banner15

Milenyum Abdülmuttalip  - Şevket Hüner

Abdülmuttalip alaycı alaycı yüzüme bakıyordu. “Gördün mü sofi? Piyasa böyle dönüyor. Sen çarka çomak soktun da ne oldu? Olandan ben razı değilim, satın alma müdürleri razı değil, malın sahibi razı değil, hırsız razı değil, polisler razı değil… Söyle bakayım bu alışverişin engellenmesinden kim razı?” 

Milenyum Abdülmuttalip  - Şevket Hüner

Şevket Hüner

Milenyumun ilk yıllarında tanıdım onu. Sivaslı bir hafızın oğluydu. Piyasasının, gelecek vadeden renkli simalarındandı. Dükkânı bir çıkmaz sokağa açıldığından, havaların müsait olduğu günlerde sokağın ortasına attığı masasından tutardı piyasanın nabzını. Sirkülasyonu bol tezgâhını erken açar, geç kapatırdı. Bundan başka üç ayrı semtte satış dükkânları vardı. Yanında çalışan 35-40 kişiyi çok ustaca idare ediyordu. Bir süre piyasayı onun zaviyesinden seyrettim. Kâr getireceğinden emin olduğunda, mal ne kadar çok olursa olsun almaktan ve satmaktan geri durmazdı. Genel prensibi “Tahsilatı yapılan satış, en doğru satıştır” şeklindeydi. Tüm kazandıklarını akşamları pavyonlarda, barlarda harcardı. Gece olunca farklı bir yaratığa dönüştüğünü paylaşmak isterdi ama ben ilgilenmezdim. 

Aramızda adını koyamadığım sezgisel bir uyum vardı. Onunla konuşmadan anlaşırdık. Ben onun hidayetine vesile olabilir miyim diye düşünürken, o beni yanında çalıştırmak için motive etmeye çalışırdı. Yani farklı açılardan beklentilerimiz, beraberliğimizi kolaylaştırıyordu. 

“Sofi yetiş! Acayip kârlı bir iş var, söyle bana helal mi?” mesajını alınca soluğu yanında almıştım. Ünlü bir markanın ithal edilmiş yüklü miktardaki ürünleri çok cüzi bir fiyatla öneriliyordu. Gelen numunelere bakınca, bunların Kenan ağabeyin deposundan çalınan mallar olduğunu fark ettim. Bu durumu sezdiğimi anlamıştı ama yine de beni işe dâhil etmekten gizli bir zevk duyduğu yüzünden okunuyordu. 

Eline telefon rehberini alıp, ithal malzemelerle üretim yapanlar ile ünlü markaların mümessilliğiyle uğraşan ticari firmaların satın alma müdürlerini arayıp malzemeden haberdar etti. Daha bir saat geçmemişti ki birçok BMW ve Mercedes yanaştı. İçinden şık giyimli satın alma müdürleri numuneleri görmek maksadıyla arzı endam ettiler. Rakipleri ile karşılaşmaktan memnun olmasalar da edilecek kârdan hisselerine düşecek primler, onları kan kokusu almış yırtıcı köpek balıklarına dönüştürmüştü. Hepsi gizli görüşmeyi talep ediyor, ürüne herkesten daha çok ihtiyacı olduğunu ve nakit ödeyeceklerini iddia ediyorlardı. 

Bu hengâme yaklaşık bir saat sürdü. Artlarında bıraktıkları birbirinden fiyakalı kartvizitlerinde isimlerinin altında ‘Purchasing Manager’ yazıyordu. İyi okulları bitirmiş, dolgun maaşlı bu beyaz yakalı ‘y’ kuşağının gerçek niyeti belli olunca bir fırsatçıdan öte bir şey ifade etmiyorlardı. Yani üzerine titrenen bu okumuş çocuklar, dolgun bir maaş karşılığında azgın kapitalistlerin oyuncağı olmuşlardı. 

“Sofi sen seç hangisine verelim malı?” sorusu ayartıcıydı. Bu çıkmaz sokakta yasak ağacın meyvesi bütün olgunluğuyla iştah kabartıyordu. “Hırsızı polise teslim edelim” yaklaşımımı bekliyordu ama hoşlanmamıştı. “Sofi senin din anlayışınla burada sinek avlarız. Bak 35 kişi ekmek bekliyor. Buranın masrafı da cabası. Bu kış gününde böyle fırsat kimin eline geçse affetmez. Bana enayi mi desinler istiyorsun?” ataklarını ustalıkla karşıladım. “Ağlayanın malı gülene yar olmaz. Senin malın çalınsa da başkasının bundan kâr ettiğini bilsen ona ne derdin? Satarsan o hırsızdan ne farkın kalır?” sözlerim mi etkiledi, yoksa beni kaybetmekten mi korktu bilemiyorum. Polisi aradık, hırsızı malların başında suçüstü yaptırdık. Ama polisler bu duruma pek memnun olmadılar. Zira mal sahibi de baskına gittiğinden Kenan ağabeyden bekledikleri bahşişi koparamadılar. 

Malların kendisine verileceğini bekleyen ‘Purchasing Manager’ler malın çalıntı olduğu ve polis baskınıyla ele geçirildi haberinden hiç hoşlanmadılar. Telefonu sesli konuma getirerek bana eza vermek isteyen Abdülmuttalip’e hakaretler ediyorlar, bir daha aramamasını söyleyerek telefonu yüzüne kapatıyorlardı. 
Çalınan malına kavuşan Kenan ağabeyin yüzünden düşen bin parçaydı. Niye sevinmedi diye merakta bırakmadan “Keşke malı satsaydınız. Zira bu ithal malzemeler pahalı diye satılmıyordu. Ucuza alanlar belki o ürüne alışır ve benden talep ederlerdi. Üstelik çalınan mal sigortalıydı. Ben tamamının parasını alacaktım. Şimdi bunları kime satacağım?” deyince adeta başımdan aşağı kaynar sular döküldü. 

Abdülmuttalip alaycı alaycı yüzüme bakıyordu. “Gördün mü sofi? Piyasa böyle dönüyor. Sen çarka çomak soktun da ne oldu? Olandan ben razı değilim, satın alma müdürleri razı değil, malın sahibi razı değil, hırsız razı değil, polisler razı değil… Söyle bakayım bu alışverişin engellenmesinden kim razı?” 

“Allahu Teâlâ razı…” 

 2 Zilkade 1440

YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35