banner15

İsveç Kralı Onikinci Şarl’ın Türkiye Günleri - Osman Şahin

İsveç Kralı Onikinci Şarl’ın Türkiye Günleri - Osman Şahin

Osman ŞAHİN

  
Dün İsveç’in Dışişleri Bakanı Bayan Ann Linde Ankara’ya resmi bir ziyarette bulundu. Toplantı sonunda basın karşısında bilgilendirme toplantısı yapıldı. İsveç Dışişleri Bakanı biraz diplomatik nezaket teamüllerinin dışına çıkarak ilginç bir talepte bulundu. “Türkiye’yi Suriye’den çekilmesi için uyarıyoruz”. (La havle…) Konuk Bakan, sanki Suriye’de olup bitenler hakkında bilgilendirilmemiş veya içeride maksadını anlatamamış gibi  bu açıklamayı basın karşısında yapma ihtiyacı duydu.

Dışişleri Bakanımız  Mevlüt Çavuşoğlu anında ders niteliğinde  bir cevap verdi ve “Suriye’yi PKK’ya destek vermekle siz bölüyorsunuz” dedi ise de  hanımefendi verdiği  cevapta “misafir” olduğunu söyleyerek fazla konuşmayacağını beyan etti.

Konuk bakan, İsveç Kralı 12’ini Şarl’ın yaptığı gibi Türk misafirperverliğine sığındı ancak iddiasından geri adım atmadı. İsveç bakanının “ben misafirim” sözü İsveç’in 12’inci Kralı  Şarl’in Ruslarla yaptığı savaştan sonra  mağlup olup 2000 kişilik korumalarıyla beraber  Osmanlı Devletine sığınmasını ve   5 sene misafir olarak ağırlanmasını hatırlattı. Raşit Tarihi’nden beraber okuyalım:

2000 kişilik korumalarıyla  Uzi Kalesine sığınan, bilahare 5 sene ülkemizde misafir olarak ağırlanan İsveç Kralı 12’inci Şarl’in (Charles’in) ikamet ettiği Bender’de evi ateşe verilerek mi Edirne-Dimetoka’ya oradan da  ülkesine gönderildi? 

İnadından veya ülkemizden gitmek istemediğinden dolayı “Demirbaş Şarl”  olarak isimlendirilen 12’inci İsveç Kralı Şarl ilginç bir kişi.

Genç yaşta İsveç tahtına oturur. Ordusunun önünde çarpışır ve hazır bulduğu düzenli ordusu sayesinde kendi askerlerinin 4 katı olan Deli Petro’nun Rus ordusunu mağlup eder. Bu başarısı üzerine  Ukrayna’daki  Kozaklar, Lehler ve diğer milletleri organize edip  Moskova’yı da İsveç topraklarına katma  hayalleri kurar. 30 Ağustos 1708 tarihinde  25 bin kişilik ordusu ile 50 bin kişilik Rus Ordusu karşısında Navara yakınlarında Ruslara yenilir ve  Baltoh Ovasında meydana gelen savaşta  kendisi de yaralanır ve canını zor kurtarır.  Dizi kırık ve yara bere içinde 2000 kişilik askerleri ile  Osmanlı hakimiyetindeki Uzi Kalesine sığınır.

Kral latife tarzında kale Komutanı Abdurrahman Paşa’ya der ki: “Devlet-i Aliyye ile ilişkileri geliştirmek için elçi göndermek istiyorduk. Takdrir-i ilahi elçi yerine biz geldik”. Bender Muhafızı Yusuf Paşa  keyfiyeti Sadrazama bildirir. Sadrazam “İsveç Kralını Kırım Hanına gönderin, zira Hanların kanunları gereği kendilerine sığınanlar iade edilmez”  diye cevap gönderir. (Kırım Hanlarının söz konusu geleneği  daha sonra uluslararası bir kanun haline gelir. Bugün uluslararası hukuka göre siyasi sığınmacılar kaçtıkları ülkeye iade edilmezler). Ruslar daha önce  Osmanlı Devleti ile yaptıkları anlaşmanın bozulmaması için İsveç Kralının kendilerine teslim  edilmesini isterler. Bu mesajı iletmek için elçi olarak Tolstoy’u görevlendirirler. (Bu Tolstoy herkesin tanıdığı “Hz. Muhammed (sav)” kitabının yazarı olan yazar Tolstoy değildir). Ancak  Devleti Aliyye’nin temsilcisi Yusuf Paşa, Tolstoy’a, sizinle yaptığımız anlaşma sığınma olayından önce imzalanmıştı, anlaşmadan sonra meydana gelmiş iltica olayını kapsamaz diyerek  İsveç Kralını Ruslara teslim etmez. 

Kral, Osmanlı topraklarında bulunduğu süre zarfında Osmanlılarla Rusları savaştırarak  Ruslardan intikam almak  ister. Beş sene Devleti Aliyye’nin  bugünkü Moldova sınırları içindeki Bender’de kalan İsveç Kralı  Osmanlı savaş meclislerinde bir dîvan azası gibi alınacak kararlarda görüşünü bildirir. Görüşlerine itibar edilir. Ancak, mağlubiyetin intikamını almak için Osmanlıyı da maceraya sürüklemek istediği sürekli akılda tutulur.

Mesela, Baltacı Mehmet Paşanın aç ve perişan Katerina ordusu ile anlaşma yoluna gitmesine şiddetle karşı çıkar. Bu kararında kral haklıdır.  Kral perişan Rus ordusunun dağıtılmasını isterse de  Baltacı tarihin akışını değiştirecek bu yanlış kararında ısrar eder ve güçlü olduğu halde antlaşma yaparak Rusların tekrar toparlanmasına  fırsat verir. Ruslar yapılan antlaşma ile zaman kazanır ve terk etmeleri lazım gelen kaleleri  bilahare Osmanlı Devletine teslim etmezler. Batılı tarihçiler Baltacı’nın (pek de füsunkar olmayan)  Katerina’nın cazibesine kapıldığını veya büyük bir rüşvet aldığını  iddia ederlerse de bu iddialar doğru değildir, yapılan ciddi askeri hataya  kuvvetli  bir yorum getirmekten ibarettir. Böyle bir iddia hiçbir Türk ve Rus kaynağında geçmez. Hatta Baltacı Katerine ile yüz yüze bile gelmez.  İsveç Kralının niyeti, açlıktan ağaç kabuklarını yiyen Rus askerlerinin bu zayıf anında Rusları tamamen imha etmektir. Ancak basireti bağlanan Baltacı Mehmet Paşa bu teklifi kabul etmez. Limni’ye sürülür orada vefat eder ve Malatyalı Niyazi Mısri’nin kabri yanına defnedilir.

İsveç Kralı  Onikinci Şarl  salimen memleketine gitmek üzere  birkaç  kere hazırlık yaptığını bildirip birer bahane ile ikametini uzatmakta ve bu misafirliği  Devlet-i Aliyye üzerine  ağır bir yük oluşturmakta idi. Kral her seferinde yol güvenliği olmadığını bahane eder ve 40 bin asker refakatinde dönmek ister. Korumaları veya adamları Bender’de esnafa borç takarak olumsuzluklara sebep olmuşlardı.  Bu husus için  padişahın huzurunda toplanan   mecliste, Şeyhülislam Ebezade Abdullah Efendi: “Kral misafir ise misafirlik müddeti  tamam oldu.  Gidecek ise kalksın gitsin. Düşmandan (Ruslardan)  korkusu varsa hayatını muhafaza için  askerimiz hazırdır. Maksadı burada uzun müddet kalmak ise zimmiliği kabul etsin ve  devlet üzerinden yükü kalksın. Bunların hiç birisi kabul edilmezse tutulup Edirne’ye getirilmesi lazım gelir” dedi ve bu konuda fetva verdi. Keyfiyet Bender seraskeri Vezir İsmail Paşa vasıtasıyla krala tebliğ edildi.  Kral, bu vakitte memleketine gitmesi güç olduğunu söyledi ve Edirne’ye gitmek hususunda dahi bu talimata muhalefet etti. Fetva olduğu için tutulup hapsedilmesine mecburiyet hasıl oldu. Bender’de çeşitli arbedeler yaşandı. Kendini savunmaya çalıştı ise de yakalanıp Edirne’ye gönderildi.  Dimetoka’da  saray gibi bir evde mecburi ikamete tabi tutuldu.  Bilahare, 12 Eylül 1714 günü   400 adamıyla  ve Uzi Muhafızı Merhum Yusuf Paşa’nın  Kethüdası Mustafa Ağa  ve Dergah-ı Âli Kapıcıbaşılarından  Süleyman Paşazade  Yusuf Bey’in girişimi ile ayrılmak için yolculuğa başladı. Erdel hududunda yanına toplanan 2500 askerini 5 bölük edip her birine bir general tayin ve her birinin bir başka yoldan  gitmesini tavsiye ederek  kendisi ve 10 adamı  sakal salıverip Erdel içinden ve “kızakla” yolundan gizlice gitti. Hediyelerle itibar içinde  salimen memleketine ulaştı. Bıraktığı borçları ödeyeceğini bildirmişse de yaptığı masrafları ödediğine dair elimizde herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. (Raşid Tarihi).  (Şarl ülkesine dönerken Türk damak tadına ait yiyecekler ve kahveyi de beraberinde götürerek İsveçlileri kahve ile tanıştırır). 

Kamusu’l Alam’da ise; Onikinci Şarl’ın 600 kişilik adamlarıyla birlikte 1825 gün süren Türkiye’deki misafirliğinin nasıl sona erdiği  şöyle anlatılır:

 “Onikinci Şarl’e memleketine dönmesi teklif olunmuş, ancak kendisi memleketine gitmek istemeyip  bulunduğu hanede direnmekle hanenin ateşe verilmesi durumunda teslime mecbur olup, Dimetoka’da ikamet ettirilmiş ise de 1714’de firar ve bir Alman zabiti kıyafetinde Almanya’nın içinden geçerek  “İstralsond”a vardığında, Danimarka, Saksa, Prusya ve Rusya askerinden mürekkep bir müfreze tarafından  ihata olunduğu halde  fevkalade bir cesaret ibraz etmiş ise de fazla müdafaaya  müsait olmadığından İskanaye’nin “Lond” Kasabasına çekilmişti.  Yokluğunda  “Ogust” Lehistan Krallığına avdet, Birinci Petro “Liyorniye”yi zabt, Danimarka Kralı Frederik dahi “İslanya”yı istila etmiş olduğundan Şarl vezir  ve müsteşarı olan Baron  “Dugürc”ün desteği  ile ülkesine verdiği zararı kapatmaya çalışırken 1718’de vefat etmiştir”. 

İsveç Kralı Onikinci Şarl’ın Osmanlı topraklarındaki günlerinde çeşitli ilginç ve yorumlanamayan olaylar da meydana gelir. Şöyle ki : 

1710 senesinde bir gece yasakçılar İstanbul’da Edirnekapısında dolaşırlarken bir ara araba ile birkaç Fransıza  tesadüf edip arabada bir beyaz tahta sandık ve sandıkta iskelet haline gelmiş (kadid) bir kadın ölüsü olduğunu görürler ve bunun ne olduğunu sorarlar. Frenkler “bu mumyadır. Bizim Fransa Kralı İsveç Kralına göndermiştir” derler. Sandık kaymakam paşa tarafından mühürlenip Yedikule’ye konulur. Bunu Müverrih Raşit tarihinde (Cild 2 Sayfa 333)  yazıyor. Bu olay nerdeyse sürgündeki İsveç Kralının devlet içinde devlet gibi hareket ettiğini ve elçi kabul edeceğini göstermektedir. Maalesef Raşit Tarihi fazla izahat vermiyor. Fransa Kralı bu mumyayı İsveç Kralına göndermiş. İstanbul yoluyla neden gönderiyor? Karadan göndermişse İstanbul’a niçin getiriliyor? İsveç Kralı o vakit Babadağı tarafında idi. Mumya İstanbul’a getirilmeden Babadağı’na götürülebilirdi. Denizden göndermiş ise gümrükten  geçmeden karaya nasıl çıkarılmış?  Gece Edirnekapısı haricine nasıl geçmişler? Mumya kimin mumyasıdır? İsveç Kralına yahut İsveçlilere münasebeti nedir? Mühürlenip Yedikule’ye konulması iyidir. Fakat sonra ne olmuş? Fransa ve İsveç Kralları ne demişler? Aramamışlar mı? Bu cihetler kapalı kalmış olup araştırma yapmak için tez konusu arayan tarihçilerimizi beklemektedir. 

Sonsöz: Elimizde bu olayla ilgili olarak birçok belge ve bilgi bulunmasına rağmen, İsveç Kralının Türkiye hakkında yazdığı  sitayişkar mektupları ve  Osmanlı Türk konukseverliğini bugüne kadar iyi değerlendirememişiz. 5 yıllık bu ağırlama dönemini  anlatmış olsaydık İsveç Türkiye düşmanlarının sığınağı olmaz ve daima bizimle dost kalırdı. Avrupa’da bırakın beş seneyi beş gün dahi kimse beş kişiyi ağırlamaz. Genlerinde böyle bir duygu yoktur. Başka bir millet olsa, İsveç Kralının Osmanlı Devletine sığınma olayının  filmlerini, operasını  müşterek bir tarih komisyonunun nezaretinde sahnelere aktarır ve değişik vesilelerle gelen  İsveç  resmi zevatına  önce bu filmi izletirdi. Bu olay nasıl anlatılırsa anlatılsın Türk misafirperverliğinin dünyada emsali bulunmayan bir hikayesidir.  Üzerinden 313 sene geçmiş olan bu tarihi olayı iki devlet arasındaki dostluk ilişkilerini kuvvetlendirmek için kullanmamız lazım. Bu konuda bizim Avustralyalılarla Çanakkale tecrübemiz var.  
 

Güncelleme Tarihi: 16 Ekim 2020, 11:14
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mihman
Mihman - 6 gün Önce

Kanuni Sultan Süleyman, Avusturyalı elçi Hans Dernschwam ve 80 kişilik çevresinin bütün masraflarını karşılar ve ülkesini gezmesini ve intibalarını bir kitap halinde yazmasını ister. Adam kötü niyetli, yüzüne dizine dursun, gezer yer içer, ancak hiçbir olumlu intiba yazmaz. Baştan sonra Osmanlı ülkesini eleştirir. Ne görürse daha iyisinin neden olmadığını dile getirir. Beyler biz ne yapsak Avrupalılara güzel görünemeyiz. Bu kral da 5 sene birinci sınıf ağırlama ile ülkemizde misafir edilmiş. Ancak bugünkü İsveç Hükümetinin Türkiye politikasını görüyorsunuz. PKK'ya elinden gelen yardımı yapıyor. Yunanlılara ne iyiliklerde bulunduk. Neleri neleri bağışladık hediye ettik. Yunanlı bize dost oldu mu. Hala bir bahane bulup İzmiri almak istiyor. 15 Temmuz Darbesi sırasındaki Yunan TV'lerindeki sohbet programlarını hatırlıyorumda adamlar neden İzmir'e çıkartma yapmadıklarından yakınıyorlardı. Ben şaka yapıyorlar zannettim. Sonra anladım ki gerçekten bir fırsat kaçırdıklarını dile getiriyorlar. Bizim Müslümandan başka dostumuz maalesef yok gibi.

Mustafa Şenol
Mustafa Şenol - 6 gün Önce

Kalemine sağlık değerli kardeşim!

Tarihçi
Tarihçi - 5 gün Önce

Bizimkiler Krala "Kime" tabir edilen bir hilat (kaftan) giydirmişler. Kaftanın üzeri lal zümrütle murassa, altın yaldızlı ve incilerle süslü imiş. Düşünebiliyor musunuz, topal ayağı ile yara bere ve çamur içinde kaleye sığınmış krala görünen itibar sağlamışlar. İsveç Dışişleri Bakanı sanırım bu bilgilere sahip değil.

banner39

banner50

banner47

banner48