banner15

Kitap'tan anladıklarımızla bir din kavramsallaştırması gerçekleştirmek - Murat Sayımlar

İnsan hayatında belki de en büyük öneme sahip, en temel fonksiyonu icra eden ve en köklü etkileri oluşturan, din kavramının; fıtratı, temel içerik ve fonksiyonlarının, asgariden bu kriterler çerçevesinde bir tarife kavuşturulması en büyük ve stratejik zarurettir.

Kitap'tan anladıklarımızla bir din kavramsallaştırması gerçekleştirmek - Murat Sayımlar

Murat Sayımlar

Kavşakta, karar aşamasında, sahih bir karar verebilmek için; hakikate ilişkin düşünmenin önünü tıkayan düğümleri çözmekte, zorunlu icaplardan birisidir.

Ana kilit ve öncelikli çözülmesi gereken düğümlerin başında; din kavramının sahih içeriklerini ve fonksiyonunu anlamaya engel olan nedenlerin ortadan kaldırılması gelir.

Bunu gerçekleştirebilmek için; sahih bir yol ve usul geliştirmekten başlamak lazımdır.

Herhangi bir hususta, fıtrat çerçevesinde bir kavramsallaştırma yapabilmek için, asgari beş koşulu sağlamak gerekir.

Bunlar;

Fıtratı anlatan temel kaynak olan vahyi ayetlerden;
Kevni ayetlerden;
Afak ve enfüste hak olduğu tebeyyün eden, hale izafi ayetlerden mülhem olması;

Bütüncüllük arz etmesi ve bir ölçüye kadar sınanabilir olmasıdır. Bunun lazım şartı ise, vahyi ve kevni ayetlerin hayatla bağının ve ilişkisinin sahih ve sarih olarak kurulabilmesidir.

İnsanın varlık nedenine, kök amaçlarına, temel hak ve sorumluluklarına ait hiçbir kavram; hayatla bağlantısız, amaçsız, fonksiyonsuz ve sarahaten anlaşılmaz biçimde tarif edilemez. Eğer edilmeye çalışılıyorsa; kavramsallaştırma usulünde bir sorun vardır. Kavram ölü doğar ve kadük kalır.

İnsan hayatında belki de en büyük öneme sahip, en temel fonksiyonu icra eden ve en köklü etkileri oluşturan, din kavramının; fıtratı, temel içerik ve fonksiyonlarının, asgariden bu kriterler çerçevesinde bir tarife kavuşturulması en büyük ve stratejik zarurettir.

Zira, insanlık tarihi boyunca temel etkiyi oluşturan din kavramı; fıtratı dışında bir kavramsallaştırmaya maruz kaldığı her dönemde; fitne, karmaşa, istismar, sömürü, uyutma, aldatmaca aracı olarak kullanılmıştır.

Muhtemelen , insanlık tarihinin en büyük yalanları ve aforizmaları, din kavramına, fıtratı dışında yüklenen anlamlarla gerçekleştirilmiştir.

“Dinin doğası ” ismiyle yapılan çalışmanın bir kez de, Kitab’ın ayetleri üzerinden, kendi perspektifimizle gerçekleştirilmesi, kavramın, fıtratı üzerine anlaşılmasına fayda sağlayacaktır.

Kavramı, yukarıda ifade edilen kriterler çerçevesinde geliştirebilmek için çalışmaya, insanın varoluş nedeni üzerinden başlamak gerekmektedir.

Bakara.30- "Hani Rabbin, Meleklere: "Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti. Onlar da: "Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?" dediler. (Allah:) "Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim" dedi."

İnsanın yeryüzüne halife kılınması varlık nedenlerinden birisidir.

Halifeliğin muktezası, insanın hayata iradi olarak müdahale edebilmek izin ve yetkisine sahip olmasıdır.

İnsan bu yetkisini sadece karar ve davranışları (amelleri) vasıtası ile kullanmaktadır.

Yeryüzüne halife tayin edilmiş olan insan; iradi olarak alabildiği kararları ve gerçekleştirebildiği davranışları (amelleri) ile hayata müdahale etmekte; hayatı inşa edebilmekte ya da bozabilmektedir.

Buradan dört sonuç çıkartılabilir.

Birincisi; insan varoluş nedeni gereği “hayata” iradi olarak müdahale etmektedir.

Gerçekte bu durum yaratılış gayesinin dahilinde olduğu için zorunlu sabitelerden birisidir. Yani insan karar ve davranışlarında iradesini kullanmak yetkisine sahipken; hayata iradi müdahale etmek hususunda gayr-ı iradi bir mecburiyet içerisindedir. Hayata müdahale etmiyorum demek imkanı yoktur.

İkinci olarak, zorunlu olan iradi müdahaleyi ancak karar ve davranışları ile gerçekleştirmektedir.

Bu nedenle her an, kesintisiz ve ontolojik bir zorunluluk olarak bir karar almakta ve davranış (amel) gerçekleşmektedir.

Üçüncü husus ise; insan karar ve davranışları sonucunda yeryüzü hayatı yapılandırılmakta ve biçimlenmektedir.

Yeryüzünde, Allah’ın yarattığı diğer varlıklar dışında, sonradan yapılandırılan herşey, insan karar ve davranışlarının sonucudur. (*)

Bunların sonucunda yaşamın mahiyeti ortaya çıkar.

Hayat; ya fıtrat çerçevesinde yapılandırılıp, biçimlendirilecektir ki; buna “inşa” denilmektedir. (**)

Ya da, fıtrata mugayyir yapılandırılıp, biçimlendirilecektir ki; buna da, bozulma, fitne, imha isimleri verilmektedir.

Son olarak; yeryüzü halifesi olan insanın bu varlık nedeninin gerçekleşme zemini, tüm karar ve davranışlarının gerçekleştiği bağlam, hayattır. Tüm karar ve davranışların öznesi ve sorumlusu insandır.

Yani yeryüzü halifeliğinin bağlamı hayat, konusu, insanın karar ve davranışları, öznesi tüm insanlardır.

Din kavramının bağlamını, öznesini, içeriklerini ve fonksiyonunu, buradan anlamlandırmaya başlamak gerekmektedir.

Mülk.2 - O, hanginizin güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için ölümü ve hayâtı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.

İnsanın varoluş nedenini açıklayan ayetlerden bir tanesi de budur.

Yeryüzüne halife tayin edilmiş olmanın neticesinde, sürekli amel işlemek mecburiyetine sahip olan insan için; ontolojik sorumluluklardan bir tanesi de, işlediği amelin, yaptığı eylemin, gerçekleştirdiği davranışın, “ahsen” yani yapılabilecek en doğru ve güzel davranış olmasıdır. Aynı zamanda davranışın en doğru biçimde gerçekleştirilmesidir.

İnsanın bu hususta sınanması iki biçimde gerçekleşiyor olabilir.

Bunlardan bir tanesi, davranışın “ahsen” kıvamında olabilmesini mümkün kılan tercihler açısından bir imtihana tabi tutulmasıdır.

Diğerinde ise; Allah’ın imtihana tabi tutmasındaki bir başka hikmet açısındandır.

İkincisinden başlayacak olursak;

Allah’ın ilmi, bilmesi; zamana, koşullara, kayıtlara bağlı değildir. Bu nedenle insanın, sebep-sonuç ilişkilerine ve lineer bir sürece dayalı olarak, “yapıp, ortaya çıkartacaklarına” bakarak; insanın nasıl bir amel işleyeceğini bilmesi gerekmez. O ilim sıfatının Kendi’sine has özellikleri ile bunu zaten bilir.

Bu durumda asıl bu bilgiye ihtiyacı olan insandır.

Yani hangi sebeplerin, hangi sonuçları doğuracağına; hangi hükümlerden, hangi mahiyetlerin ortaya çıkacağına dair bilgiye muhtaç olan insandır.

İnsan bu bilgiyi hakikat öğretilerinden; sınır ve sorumlulukları çerçevesinde; teslimiyetle elde edebilir.

Eğer buralarda sorun çıkar ve aksamalar olursa, devreye imtihanlar girer.

Diğer zamanlarda anlamayı reddettiği, anlamakta zorlandığı hususların zorlayan sonuçları ile yüzleşen insanlar; bu durumlarda, başka bir halde öğrenemedikleri bilgileri ve halleri öğrenmek ve bilmek imkanına kavuşurlar.

İmtihanlar ve yüzleşmeler, Rab Mektebi’nin en müessir usullerindendir.

Bu ayet kapsamından, hayatın ve ölümün tamamının, hakikati anlamayı mümkün kılacak bir Rab Mektebi olması keyfiyeti anlaşılabilir.

Diğer hususta, davranışın ahsen kıvamında olması sözkonusu edilmekteydi.

Bir davranışın en güzel ve doğru olarak gerçekleştirilebilmesi için öncelikle iki konu üzerinde durmak gerekmektedir.

Birincisi, insan davranış mekanizmasında (*); davranışın mahiyetini belirleyen bilgi türüdür.

Bir davranışın ahsen olabilmesi için; en isabetli, hakikat çerçevesinde, hikmetli, adil, üretken, faydalı, dengeli, etkili, bütüncül, istikrarlı vb. olması gerekmektedir.

Davranışın amacı, ilkeleri, sınırları, ölçüleri, hukuku, sistemi, mekanizmaları, kaynakları vb.; davranışın mahiyetini belirleyen ana unsurlardır.

Bunlar “davranışın fıtratını” oluşturan unsurlardır. Hepsi birer bilgidir. Ancak bu farklı kategoride bir bilgidir.

Davranışın fıtratını oluşturan bilgiler, davranışın mahiyetini ve ortaya çıkartacağı sonuçları belirler.

Bu sonuçlar da hayatın mahiyetini belirler.

Bir davranışın ahsen olabilmesi için; davranışın/amelin fıtratının; yaratılmışların fıtratına özdeş olması şarttır. Aksi takdirde amelin mahiyeti, hayatın fıtri mahiyetini ve hayatı bozar.

Kısaca bir amelin ahsen olabilmesi için öncelikle amelin mahiyetini belirleyen bilgilerin/hükümlerin yaratılmış herşeyin fıtrat hükümlerine uygun olması gerekmektedir.

Davranışın ortaya çıkarttığı sonuçların, bütünüyle varlığın fıtratına uygun olup, hiçbir hukuku çiğnememesi; varlığı ve oluşları inşa etmesi; yeryüzünde fitne çıkartmaması icap eder.

Ahsenü amelin varlık nedeni budur.

İkinci husus ise amelin işleneceği andaki durumun iyi okunması keyfiyetidir.

İnsanların aynı durumları farklı biçimde okuyabilmeleri; okumak, anlamak ve anlamlandırmayı mümkün kılan bilgi setidir. Bunlara anlam hükümleri denilir.

Eğer anlam hükümleri, yaratılmışların fıtratı çerçevesinde ise; yapılacak okuma ve anlamlandırma, ahsenü amel üretmeye imkan sağlayacaktır.

Üçüncü husus ise davranışın en doğru biçimde gerçekleştirilmesidir.

Bu da, oluşların teknik fıtratına uygun davranmakla gerçekleşir.

Özetleyecek olursak, ahsenü amel işleyebilmek için;

Amelin mahiyetini belirleyecek olan hükümlerin, tüm yaratılmışların doğasına/fıtratına uygun olması icap etmektedir.

Durumun okunup, anlamlandırılmasının; yaratılmışların fıtratının anlam hükümleri çerçevesinde ve isabetli olarak yapılması gerekmektedir.

Davranışın en doğru biçimde gerçekleşmesi için de; oluşların, amelin, inşanın teknik doğasına uygun yapılması iktiza etmektedir.

Kitap’tan anladıklarımızla bir din kavramsallaştırması gerçekleştirilmesinde, bu ayet kapsamında ifade edilmeye çalışılanlar da, bütünü oluşturan bir parça olarak önem taşımaktadır.

Zariyat 56 - Ben cinleri ve insanları, ancak/yalnızca/sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.

Bu ayet te, insanın varlık nedenlerinden birisini anlatmaktadır.

İnsanlar yalnızca Allah’a kulluk etmeleri için yaratılmışlardır.

Bu hükümden; insanın, Allah’tan başkasına kulluk etmek potansiyeline sahip olduğunu fakat sadece Allah’a kulluk etmek mecburiyetinde olduğunu; bunun da, fıtratının bir unsuru ve varoluş gayelerinden bir tanesi olduğunu anlıyoruz.

Bu kere “kulluk” kavramının içerikleri ve fonksiyonunun ne olduğunu ifade etmek iktiza etmektedir.

Kulluk ancak ilaha, birincil otoriteye yapılır. İlahla, insan arasındaki ilişkinin adıdır.

İlaha kesin inanç, kesin teslimiyet, vaz ettiği hükümlere ittiba, ona ibadet etmek, kulluğun anlam içeriklerini oluşturmaktadır.

İlah; yaratan, mutlak sahip olan, mutlak yönetici olan, varlığın devamını ve yokluğunu sağlayan, hükümler vaz eden, mutlak yargılayıcı ve cezalandırıcı olan, kimseye muhtaç olmayan, eksiklikten ve kusurdan münezzeh ve mutlak güç ve kudret sahibi olandır.

Bu özelliklerin tamamına, Allah’tan başka hiç kimsenin sahip olabilmek imkanı olmadığına göre; Allah (cc) acaba neden, başka ilahlara değil de ancak kendisine kulluk etmeyi varlık nedeni olarak belirlemiştir?

Diğerleri belli ki ilahlık özelliklerine sahip olmadıkları halde; bu özellikler arasında bazıları üzerinde, hadlerini tecavüz ederek, laf söylemek cüretini göstermektedirler.

Belli ki, sahte ilahların bu cüretlerinin, insanların bir bölümünde karşılık bulmak potansiyeli var.

Bu nedenle Allah (cc) yalnızca kendisine kulluk yapmayı varlık nedeni olarak söylemiştir.

Bir sahte ilaha inanmak, teslim olmak, söylediğini yapıp, yasakladıklarından kaçınmak için; ilahlığın hangi hususunun gerçekleşmesi gerekmektedir.

İnsanlar veya kurumlar, ilahlığın; yaratmak, mutlak sahiplik ve yönetim, mutlak güç ve kuvvet, mutlak devamını sağlamak ve yok etmek, mutlak yargı ve cezalandırmak imkanlarına sahip olamazlar.

Kendilerine verilen imkan ve yetki sınırları içerisinde ancak hükümler imal edebilirler.

Kendilerinin yaratma kudretleri olmadığı için; imal ettikleri hükümleri, varlığın, oluşların, olguların ve kök ilişkilerin yaratılış özellikleri olmayacaktır.

Bu durumda, kulluk ettikleri sahte ilahlarının arzuları istikametinde, sahte hükümler olacaktır.

Bu hükümler;

Varlıkların, oluşların, olguların, kök ilişkilerin varlık nedenleri, kök amaçları;
Bunların gerçekleştirileceği;
İlkeler, sınırlar, değerler, ölçüler, hukuk, mekanizmalar, biçimler, kurallar, vb.
Yasaklar, emirler;
Ritüeller, ibadetler;
Semboller olarak ortaya çıkacaktır.

Bu durum, Allah’ın sadece bir bölümüne bile izin vermediği bir ilahlık yetkisinin, insan hayatı üzerinde çok büyük bir etkisinin olmasına işaret eder.

Bu etkinin ne olabileceği üzerinde düşünmek için; insanın yaratılış gayesine işaret eden diğer ayetlerin ifade ettiklerini bir daha hatırlayalım.

İnsan, yeryüzüne halife tayin edilmiştir. Hilafetin gereği olarak, yeryüzüne, iradi karar ve davranışları/amelleri ile müdahale ediyor. İnsan karar ve davranışları ise hayatı yapılandırmaktadır.

Yapılanan hayatın mahiyeti, tüm yaratıkların hukukunu, ya korumaktadır, ya da çiğnemektedir.

Yapılanan hayatın mahiyeti insanları, ya itminana (bütüncül tatmine) ya da huzursuzluğa, kargaşaya, tükenişe, anlamsızlığa, kaybetmeye ulaştırmaktadır.

Yapılanan hayatın mahiyeti, hayatı; ya inşa etmektedir, ya da imha etmektedir.

Yapılanan hayatın mahiyeti; ya insanların fıtratına uygun, ya da aykırı olmasını sağlamaktadır.

Yapılanan hayatın mahiyeti; ya insanın varlık nedenine uygun, ya da aykırı yaşamasına neden olmaktadır.

Bütün işleyen sistem içerisinde (*) tüm yaratılmışların yaşamları, insan karar ve davranışları ile etkilendiği için; insan karar ve davranışlarının da, yaşamın mahiyetini belirlemesinden dolayı; 

İnsanların davranışlarının mahiyeti kök öneme sahiptir.

Diğer varlık nedenine işaret eden ayette ise amelin/davranışın mahiyetinin ahsen olması varlık nedenlerinden birisi olarak bildirilmiştir.

Amelin ahsen (en doğru ve güzel, en doğru biçimde gerçekleştirilmiş) olabilmesi için;

Durumun anlam hükümleri ile okunup, anlaşılıp, anlamlandırılması;
Bu okumalar çerçevesinde, amel ve inşa hükümleri ile davranışa dönüşmesi;
Oluş hükümleri ile de davranışın doğru biçimde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Ahsenü ameli sağlayan bu hükümler nelerdir? Hangi kaynaklardan elde edilir.

İnsanın varlık nedenine işaret edilen diğer bir ayetten de bu sorulara cevap bulunmaktadır.

İnsanlar yalnızca Allah’a kulluk için yaratıldılar.

Yani hayatın mahiyetini belirleyen; insan karar ve davranışlarının mahiyetini belirleyen hükümlerin tümü, yalnızca Allah’tan alınır.

Bu nedenle Allah’tan başka gerçek ilah yoktur.

Bu nedenle yalnızca Allah’a kulluk edilir.

İnsan karar ve davranışlarının mahiyetini belirleyen hükümler, dini bilgilerdir. (**)

Bu bilgileri vaz eden ilahtır ve Allah’tan başka ilah yoktur.

İlahla, insan arasındaki ilişkinin adı kulluktur.

Kulluk yalnızca Allah’a yapılır.

İlahla, kul arasındaki ilişkinin güçlenmesi için emredilmiş hükümler ibadetler/ritüellerdir.

Namaz, Allah’ı hatırlatır,
Zekat, insanı arındırır,
Oruç, sıhhat verir.

Netice itibariyle hepsi Rab-kul arasındaki ilişkinin güçlenmesine vesile olur.

Semboller, çevreye ve öze karşı; kimliği, duruşu, pozisyonu belirtirler.

Bunların tamamı da din kavramını tanımlar.

Özetle din;

Hayata davranışları ile müdahale eden insanın; davranışını belirleyen (*) hükümler; bunu vaz eden ilah; ilahla bağı güçlendiren ritüeller/ibadetler ve kimlik ve pozisyonu belirleyen sembollerden oluşan bir olgu olarak tarif edilebilir.

Ancak en müessir kısmı, davranışın mahiyetini belirleyen hükümler ve bunu vaz eden ilahla, kulluk ilişkisidir.

Bu tariften çıkışla;

Dinin bağlamı hayat, öznesi insan, konusu ise ameldir.

Bu nedenle insanın karar verip, amel işlediği her an; karar ve amelin mahiyetini belirleyen dini bilgiler mecburen vardır.

Bu nedenle; dinin olmadığı bir an, dini olmayan bir insan yoktur.

Din, hayatın dışında; inanılan, konuşulan, kutsanan, taraf olunan, birtakım ritüeller ve sembollerden müteşekkil; soyut ve etkisiz bir olgu değildir.

Maddi, manevi diye bir ayırım yoktur.

Din hayatın her anında, hayatın mahiyetini belirleyen bilgi kümesidir.

Din olmazsa, insanlar davranış geliştiremezler; insanlar davranış geliştirmezlerse, hayat olmaz.

Ali İmran.83 - Peki onlar, Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O'na teslim olmuştur ve O’na döndürülmektedirler.

Yerlerde ve göklerde ne varsa, Allah’a teslim olmaları nasıl tahakkuk etmektedir?

Bir atom, kainat, su, rüzgar, doğum süreci, buğdayın yetişmesi, tsunamiler vs. Allah’a nasıl teslim olmuşlardır?

Allah, yerlerde ve göklerde hangi varlık, sistem, olgu, oluş ve ilişki varsa, tamamını bir fıtrat üzere yaratmıştır.

Bütün yaratılmışlar, yaratıldıkları fıtrat üzerinden varlıklarını sürdürüyorlar ve varlık nedenlerini gerçekleştiriyorlar. Bunu ister-istemez yani zorunlu olarak sürdürüyorlar.

Bu durum yaratılmışların Allah’a teslimiyetidir.

Allah bunu, Allah’ın dini için örnek olarak göstermiştir.

Bu durumun istisnası ise insandır. İnsan cüzi irade ile yaratıldığı için, ancak isteyerek teslim olabilmek durumundadır.

Maide.3- ........Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslami seçtim..........

Bu nedenle Allah, insan için de; “sizin için de din olarak İslam’ı yani teslimiyeti seçtim” demektedir.

İnsanın, Allah’a teslimiyeti nasıl tahakkuk etmektedir?

Elbette, insanın da, yaratıldığı fıtrat üzere yaşaması biçiminde gerçekleşmektedir.

Rum.30 - "Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir ki; insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiç bir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler."

Allah nezdinde din; insanların üzerine yaratıldığı fıtrattır.

İnsanların teslimiyeti, yaratıldıkları fıtratın hükümleri üzerinden karar almaları ve davranışlar sergilemeleridir.

Bu karar ve davranışların ahsen kıvamında olmasıdır.

İnsanların teslimiyetinin bağlamı, zemini, atmosferi ve sınırları;

Sadece Rab-kul yani kulluk ilişkisi ile belirlenmiştir.

Rabbimizin, Kitab’ın da bildirdiği dinin anlam, içerik ve fonksiyonları çerçevesinde yapılacak bir kavramsallaştırma;

Dinin, hayatla bağlantısını, fıtratına uygun inşasını sağlayacaktır.

Bu da; Müslümanların, dinin hükümleri ile bir hayat kurmalarını mümkün kılacaktır.

İnsanın, yeryüzünde, kendi fıtrat hükümleri ile bir hayat inşa etmek ve buna engel teşkil edecek her fitneyi ortadan kaldıracak süreçlerin öznesi olmasını sağlayacaktır.

İnsanın; hayat tasavvurundan ve varlık nedeninden başlayarak; yaratılış hakikatlerine ve varlık nedenlerine uygun bir şekilde; hayatı ve kapsamındakileri, durumları, süreçleri ve ilişkileri anlamak ve anlamlandırmak imkanına kavuşmasını sağlayacaktır.

Yaratılıştan sahip oldukları imkan ve potansiyellerin farkına varıp, yerli yerinde kullanmalarına fırsat sağlayacaktır.

İnsanların, şeytanın tezgahına düşüp, şebekleşmesine engel olacaktır.

Dinin; soyut, konuşulup-tartışılan, hayata dokunmayan-etkisiz, sadece ritüel ve kimlik çerçevesinde olmadığını söyleyecektir.

Müslümanları bulundukları ikilemden, acziyetten, zilletten, şaşkınlıktan, edilgenlik ve pasiflikten, özellikle nesnelik ve kölelikten kurtarıp;

Allah’a kul olmanın özgürlüğüne; Rabbaniyun’dan olmanın güç ve imkanlarına; adam gibi adam olmanın onuruna kavuşturacaktır.

Şaşkınlıkla, dalalet yolunda dolaşan insanlara da; Müslümanların, onlara, hakkın şahiti olmaları imkanını sağlayacaktır.

Halin, hakikate ulaşmasının önündeki en önemli engellerden; ilk çözülmesi gereken düğümlerden birisi; din kavramının manasının, içeriklerin ve fonksiyonlarının, fıtratı üzere bilinmemesidir.

Zira şeytanın insan zihnine attığı ilk düğümlerden birisi ile din kavramına fıtratı ve hakikati dışında yüklediği anlam ve fonksiyonlarla, hayata müdahalesi ile insanların zindanı, köle kampları kurulmuştur.

Taha.123 - Dedi ki: Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin! Artık benden size hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz.

Denildiği günden beri, şeytanın düşman bilinip, şeytanla savaşılması, insanın varlık nedenlerinden birisi olmuştur.

Şeytanın ciddiyetle kabul edip, gereğini istikrarla yerine getirdiği bu savaşta;

Şeytanın, “onların çoğunu şükredici bulamayacaksın” şeklinde ortaya koyduğu temel stratejisinin tahakkuk etmemesi;

Yani sahip olunan bütün imkan ve potansiyellerin farkına varıp, yerli yerinde kullanılıp;

Şeytanla savaşı ciddiye alabilmenin lazım şartı;

Allah’ın, din kavramının fıtratının anlaşılması için vaz ettiği anlam hükümleri çerçevesinde bir anlayış geliştirmek;

Bu dinin, insana vaz ettiği varlık nedenlerini de; tüm amaç ve hedeflerin menşei ve kaynağı olarak bilmektir.

Allahu alem.

Güncelleme Tarihi: 22 Mayıs 2019, 15:05
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35