banner15

Temel sorun hakikati umursamamaktır - Murat Sayımlar

Temel sorun hakikati umursamamaktır - Murat Sayımlar

Hakikat, Allah’ın, hak üzere yarattığı ve yaratmaya devam ettiği varlıkların, olguların, oluşların ve ilişkilerin yaratılış özellikleridir.
Hayatı inşa etmekle mükellef olan insanın, hakikat peşinde olması, hakikati öğrenmek zorunda olması; inşayı, yaratılış özelliklerine özdeş gerçekleştirmek mecburiyetinde olmasındandır.
Bu keyfiyetin istisnası yoktur.
Aile kurarken ve yürütürken,
Yemek pişirip, beslenirken,
Devlet kurup, yönetirken,
Teknoloji geliştirip, üretirken,
Eğitim sistemi kurup, eğitirken,
İş kurup, ticaret yaparken,
Düşünüp, yazarken;
İstisnası olmadan, hayatın her alan ve anında; yaratılış özelliklerine uygun yani hakikat çerçevesinde kalmak ve davranmak zorunludur.
Ancak güncel realitenin bu olmadığı ortadadır.
İnsanların büyük çoğunluğu hakikati umursamamaktadır.
Bu insanların kendilerini nasıl tarif ettikleri, hangi sosyolojik kimliğe sahip olmasına bakmaksızın, durumun böyle olduğu söylenebilir.
Hakikati umursamak, aramak ve üzerinde olmanın temel koşullarından bir tanesi; nefislerinin, benlerinin terbiye edilmiş, doğasına uygun konuma getirilmiş olması ya da bu süreçte olunmasıdır.
“Ben” mertebesini aşmak sürecinde olanlar ya da aşabilenlerin: hakikat arayışında olması mümkündür.
Zira “ben” mertebesine takılmış olanlar; insanın temel hallerinin bazılarının en ilkel etkilerinin kontrolünde ve motivasyonu ile hareket etmesi vakıası ile karşı karşıyadırlar.
Hakikati umursamayanlar, genel olarak üç ilkel halin tesiri altındadırlar.
Birincisi; güç ve iktidar eksenli bir bakışa ve yaklaşıma sahiptirler. Güç ve iktidar alanları ve sahiplerini önemserler ve onlara yakın olmaya çalışırlar.
Güç ve iktidar sadece siyasi alanı ifade etmemektedir.
“Güç parametresi” olarak tarif edilen her unsura sahip olanlara sempati duymak, yakın durmayı;
Bunları elde edebilmeyi arzularlar.
Üzerinde hüküm sürdürülebilecek bütün alanları ve ölçekleri iktidar alanı olarak ifade ederler.
Tarihin bir döneminde bir ilmi ekol oluşturmuş; bu usulü dondurmuş ve tartışılmaz kılmış olan bir “alimin” temel motivasyonu; hakikat değil iktidardır.
İş yapmanın anlamını önemsemeyen ve bu nedenle bilmeyen bir iş adamının para kazanmak motivasyonu güçtür.
Ailenin ve karı-koca ilişkisinin doğasını bilmeyip, önemsemeyenin motivasyonu, aile ölçeğinde bir iktidar hevesidir.
İkincisi; sahip olmak ve yönetebilmek güdüsüdür.
Bu sahiplik, emanet anlayışı ile yetki kullanmak gerçeğinden çok mutlak sahiplik yanılgısını tarif eder.
Yönetim arzusu ise emanet üzerinde yetki kullanmanın hukukuna uygun bir yönetim doğasını esas almaz. Egoyu tatmine yönelik, ben merkezci bir sorumsuzluk duygusu ile gerçekleştirilmeye çalışılır.
Siyasi alanda, fıtrata izafeten layüsellik bunun bir örneğidir.
Allah’ın ölçülerini, insanın ve ilişkilerin hukukunu yok sayan evliliklerin temel duygusunda yoz mülkiyet anlayışı yatmaktadır.
Hayatını çar çur eden bir insanın temel yanılgısı da bu tür bir mülkiyet yaklaşımından doğmaktadır.
Üçüncü etki unsuru ise “adam yerine konulmak, bende varım duygusu; onaylanmak, beğenilmek talebidir.”
Varoluşu itibarıyla şerefli, değerli ve önemli bir varlık olan insan; ben mertebesine takıldığı müddetçe bunların dış unsurlar tarafından onaylanmasını talep etmektedir.
İnsan; “ben” inşa olana kadar, bizatihi bir farkındalık ve bu hususun doğasına ilişkin bir bilince sahip olamayabilir. Bu durumda dışsal faktörlerin düşünceleri ve tasdikleri büyük önem taşır.
İnsanın değersizleştirilip, hakikatine esas unsurların ezildiği toplum ve kültürlerde bu; insanların istismarı ve sömürüsü; kolay yönetim; talepsiz ve itirazsız toplum gibi hukuk dışı niyetlere istinaden gerçekleştirilir.
Zira değer dilencisi ve adam yerine konulmak yoksunu bir halde bulunan toplumda, manipülasyon çok kolay olabilmektedir.
Bunu sağlayabilecek toplumsal ölçüler, değerler, normlar oluşturmak, aynı niyetlerin sonucudur.
Siyaset, ticaret, sanat, sosyal çalışmalar; şöhret olmak, zengin olmak gayretleri de çoğunlukla bu duygunun tesirinde talep edilmektedir.
Bütün tespitlerdeki önemli husus; çoğumuzun (açık ya da gizli olarak) hakikati umursamamak, peşinde olmamak illetine sahip olmamızdır.
Bir adım daha ileri bir durum ise hakikate talip olmanın ne demek olduğuna ilişkin açık bir fikre sahip olamamak musibetidir.
Siyaset-iktidar, sahip olmak-yoz yönetim, adam yerine konulmak-önemsenmek; şeytan üçgeni, hakikat yerine ikame edildiği için; yanılıp da gerçek sanmak durumu söz konusu olmaktadır.
Bunun zehirli sonuçları vardır.
Öncelikle Allah’tan gelen mahza hakikate göz kapamak, kulak tıkamak belası;
Hakikate şahit olmak isteyenleri yok saymak, görmemek, onlardan uzak durmak problemi;
Hakikatten uzaklaştıkça, şeytanın kucağına düşmek tehlikesi;
Korkaklıkla kovuklarında saklananların maruz kalacakları; nesnelik, kölelik, itminansızlık musibetleri;
Hali inşa, sorunları çözmek, adamlık ve öznelik için lazım şart olan hakikate sahip olmak bilincinden yoksun olmak gafleti;
Hakkı ikame, fitneyle mücadele hususunda; farkındalık ve anlayış kıtlığı; ortak payda ve mutabakat yoksunluğu; pasiflik ve yenilgi zilleti.
Hakikatin temel tariflerinden birisi;
İnsanın yeryüzü macerasının temel iki ilişkiye oturmasıdır.
Rab-kul ilişkisi,
Heva-şeytan-insan ilişkisi.
Hak üzerine yaşanacak bir hayatın hakikati Rab-kul ilişkisidir.
Bu hakikati umursamayıp, peşinde olmayanların payına diğeri düşmektedir. 

Güncelleme Tarihi: 02 Mayıs 2019, 10:50
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35