm’ın Yahudilerle ilişkisi tartışılmıştır. Mesela Bizans ve Sasani imparatorluklarının hüküm sürdüğü bölgelerde Yahudiler vardır ve İslâm devleti bu imparatorluklara ait çeşitli toprakları ele geçirmiştir. Araştırılan bir başka konu da İslâm devletinde Yahudiler'in sosyal ve dini yaşantıları, ekonomik durumları ve siyasi statülerinin nasıl olduğudur.


3- İslâm öncesinde Arap Yarımadası'nda karmaşık bir dini yapı olduğu görülür. Belli aralıklarla bölgeye birçok peygamber gelmiştir. Güney Arabistan halkına yani Ȃd kavmine Hûd Peygamber, Semûd kavmine Salih Peygamber gönderilmiştir. Bu peygamberlere ek olarak Hicaz bölgesinde tebliğde bulunan İbrahim, İsmail ve Şuayb Peygamberler de sayılabilir.


4- Arap Yarımadası halkı bu peygamberler vefat ettikten sonra çeşitli batıl inanç ve dinleri benimsemişlerdir. Sabilik, Zerdüştlük, Yahudilik, Hristiyanlık ve putperestlik bağlandıkları başlıca din ve akideler olarak gösterilebilir. Sabiíler yıldıza tapmaktaydılar ve dinlerinin Hz. Şit ve Hz. İdris’ten kaynaklandığını iddia ediyorlardı. Zerdüştlük ise İran’da ve Arap yarımadasının doğu taraflarında ve özellikle de Bahreyn civarında yayılmıştır. Bu inanca göre ateş sadece yakıcı bir unsur değil aynı zamanda iyiliğin esası olan nurun da kaynağıdır. Putperestlik ise Arapların büyük bir çoğunluğunun sahip olduğu inançtı. Putların Kâbe gibi kutsal bir mekânda bulunması putperestliğin bu kutsallıktan destek bulmasına sebebiyet vermiştir. Ayrıca semavi dinlere inanalar da vardı. Bilhassa Arabistan’ın güneyinde Hristiyanlık ve Yahudilik arasında mücadele yaşanmıştır. Ama Araplar putperestliği milli bir din olarak görmüşler ve özgürlüklerine bağlı olmaları nedeniyle de Hristiyanlık ve Yahudilik gibi iki yabancı dine pek fazla bir şans vermemişlerdir.


5- Yahudiler, Yakub’un neslindendir ve İbrani, Benî İsrail ve Musevi gibi isimlerle anılmışlardır. Arap yarımadasına ne zaman geldikleri tam olarak bilinmemektedir. Bazı kaynaklarda Yahudilerin milattan önceki son yüzyıllarda Suriye ve Filistin bölgelerinde hüküm süren Romalılardan gördükleri baskı ve zulüm sebebiyle özellikle de Kudüs’ün tahribinden sonra Hicaz bölgesine geldikleri yer almaktadır. Buraya gelen Yahudilerin esasında Yahudi olmadıkları Yahudiliği sonradan kabul eden Araplar oldukları da iddia edilmektedir. Fakat bunu delillendirmek son derece güçtür. Yahudiler dil, kültür, kıyafet açısından zamanla Araplaşmışlardır. Hatta isimleri dahi Arapça idi. Birkaç âlim dışında İbranice bilen de yoktu. Cahiliye devrinde Yahudi şairlerin yazdığı şiirler gerek konu gerekse düşünce ve dil bakımından Arap şairlerinkilerle aynıydı. Ama ne olursa olsun yine de Araplarla tam manasıyla kaynaştıklarını söyleyemeyiz. Görünüşteki Araplaşma Arabistan’da hayatta kalabilmek için olmuştur.


6- Yahudi cemaati Arap yarımadasında daha çok Yesrib, Hayber, Vâdi’l Kurâ, Teymâ, Fedek, Eyle ve Maknâ gibi yerlere yerleşmişlerdir. Yemen bölgesindeki varlıkları ise tartışmalıdır. Yahudiler Yesrib’de yani Medine’de şehrin kenar kısımlarına yerleşmişler ve burada zamanla güçlendikten sonra şehrin kontrolünü ellerine geçirmişlerdir. Yahudiler iktisadi yönden de üstünlük sahibi idiler. Ziraat, iç ve dış ticaret, demircilik, kumaş dokumacılığı, silah yapımcılığı ve kuyumculuk gibi mesleklerde ileri seviyelere ulaşmışlardır. Ayrıca bölgede düzenlenen panayırları da iyi değerlendirmişler, tefecilik yapmışlar, ödeme gücü olmayanların mallarına el koymuşlar ve bu yolla daima bolluk ve rahat içerisinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Ekonomik hayatta üstün olmanın yanında dini ve kültürel yönden de Araplardan üstün görünen Yahudiler eğitim-öğretim ve hukuki işlerini gördükleri Beytu’l Midras isimli bir kuruma sahiptiler. Dini ibadet ve törenlerini burada yapıyorlar, Tevrat, Mişna ve Zebur okuyorlardı. Ayrıca kendi din mensuplarından suç işleyenleri de burada cezalandırıyorlardı. Dil hususunda Araplardan etkilenen Yahudiler Tevrat’ı İbranice okuyup Arapça olarak tefsir etmişlerdir. İçlerinden Samuel b. Adiyâ gibi Arapça şiirler okuyan kişilerin çıkması da onların dini ve kültürel açıdan nasıl ileri bir noktada olduklarını ve aynı zamanda nasıl Arapların etkisi altında kaldıklarını göstermektedir. Araplar da Yahudilerden etkilenmişlerdir. Hatta bir kısmı onların dinine girmiştir. Arapların Yahudilerle yaşadıkları bir şehirde onların dinlerinden etkilenmemeleri beklenemez. Medine Araplarının putperestlik inancının zayıflamasında ve onları Hz. Muhammed’in çağrısını anlamada bu durum etkili olmuştur.


7- Hicretten Sonra Yahudilerle Münasebetler
Hz. Muhammed’in Yahudilerle doğrudan doğruya bir münasebeti tespit edilememiştir. Fakat Kur’an-ı Kerim’in Mekke’de inen surelerinde Benî İsrail kıssalarından bahsedilmektedir. Ama hicretten önce nazil olan 86 surede “Ey İsrailoğulları” ifadesinin hiç kullanılmadığını da görmekteyiz. Yalnızca Mekke’de nazil olan ayetlerden Tâhâ suresinin 80. ayetinde: “Ey İsrailoğulları” ifadesi geçer ki bu da bir çağrı için değil, kıssa içindir. Kur’an-ı Kerim Peygamber Efendimizi görmüş olduğu eziyetlerden ötürü teselli ederken daha önce gönderilmiş peygamberleri ve kitapları üzerinde durmuş ve onlara ait kıssalar anlatmıştır. Allah Kur’an’da Hz. Muhammed’i İsrailoğulları’nın ayrılıklara düştükleri şeyler hakkında mutlak hesaba çekileceklerini bildirmiş ve O’nu Yahudilere karşı uyarmıştır.


8- Peygamber Efendimiz hicretten pek de hoşnut olmayan Yahudilere karşı gayet barışçı bir tutum içinde olmuştur. Hatta belirli bir süre namazlarında onların kıblesine yönelmiş, kendisine tâbi olanlara Yahudilerin kestiklerini yeme ve iffetli kadınlarıyla evlenme izni vermiştir. Ayrıca önünden geçen Yahudi cenazelerine saygı göstermiş, o sırada ayağa kalkmış ve bunu Müslümanlara da tavsiye etmiştir. Bu olumlu tavırlardan etkilenen bir kısım Yahudi Müslüman olmuş, bazıları da olmasalar bile Müslümanlara ve Hz. Muhammed’e cephe almamışlardır. Kaynaklara göre Uhud savaşında ölen Yahudi dahi vardır.
Yahudilere karşı tavırlarında çok dikkatli davranan Hz. Muhammed sonunda onları Medine’de bulunan diğer kabileler ile anlaşma yapmak üzere ikna etmeyi de başarmıştır. Hicri 1. yılda yapılan ve İslâm Anayasası ya da Medine Vesikası denilen anlaşmanın metni günümüze kadar ulaşmıştır. Anayasanın maddeleri incelendiğinde Müslümanlarla Yahudiler arasında karşılıklı sorumlulukları içeren maddeler şöyle ifade edilebilir:
• Müslümanlarla Yahudilerin ilişkileri dostça olacaktır.
• İki topluluk da dini inançlarında özgür olacaktır.
• Şehir ortaklaşa savunulacaktır.
• Biri savaşırsa diğeri ona yardım edecektir. Bu barışta da geçerli olacaktır.
• Diyetler belli esaslar dâhilinde ortaklaşa ödenecektir.
• Medine’de ve Medine dışında her türlü can güvenliği sağlanacaktır.
• Medine içinde savaş yasaktır. Müşriklerle iş birliği iki taraf için de yasaktır.


9- Bu vesika daha çok hâkimiyet değil katılım temelinde hazırlanmış bir sözleşme olarak dikkatleri çeker. Hz. Muhammed bu sözleşme ile şehirde birlik ve beraberliği temin ettikten sonra İslâm’ı tebliğ çalışmasına ağırlık vermiş ve gerek putperest Araplara gerekse de kitap ehli Yahudilere karşı İslâm’ı yayma faaliyetlerine devam etmiştir. Fakat Peygamber Efendimizin tutum ve davranışlarına karşı Yahudilerin önemli bir kısmından olumlu karşılıklar gelmemiştir. Özellikle Yahudilerin bir kabullenememe sorunu yaşadıklarını söyleyebiliriz.


10- Yahudi Kabilelerle Mücadele
Yahudilerle kurulan ilk ilişkiler politik ve barışa dayalıydı. Hicret Kureyşi rahatsız ettiği kadar Medineli Yahudileri de rahatsız etmiştir. Bu rahatsızlığın nedeni uzun yıllar şehri ellerinde bulundurduktan sonra bir ortak çıkmasıdır. Bu açıdan bakıldığında barışa dayalı olarak başlayan Medine dönemi Müslüman-Yahudi ilişkileri Benî Kaynuka, Benî Nadîr ve Benî Kureyza Yahudileriyle savaş noktasına evrilmiştir. Savaş safhasını başlatan Benî Kaynuka Yahudileridir. Çünkü anlaşmaları ilk bozanlar olanlar onlar olmuştur.


11- Benî Nadîr Yahudilerinin Bedir savaşına kadar Hz. Muhammed’le herhangi bir sürtüşmesine rastlanmaz. Fakat Kaynuka Yahudilerine yapılanlara çok kızmışlar ve bir taraftan da içlerini korku kaplamıştır. Ka’b İbnu’l Eşref, Nadiroğulları’nın ileri gelenlerinden birisiydi. Bedir savaşında Müslümanlarca kazanılan zafer onu büyük hayal kırıklığına uğratmıştır. Hatta Mekke’ye giderek müşriklerin ölüleri için şiirler okumuştur. Üstelik orada İslâm’ı ve peygamberini aşağılayan şeyler de söylemiştir. Tüm bu tahrik ve tahkirler üzerine de Muhammed b. Mesleme evine giderek onu öldürmüştür. Yapılan ikili görüşmelerden sonra Yahudiler Peygamber Efendimizin yeniden anlaşma yolunu göstermesini biraz da korkarak olumlu karşılamışlardır. Fakat Mekkeli müşriklerin başı olan Ebu Süfyan’ın bir gece 200 adamıyla Hz. Muhammed ve Müslümanlar hakkında bilgi toplamasına yardım etmeleri anlaşmaya aykırı bir hareket olarak görülmüştür. Ayrıca Benî Nadîr Yahudileri yapılan tüm çağrılara rağmen İslâm ordusuna yardım etmeyi reddetmişlerdir. Bu da anlaşmaya aykırıydı. Üstelik bununla da kalmayıp bir de Hz. Muhammed’e suikast tertip etmişlerdir. Cebrail (a.s.) vasıtasıyla bu tertibi haber alan Hz. Muhammed bulunduğu yerden ayrılarak Yahudilerin bu hareketinin suç olduğunu bildirmek için Muhammed b. Mesleme ile haber göndermiştir. Artık anlaşmalar tamamen bozulmuştu. Yahudilerle Müslümanlar arasında kaçınılmaz olarak bir savaş meydana gelecekti. Müslüman ordusu on beş gün boyunca Benî Nadîr Yahudilerinin yaşadığı yeri kuşatma altında tutmuş ve hareket edemeyen bu topluluk Peygamber Efendimizden orayı terk etmek için izin istemiştir. Peygamber Efendimiz de kan dökülmemesi için bu isteği kabul etmiştir.


12- Uzun süre anlaşmalara sadık kalan Benî Kureyzâ Yahudilerinin başına gelenler diğer Yahudi kabilelerinin başına gelenlerle alakalı olmuştur. İçlerinde anlaşmayı hiçe sayan, peygamberi alaya alanlar olmuştur. Hendek savaşından sonra Peygamber Efendimizin itaat edenlerin ikindi namazını Benî Kureyzâ yurdundan başka yerde kılmasın talimatı üzerine Müslüman gruplar Benî Kureyzâ mahallelerine akın etmeye başlamışlardır. Müslüman askerleri gören Yahudiler yaptıklarından ötürü Hz. Muhammed’den af dilemişler ve oradan ayrılmayı kabul edeceklerini beyan etmişlerdir. Ancak Peygamber Efendimiz onların Medine’de kalmasını daha uygun görmüştür.Medine döneminde Müslüman-Yahudi ilişkilerinde anlaşma şartlarını bozan taraf daima Yahudiler olmuştur. Anlaşmaya muhalefet eden bu kabileler cezalarını Medine’den kovulmak suretiyle çekmişlerdir. Kalanlarla ise Benî Kureyzâ Yahudilerinde olduğu gibi insani ilişkiler sürdürülmüştür.


13- Bedir Savaşı’ndan sonra anlaşmaları bozup cezalandırılan Yahudi kabilelerinin durumunu gören Hayber Yahudileri sıranın kendilerine geldiğini düşünmeye başlamışlar ve Mekkeli müşriklerle bir olup Hendek savaşına katılmışlardır. Hz. Muhammed akılcı bir politika izleyerek 628 yılında Hudeybiye anlaşmasıyla Mekkelileri tarafsız kalmaya zorlamıştır. Bu anlaşmaya göre Müslümanlar üçüncü bir tarafla mesela Hayber Yahudileriyle savaşırlarsa Mekkeliler on sene boyunca tarafsız kalacaktı. Bu rahatlıkla da Hz. Muhammed Hayber üzerine yürümeyi uygun görmüştür. Muhasara sürerken Hz. Ömer bir Yahudiyi yakalamış ve ondan canı karşılığında Hayberlilerin silahlarının ve özellikle mancınıklarının hangi kalelerde saklı olduğunu öğrenmiştir. Bu bilgiler ışığında Yahudilere önemli ölçüde silah ve mühimmat zayiatı verilmiş kaleleri birer birer düşürülmüştür. Yahudiler için teslim olmaktan başka çare kalmamıştı. Peygamber Efendimize kanlarının akıtılmaması, kadın ve çocuklarına dokunulmaması ve yerlerinden çıkarılmamaları durumunda teslim olacaklarını bildirmişlerdir. Peygamber Efendimiz bu teklifi kabul etmiştir. Ayrıca Yahudiler hurma bahçeleri için yarıcılık teklifinde de bulunmuşlardır.


14- Hayber’in fethi ile İslâm devletini tehdit eden Yahudi unsuru büyük ölçüde sindirilmiş ve mahsul için yapılan yarıcılık anlaşmasıyla da hazine için önemli bir gelir elde edilmiştir. Bu fetihle İslam devletinin güvenliği sağlanmıştır. Bununla birlikte fetihle birçok Tevrat nüshası ele geçirilmiştir. Hz. Muhammed bu nüshaların Yahudilere geri verilmesini emretmiştir.


15- Fedek denilen bölgede de Yahudiler yaşamaktaydı. Burası Hayber ile Medine arasında yer alan bir bölgedir. Ekonomik hayatın genel olarak hurmacılığa dayandığı Fedek’te Yahudiler Hayber’in fethini haber aldıktan sonra korkmuşlar ve Peygamber Efendimizle bir anlaşma zemini aramışlardır. Anlaşma şartlarında kanlarının akıtılmaması, arazilerinin ve ürünlerinin yarısının Hz. Muhammed’e verilmesi ve Peygamber Efendimizin onları istediği zaman o bölgeden çıkarabileceği gibi maddeler vardı. Bu anlaşmayla buradaki topluluk Hz. Ömer dönemine kadar orada kalmıştır.Şam ile Medine arasında bulunan Vâdi’l Kurâ’daki Yahudiler genel olarak ziraat ve hurmacılık ile geçinmekteydiler. Burada bulunan toplulukla bir günlük bir savaş gerçekleşmiş ve Yahudilerden 11 kişi öldürülmüştür. Bunun üzerine Vâdi’l Kurâ Yahudileri barışa razı olmuşlar ve Hayberlilerle yapılan barış şartlarını talep etmişlerdir.


16- Şam hac yolu üzerinde Teymâ Yahudileri yaşamaktaydı. Kaynaklarda bu grupla ne zaman barış anlaşması yapıldığı belirtilmemiştir. Tebük seferi sırasında meydana geldiği olasıdır. Çünkü Peygamber Efendimiz Tebük’e gidebilmek için Teymâ’dan geçmek mecburiyetindeydi. Teymâ Yahudileri Hz. Muhammed ve Hz. Ebu Bekir zamanında yerlerinde kalmışlardır. Hz. Ömer döneminde sürüldüklerine dair iddialar mevcuttur. Geçimini balıkçılık, ziraat ve dokumacılıkla sağlayan Maknâ Yahudileriyle Tebük savaşından sonra barış yapılmıştır. Bu barış diğer gruplarla yapılan anlaşmalara göre daha hoşgörülü bir barış olarak dikkat çekmektedir. Eyle Yahudileriyle yapılan anlaşma Müslümanların ticari hayatlarında yeni bir pazar oluşmasına yardımcı olmuştur. Kervanlar güven içinde dolaşıyor, hareket alanı genişlemiş oluyordu. Ayrıca İslâm devleti Cerbâ ve Ezruh halkıyla ve Yemen Yahudileriyle de barış yapmıştır. Barış yapılan bu toplulukların hiçbirisi İslâm’ı kabul etmemiştir. Ferdi kabullenmeler olmuştur ama bir topluluğun tümüyle İslâm’ı kabul ettiğini söyleyemeyiz.


17- Râşid Halifeler yani Dört Halife devrinde Müslüman-Yahudi ilişkileri devam etmiştir. Peygamber Efendimizin vefatından sonra halife seçilen Hz. Ebu Bekir’in ilk işi toplumu Hz. Muhammed’in yokluğuna adapte etmek olmuştur. Bunun için de dinden dönme hareketlerini bastırmış ve içeride huzuru sağlamaya çalışmıştır. Huzur sağlandıktan sonra Halid b. Velid aracılığıyla Bizans ve Sasani topraklarına yönelik seferler düzenlenmiştir. Irak ve Suriye’de İslâm ordusu önemli zaferler kazanmıştır. Ele geçirilen bölgelerdeki insanlar Müslüman olmak ya da cizye ödemek zorunda kalmışlardır. Bu da kesinkes bir İslâm hâkimiyeti demekti. Fetih hareketleri Hz. Ebu Bekir’in vefatından sonra göreve gelen Hz. Ömer zamanında da devam etmiştir.


18- Kudüs’ün fethi de Hz. Ömer döneminde gerçekleşmiştir. Bu bölgede hem Yahudiler hem de Hristiyanlar vardı. Yahudilerle Hristiyanların arası burada da pek iyi değildi. Fetihten sonra Yahudiler de Hristiyanlar gibi eşit biçimde haklardan faydalanmaya başlamıştır. Ancak Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerine ait Kudüs’le ilgili bilgiler yetersizdir. Yeni bin yılın ilk yüzyılında Haçlıların eline geçen Kudüs o eski hoşgörü ortamını kaybetmiştir. Hicaz bölgesindeki Yahudilerle iç içe yaşanmıştır. Çünkü bu bölge Mekke, Medine, Taif ve Hayber gibi şehirleri kapsayan bir bölgedir. Buralarda yaşayan Yahudilerle anlaşmalar yapılmış ve Hz. Ömer dönemine kadar bu anlaşmalar devam etmiştir. Hz. Ömer zamanında Yahudiler ve Hristiyanlar Hicaz bölgesinden çıkarılmışlardır. Fakat Hz. Ömer bunu görev başına gelir gelmez yapmış değildir. Hicaz bölgesinden başka bölgelere sürülen bu topluluklar dini amaçlarla sürgün edilmemişlerdir. Kaynaklarda muhtelif nedenler mevcuttur. Bu sebepleri daha çok çevre sağlığı, ekonomik ve politik olarak gruplandırmak mümkündür. Veba salgınları, suikast olayları, ekonomik ve ticari nedenler o bölgeden çıkarılmalarında etkili olmuştur.

19- Toplumsal Hayatta Yahudiler

İslâm, Müslümanlarla din konusunda savaşmayan farklı din mensuplarına iyilik yapılmasını ve onlara sosyal yardımlarda bulunulmasını yasaklamış değildir. Bu husus ayetle sabittir. Müslümanlar savaşa mecbur kalmadıkça başvurmamışlardır. Böyle mecburiyet olduğunda ise öncelikle davet yolu tercih edilmiştir.
İslâm devletinin hüküm sürdüğü yerlerde Müslümanlar ve gayrimüslimler bir arada yaşamıştır. Gayrimüslimler üç gruba ayrılmıştır:
1- Barış ya da anlaşma yoluyla himaye altına alınanlar,
2- Fethedilenler,
3- Savaş ya da barış dışında bir yolla İslâm devletine katılanlar.
Anlaşmalı olanlar İslâm yönetimine bağlılıklarını bildirmiş olanlardır. Anlaşma şartların iki taraf da uymak durumundadır. Fethedilen bölgelerde oturanlara ise belirli bir anlaşma yapıldıktan sonra belli haklar tanınmıştır. Cizye ödemek şartlardan birisidir. Bu yolla eşit vatandaşlık haklarından faydalanabiliyorlardı.

20-    İslâm Devleti’nde Müslüman olmayan topluluklara adli muhtariyet tanınmıştır. Yani onların hukuku ayrıdır. Kendi aralarındaki meselelere kendi hukuklarınca karar verilmiştir. Taraflardan biri Müslüman ise bu hususta farklı

uygulamalar mevcuttur. 
Dinlerini yaşama noktasında da İslâm son derece titizdir. İslâm’da hiçbir dine baskı olmadığı hükme bağlandığı gibi onlarla alay etmemek, özellikle kızdırmak için inançlarına ve kutsallarına hakarette bulunmamak Allah tarafından emredilmiştir. Sonuç olarak gayrimüslimler:
-    Müslümanlara tanınan tüm haklardan faydalanmışlardır,
-    Cizye ödeyerek Müslümanların ödediği zekâta karşılık bir bedel ödemişlerdir,
-    Kendi dinlerinin haram kılmadığı belirli alışkanlıkları devam ettirebilmişlerdir. Mesela şarap içmek, domuz eti yemek,
-    İnanç bakımında tam bir serbestiyet içerisindedirler. Bayramlarını Müslümanların bayramlarıyla çakışsa da kutlayabilmişlerdir,
-    İyi muamele görmüşlerdir, valilere verilen emirler sayesinde haksızlığa uğramamışlardır,
-    İslâmi eğitime zorlanmamışlardır.
Gayrimüslimler devlet kademelerinde görevler almışlarsa da devlet başkanlığı, ordu komutanlığı ve hâkimlik gibi statüler elde edememişlerdir. Din devletinde böyle bir görevlendirme beklenemez zaten. Ekonomik bakımdan da özellikle Yahudiler son derece iyi durumdaydılar.

banner53
Yorumlar (0)
19
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?