banner39

Küresel ısınma ve buzulların erimesiyle başlayan yeni dönem - Prof. Mikdat Kadıoğlu

Son zamanlarda sadece güneş lekelerine bakarak dünyanın buzul çağına gireceği üzerine spekülasyonlar da sık sık yapılıyor. Özellikle ve sadece bunlar güneş lekelerinin 11 yıllık salınımını dikkate alıyorlar. Şu an yani 2019’da güneş lekeleri sayısı en düşük seviyede ama buzul çağında değiliz.

Makale-Yorum 19.08.2019, 11:15 11.09.2019, 13:13
Küresel ısınma ve buzulların erimesiyle başlayan yeni dönem - Prof. Mikdat Kadıoğlu

   Mevsimlerin kayması,  küresel ısınmanın etkilerini şiddetle göstermesi, doğal kaynakların hızla tükenmesi ve yaşanan afetlerde artış... Bununla birlikte Türkiye gibi kuraklık tehdidi altında olan ülkeler...  Doğanın dengesindeki değişimi inkâr etmemiz mümkün değil. Peki, dünyayı bekleyen riskler neler? Dünyanın sonu geliyor mu, yoksa son dönemlerde yaşananlar; küresel ısınmanın etkileri abartılıyor mu? İklimsel değişiklikler ne ifade ediyor? Belki de en önemlisi insanlık yaptıklarıyla kendi sonunu kendisi mi hazırlıyor?
  
Tüm bunlara yanıt aramak üzere Ayşe Sonuşen,  Türk meteoroloji ve Afet Yönetimi Profesörü Mikdat Kadıoğlu ile konuştu.


Küresel ısınmayla birlikte mevsimlerde yaşanan değişim giderek belirginleşiyor. Ara mevsimler yok denecek kadar kısa sürüyor ya da yazın ortasında sizin deyiminizle 'yayla kadar serin' bir hava hâkim olabiliyor. Geçtiğimiz yaz yaşanan dolu da bunun diğer bir örneği. Son dönemlerde yaşanan bu meteorolojik olayları nasıl okuyabiliriz? Bizi neler bekliyor?

Günlük hayatta kullandığımız mevsimler, astronomik mevsimlerdir. Bu tanımlamaya göre örneğin, 21/22 Aralık’tan 21 Mart’a kadar olan 89 güne resmen kış deriz. Aslında havanın hiçbir zaman astronomik takvimlerin belirlediği tarihlere uyması beklenmemelidir.

Kullandığımız astronomik mevsimler belirlenirken ne hava şartları ne de iklim özellikleri göz önüne alınmıştır. Bu nedenle de, örneğin, resmen yaz mevsiminin (21 Haziran’da) başlamasından günler sonra havaların hala yeterince ısınmadığı gözlenebiliyor. Genellikle bu gibi durumlarda kamuoyunda mevsimlerin değil de "Bu yaz 13 gün gecikti" şeklinde hava şartlarının “yanlışlığı” veya “mevsimlerin kaydığı” üzerinde durulmakta ya da iklimin değiştiği şeklinde spekülasyonlar yapılmakta. Bu tür hava şartlarını gözetleyen atalarımız geçiş mevsimlerinde yer alan Mart ve Ağustos ayları için; “Martın on beşi yaz, on beşi kış. Ağustosun yarısı yaz, yarısı kış.” demişlerdir. Havanın hiçbir zaman takvimlerin belirlediği tarihlere uyması beklenmemeli. Tekrar altını çiziyorum hava şartları astronomik mevsimlere uymak zorunda değildir, çünkü bu havanın doğasına aykırıdır.

Küresel iklim değişikliği dolu gibi hiç olmayan yeni bir şeyi oluşturmuyor. Genellikle mevcut problemleri kötüleştiriyor. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda hortum, sel, dolu ve yıldırımdan ölenlerin sayısında ve bunların neden olduğu maddi kayıplarda maalesef artışlar olacak. Benzer bir şekilde kar yağışları azalttığı için kış turizmi, yazın hava sıcaklıkları arttığı için de deniz, kum ve güneş turizminde sıkıntılar ortaya çıkacak. Türkiye’nin giderek artan nüfusu ile beraber su kullanımındaki değişiklikler yüzünden 112 milyar metreküp olan yıllık su potansiyelimizin tümünü 2023 yılında kullanıyor olacağız. Diğer bir değişle su stresinde olan bir ülkeden su fakiri olan bir ülkeye dönüşeceğiz. Tropikal bir ülke olmayan Türkiye’de özellikle Güneydoğu bölgemizde sıtma gibi tropikal hastalık vakalarında artışlar olması bekleniyor...

Özetle Dünyada iklim değişimi nedeni ile (sel, kuraklık, vb.) ekstrem hava olaylarında büyük artışlar bekleniyor. Bu nedenle, 21. yüzyılda meteorolojik afetlerden dolayı olacak kayıpların önemli ölçüde artacağı bekleniyor. Örneğin, 1990’larda afetlerden dolayı görülen küresel ekonomik kayıplar 608 milyar dolardan daha fazla oldu. İklim değişimi nedeniyle, örneğin, 2050 yılına kadar ekonomik kayıpların yılda 300 milyar dolara ulaşması bekleniyor.


Küresel iklim değişiklikleriyle nasıl başa çıkılabilir? En önemli nedenleri neler? Hangi önlemler alınmalı?

Atmosfere son yıllarda fosil yakıtları tüketimi sonucu büyük miktarda salınan gazlarının atmosferin sera etkisini kuvvetlendirmesi, bu gazları yutacak olan ağaç vb. yutakların yok edilmesi ve dünyanın yerine koyabileceğinden daha fazla kaynakların aşırı bir şekilde tüketilmesi küresel iklim değişiminin en önemli nedenleridir. Diğer bir deyişle, iklim değişikliğini tetikleyen insan kaynaklı faktörleri iki grupta ele alabiliriz: Birincisi, fosil yakıtlarının kullanımındaki artış; ikincisi ise kötü arazi kullanımıdır.

Küresel iklim değişikliği ile küresel, ulusal, yerel ve bireysel ölçeklerde önlemler almak gerekiyor. Bu konuda öncelikle bireyler bir şeyler yapmalı, yerel ve ulusal yöneticilerinden de benzerini talep etmeli. Halkın gündeminde olmayan bir şey yöneticilerinin de gündeminde olmuyor. Bu yüzden bireysel olarak yapacaklarımıza bir bakalım.

Küresel iklim değişikliği ile mücadele etmek için bizim bireylere önerdiğimiz ve İngilizce 3R (R küp) olarak tanımladığımız kavramlar var; Reduce (azalt), Reuse (yeniden kullan) ve Recycle (geri dönüştür). Bu kavramlar çok önemli. Çünkü tüketimi ve israfı azaltıp bazı şeyleri yeniden kullanmalıyız.

Özetle Dünyada, küresel iklim değişime karşı bireylerin yapması alması gereken önlemler hala tartışılıyor. Öncelikle yapılması gerekenler; Dünya'nın sigortasının insan olduğunun bilincinde olarak; ağaç dikmek-yeşili korumak, enerjiden tasarruf etmek, daha az ve kısa mesafelere seyahat etme, güneş enerjisi kullanma, yeniden kullanma-geri dönüşüme eğilme ve karar vericilere iklim değişimi problemine karşı duyarlı olduğunu bildirmek diyebilirim.

Küresel iklim değişikliği gerçekleşmesi muhtemel küresel bir endişedir ve tarım sektörü ile gıda güvenliğini olumsuz bir şekilde etkileyecektir. Küresel ortalama sıcaklıkta artış, yağıştaki azalma ve CO2 seviyesinde yükselme bekleniyor. Bu, gıda güvenliği kadar ürünün büyümesini de doğrudan etkileyecektir.

Küresel iklim değişikliğini artık "durdurmamız" olası değildir; Bu yüzden yetkili kurumlarımız; sera gazlarını ve iklimin olası etkilerini azaltmalı, iklim değişikliğine uyarlanmalı ve iklim değişikliğine karşı toplumsal direnci geliştirmelidir
Bu durumda yerel ve ulusal yetkili kurumlarımızın ve alınan önlemlerin amacı, yenilenemeyen kaynakları verimli bir şekilde kullanmak; çiftliklerin ekonomik canlılığını sürdürmek ve böylece çiftçiler ile birlikte bir bütün olarak toplumun iklim değişikliğine karşı direncini ve dolayısıyla yaşam kalitesini arttırmak olmalıdır. Özetle sürdürülebilir tarım, ekolojiye saygı ve doğal kaynakları koruma ilkelerini kullanarak çiftçilik uygulamasına bir an önce geçmeliyiz.

Tarımın sürdürülebilirliği (direnç ve uyum) ve verimi iyileştirmenin birçok yolu vardır. Bunlar, bölgeden bölgeye de değişir. Bunlar arasında yetkililerimizin dikkate alması gereken belli başlı önlemler var.  Zararlı(haşere) yönetimi, dönme/değişimli otlatma, toprak koruma, su tasarrufu, örtü bitkileri, besin yönetimi, pazarlama ve peyzaj çeşitliliği başlıkları gibi.

Böylece direnç ve verimlilik artışını sürdürülebilir bir şekilde sağlamak için çiftçinin teşviklerini güçlendirmek ve iklim değişikliği ile mücadele etme ve iklim değişikliğine uyarlanma (uyum) hedeflerini feda etmeden, üç önemli seviyede reformuna ihtiyaç duyuluyor: 

İlki ulusal düzeyde: daha geniş sosyal, ekonomik ve çevresel politika ortamları tarafından gönderilen sinyaller, iklim değişikliğine uyum ve zararlarını azaltma çabaları ile birlikte sürdürülebilir verimlilik artışını sürekli olarak desteklemeli.
İkincisi sektör seviyesinde: tarım sektöründeki politikalar da küresel iklim değişikliği senaryolarındaki risklere göre tutarlı olmalıdır. Bu nedenle, değişen iklim ve su kaynaklarına uygun olmayan sübvansiyonlara olan bağımlılığını azaltmak ve/veya ortadan kaldırmak için politika reformlarına acilen ihtiyaç var.                                                 

Üçüncüsüyse çiftçi seviyesinde: sürdürülebilir ve verimli uygulamaların benimsenmesini sağlamak için çiftçilerin en iyi uygulamalara ait yenilikçi teknolojileri kullanması teşvik edilebilir.

Yakın gelecekte yaşanabilecek buzul çağı iddialarına karşı sizin yorumunuz nedir?

Dünyanın iklim sistemi, atmosfer ve okyanusların doğal güçleri ile rüzgâr, yağmur ve sıcaklık dağılımını kontrol eder. Bu dinamik sistem, bir buzul çağından diğerine doğru sürekli değişmektedir. Geçen 3 milyon yıl içinde, iklimdeki doğal değişimleri ve ekolojik sistemlerin kendilerini bu değişimlere nasıl ayak uydurduğunu, jeolojik bulgulardan kabaca görmek mümkün. Buzul çağlarda bitki örtüsü güneye, iki buzul çağın arasında da kuzeye doğru gelişmiştir. İnsan ve hayvanların sayısında da bu bitki örtüsündeki değişim sürekli olarak yansımıştır. Jeolojik bulgular, dünya atmosferinin sıcaklığında birçok değişimler olduğunu ortaya koyuyor. Sürekli olarak, yaklaşık 100 bin yıl süren bir buzul çağını, ılık ve biraz daha sıcak 10 bin ila 20 bin yıl süren bir ara iklim takip etmiştir. Buna rağmen, 80’li yıllardan önce iklim değişimi konusunun önemi, kamuoyunda az iken akademik camiada büyüktü. En büyük problem “Buzul çağına ne yol açtı?” sorusuna yanıt vermekti. Aslında 19. ve 20. yüzyılların başlarındaki bir düşünceye göre iklim değişimleri geçmişe ait bir olaydı ve sadece çok uzun jeolojik zamanlarda meydana geldiğine inanılıyordu. Sonuçta, bilim insanları özellikle geçen 10 veya 20 yılda, iklimin tüm zamanlar boyunca değişerek bugünkü haline geldiği fikrinde birleşti. İnsan faktörü ortaya çıkmadan önce güneşteki etkinlikler, dünyanın astronomik hareketleri, volkan patlamaları ve tektonik hareketler dünyanın iklimini değiştiren doğal nedenlerdir. Şu an sadece bu nedenler geçerli olsaydı, yani insan etkisi olmasaydı dünya buzul çağına girecekti.

Son zamanlarda sadece güneş lekelerine bakarak dünyanın buzul çağına gireceği üzerine spekülasyonlar da sık sık yapılıyor. Özellikle ve sadece bunlar güneş lekelerinin 11 yıllık salınımını dikkate alıyorlar. Şu an yani 2019’da güneş lekeleri sayısı en düşük seviyede ama buzul çağında değiliz. 11 yıl sonra 2030’da tekrar en düşük seviyeye inecek diye buzul çağı gelecek deniliyor. Bunu söyleyenler tek çiçekle bahar gelmeyeceğini unutuyor. İklim üzerinde şu an en baskın güç insan. İnsan ve diğer doğal etkileri dikkate almayıp tek bir parametreye bakarak beklenen buzul çağı sadece bir hayal.


Farklı kıtalarda farklı çevre sorunları hâkim. Afrika'da açlık var, Avustralya'da tarımsal üretimde düşüş ile Türkiye ve Güney Amerika'da ise susuzluk tehdidinin arttığını söylüyor uzmanlar. Atmosferdeki değişime rağmen, hangi önlemler alınırsa bu tehdit ortadan kalkar?

İklim değişikliğinin Dünya’da ve ülkemizdeki olumsuz etkileri hakkında bilimsel ve inkâr edilemez somut kanıtlar var. Küresel iklim değişikliği ülkemizdeki sürdürülebilir tarım ve gıda güvencesini yıllık ve mevsimsel yağışların azalması ve sıcaklıkların artması bununla birlikte daha fazla sıklıkta, şiddette ve alanda etkili olan sıcak hava dalgası, kuraklık, sel, hortum, vb. hidro-meteorolojik fırtınalara neden olması.

Bu nedenle önlem alınmadığı takdirde; Ülkemizdeki gıda sanayi için en önemli hammaddeler olan Mısır, Pancar, Yem Bitkileri, Yağlı Tohumlar, vb.’de büyük rekolte ve kalite kaybına uğrayabileceğiz. Tarım Bakanlığının şu an teşvikler, vb. için kullandığı tarım havzaları önemli oranda değişikliğe uğrayabilecek ve işlevini yitirebilecek. Aynı zamanda Türkiye’nin tarımsal üretim deseni, sürdürülebilir tarım ve gıda güvencesi olumsuz bir şekilde değişebilecektir.

Bunlar için, önlem almakta iş işten geçtikten sonra değil; mümkün olduğunca çabuk, yani şimdi harekete geçmeliyiz. Artık "şimdi doğaya karşı kirli ve yıkıcı bir büyümeyi, daha sonra da çevreyi temizlemeyi" göze alamayız. Çünkü uzak bir gelecekte değil; şu an küresel iklim değişikliğine önlem almadığımız takdirde, iklim değişikliği; Kalkınmada büyümeyi engelleyip yoksulluğu artırır, Genel riskleri ve güvenlik açığını büyütür ve İnsan yaşamına, sağlık, geçim ve gıda güvencesine büyük tehdit oluşturur.

banner53
Yorumlar (0)
23
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?