banner15

Libya'nın geleceği - Mehmet Akif Ersoy

Libya'nın geleceği - Mehmet Akif Ersoy

Uzun yıllardır Ortadoğu ağırlıklı olarak bölgesel gelişmeleri takip ediyorum.

Bu köşede Suriye, Mısır, Sudan, Yemen, Suudi Arabistan, İran ve Filistin üzerine yazılar yazdım. Her biri birbirinden sorunlu ilişkilere sahip komşularımız ve İslam ülkeleri…

Bugün o yazılara Libya’yı da ilave edelim istedim. Zira adını son haftalarda yeniden karışıklıklarla daha sık anıyoruz.

Muammer Kaddafi’nin NATO müdahalesiyle devrilmesinin ardından Libya’da başlayan kaotik durum 8 yıldır devam ediyor.

Ülkenin doğusundaki Tobruk ve önemli liman bölgelerini kontrol altında tutan General Halife Hafter, 4 Nisan’da başkent Trablus’u ele geçirmek için operasyon başlattığını duyurdu.

Uzun süren istikrarsızlık sürecini yakından takip edenlere göre bu hamle, Libya’da daha şiddetli bir iç savaş riskini yeniden gündeme getirdi.

Hafter’in operasyona başlamasından önce Libya’da gözler, BM gözetiminde 14-16 Nisan’da yapılacak diyalog görüşmelerine çevrilmişti. Ancak saldırılar tüm hesapları alt üst etti. 

Başkent Trablus’ta bulunan, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği üyesi pek çok ülkenin meşru olarak tanıdığı Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH), saldırılara direnmeye başladı.

Yaşanan şiddetli çatışmalar neticesinde Dünya Sağlık Örgütü’ne göre şu ana kadar 454 kişi hayatını kaybetti, 2154 kişi yaralandı ve 50 binden fazla insan yerinden oldu. 

HAFTER’İN TUTMAYAN HESAPLARI

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’ın desteğini arkasına alan Hafter, Fransa ile de yakın ilişkilere sahip.

Halife Hafter’in en çok güvendiği hususlardan biri sahip olduğu düzenli ordu birlikleri. Trablus’taki UMH’nin silahlı güçleri daha çok dağınık milislerden oluşuyor.

Hafter, operasyondan kısa bir süre önce Suudi Arabistan’ı ziyaret etmiş, Kral Selman ve veliaht Prens Muhammed Bin Selman ile görüşmüştü. Arap basınında çıkan bazı yorumlarda, operasyon kararının bu görüşmelerde netleştiği ifade edilmişti.

General Hafter, operasyona başladığını ilan ettiğinde, işinin bu kadar zor olacağını tahmin etmemişti.

Hafter şu sıralar, 4 Nisan’da “iki günde girerim” dediği Trablus’un kenar mahallelerinde çatışmalarına devam ediyor. Bir buçuk aydır aynı yerdeler.

Bu çatışmalarda da eşitliği bozan, menfaat sahiplerinin Hafter’e sağladığı destek.

UMH komutanı Cuveyli’nin en çok belini kıran, “Leyli Taarruz”(Taarruz Gecesi) dedikleri gece yapılan İHA(İnsansız Hava Aracı) saldırıları oldu.

Hafter’in ilerleyişine rağmen, planladığı gibi Trablus’u şu ana kadar düşürememesi ve UMH’nin girişimleriyle dünya kamuoyundan şiddetli tepkiler alması, onu ve destekçilerini oldukça zora sokmuş durumda.

Süreci yakından takip edenler, “Hafter’in Trablus ve Mısrata’yı tam anlamıyla ele geçirmek yerine UMH’yi sıkıştırarak BM gözetimindeki görüşmelerde elini güçlendirmek istediğini” düşünüyor.

Bu arada ABD’nin net olmayan tavrı da, Hafter’in pervasızca hareket edebilmesinin arkasındaki temel sebeplerden biri olarak görülüyor.

Trablus operasyonunun ilk günlerinde ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo; “Hafter’den saldırıları durdurmalarını istediklerini" belirtmiş, ancak bu açıklamadan hemen sonra General Hafter Trump’la bir telefon görüşmesi gerçekleştirmişti.

O görüşmede ise Trump’ın “Hafter’in terörle mücadele konusundaki tutumunu takdir ettiği” açıklanmıştı.

YENİ KADDAFİ Mİ?

Hafter, 2011’lerde UMH’nin Komutanı Cuveyli gibi Kaddafi sonrası düzen getirme iddiasında olan yeni liderlerden biriydi.

Ancak süreç içerisinde Hafter’den hayali, kısmen içi boş bir kahraman yaratılmışa benziyor. Bunun arkasında da destekleyen ülkelerin etkili dezenformasyonu yer alıyor.

Hafter, emir komuta ettiği askerin naifliğinden istifade ederek, kendince doğruluk koltuğuna oturmuş ve “hainleri” yok etmeye çalıştığını söylüyor.

Kendisine bağlı askerlerin eğitim seviyesi, emir komuta içerisinde oluşu ve Libya gibi bir ortam dikkate alındığında, Hafter gibi liderlerin peşinden gitmesi çok da garip karşılanmamalı.

Libya siyaset sahnesinde başat aktörlerden biri olan Halife Hafter’in geçmişi, Muammer Kaddafi’nin iktidara geldiği zamana kadar dayanıyor.

Albay Muammer Kaddafi liderliğinde Kral İdris’i deviren subaylar arasında yer alan Hafter, daha sonra da Kaddafi’nin önemli adamları arasındaki pozisyonunu korudu. 

Bu durum, Libya’nın Fransa destekli Çad ile 1980’lerde giriştiği savaşta yenilmesine kadar sürdü. Yenilgi, onun gözden düşmesini de beraberinde getirdi.

Hafter, Çad ile savaşan askeri birliklerin başındaydı ve savaş sonucunda esir düştü. 

Esareti biten Hafter, Kaddafi için artık gözde bir subay değil, aksine bir “haine" dönüştü.

ABD’ye sürgüne gönderildikten sonra ise artık Kaddafi’ye karşı çalışmaya başlayacaktı. Hafter’in bu süreçte “CIA ile ilişki kurduğu” iddiaları da çok tartışıldı.

Kaddafi’ye karşı 2011’de başlayan ayaklanmada Hafter doğudaki güçlerin komutasını üstlendi. “Arap Baharı” sürecinde “diktatörlerin devrilmesiyle” alternatif lider arayışları baş gösterdi.

Burada kullanılan argüman, söz konusu ülkelerde “istikrarı ve birliği sağlayacak güçlü isimlerin desteklenmesi” gerektiğiydi.

Hafter de sürecin başından itibaren “Libya’nın güçlü lideri” rolünü üstlenmeye epey hevesliydi.

Bu yüzden dünya medyasında kendisiyle ilgili “Yeni Kaddafi olma yolunda” olduğuna dair yakıştırmalar yapıldı.

Ancak Hafter’in tüm Libya halkına kendini kabul ettirmesi hem ülkenin kendine has sosyal yapısı hem de Libya’daki uluslararası dengeler açısından kolay bir durum değil. 

TÜRKİYE’NİN POZİSYONU

Türkiye, Kaddafi’nin devrilmesi için başlatılan askeri müdahaleye ilk günler karşı çıkmış daha sonra ise tavır değiştirmişti.

Bu durum, Kaddafi’nin geçmişte Türkiye’ye Kıbrıs Barış Harekâtı ve PKK’ya karşı mücadelede destek vermesinden dolayı eleştirilere neden oldu.

Ankara, Libya’nın geldiği noktada BM tarafından meşru sayılan Trablus’taki UMH’ne destek veriyor. Geçtiğimiz günlerde UMH başkanı Fayiz El Serrac ile bir telefon görüşmesi gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Libya halkına karşı komployu engellemek içi tüm imkanların seferber edileceğini” söyledi.

Türkiye’nin Libya’daki pozisyonu, Suud öncülüğündeki Körfez ve Mısır medyası tarafından hedef alınıyor. Söz konusu ülkelerin basın organlarında Türkiye’ye ilişkin karalama kampanyaları hız kesmeden devam ediyor. Körfez medyası, “Türkiye’nin Libya’ya silah ve mühimmat taşıdığına” dair suçlamalar yöneltiyor. 

Türkiye ise UMH’yi desteklerken, Libya’nın bölünmesine karşı çıktığını,  meşru yönetimden yana olduğunu ve askeri değil siyasi çözümü meşru gördüğünü vurguluyor.

NE YAPMALI?

Türkiye, daha önce “Arap Baharı” sürecinde başka ülkelerde düşülen hataların tekrarlanmaması için, Libya’daki tüm tarafları kucaklamalı ve onlarla ilişki geliştirmelidir.

Mısır, Körfez ve bazı Batı ülkeleri, son yıllarda Türkiye’nin Libya’dan tamamen tasfiye edilmesi için ciddi çaba harcamıştır.

Mevcut durumda fiilen bölünmüş olan Libya’da, Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne verilen siyasi desteğin “Libya’da tek bir tarafı desteklemek anlamına gelmediği” iyi anlatılmalı, bunun için de kullanılan dil özenle seçilmelidir.

Özellikle Hafter kontrolündeki doğu kesimlerinde yumuşak güç kullanıp, buradaki halkın Türkiye’ye karşı olumlu algısı mutlaka korunmalıdır.

Doğu Libya’daki kaynaklarım, Türkiye için bu bağlamda uygun zeminin halen var olduğunu ısrarla vurguluyor.

Hafter kontrolünde olan ve ülkenin doğu kesimi olarak tabir edilen bölgelerin, Kaddafi döneminden beri kasıtlı olarak geri bırakıldığı bilinen bir gerçeklik. 

Libya politikalarını şekillendirirken; UMH (Ulusal Mutabakat hükümeti) kanadında da yanlışlıklar olabileceği, Hafter’in tamamen dışlanmasından ziyade, iyi analiz edilmesi gerekliliği gözden kaçmamalı.

Askeri uzmanlar; “Libya’da ortak akıl oluşturulmak isteniyorsa ‘askerin saflığının’ istismar edildiği de ortaya konulmalıdır” diyor ve ekliyor; “ortak akıl için önce tarafların güç dengesi oluşturulmalı, sonra masaya oturtulmaları sağlanmalıdır.”

Türkiye bu durumu atlamamalı.

Bugüne kadar Libya’da siyasi sürecin sağlıklı şekilde yönetildiğini söyleyemeyiz. Afrika kıtası başta olmak üzere, pek çok ülkede TİKA, Kızılay Yunus Emre ve sivil toplum kuruluşlarıyla halkın gönlünü kazanmış olan ülkemiz bu avantajından uzaklaşmamalı.

UMH’ye destek verilirken, Suud, Mısır ve BAE destekli Hafter’in kontrol ettiği bölgede yaşayan yerel halkla ilişkiler de sağlam tutulmalıdır.

Kaynak: Habertürk

YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35