banner39

Libya’yı nasıl kaybettik?  - Osman Şahin

Makale-Yorum 26.09.2020, 15:26 26.09.2020, 17:08
Libya’yı nasıl kaybettik?  - Osman Şahin

      
İttihat ve Terakki iktidarı, ülkenin dört cephesindeki başarısızlığını 1911-1912’de  Libya ve Ege Adaları konusunda da gösterdi. Turgut Reis’in  360 sene önce  fethettiği Bingazi, Tobruk  ve civar bölgeler Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa’nın 18 Ekim  1912’de Uşi’de yaptığı  antlaşma ile  İtalyanlara terk edildi. Antlaşmayı Türk tarafı adına Mehmet Nabi ve Rumbeyoğlu Fahrettin (*) imzaladı. Uşi (Ouchy) Antlaşmasının, aşağıda kaydettiğimiz ikinci maddesinde, İtalyanların elinde bulunan Rodos ve civar adaların (12 ada)  tekrar Osmanlılara bırakılacağı yazıyordu. Ancak nasıl olduysa bu adalar bize verilmedi, ikinci dünya savaşı sonunda silahlandırılmamak şartıyla Yunanlılara verildi. Yunanlılar da Kıbrıs’ta çıkan hadiselerden sonra Ege Adalarını Rodos Başkonsoloslarımızın gözü önünde birer silah deposu haline getirdi.
 
(*) (Rumbeyoğlu Fahrettin 1921’de Maarif Nazırı iken okul kitaplarından “Türk” kelimesini kaldırma talimatı veren bir diplomat)

Uşi Antlaşması,Madde 2 : “İşbu muahedenin imzası akabinde hükûmeteynden (iki hükümetten) her biri yani hükûmet-i Osmaniye Trablusgarp ile Bingazi'den ve İtalya hükümeti Adalar Denizi'nde (Ege Denizi)  taht-ı işgalinde bulunan adalardan kendi zabit ve askerleri ile memurin-i mülkiyelerinin celpleri zımnında emir vermeği taahhüt eder. İtalya zabitan ve asakiri ile memurin-i mülkiyesi taraflarından cezair-i mezkûrenin  (adıgeçen adaların) fiilen tahliyesi Osmanlı zabitan ve asakiri ile memurin-i mülkiyesi taraflarından Trablusgarp ile Bingazi'nin tahliyesini müteakip vukubulacaktır”. (Dustur, Tertib-i sâni cilt 7, s. 8).
Not:  (Antlaşmanın tam metni için, Prof. Dr. Nihat Erim’in  “ Devletler Hukuku ve Siyasi Tarih Metinleri Cild: 1”) 

İttihatçıların Roma Büyükelçiliğinden Sadrazamlığa getirdikleri  İbrahim Hakkı Paşa, üstlendiği büyükelçilik görevi  hasebiyle İtalyanları iyi tanıyordu ve bu ülkeye büyük bir itimadı vardı. İtalyanların Libyayı işgal edeceklerine hiç ihtimal vermiyordu. “İki memleket arasındaki dostane münasebetlerin sağlamlığından ve sürekliliğinden o derece emindi ki  o taraftan ufukta hiçbir  leke görmüyordu” (Mabeyn Başkatibi, Halid Ziya Uşaklıgil, Saray ve Ötesi: Sayfa: 144) . 
       
Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa            Selanik’i Yunanlılara teslim eden     Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa
                                                                 Hasan Tahsin Paşa                 

Sultan İkinci Abdulhamit Libya’ya ilave silahlar göndererek askeri kuvvetleri tahkim etmiş, düzenli ordu intikal edene kadar çoğunluğu Trablusgarp merkezine bağlı “Nevahi-i Erbaa”da meskun Kuloğulları Türklerinden (قول اغللرى) oluşan  iki alaylık (6200 kişi)  yerel bir milis  gücü (jandarma) kurarak silahlandırmıştı. Bu teşkilat 1200 kişilik atlı birlikler ve 5000 kişilik piyadelerden oluşuyordu. Ancak, 1900 senesinde (Hamidiye Alayları diyebileceğimiz)   Kuloğulları Milis Teşkilatı gösterdikleri disiplinsizlik sebebiyle lağvedildi. Oradaki komutanların bütün ısrarlarına rağmen teşkilatın yeniden kurulmasına Abdulhamit tarafından izin verilmedi. (Bazı kaynaklar İttihatçıların bu alayları dağıttıklarını yazsa da bu iddia doğru değildir. Aşağıdaki (Belge: 3) bu iddiayı tekzip ediyor). 

İttihatçılardan  Trablusgarp ve Bingazi Komutanı Miralay Enver (Enver Paşa), İtalyanlara karşı büyük bir mücadele göstermiş 15 Şubat 1911’de Derne’de gece baskınına maruz kalmış, Tobruk’ta çetin çarpışmalara direnmiş ancak yeterli tahkimat ve silahların bulunmaması sebebiyle Libya’nın daha fazla savunulamayacağını anlayınca diğer subaylarla birlikte bölgeden ayrılmak zorunda kalmıştır. 

İttihatçıların önde gelenlerinden devrin Harbiye Nazırı Mahmut Şevket ve İbrahim Hakkı Paşalar Libya’da umudu kesmişti. İtalyanların bölgeyi işgal edeceklerine dair aldıkları telgraf ve ihbar mektuplarını duymamazlıktan gelip askeri techizatı Yemen’e gönderdiler. Oysa Libya’nın bizim için daha stratejik idi. Bölge silahlardan arındırılıp mukavemetsiz hale gelince  23 Eylül 1911 günü  İtalyanlar tarafından işgal edildi. İşgal ile eş zamanlı olarak İtalya Babıali’ye de bir nota  vererek Trablusgarp, Bingazi ve civar mıntıkaların  kendilerine verilmesini istedi. Mabeyn Başkatibi  Halid  Ziya Uşaklıgil, yukarıda kayıtlı  “Saray ve Ötesi” isimli hatıratında  diyor ki: “ Hakkı Paşa sadarete Roma sefaretinden geldiği için İtalya sefiriyle onun arasında tekellüften, resmiyetten uzak bir münasebet hâsıl oldu. Bu gün bana sefir telefon etti: — Hakkı Paşa bu akşam yemeğine bana geliyor, yemekten sonra da briç yapacağız. Siz de gelirseniz üç kişi olacağız. Başka kimse yok. — Yemeğe memnuniyetle iştirak ederim, fakat ben briç oynayamam. Cevap verdi: — Yemekte bulununuz, kâfidir. Yemekten sonra gelecek olanlar var, onların arasında elbette briç oynayanlar bulunacaktır; dedi. Ve bu suretle sefir, sadrazamla ben yalnız üç kişi sefarette akşam yemeğinde bulunduk. Sonradan tek tük, gene sefaret erkânından gelenler olunca, ben yavaşça silindim... Bu hususî mahiyette ve her türlü merasimden azade davete sebep ne idi? Bunu o zaman hiç düşünmemiştim. Ancak sönmemiş olaylar birbirini takip edince meydana gelen hiç beklenmemiş hâdise ile bu davet arasında bir münasebet bulunmuş olacağına hüküm verdim”.

Bu ifadelerden, İtalyan sefirinin (muhtemelen) sadrazamla briç oynarken  notayı verdiğini anlıyoruz. Yani sefir, Sadrazama notayı vermek için yemek ve briç oyununu bahane ederek ikametgahına davet etmiş. Zira bazı kaynaklarda sadrazamın briç oyunu bitene kadar zarfı açmadığı anlatılır. Sadrazamın, sadaretten istifa ederken;  “eski devirlerde, benim durumuma düşen vezirlerin kafasını padişahlar kestirirlerdi” ifadesi bu ifadeyi doğrular niteliktedir. 

İttihatçıların Libya’da gösterdikleri başarısızlık ve ihmal Balkan milletlerini de cesaretlendirdi.   Takip eden aylarda  Selanik’ten başlayarak  bölgede isyan hareketleri başladı. Libya’da yerliler direnç göstermişti. Selanik’te ise 26.000 kişilik ordumuz önce silahlarını Yunanlılara teslim etti, bilahare Yunanlılar tarafından hunharca kurşuna dizildi. Selanik ve Libya cephesindeki her iki  ihmalkarlığın birinci derece sorumluları (Hasan Tahsin ve İbrahim Hakkı Paşalar) Divan-ı Harbı Örfî Mahkemesinde yargılandılar, Tahsin Paşa idam cezasına çarptırılır, İbrahim Hakkı Paşa ise Meclisin kapatılması gerekçe gösterilerek Berlin’e sefir olarak tayin edilir  ve orada vefat eder. 

Bu cephelerde Osmanlının kaybetmesinin en büyük sebebi, her yanda başgösteren tehlikeler karşısında daha disiplinli ve sıkı bir yönetim gerekirken ittihatçıların işi hala gerilla mantığıyla sürdürmeleri ve  bütün politikalarını İkinci Abdulhamit politikalarının aksine bir çizgi üzerinde yürütmüş olmalarıdır. Mesela, Libya’nın silahlardan arındırılması ve orada eski bir düzen olmasına rağmen bunun dağıtılması,Türk asıllı  Kuloğullarıyla temas kurulmaması devlet idare etmenin öyle sanıldığı gibi kolay olmadığını göstermektedir. Selanik’te ise (geçici bir antlaşma ile)  26 bin askerimizin elinden silahlar alınarak Yunan askerlerince kurşuna dizilmesini ise “ihanet”ten başka hiçbir kelime ile izah edilemez.  

(Yunanlılar Selanik şehrinin teslimine dair  geçici antlaşmayı  Tahsin Paşa’ya imzalattıktan sonra üç gün içerisinde  15.000 silahsız askerimizi  kurşuna dizdiler, kalanları da aç bırakılarak  öldürdüler. Hasan Tahsin Paşa ve diğer üst düzey komutanları ise öldürmediler (Kaynak: Dergipark). 25 sene sonra 1937’de Selanik yakınlarındaki “Gefira” da Balkan Savaşları Askeri Müzesinin bahçesine  Tahsin Paşa’nın mezarını naklettiler  ve yaveri olan oğlu Kenan Mesare ile anıt mezarını yaptılar.  Tahsin Paşa her yıl burada saygı törenleriyle  ve minnetle anılmaktadır. (Kaynak: Yorgo Kırbaki)  
       
Selanik yakınlarında Gefira’daki Balkan Savaşı Müzesi bahçesinde Tahsin Paşa ve oğlu Kenan Mesare’nin anıt mezarı.    (Görüntüler Gazeteci İlhan Tahsin Arşivinden alınmıştır)

6 Haziran 1916 tarihinde Tahsin Paşa’ya Osmanlı  Devleti’nin 55/370 numaralı pasaportu verilir. Avrupa’da bu pasaportla gezer. Cenevre Başkonsolosluğu tarafından İstanbul’a gönderilen telgrafta Tahsin Paşa’nın  Selanik’i Yunanlılara teslim etmekten  dolayı sabıkalı olduğu hatırlatılarak pasaportunun temdit edilip edilmeyeceği sorulur. Paşa, kendisi durumunu İsviçre makamlarına anlatır ve 2000 frank teminat vererek orada ikamet etme izni alır.    (Belge: 1).
    
        Eski Selanik                                   Şimdiki Selanik                  Selanik’te Türk askerinden toplanan silahlar

Bu iki olay gösteriyor ki; Sadrazam İsmail Hakkı Paşa’nın Kara Tahsin Paşa’dan,  Kara Tahsin Paşanın  ise Sadrazam İsmail Hakkı Paşa’dan farkı yok. İkisi de  aynı tornadan çıkmış gibi. Biri tecahül-i ârif ile vaziyeti kurtarmaya çalışıyor diğeri ise 26 bin askerin katledilmesini şehrin estetiğine feda ediyor. Yunanlılara sığınarak veya meclisi kapattırmakla canlarını kurtarıyorlar.
 O günlerin farklı paşası ise Adana’daki Ermeni isyanlarından dolayı, aralarında Bahçe Müftüsünün de olduğu Adanalı zengin ailelere mensup  47 Müslüman genci (mahkeme hakimini değiştirerek)  idam ettirdiğini hatıralarında yazan  Cemal Paşa’dır. Kendi hatıralarından okuyalım: (Osmanlıca, 255’inci sayfa) 
“Mandelştam, kitabının 205’inci sayfasında Adana kitalinden mesul olan Müslümanların en ehemmiyetsizlerinden yalnız dokuz kişinin idam olunduğunu, Türkler hakkındaki neşriyat-ı garazkaranesiyle meşhur olan Adusidis ismindeki bir Rum’un eserine atfen iddia  ediyorsa da gerek Adusidis ve gerek Mandelştam  yalan söylüyorlar.  Adana’ya vardıktan dört ay sonra  yalnız Adana şehrinde  Divan-ı Harb-i Örfi Mahkemelerinden  30 Müslümanı idam ettirdiğim gibi  ondan iki gün sonra da  Erzin Kasabasında 17  Müslümanı idam ettirdim. Bunlarla beraber yalnız  1 Ermeni idam olunmuştur.  İdam edilen Müslümanlar arasında Adana’nın en eski ve en zengin  ailelerine mensup gençler bulunduğu gibi  Bahçe Kazası Müftüsü dahi vardı. Bu müftü o havali Türkleri nezdinde pek büyük bir nüfuza malik bulunuyordu”. (Kaynak: Cemal Paşa - Hatırat 1913-1922, Dersaadet 1922) 
Araplar tarafından “Seffah” olarak anılan Cemal Paşa  hatıratının aynı sayfasında devamla, Adana’daki çarpışmalardan dolayı meydana gelen zararın giderilmesi için merkezi hükümet tarafından  gönderilen 200.000 liranın nasıl harcandığını ve  iki halk arasındaki soğukluğu nasıl giderdiğini de şöyle anlatır:
“Kendi riyasetim altında Adana’da bir inşaat komisyonu teşkil ettim. Komisyon Amerikalı Misyoner Mr. Cimbres (چمبرس) bir çok ecnebilerle  ve çoğunluğu Ermenilerden olmak üzere bir çok yerliden tetkib ediyordu…. Hülasa 3-5 ay zarfında Ermeniler ticaretlerine, sanatlarına, ziraatlarına kamilen başladılar ve Müslümanlarla   arasındaki bürudet-i sabıkadan (eski soğukluk) hiçbir eser kalmadı”.
Özetle; İttihatçıların, Roma Büyükelçiliğinden Sadrazamlığa getirdikleri  İbrahim Hakkı Paşa, İtalyanlarla Uşi’de bir anlaşma yaparak Libya’yı İtalyanlara terkeder. Müteakiben, Balkanlar, Selanik, Filistin de bunların zamanında kaybedilir. Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa,  İkinci Abdulhamid’in daha önce ihtiyaten  Libya’ya gönderdiği silahları Yemen cephesine göndererek Libyayı savunmasız bırakır ve  İtalyanlar Libya’yı işgal ederler. Libya yerlileri kendi kendilerini savunur. Silah eksikliği sebebiyle muvaffak olamazlar. Libya 39 sene İtalyanların hakimiyetinde kalır ve 1951’de bağımsızlığına kavuşur. 
   
                 Kendisi de aslen Konya Ermenekli Kuloğulları askeri olan Karamanlı                    
                Ahmet Paşa’nın Trablusgarp’ta inşa ettiği camiinin dış ve iç görünümü. 
   
                                 Trablusgarptaki Turgut Reis Türbesi ve camii

Trablusgarpta bulunan cami, mektep, medrese ve mescitlerimiz: 
Belediye Mahallesinde İbn-i Tayyib Mescidi, Zahra Mahallesinde Cez’ Camii,  Murad Ağa Camii, Seyyid Salim Elmeşad Camii, Türk Çarşısı Camii, Şayibü’l ayn Muhammed Paşa Mescidi, Dîlavî Camii,  Saklanî Camii, Muhammed Şan Mescidi, Duruc Camii, Felah Camii, Elkatip Mescid ve Medresesi, Nâfe Camii, Mahmud Camii, Babulbahr Mahallesinde Mescid,  İbn-i Süleyman Mescidi, “Errîkî” ve “Karabağlı” namlarıyla maruf mescidler Binbaşı Selanikli Hacı Hayri Efendinindir. Münşiye Mahallesinde Muhammed Dedenin Mecidiye Camii,  Münşiye Karyesinde Ebi Âşur Mahallesindeki cami İbn-i ‘Umurenindir.  Münşiye Karyesinde “Azzûz” Camii. (Münşiye Nahiyesi Koloğulları Türklerinin yoğun bulunduğu bir mıntıkadır)   Hazinedar Mahmut Paşa Camii. Hurube Camii,  Seyyid Hamude Camii,  Müftü Mescidi, Mirğanî Mescidi, Abdulvehhab ibn-i  Makbel Mescidi,  Şeyh Sayda’ûs   صيدعوس  Mescidi,  Ğurî Mescid ve Mektebi.(Kaynak: Vakıf kayıtları ve İstanbul’da çıkan“Tercüman-ı Hakikat” Gazetesinin 5 Zilhicce Sene: 1305 tarihli ve 3048 numaralı nüshası)  (Not: İslam Ansiklopedisinde; “20’inci asırda  Trablusgarp’ta 10 cami bulunduğu” kayıtlı ise de, muhtemelen bu camiler şehrin merkezinde olan camilerdir. Bizim listede Trablusgarp ve civarında  15 caminin ismi vardır).

Bingazi’deki  cami, mescid ve türbelerimiz:

Şamî Camii, Şerîf Camii, Mistarî Camii, Bişşeyh Camii, Dırdıra      دردره Camii, Luhyeş  لوحيش  Camii, Hacı Mübarek Camii, Kadı Camii, Seyyid Hüseyin Camii, Bizzevin  بالزوين  Cami, İbn-i Hamza Camii, Dravi Mescidi, Şüluf Mescidi, Bin cica  بن جيجا Türbesi, Baklaz   بقلاز Camii, Vuhayşi    Mahallesindeki cami, Haddade Camii,  Derne Kasabasının Bilad Mahallesindeki cami, Atîk diğer adı Mehmet Bey Camii, Hastane Camii.

  
  (Belge: 1) (Latin harfleriyle yazılışı)           (Belge: 3)  Koloğulları Teşkilatının ilga edilmemesi için 
                               Trablusgarp Vali ve Kumandanlığından  18 Şaban 1309 
                                                                                (Miladi: 18 Mart 1892)  tarihinde İstanbul’a gönderilen yazı
                                                                                

3228
428
                                                                               Hülasa:   Tahsin Paşa hakkında

Devletlü Efendim Hazretleri

Balkan Muharebesinde Selanik’i Yunanlılara teslim eylemiş olan Lozan’da mukim Hasan Tahsin Paşa  Cenevre Başşehbenderliğinden (Başkonsolosluğundan)  muta 6 Haziran 1916 tarihli ve 55/370 numaralı  pasaportu ibraz ve tecdidini  (yenilenmesini) talep eylemiştir. İsviçre’de oturan  tebayı ecnebiye pasaport  ve evrak-ı sairesini hükümet-i mahalliyeye tevdi ederek  permi de sejor almaktadır. Hasan Tahsin Paşa’nın ânifül arz (yukarıda arzedilmiş) pasaportu hükümet-i mahalliyeye tevdi edecek yerde  Lozan Hükümetine 2000 frank  kefalet akçesi ita ederek (vererek)  28 Kanunıevvel 916 tarihli ve 879 numaralı permi de sejör almış olması mumaileyhin (adıgeçenin) Hükümet-i Osmaniyeyye karşı  vaziyeti anlaşılmaktan bulunması hasebiyle kendisine tabiiyet-i âlem  ve haberi (?) itasında tereddüt olunmaktadır.  İktizasının emrü inbası  merhun-ı irade-i aliyyeleridir. (yüksek iradelerine bağlıdır)  Ol babda emrü ferman Hazreti men lehül emrindir. 

14 Zilhicce 335 / 1 Teşrinievvel 917 

Cenevre Başşeehbendirliğine memur
               Baş Şehbender
                   Kamil
 
(2) Kuloğullarının yaşadığı  Trablusgarp yakınlarındaki 
Nevahi-i Erbaa’nın aynı isimle bir  ilçe yapılmasına 
dair belge.  Tarih: 1317 (M. 1900)
 

banner53
Yorumlar (2)
Muradov 7 ay önce
CHP Başdanışmanı Emekli Büyükelçinin dünyayı aleyhimize çeviren Karabağ hakkındaki açıklamalarını basından okuyunca İttihat ve Terakki zihniyetinin bu parti içinde devam ettiğine kanaat getirdim. Yazıklar olsun. Sosyolojik bir dil mantığıyla E.Büyükelçi'nin ifadelerini mercek altına aldığınızda iktidar hırsının kendisini Ermenileri destekleyecek kadar itidal çizgisinden uzaklaştırdığını görürüz. Dikkat edin aramızda neler var neler.
Mustafa Şenol 7 ay önce
Kalemine sağlık değerli kardeşim! Çok güzel bir değerlendirme olmuş!
3
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?
Günün Karikatürü Tümü