Kosova kördüğümü çözülecek mi ? - Davut Nuriler

2018 yılına kadar vaziyeti idare etmeye çalışan taraflar geçen sene, ABD  Başkanı Trump’ın her iki tarafa anlaşma dikte eden mektubundan sonra Belgrad-Priştina arasında  diplomatik  savaş iyice hız kazandı. Kosova’nın İNTERPOL ve  UNESCO’ya girişine engel olmayı başaran Sırbistan sevinç çığlıkları atarken, 2018 yılının kasımında Priştina’nın Sırbistan menşe’li mallara, yüzde 100 gümrük uygulama kararı ile Belgrad tam bir şok yaşadı.

Kosova kördüğümü çözülecek mi ? - Davut Nuriler

Davut Nuriler

ABD Cumhurbaşkanı Donald  Trump, 2018 yılının sonlarında I. Dünya savaşının bitiminin 100. Yılı vesilesiyle,  hem Sırbistan Cumhurbaşkanı  Aleksander Vuciç’e, hem de Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Taçi’ye aynı gün, birer mektup göndererek ilişkilerin normalleşme zamanının gelip geçmekte olduğu ikazını dünya kamuoyunun önünde açıkça yapmış, devamında her iki cumhurbaşkanını, komşu ve dost iki ülkenin temsilcisi olarak, birlikte beyaz sarayda misafir etmeye hazır olduğunu ifade etmişti.

Bu iki mektup dünyada beklenen etkiyi yapmış ve bölge istikrarı konusunda, beklentiler artmış, siyasi yorumcular, 2019 yılının Batı balkanlarda, önemli değişimlerin yaşanacağı tahmin ve senaryolarını daha çok dile getirmektedir. Haşim Taçi Trump’a verdiği cevapta kalıcı çözüm için hazır olduklarını ifade ederken, A. Vuçiç,  Haşim Taçi kadar iyimser bir cevap verememiş Sırbistan’ın tek başına bu problemi çözemeyeceğine vurgu yapmıştır. Bu cevabi mektuplardaki üslubun, Kosova’nın müzakere masasında barışı daha çok isteyen taraf olarak bir adım öne çıktığını gösteriyor. Kosova'nın müzakere masasında elini güçlendiren Yugoslavya’nın dağılma sürecini bir kere daha kısaca şöyle özetleyebiliriz.

Yugoslavya'nın dağılma süreci

1990 yılı başında Yugoslavya’nın birliğini savunan Miloşeviç yönetimindeki Belgrad rejimi hem AB hem de  BM nezdinde destekleniyor haklı görülüyordu, Yugoslavya devletinin dağılmasını istemeyen bir eğilim dünyada ağır basıyordu. Belgrad yönetimi dünya kamuoyundaki bu eğilimin devam edeceğinin beklentisi içinde idi. Ancak Yugoslavya’nın kendi içinde Sırbistan ve Karadağ’ın dışındaki federal devletler, birliğin devamından yana değildi.  Bağımsız devlet olma konusunda kararlı olan Slovenya ve Hırvatistan müzakereler sürdükçe önce Almanya daha sonra da diğer Avrupa ülkelerinin sempatisini ve desteğini kazanmayı başardı. Miloşeviç Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsızlık taleplerini askeri güç kullanarak engellemeye kalkınca haklı iken haksız konuma uluslararası destek  kaybına uğradı, hele tarihi Dubrovnik şehrini bombalaması onun imajını yerle bir etti. Yugoslav halk ordusu yabancı bir işgalci güç pozisyonuna düştü.

Slovenya ve Hırvatistan işgale uğramış mağdur rolünü ellerine geçirdiler, önce Almanya ve sonra da diğer AB ülkelerinin desteği ile bağımsızlıklarına kavuştular. Sıra Bosna’ya gelince Hırvatistan ve Slovenya’yı kayıp olarak niteleyen Miloşeviç Bosna’yı da kaybetmemek  için çok daha şiddetli ve organize bir askeri harekata başvurdu, şehirler kuşatıldı, binlerce insan öldü, milyonlarca mülteci Avrupa kapılarına dayandı. Bu olaylar sonunda Miloşeviç BM’nin de desteğini kaybetti, ambargo kararı ile yüzleşmek zorunda kaldı.

1995  yılı sonlarına doğru Dayton anlaşması öncesinde Hırvatistan’da tam bir askeri hezimet yaşayan Miloşeviç, Dayton anlaşması ile kayıplarını telafi etmeye çalıştı. Kendi kamuoyunu bir ölçüde tatmin etti ama, dünyanın gözünde barış istemeyen saldırgan bir imajla anılmaya başlandı. 1999 yılında Kosova’da Bosna’dakine benzer bir askeri harekata başlatmak üzere iken  NATO bombardımanı ile durduruldu, eli kolu bağlandı. Asker ve polisini Kosova’dan geri çekmek zorunda bırakıldı. Rusya’nın desteği NATO müdahelesini durdurmaya yetmedi. 

1991 den beri yürütttüğü askeri harekatlar sebebiyle dünyayı karşısında bulan Miloşeviç kısa bir zaman içinde  kendi halkının da desteğini kaybetti. 2000 yılında seçimleri kaybedince yeni gelen hukümet Miloşeviç’i savaş suçlusu olarak Lahey’e gönderdi. Miloşeviç Kosova’ya askeri harekat planlamayıp Paris Ramboillet’deki müzakere masasında barışına razı olsaydı Kosova bağımsız olabilir miydi sorusunun cevabını ben de merak ediyorum. O günlerde barışçı çözüme hayır diyen Sırbistan günümüzde Bağımsız Kosova’yla yüzleşmek zorunda.  2008 yılında Kosova’yı bağımsızlık ilanına  götüren süreci böylece özetledikten sonra, Belgrad-Priştina diplomasi savaşının muhtemel sonuçları üzerine daha kolay tahmin yapılabileceğini düşünüyorum.

ABD Başkanı Trump’ın mektuplarından sonra,  AB yetkilileri de harekete geçmiş, bölgedeki bazı ülkelere,  2025 yılı tam üyelik için hedef gösterilmiş, müzakere süreçlerini hızlandıralım mesajı verilmiş,  balkanlar gündemde daha çok yer almaya başlamıştı. Bu çabaların sonucu olsa gerek, Makedonya Yunanistan’la çeyrek asırlık isim ihtilafını çözerek AB ‘den övgü dolu teşvikler almayı başardı. İsminin başına Kuzey kelimesinin ilavesi ile sağlanan anlaşma, Makedonya’ya tam üyelik yolunda önemli bir ivme kazandırmış bulunmaktadır.  2017 yılında bölgenin en küçük devleti  Karadağ’ın NATO üyesi olmasından sonra Kuzey Makedonya’nın da tercihini NATO’dan yana kullanması Sırbistan’ı bölgede NATO karşıtı politika uygulayan tek  ülke  konumuna getirmiştir. AB’ye evet NATO’ya hayır diyen Belgrad’ın bu politikasının  devamının mümkün olup olmadığını yaşayıp göreceğiz.

1999 yılındaki NATO harekatından 9 yıl sonra, 2008 yılının şubat ayında, bağımsızlığını ilan eden Kosova’nın tanınmasını önlemek için Sırbistan, şiddetle tepki vermiş, yanına Rusya ve bazı AB ülkelerini alarak, balkanların bu en yeni devletinin tanınmaması için, tüm gücünü seferber etmişti. Sırbistan anayasasında Kosova, ülkenin ayrılmaz bir parçası olarak anılmaktadır. Anayasada geçen bu ifade sebebiyle, Kosova Bağımsızlığının kabulunu ihtiva eden her hangi bir maddenin  müzakeresi   bile mümkün değildir. Hatta Miloşeviç 1989 yılında Kosava savaşının 600. Yıldönümünde, bir milyon Sırb’ın katılım sağladığı meşhur Gazimestan  mitinginde, Kosova’nın Sırp vatanının kalbi olduğunu ifade etmişti. Sırp milliyetçiliğinin önemli fikri kaynaklarından birisi Kosova miti olup günümüzde  siyasi söylemlerde bu mitin güncelliğini aynen koruduğunu söyleyebiliriz. Sırbistan siyasetinde Kosova’nın bağımsızlığına yeşil ışık yakan bir parti mevcut değildir, yaşama şansı da yoktur. İçerdeki bu durumun aksine dünya siyaset arenasında, Sırbistan’ın Kosova’nın bağımsızlığını durdurma amaçlı çabaları sonuç vermedi,  ABD ve AB’nin Almanya, İngiltere ve Fransa gibi en önemli ülkeleri, Kosova’yı tanıdı.  Aslında Kosova ABD’nin verdiği tam desteğe dayanarak bağımsızlık yolunda başarı kazanacağının güvencesi ile yola çıkmıştı.

Kosova ve Sırbistan arasında bağımsızlık ilanı ile ortaya çıkan  bu derin ihtilafın çözümü amacıyla AB Brüksel’de bir dizi görüşme başlatmış ve taraflara 2013 yılında,  Brüksel anlaşması adı altındaki bir metni imza ettirmeyi de başarmıştı. Bu anlaşma sonunda AB,Sırbistan’a adaylık statüsü, mali destek ve serbest dolaşım hakkı tanıyarak ödüllendirmiş  ve tam üyelik müzakerelerini  başlatmıştı. 

2018 yılına kadar vaziyeti idare etmeye çalışan taraflar geçen sene, ABD  Başkanı Trump’ın her iki tarafa anlaşma dikte eden mektubundan sonra Belgrad-Priştina arasında  diplomatik  savaş iyice hız kazandı. Kosova’nın İNTERPOL ve  UNESCO’ya girişine engel olmayı başaran Sırbistan sevinç çığlıkları atarken, 2018 yılının kasımında Priştina’nın Sırbistan menşe’li mallara, yüzde 100 gümrük uygulama kararı ile Belgrad tam bir şok yaşadı.  Yıllık 500 milyon avro cıvarında bir pazar kaybı anlamına gelen bu karar, Sırbistan ekonomisine ciddi bir darbe vurmuştur.  Başta diplomasi olmak üzere, her alanda Kosova’ya düşmanca davranmaktan vazgeçmeyen Sırbistan, ticari alanda Kosova’yı kendi pazarı gibi kullanmasının artık mümkün olmadığı gerçeği ile yüzleşmek zorunda kalmıştır.  Uzun yıllar boyu, Sırbistan menşe’li malların satışına engel  çıkarmayan Kosova hükümetleri, İNTERPOL ve UNESCO’ya girişini engelleyen Sırbistan’a yüzde 100 gümrük vergisi uygulayarak ağır bir darbe vuruyordu. 

KOSOVA- SIRBİSTAN  GERGİNLİĞİ  BÖLGE  İSTİKRARI  İÇİN  CİDDİ BİR  TEHLİKE

Kosova ile Sırbistan arasında nihai bir hesaplaşmanın söz konusu olduğu nazik bir dönemden geçiyoruz.  2018 yılında amansız  diplomatik bir savaşa dönüşen ilişkilerin, tüm bölgeyi olumsuz etkilediğini bilhassa belirtmek isterim. 2019 yılının nisan ayında Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı E. Macron’un daveti ile Berlin’de yapılan görüşmelerde Kosova kördüğümünün çözümünün zorluğu bir kere daha teyit edilmişti.  

Bu çözümsüzlüğün oldukça kötü etkilediği ülkelerden birisi Bosna-Hersek’tir. Kosova’nın bağımsızlığını asla kabul etmeyen Belgrad Bosna-Hersek içinde yer alan Sırp yönetimine ısrarla bağımsızlık talep etmektedir. Ancak Bosna’daki Sırp entitesinin soykırım, sürgün ve insanlığa karşı işlenen suçlar sonunda kurulduğu uluslarası mahkeme kararları ile hüküm altına alınmıştır. Dayton anlaşması ile bu entitenin Bosna’dan ayrılamayacağı anlaşma maddelelerinde  açıkça yer almaktadır. Artan  gerginlik sebebi ile olsa gerek, geçen senenin ekim ayında yapılan seçimlerden sonra Bosna’da yeni hukümetlerin hala  kurulamadığını söyleyelim. Bosna’daki bu istikrarsızlığın kaynağının Belgrad rejimi olduğu açıktır. Bosna içindeki Sırp yönetimi NATO’ya girişi engellemek için hükümet kurulmasını sabote etmektedir.

Sancak bölgesinin önemi

Belgrad-Priştina arasında artan bu gerginliğin  olumsuz etkilediği diğer bir bölge de Sancak’tır. 1991 yılında Sancak’ta otonomi talebi için yapılan  referandumundan beri,  insani ve siyasi hakları peşinde koşan Sancak Boşnak milleti,  Belgrad rejimlerinin gizli ve açık çeşitli engelleri sebebiyle en doğal siyasi haklarına hala kavuşamamıştır. Devlet bütçesinden hak ettiği payları bir türlü alamayan Sancak bölgesinin alt yapı konusundaki perişanlığı ortadadır.  En sıradan belediye hizmetleri bile varlıklı ülkelerden gelen hibe yardımları ile yapılabilmektedir. Türkiye’nin Sancak’taki yolları iyileştirmek için yaptığı cömert kredi tekliflerinin hayata geçemediğini üzüntü ile izliyoruz. Müzakere masasında her çeşit teklife evet diyen Belgrad bürokrasisi uygulamaya sıra gelince türlü bahanelerle ne kadar ağır hareket ettiğini görüp yaşıyoruz. Nerede ise 10 yıldır Yeni Pazar’da bir konsolosluk açmak isteyen Türkiye’nin talebine olumlu cevap gelmesi için daha ne kadar bekleneceğini kimse bilmiyor.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen Türkiye bölgenin kalkınması için çabalarına devam ediyor. Belgrad-Saraybosna arasında otoyol yapım işi Türkiye’nin bölgenin kalkınması için ne kadar istekli ve samimi çok önemli bir göstergesidir. 

BATINI EGEMEN GÜÇLERİ   KOSOVA  KÖRDÜĞÜMÜNÜ  ALEKSANDER  VUÇİÇ’E ÇÖZDÜREBİLECEK  Mİ?

Batı dünyası bu çabaları arkasında Kosova kördüğümünü 7 yıldan beri Sırbistan iktidarda olan SNS partisi ve onun lideri Aleksander Vuçiç’e çözdürme çabaları yatıyor. Siyasi kariyerine aşırı ırkçı Sırp Radikal partisinde başlayan A. Vuçiç yıllarca bu ırkçı partinin sekreterliğini yaptı. 2012 yılında SNS adı altında yeni bir parti ile siyasete devam eden Vuçiç aynı yıl SNS’nin seçimleri kazanması ile iktidar oldu. Önce Başbakan, sonra da 2016 yılındaki seçimlerde cumhurbaşkanlığına seçilen A. Vuçiç 7 yıldır Sırbistan siyasetinin  rakipsiz en önemli figürü olarak görev yapıyor. Parlamentoda yeterli çoğunluğu olmasına rağmen Miloşeviç’in partisi SPS’i  koalisyon ortağı olarak yanında tutmaya ve onun genel başkanı İvica Daçiç’i dışişleri bakanı koltuğunda oturtmaya devam ediyor.

Sırbistan’daki iç kamuoyunun Kosova’nın bağımsızlığına karşı çok büyük kitlesel bir tepkisi var ve Vuçiç’in Kosova’nın bağımsızlığını kendi kamuoyuna kabul ettirmesi çok zor görünüyor. Diğer taraftan, hem ABD, hem AB, Kosova problemini çözmesi için seferber olmuş Belgrad’a her taraftan  büyük baskılar yapıyor.  AB tam üyelik müzakerelerini kesmekle tehdit ediyorlar. AB müzakerelerinin kesilmesi demek Sırbistan’ın batı ile tüm köprüleri atması manasına geldiğini söyleyelim. Bu satırların yazıldığı saatlerde BM Güvenlik Konseyi de Kosova gündemi ile toplantı yapıyordu. Kosova problemini  yıllardır dondurarak bekleten Aleksander Vuçiç  çok zor bir kararın arefesinde.
 

 
 

Güncelleme Tarihi: 17 Haziran 2019, 17:47
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmed Öncüer
Mehmed Öncüer - 6 gün Önce

Davut Nurilerin bu çok güzel yorumu için ve çalışmalarından dolayı çok teşekkür ediyorum, başarılarının devamını dilerim.

banner39

banner36

banner37

banner35