banner15

Nekbe'yi yaşayan Türk ailenin hikayesi

Osmanlı Devleti döneminde İstanbul'dan Filistin'e gönderilen bir askerin torunu olan Erdinç Süleyman, "O dönemde korkuların yayılmasıyla birlikte insanlar sığınmak için kaçacak yer aradılar. Filistinliler, yakın oldukları Ürdün, Suriye, Mısır ve Lübnan'a kaçarak canlarını kurtarmaya çalıştı. Celil ve Akka bölgesindeki Filistinliler de yakın oldukları Lübnan'a geldi" diye anılarını anlattı

Nekbe'yi yaşayan Türk ailenin hikayesi

Mahmut Geldi

Osmanlı Devleti döneminde İstanbul'dan Filistin'e gönderilen bir askerin torunu olan Erdinç Süleyman, Filistinlilerin topraklarından sürüldüğü Nekbe'yi (Büyük Felaket) yaşamış bir ailenin ferdi olarak, Lübnan'ın Baalbek kentinde yaşıyor.  

Annesinden öğrendiği Türkçeyi unutmamak için yıllardır Türkçe günlük yazma alışkanlığını sürdüren Süleyman, Nekbe'nin 71. yılında AA muhabirine, Filistinli mültecilerin yaşadığı dramı anlattı.

Nekbe'nin yaşandığı 1948 yılında henüz 1 yaşındayken dedesi Zeki Süleyman ve ailesinin diğer fertleriyle Lübnan'a geldiklerini belirten Süleyman, şu anda kendisinin ülkenin doğusundaki Baalbek kentinde, Sevin ve Leyla isimli ablalarının ise başka kentlerde yaşadıklarını ifade etti. 

- "Bizim ev hala Akka Belediye binası olarak kullanılıyor"

Dedesinin Lübnan'a geldikten kısa süre sonra, babasının ise 1981'de başkent Beyrut'ta vefat ettiğini kaydeden Süleyman, ağabeyi Erdoğan Süleyman'ın ise 1984 yılında Beyrut'taki bir mülteci kampında öldürüldüğünü söyledi. 

Süleyman, dedesinin Osmanlı askeri olarak Filistin'e tam olarak ne zaman geldiğini bilmediğine işaret ederek, şunları anlattı:

"Osmanlı Devleti döneminde göz doktoru olan dedem Zeki Bey, askerlik hizmetini Filistin'in Akka kentinde subay olarak yapıyor. Dedem, askerlik hizmetini tamamladıktan sonra Filistin'de kalmaya karar vererek Akka'da bir klinik açıyor. Bana anlatılana göre dedemin klinik ve aynı zamanda ev olarak kullandığı bina saray gibi bir yapıymış. Daha sonra işgal devleti İsrail, Akka'ya geldiği zaman bu eve el koyuyor ve belediye binası olarak kullanmaya başlıyor. Bizim ev hala Akka Belediye binası olarak kullanılıyor."

Annesi ile babasının evlenme hikayesini ise Süleyman şu sözlerle ifade ediyor:

"Dedem, İstanbul'da oturan kardeşi Sabri Bey'in kızı Bedia Hanımı gelini olarak almak için yola çıkıyor. O zaman hava yolu imkanı olmadığından İstanbul-Filistin arasındaki yolculuklar deniz üzerinden yapılıyor. Dolayısıyla dedem, yeğeni Bedia Hanımı İstanbul'dan deniz yoluyla Akka'ya getiriyor." 

Babasının o zaman Akka Limanı'nda gümrük müdürü olarak görev yaptığını ve bölgedeki bütün gümrük çalışanları tarafından bilinen bir isim olduğunu dile getiren Süleyman, "Dolayısıyla annem Bedia Hanımı taşıyan geminin limana yaklaşmasıyla tüm gemiler sirenlerini çalıyor ve annem küçük bir törenle karşılanıyor." dedi. 

- İngilizler ve Yahudilerin gelmesiyle başlayan çile

Dedesinin Subhi, Muzaffer ve Sacide isimli ikisi erkek biri kız 3 çocuğu olduğunu aktaran Süleyman, Akka Limanındaki huzurlu günlerin İngilizlerin bölgeyi işgal etmesi ve Yahudilerin Filistin topraklarına göç etmeye başlamasıyla geride kaldığını, Yahudi çetelerin daha sonra Filistin köylerinde katliamlar yapmaya başladığını anlattı.

Deyr Yasin ve Kefer Kasım katliamlarıyla bölgede bir korku havası yaratıldığını kaydeden Süleyman, "O dönemde korkuların yayılmasıyla birlikte insanlar sığınmak için kaçacak yer aradılar. Filistinliler, yakın oldukları Ürdün, Suriye, Mısır ve Lübnan'a kaçarak canlarını kurtarmaya çalıştı. Celil ve Akka bölgesindeki Filistinliler de yakın oldukları Lübnan'a geldi." şeklinde konuştu.

Babası Subhi Bey'in de diğer Filistinliler gibi hayatlarından endişe etmeye başladığını ifade eden Süleyman, "Babam da öldürülme korkusu üzerine annesi, babası, eşi ve çocuklarını, bir kamyonete bindirerek Lübnan'a gönderiyor." dedi.

Kendisinin o zaman bebek olması hasebiyle bir şey hatırlamadığını belirten Süleyman, ancak büyüklerinden Yahudi çetelerin Filistin'de sivillere düzenlediği katliam hikayelerini dinleyerek büyüdüğünü ifade etti.

Lübnan'a gelen Filistinliler için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ülkenin farklı bölgelerinde kamplar kurulmaya başlandığını kaydeden Süleyman, ancak babasının ilk sıralarda Lübnan-Suriye sınırında gümrük görevlisi olarak çalıştığını daha sonra ise BM Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşunda (UNRWA) görev aldığını bundan dolayı da kamplarda değil Beyrut'ta kiraladıkları bir evde yaşadıklarını anlattı. 

- Babasının Türk isimlerine olan ilgisi

Babasının Türk isimlerini çok sevdiğini dolayısıyla çocuklarına Leyla, Sevin, Erdinç ve Erdoğan gibi isimler verdiğini söyleyen Süleyman, babasının annesine olan sevgi ve hürmetini vurgulayarak, "Babam, sürekli anneme kahve yapar getirirdi. Annem de kendisine, 'Subhi Bey yapmayın, mahcup ediyorsunuz' diye iltifat ederdi. Babam, Arapça bilmeyen annem için özel hoca tutmuştu." diye konuştu.

Subhi Bey'in, Akka Limanındaki gümrük müdürlüğü vazifesinin yanında "Ömer bin Hattap İzcilik Kulübü"nü kurarak başkanlığını yaptığını söyleyen Erdinç Süleyman, çevredekilerin Erdinç ismimi telaffuz edemedikleri için kendisine kulübün adıyla yani "Ömer" diye seslendiğini belirtti.

- "Cumhurbaşkanı Celal Bayar, saçlarımı okşadı"

Süleyman, Türkiye'nin 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın 1950'li yıllarda Lübnan'a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında kendisiyle görüşme şansı bulduklarını dile getirdi. Süleyman, olayı şöyle anlattı:

"Gece saatlerinde bizler evdeyken Türkiye'nin Beyrut Büyükelçiliğinden bir araç geldi. Elçilikten gelenler, 'Cumhurbaşkanı Celal Bayar burada, Bedia Hanımı götürmeye geldik' dediler. O zaman Adnan Menderes başbakandı. Cumhurbaşkanı Bayar'ı görmek için annemle elçiliğe gittik. Ben küçük bir çocuktum ve Cumhurbaşkanı Bayar, saçlarımı okşadı, birkaç kez ismimle hitap etti. Cumhurbaşkanımız ile ilgili hatırımda kalanlar kalın gözlükleri oldu."

- Annesinin Türkçeye verdiği önem

Annesi Bedia Hanım'ın kendisi ve kardeşlerine Türkçe öğretmeye çok önem verdiğini vurgulayan Süleyman, Türkçe okuma ve yazmayı annesinden öğrendiğini belirtti.

Süleyman, iyi derecede Türkçe konuşuyor ve yıllardan beri tuttuğu günlüğünü de Türkçe yazıyor. 

Annesinin Türkçe şiir yazan bir şair olduğunu ve sürekli şiirler yazdığını aktaran Süleyman, annesinin Türkiye'deki akrabalarıyla haberleşmede kullandığı mektupları  hala büyük bir itina ile muhafaza ettiğini söyledi.

Vefat eden annesinin Türk vatandaşlığı olduğunu ispatlayan kimliğini de korumaya devam eden Süleyman, annesinin kimliği üzerine kendisinin de vatandaşlık talebinde bulunduğunu ifade etti. 

- Çalışma hayatı

Üniversitede İngilizce öğretmenliği yaptığını ancak şu an yaşının ilerlemiş olması ve sağlık durumunun izin vermemesi nedeniyle çalışmadığını vurgulayan Süleyman, Filistinlilerin birçok haktan mahrum kaldığı Lübnan'da emekli olma gibi bir durumun da söz konusu olmadığını söyledi.

Filistinli bir kadınla evlendiğini ve Subhi, Cafer ve Sevin isimli 3 çocuğu olduğunu dile getiren Süleyman, çocuklarının üniversite eğitimlerine devam ettiklerini ve Türkiye'de burslu okumak istediklerini belirtti. 

- 1948'den beri dinmeyen acı: Nekbe

Filistinliler, İsrail'in 14 Mayıs 1948'de işgal ettiği Filistin topraklarında bağımsızlığını ilan etmesi ve Filistinlileri zorunlu göçe tabi tutulması nedeniyle 15 Mayıs'ı "Nekbe" (Büyük Felaket) olarak anıyor.

İsrail güçleri Nekbe sırasında yaklaşık bir milyon Filistinliyi zorla topraklarından çıkararak sürgün etti, Filistinlilere ait 675 köy ve kasaba yok edildi, binlerce Filistinli öldürüldü.

Nekbe'den dolayı halihazırda Filistinlilerin yüzde 80'i mülteci durumunda dünyanın farklı yerlerinde yaşıyor.

YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35