banner27

Modern İpekyolu Üzerinden Ekonomi Güvenliği Tartışmaları

Yeni ticaret yollarının keşfiyle öneminin azaldığı düşünülen İpek Yolu'nun günümüzde hakimiyet savaşlarının bir parçası olarak yeniden gündeme geldiğini görüyoruz.

Modern İpekyolu Üzerinden Ekonomi Güvenliği Tartışmaları

Levent Yılmaz

Tüm zamanların en çok satan kitaplarından “The Silk Roads - A New History of The World - İpekyolu, Dünya’nın Yeni Tarihi” kitabının yazarı Oxford Üniversitesi’nden Peter Frankopan, kitabının sunuş kısmında şu cümleleri kullanıyor: “İpekyolu güzergâhı üzerinde yaşayan insanların, şehirlerin ve kültürlerin gelişmesi ve ilerlemesi için çok iyi nedenleri vardı; onlar birbirleri ile ticaret yaptıkça, fikir alışverişinde bulundukça, birbirlerinden öğrendiler, felsefede, bilimde, dilde ve dinde daha da fazla ilerlediler.” 

Gerçekten de kökenleri M.Ö. 500’lü yıllara kadar dayanan bu yol, tarihi boyunca geçtiği güzergâhlarda tarihin akışına etki edecek gelişmelere neden olmuş ve bugünkü dünyanın dizaynında etkin rol oynamıştır. Belki de Dünya tarihini, İpekyolu kervanlarının başından geçen olayların genişletilmiş versiyonu olarak izah etmek yanlış olmayacaktır. 

İpekyolu ile ilgili ilk bilgilere M.Ö. 450 yılında Heredot tarafından kaleme alınan eserlerden ulaşıyoruz. Tarihi kayıtlar bize, Çin ile Mısır ve Roma arasında M.Ö. 500’lü yıllardan beri ticaretin devam ettiğini gösteriyor. Deniz taşımacılığı henüz keşfedilmediği için İpekyolu kervanları ile yapılan ticaretin, Çin için oldukça önemli bir gelir kaynağı olduğu bilinmektedir. Yaklaşık 6000 km’yi bulan bu uzun ticaret yolu üzerinde ne zaman bir aksama yaşandıysa mutlaka savaşla sonuçlanmış ya da ne zaman bu hat üzerindeki devletlerarasında bir problem yaşandıysa da İpekyolu ticareti olumsuz etkilenmiştir.

Medeniyetin yerleşik hayata geçişle beraber Mezopotamya ve Anadolu’da geliştiği, Göbekli tepe ve Çatalhöyük kazılarında ortaya çıkan bulgularla da sabittir. Çin’in kağıt yapımı, matbaa ve pusulayı geliştirmesi bunlara ilaveten barutu ve damıtmayı keşfederek savaş ve kimya alanında ilerlemesine ek olarak matematik, tıp, fizik, geometri, astronomi ve özellikle tarımda önemli gelişmelere öncülük etmiş Mezopotamya ve iç Asya’nın etkileşimini daha da artıran İpekyolu; kültürlerin, dinlerin, dillerin, ticaretin, sanatın, bilimin ve teknolojinin taşındığı bir medeniyet rotası olarak dünyanın tarihinin yazımına büyük katkı sağlamıştır. Özellikle Kıta Avrupası’ndaki ülkelerin tarihin akışında belirleyici olmaya başlaması ile beraber Avrupa-Çin hattındaki ticaret her zamankinden daha büyük bir hacme ulaşmış ve etkileşim giderek artmıştır. Bu durum, İpekyolu üzerindeki ticaret merkezi haline gelen şehirlerin, kervanların geçtiği stratejik öneme sahip geçitlerin önemini giderek artırmıştır. Söz konusu şehirlere ve geçitlere hâkimiyet, ticaretin kontrolü ve bu ticaretten alınan payların miktarı açısından belirleyici olmaya başlayınca da bu şehirlerin ve geçitlerin güvenliği en önemli gündem maddesi haline gelmiştir.  Bu durum, takip eden süreçte net bir savaş nedeni olarak ortaya çıkacaktır ki İpekyolu güzergâhında bugüne kadar çıkan savaşlar ve hali hazırda devam eden hâkimiyet mücadelesi bunun ispatı niteliğindedir. Bu şehirlerin ve geçitlerin güvenliğinin aynı zamanda dünyanın ekonomi güvenliği açsından da büyük önem taşıdığı aşikârdır. 

Her ne kadar Coğrafi Kesiflerle beraber kıta üzerinden kervanlarla yapılan bu ticaretin, denizler üzerinden gemilere dönmesi bir süreliğine İpekyolu’nun önemini azaltsa da bugün İpekyolu’nun her zamankinden daha önemli hale geldiği bir döneme şahitlik ediyoruz. Bugünkü modern dünyaya kaynak teşkil eden Doğu yeniden güçleniyor, ticaret yeniden kıta üzerinden İpekyolu rotasına oturuyor ve daha da önemlisi dünyanın ekonomik ağırlık merkezi yeniden Doğu’ya doğru kayıyor. Bu savımızı matematiksel olarak destekleyen çalışma ise Danny Quah’a (2010) ait.

Quah, 2010 Yılı’nda ülkelerin Gayri Safi Yurtiçi Hasılalarını kullanarak hazırladığı çalışmasında, 1980 Yılı’nda dünyanın ekonomik ağırlık merkezinin Atlantik Okyanusu’nun ortalarında bir noktada olduğunu ancak 2008 yılına gelindiğinde bu noktanın İzmir ile Minsk arasında bir noktada olduğunu tespit ediyor. Dahası da var. 

Quah’ın dünya ülkelerinin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nı kullanarak yaptığı çalışma, bize dünyanın ekonomik ağırlık merkezinin hızla Batı’dan Doğu’ya doğru hareket ettiğini hatta bu hareketin hızının da giderek arttığını, 2050 yılına gelindiğinde küresel ekonomik ağırlık merkezinin Çin ile Hindistan arasında bir noktada olacağını gösteriyor. Tabi her ekonomik sonuç gibi bu da bir tesadüf değil. Zira dünya nüfusunun yarısına yakını Çin ve Hindistan’da yaşıyor ve iki ülkenin özellikle üretim ve bilişimde son dönemde kastettiği mesafe inanılmaz. Önceleri Batı’nın buradaki ucuz işgücü ve teknolojiden yararlanarak kârlılığını artırma çabaları her ne kadar başarılı olmuş gibi görünse de zamanla teknoloji transferine dönüşen bu uygulama, Batı’nın ekonomik yavaşlamasını Doğu’nun yükselişini hızlandırdı. Doğu’ya yakın coğrafyada yeni işbirlikleri ve büyük projelerin hayata geçmesine yol açtı. Ancak en önemlisi ve belki de Batı’nın hazırlıksız yakalandığı nokta şuydu: Batı, şimdiki üstünlüğünü 10 asırda, savaş, sömürü, katliam ve işgalle elde etti. Kimdi Doğu, aynısını bir asırdan daha az sürede sadece üretim ve teknoloji ile yapıyor. Özetle dünya ilk kez bu kadar hızlı bir şekilde değişiyor. Bu sert kırılmalar, radikal politika değişikleri ve Batı’nın panik hali bunun bir sonucu. Görüldüğü üzere her şey hızla aslına rücu ediyor. 

Bunun birçok nedeni var. Özellikle yeraltı karbon kaynaklarının artan önemi, biraz önce belirtildiği üzere dünya nüfusunun Doğu’da yoğunlaşması, ekonomi, üretim ve ticaretin de bölgeye doğru kaymasına neden oluyor. Doğu’nun tüketici pozisyondan üretici konuma gelmesi, Batı’nın hızla artan enerji ve ucuz işgücü ihtiyacının da birincil sağlayıcısının yine Doğu olması; bu kez, enerji nakil hatları, kıta üzerindeki tren yolları, otoyollar, tüneller ile kolaylaştırılmış dağ geçişleri ve görece olarak artan eğitim oranı İpekyolu’nun yeniden önemli hâle gelmesinde büyük rol oynuyor. 

Bugün, İpekyolu rotasındaki ülkelerin yaşadığı sorunların temelinde 25 asırdır devam eden hâkimiyet kavgasının yansımaları vardır. Örneğin, bu rotanın en önemli geçiş güzergâhlarından Afganistan’da Rus ve Amerikan birliklerini sadece 11 Eylül sonrası ortaya çıkan terör örgütleri veya grupları ile izah etmek tarihin akışını sadece ezberletilen şekilde analiz etmekten başka bir şey değildir. Rota üzerindeki ülkelerin çok uzun süredir devam eden siyasi istikrarsızlıklarını, ekonomideki ve eğitimdeki geri kalmışlıkla açıklamaya çalışmak asla başarılı bir analiz olmayacaktır.

Aksine bu ülkelerin geri kalmışlıklarının sebebi baskıcı rejimler ve kendi halkı yerine bilerek ve isteyerek küresel hâkim ülke ve istihbarat servislerine hizmet eden yönetici elitler ve rejimleridir. Bu ülkelerin ekonomisinin ve kalkınma sürecinin incelenmesi, bu ülkelerin hepsinin ortak özelliğinin ticaret yollarının geçiş rotasında olması ve akıl almaz eşitsizliklere sahip olması olduğunu gösterecektir. Bu noktada dünya üzerindeki eşitsizlikleri inceleyen ve “21. Yüzyılda Kapital” kitabı ile büyük ilgi toplayan Thomas Piketty’e başvurmakta fayda var. Piketty şöyle diyor: Dünya seviyesindeki eşitsizlik, kişi başına ortalama gelirin ayda 150-250 avro seviyesinde olduğu ülkeler (Sahra altı Afrika ve Hindistan) ile bunun 10-20 katına çıktığı, yani ayda 2500-3000 avro arasında olduğu ülkeleri (Batı Avrupa, Kuzey Amerika, Japonya) iki karşıt grup haline getirmektedir. Yaklaşık olarak Çin’in gelirinin seviyesinde olan dünya ortalaması aylık 600-800 avro civarındadır. 

Burada dikkat edilmesi gereken üç durum var. İlki; ülkeler arasında, kişi başına ortalama gelirler arasında 20 kata kadar fark var. İkincisi; bu ülkeleri incelediğimiz zaman kendi içlerinde de yönetimdeki rejimler ile halk arasında 20 kattan çok daha fazla bir gelir eşitsizliği var. Üçüncüsü de görece olarak gelir seviyesi düşük ülkelerin petrol ve doğalgaz gibi zengin karbon kaynaklarına sahip ve / veya altın ve kıymetli doğal taşlar bakımından dünya rezervlerinin önemli bir bölümüne sahip ülkeler olduğunu göreceksiniz. Daha anlaşılır kılmak için örnek verelim; Irak’ın petrol bölgesinde doğan ve şanslı ise hayatta kalabilen bir çocuğun doğduğu gün, kişi başına milli geliri 3500 Dolar civarında iken, söz konusu bölgeden çıkan petrolün ticaretini yapan ABD’nin herhangi bir eyaletindeki akranının milli geliri 48 bin Dolar civarındadır. 

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Dahası bu eşitsizliklerin İpekyolu hattı üzerindeki petrol ve doğalgaz zengini ülkelerde de rahatsız edici düzeylerde olduğunu da göreceksiniz. 
Peki, bunun sebebinin sadece bu ülkelerin eğitim seviyesi veya yönetim biçimi ile açıklanması mümkün mü? Asla. 

Dünya, 23 Haziran 2016 akşamüstü bir referandum sonucu ile sarsıldı. Referandum sonuçlarına göre İngiliz halkı, İngiltere’nin 1973 yılında üye olduğu Avrupa Birliği’nden ayrılmasını istiyordu. Sonuç, küresel düzeni Anglosakson kaynaklardan analiz edenler açısından olukça şaşırtıcıydı. Ancak İpekyolu tarihini bilen ve analiz edenler bunun kaçınılmaz bir şey olduğunu biliyor olmalıydı. Zira 2008 Küresel Finansal Krizi sonucu ortaya çıkan umutsuz ekonomik sürecin kurtarıcısı olarak ABD ile AB arasında yapılması planlanan TTIP (Transatlantik Yatır’ım ve Ticaret Ortaklığı) anlaşması görülüyordu. Oysa yeni ABD başkanı olmaya hazırlanan Trump, seçilirse bu anlaşmayı rafa kaldıracağını vaad ediyordu. Ek olarak İngiltere’de kraliyet ailesine yakın kaynaklar, AB’nin büyüyen yükünün neden İngiltere tarafından kaldırılması gerektiğini sorgulayan yazılar yazıyordu. Dahası Trump’ın AB Büyükelçi adaylarından Ted Malloch medyaya verdiği sayısız demeçlerle AB hikâyesinin bittiğini ve dağılmakta olan bir birlikle TTIP anlaşmasını yapmanın “aptalca” olduğunu söylüyordu. Brexit ile birlikte İngiltere ticarette gözünü İpekyolu rotasına çevirdi. 

Bu sürecin öncesinde Rusya’nın Kırım’ı ilhakı çok fazla tartışıldı. Kırım, AB için enerji arzı açısından son derece kritik öneme sahip rotasyonlardan birisiydi. AB üyesi Ukrayna’nın gözleri önünde Rusya, Kırım’ı ilhak ettiğinde enerji açsından Rusya’ya bağımlı AB’den cılız tepkiler geliyordu. Bütün bunlar devam ederken IŞID/DAEŞ Suriye’yi kasıp kavuruyor, buradaki enerji ve emtia ticaretini kontrol altında tutmak isteyen Batılı “müttefikler!” terörle mücadele adı altında diğer terör gruplarını alenen destekliyordu. Hiçbir Batılı ülke Ortadoğu’daki zengin petrol ve doğalgazın ticaretini yönetimsel olarak istikrarlı bölge ülkelere bırakamazdı. 

Trump’ın seçilmesi pek çok sıkıntıyı da beraberinde getirdi. İlk kez Beyaz Saray resmi açıklamalarda “Ekonomik Savaş” terimini kullanıyor ve Çin’i açıktan hedef gösteriyordu. Çin de kendi başına bırakılamazdı. Devreye hemen Kuzey Kore kozu girdi. Uzun yıllardır nükleer denemeler yapan ve diktatörlükle yönetilen Kuzey Kore neden şimdi gündeme gelmişti? 

Afganistan, her zamankinden daha sorunlu bir döneme girerken, Pakistan’da Anayasa Mahkemesi, Panama belgelerinde aile üyelerinin ismi bulunan Başbakan Naviz Şerif’in ömür boyu siyasetten men edilmesine karar verdi. Bu arada Mısır’daki darbe ile beraber modern İpekyolu’nun yeniden tesisinde stratejik önem sahip projeleri (3. Havalimanı, 3. Köprü, Kanal İstanbul, Duble Yollar, Tünel geçişleri, limanlar vb.) hayata geçiren ve/veya inşaatını devam ettiren Türkiye’nin 15 Temmuz 2016’da kanlı darbe girişimine maruz kaldığını unutmamak gerekiyor. 
Tüm bunların tesadüf olması ve genellikle ticaret ve enerji yollarının üzerindeki ülkelerin başına gelmesi gündelik gelişmelerle izah edilemez. Bütün bu gelişmelerin arkasında çok daha büyük bir stratejinin olduğunu ve Batılı ülkelerin kendilerine ait ekonomi güvenliğini tesis etmek için istihbarat örgütleri üzerinden dizayn çabası olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Hatta biraz daha araştırma yapılırsa bu çabanın 13. yüzyıla yıllara kadar dayandığını görebilirsiniz. Djuvara, “Türk imparatorluğunun Paylaşılması Hakkında Yüz Proje (1281-1913)” adlı kitabında yaptığı analizlerde, İpekyolu rotalarının önemine değinmeyi de ihmal etmez.

Her ne kadar literatürde yeni yeni kullanılmaya başlansa da ekonomi güvenliği, neredeyse dünya tarihi kadar eski bir kavram. Ülkelerin varlığının sürekliliği ve halklarının refahını sağlamak için, ülkelerin stratejik ekonomik unsurlarının korunmasını ve olası tehdit ve risklere karşı hazırlıklı olma halini ifade eden bu kavram8 giderek daha fazla önem kazanıyor. 
Yapı ve inşaat teknolojilerinin gelişmesi, bir yandan yapım süreçlerini kısaltırken diğer yandan büyük çaplı projelerin yapımına imkân sağlıyor. Özellikle motor teknolojilerinden verimlilik ve güç artışına ilave olarak süper iletkenlik çalışmalarında kat edilen mesafe, kıta üzerindeki lojistiğin hem daha hızlı hem de daha ucuz olmasını sağlıyor. Örneğin, Japonya saatte 603 km/saat hızla giden bir treni hali hazırda çalıştırıyor, öte yandan Çin bir lokomotifle yüzlerce vagonu çekecek güce ulaşılmış bulunuyor. Ayrıca inşaat teknolojilerindeki gelişmeler, karada petrol ve doğalgaz hatlarını daha hızlı ve sağlam yapma ve çok daha önemlisi denizlerin altından boru hattı döşemeyi de daha hızlı ve güvenli yapmaya imkân sağlıyor. Özetle karbon enerji kaynaklarını bir noktadan diğerine daha ucuz ve güvenli taşımak ve denizlerdeki lojistiği yeniden kıtaya taşıyarak çok daha hızlı ve ucuz yapmak mümkün hâle geliyor. Çin, 2013 yılından bu tarafa “Tek kuşak, tek yol” projesi ile İpekyolu’nu yeniden inşa etmeye çalışıyor ve bunun kuşak güzergâhındaki 65 ülkenin 21 trilyon Dolar civarında olan milli gelirlerini en az iki katına çıkaracağını öngörüyor. 

Hızla artan dünya nüfusu daha fazla enerjiye ve gıdaya ihtiyaç duyuyor. Bunlara ilaveten artan gelir, tüketim harcamaların da artırıyor. Küreselleşme ile beraber üretimdeki kârlılık giderek düşerken Doğu ile Batı hiç olmadığı kadar etkileşim içine girmiş bulunuyor. Tüm bunlar sadece ekonomide değil aynı zamanda diplomaside, güvenlikte ve politikada yeni bir yol haritası belirlenmesi gerektiği anlamına geliyor. İşte bütün bu gelişmeler Modern İpekyolu’nun yeniden inşası anlamına geliyor ve esasen temel sorun da ülkelerin ekonomi güvenliğini sağlamak için yeniden canlanan bu hatta söz sahibi olma ve/veya kontrolü sağlama çabanın ön plana çıkarıyor.

Kaynakça: Trandafir G., “Türk imparatorluğunun Paylaşılması Hakkında Yüz Proje (1281-1913)” İş Bankası Kültür Yayınları, 2013, İstanbul. Frankopan, Peter, “The Silk Roads A New History of The World”, Bloomsbury, 2015, UK. Heredotos, “Tarih”, İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi, 8. Basım, 2012, İstanbul. Piketty, Thomas, “Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital”, İş Bankası Kültür Yayınları, 2014, İstanbul. Quah, Danny, “The Global Economy’s Shifting Centre Of Gravity, Economics Department Landon School of Economics and London School of Economics Global Göverenince”, October, 2010. Yılmaz, M. Levent, “Doğu, Batı, Ekonomi…”, Derin Ekonomi Dergisi, Mayıs, 2017. Yılmaz, M. Levent, “Güvenlik Kavramında Yeni Bir Boyut: Ekonomi Güvenliği, Türkiye Ne Kadar Güvende?”, Stratejik Düşünce Enstitüsü, 2013, Ankara. www.idi.org.il

Kaynak: Bilimevi Dış Politika Dergisi Sayı:2

Güncelleme Tarihi: 17 Eylül 2018, 09:16
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner26

banner25