banner15

Türkiye'nin Somali'de barış inşasına yaklaşımı ve Eş- Şebab terör örgütü

Somali’den Türkiye’ye Petrol Arama Teklifi. Şebab Örgütünün Finans Kaynakları. Türklere Saldırıların Arkasındaki Ana Güç. Eş- Şebab Neden Türkiye’yi İstemiyor? Eş- Şebab Örgütü Kimdir ?

Türkiye'nin Somali'de barış inşasına yaklaşımı ve Eş- Şebab terör örgütü

Kenan Toprak

2005 yılından bu yana, Türk dış politika yapıcıları, ülkenin odak noktasını genişleterek Afrika kıtası dahil bir çok bölgeye açılım gerçekleştirdi. Ortak bir anlayışla, hükümet, STK ve iş dünyasının katılımı ile oluşturulan Türkiye’nin yeni Afrika politikası önemli bir adım olurken, ticaret, yatırım, kalkınma yardımı, eğitim ve sağlık odaklı STK faaliyetleri ve yardım çalışmaları etrafında şekillendi. Türkiye’nin coğrafi odak noktası, arabuluculuk ve barış inşası çabalarıyla stratejik bir bölge olan Afrika Boynuzu’nda yoğunluk kazandı. Türkiye’nin Afrika’da sürdürülebilir bir rolü olduğu sonucuna varmak için henüz çok erken, ancak giriş aşamasında başarılı olduğu söylenebilir.

Türkiye, Afrika’da öncelikli ortak olarak Somali ve Sudan ülkelerini belirledi. Türkiye’nin Somali ile arasında gelişen ilişkiler, kıtada diplomatik ve ticari varlığını artırmaya yönelik iddialı “Afrika Açılımı” politikasının en önemli büyümesini temsil ediyor. Türkiye’nin Afrika politikasının merkezinde bulunan Somali ile, ikili ticaret hacmi 2017’de 144 milyon dolar, 2018’de 187 milyon dolar ve 2019’un ilk 10 ayında 206 milyon dolar seviyesinde yer aldı.

Türkiye, Somali’de neredeyse tüm tarafların saygı duyduğu bağımsız bir üçüncü taraf olarak 2010 ve 2012 yıllarında Somali konulu iki uluslararası konferansa ev sahipliği yaptı. Onlarca yıl süren çatışmalardan sonra, Eylül 2012’de Somali hükümeti kuruldu ve Türkiye, Somali’de devlet inşasına odaklanarak, Somali Hükümetine kapasite geliştirme ve doğrudan bütçe desteği sağladı.

Kuraklığın ve açlığın boy gösterdiği, terörist faaliyetlerin yoğun olduğu ve hiçbir ülkenin Somali’ye gitmeye cesaret edemediği ve uzak durduğu yıllarda Türkiye, diğer devletlerin aksine askeri dış müdahale kullanmadan, 2011 yılında Somali’ye gelerek Somali devletinin ve halkının kalbini kazanmayı başarmıştır. Türkiye’nin Somali’de uyguladığı samimi politikalar karşısında Somali halkının ve devletinin siyasi güvenini üst seviyelere çıkarmıştır.  Örneğin,  Somali güvenlik güçlerinin kontrol noktalarında, bir kişinin Türk olarak bilinmesi,  herhangi bir arama yapılmadan geçmesi için yeterli bir durumdur.  Somalililer için Türkiye güven anlamına geliyor ve Türkiye’yi seviyorlar.

Bugün Somali’de birçok ülkenin açtığı büyükelçilikler ve geliştirdiği ilişkiler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendi ve ailesinin hayatını riske atarak gerçekleştirdiği ziyaret ve ardından oluşan istikrarın neticeleridir. Somalilerin çoğunun uluslararası toplum tarafından unutulduğu bir dönemde gerçekleşen ziyaretin önemi çarpıcı şekilde görülmekte ve diğer siyasi liderlerden farklı olarak siyasi bir hedef içermediği anlaşılmaktadır.

Somali 2011 yılından bu yana Türkiye’nin en büyük resmi yardım alan beş ülkesi arasında yer almaktadır. Türk STK’ların ve TİKA tarafından koordine edilen resmi yardım projeleri, insani yardım, fiziksel ve sosyal sağlık, eğitim, sosyal altyapı, kalkınma yardımı, önemli odak noktaları olmuştur.  Türkiye, Somali’de insani yardım ve barış inşasında en aktif aktörlerden biri haline gelmesinden dolayı, geleneksel olarak Somali ile ilişkisi olan Batı devletlerinden farklı olarak algılanmaktadır. Bu farklılığı ön plana çıkaran şey, diplomasi, ekonomi, ticaret, kültür ve eğitim alanlarındaki çabalarını insani yardım ve barış inşasıyla birleştirmesidir. Uluslararası Kriz grubuna göre bu büyük ölçüde Türkiye’nin “korkulması gereken bir dış güçten ziyade taklit edilen bir ülke olarak görülmesidir”

Temelde insani bir girişim olarak başlayan katılım daha kapsamlı bir politikaya dönüşerek, yardım fonları, kalkınma projeleri, Somali hükümet askerlerini eğitmek için büyük bir askeri tesis açılması da dahil olmak üzere devlet inşası gündeminin şekillendirilmesinde Türkiye, öncü bir rol üstlendi.  Netice olarak Türkiye, insani yardım, barış inşası ve çatışma sonrası yeniden yapılanma alanlarında yeni bir aktör ve yükselen bir güç olarak, özellikle Afrika’da daha da aktif bir rol oynayacağına dair güçlü bir göstergedir. Aynı zamanda,  Türkiye’nin Somali krizine yaklaşımının Türkiye’nin insan odaklı dış politikasının görünür örneklerinden olmasının yanında,  Somali gibi ülkelerde arabuluculuk, güvenlik desteği ve yardımı yoluyla barış ve istikrarı kazandırma çabaları, uluslararası zorlukların ele alınmasına katkıda bulunduğunu göstermesi açısından Türkiye’nin önemini yansıtmaktadır.

Sonuç olarak, Türkiye geleneksel olarak Afrika kıtasıyla iyi ilişkiler sürdürmüştür. Türkiye’nin Afrika’ya yönelik dış politikası sadece ekonomik ve ticari hedeflere dayanmakla kalmayıp, aynı zamanda düzenli insani yardım, hastalıklarla mücadele, tarımsal kalkınma, sulama, enerji ve eğitim gibi alanlarda teknik ve proje yardımı ile Afrika’nın gelişimini içeren kapsamlı bir yaklaşımı da içermektedir.

– Somali’den Türkiye’ye Petrol Arama Teklifi

Afrika Boynuzu bölgesinde yaşanan ekonomik ve güvenlik gelişmeleri, bölgenin son yıllarda jeostratejik bir yer olarak önemini artırmıştır. Somali’nin, Türkiye’yi denizlerindeki petrolü arama teklifi açıklamasının ardından Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki etkisi yeniden gündeme geldi.  Türkiye geçen yıl Aralık ayında Libya ile  “Deniz yetki Alanları Mutakabatı”na imza atan bir denizcilik anlaşması yapmıştı.  Yapılan anlaşmanın alan içeriği Akdeniz enerji kaynakları üzerinde olması nedeniyle başta Yunanistan olmak üzere bazı ülkelerin tepkisine yol açmıştı.

Somali, Ocak 2020’de enerji sektörüne yabancı yatırımları çekmek için yeni bir petrol yasası kabul ederek ülkenin hidrokarbon potansiyelini keşfetmek isteyen petrol şirketleri için 15 parsel açtı.  Bu 15 parselin tümü merkezi hükümete bağlı Somali’nin güneye bakan kıyılarında yer alıyor.  Ancak Somali’nin özerk eyaletleri kendilerinin dahil olmadığı bir petrol yasası ve anlaşmayı reddediyor. Somali şu anda petrol üretmiyor, ancak uzmanlar ülkenin su rezervuarında 2,7 milyar varile kadar petrol bulunabileceğini tahmin ediyorlar. Bir İngiliz şirketi Spectrum Geo, Somali’de hali hazırda petrol sondajına hazırlık için sismik veriler toplamaktadır. 1988 yılında Somali hükümeti ile yaptığı anlaşmada ExxonMobil ve Royal Dutch Shell ortaklığı 5 parselin ruhsatını almıştı. Ancak iç savaşın başlamasıyla birlikte anlaşma “olağanüstü hal sebebiyle” uygulanamaz hale gelmişti. Somali, teklif edilen parselerin Kenya ile anlaşmazlık altındaki alanları içermediğini belirtmektedir. Somali ile Kenya arasında yaşanan anlaşmazlık, Somali’nin iki ülke arasındaki tartışmalı deniz bölgesindeki petrol ve doğalgaz alanları için Londra’da gerçekleştirilen ihale görüşmelerinden sonra başlamıştı. Kenya, kendilerine ait olduğunu öne sürdüğü bölgede Somali’nin tasarrufta bulunmasına şiddetle karşı çıkarken, iki devlet arasındaki deniz sınırı üzerinde anlaşmazlık Uluslararası Adalet Divanı’nda  (UAD) çözüm bulmayı bekliyor.

Berlin’deki Libya zirvesi dönüşünde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan,  “Somali’den bir teklif var. Diyorlar ki:” Denizlerimizde petrol var. Bu operasyonları Libya ile yapıyorsunuz, ama burada da yapabilirsiniz” açıklamasıyla birlikte “Türkiye’nin  Somali daveti doğrultusunda adımlar atacağı”  ifadelerini kullandı. Petrol arama ile ilgili parseler hakkında açıklama yapan Somali Petrol ve Maden Bakanı Abdüreşit Muhammed Ahmed “Somali’nin Türkiye ile iyi bir ilişkisi olmasına rağmen, ülkenin petrol arama çalışmalarının şeffaf olacağını, bir şirket ya da ülkeye karşı kayırmacı olmayacağını ve tüm tekliflere açık olduğunu “ söyledi.

Ankara merkezli düşünce kuruluşu Ankasam’dan Afrikalı analist İbrahim Nassir’a göre, “Kenya ve Somali arasındaki deniz alanları konusundaki anlaşmazlık, sondaj faaliyetleri sırasında güvenlik riskleriyle sonuçlanabilir ve Ankara’nın ilerlemesini önlemek için bazı silahlı gruplar kullanılabilir “ açıklaması, bölgede hem risklerin hem de rekabetin kızışacağı anlamına geliyor. Kenya ve Somali potansiyel olarak petrol ve gaz yatakları açısından zengin olan Hint okyanusu kıyılarına sahip olmak için mücadele veriyor. Akdeniz’i Süveyş Kanalı-Kızıldeniz-Aden Körfezi vasıtasıyla Hint okyanusuna bağlayan stratejik geçişin batı kıyısında yer alan Somali özellikle Körfez ülkeleri olmak üzere birçok ülkenin ilgi odağı haline geliyor.

– Eş- Şebab Örgütü Kimdir ?


Eş-Şebab, sömürgeci direniş tarihi ve kanunsuz bir ulusta bir tür düzen kurma zorunluluğundan doğan İslami bir yönetim sisteminin bir zamanlar militan kolu olarak ortaya çıktı. Yoksulluk, altyapı eksikliği ve yabancı askeri güçlerin istilaları örgütün yükselişine katkıda bulundu. Eş-Şebab grubunun gelişimine girmeden önce, Somalilerin hemen hemen hepsinin Müslüman olmasına rağmen, militan İslamcılığı uygulamadığını veya desteklemediğini belirtmek önemlidir.

Hareket Eş-Şebab el-Mücahidin (Mücahit Gençlik Hareketi) Arapça’da “Gençlik” anlamına gelen Eş-Şebab ismiyle bilinmektedir. Eş-Şebab’ın öncüsü, 1990’larda Somali İç Savaşı sırasında Siad Barre askeri rejimini hedefleyen Vahhabi isyancı grubu el-İtihad el-İslami’dir (AIAI)  Eş-Şebab, Somali hükümetini ve onu destekleyen yabancı askeri varlığı ülkeden çıkarmak için mücadele eden en büyük militan örgüttür.

Eş- Şebab, askeri kanat görevi gördüğü İslam Mahkemeleri Birliği’nden (ICU) ayrıldıktan sonra Aralık 2006’da bağımsız bir örgüt olarak ortaya çıktı. ABD ve Etiyopya askeri müdahalesi Eş-Şebab için bir fırsat doğurdu ve milliyetçi ve İslami bir grup olarak kendisini yeniden inşa etti. Aynı zamanda Avrupalı bazı liderlerin İslam hakkında yaptığı açıklamalar ve ABD’de buna benzer girişimler Eş-Şebab örgütü için müthiş propaganda argümanı meydana getirdi. Batı dünyasının hem demokrasi ve özgürlük fikirleri hem de bölgesel politikalar üzerindeki etkisinin bir sonucu olarak küresel terörizmin bir parçası olan Eş-Şebab gibi örgütleri üretti ve Somali milliyetçiliğinin en katı savunucusu ve en güçlü grubu olan Eş-Şebab örgütünün sempatizanlarının katlanarak büyümesinin önünü açtı.  Bunlarla birlikte küresel cihad hareketlerin fikir hocaları olarak kabul edilen radikal Vehhabi âlimleri, İslam düşmanlarına karşı “ Cihad” söylemini daima güncel tutarak Müslümanların topraklarını geri alan kadar intihar saldırıları dahil birçok saldırının gerçekleştirilebileceğini empoze etti. Bunu destekleyecek en önemli olay, Etiyopya’nın Somali’ye askeri müdahalesinden sonra Eş-Şebab örgütünün benzeri görülmemiş bir şekilde büyümesidir. Suudi Arabistan’daki El-Medine Üniversitesi gibi büyük Vehhabi kurumları, ılımlı, veya aşırı, küresel militanları destekleme görevini güçlü bir şekilde öğretmektedir.  Örneğin,  Amerika Birleşik Devletleri Eş-Şebab’ı bir terör örgütü olarak ilan etmesinden sonra Güney Somali’den,  çok donanımlı hükümet askerleri de dahil olmak üzere birçok genç cepheye katıldı. Maddi teşvikin yanında, ideoloji ve din insanların Eş-Şebab’ı desteklemelerinin önemli nedenleri olarak öne çıkmaktadır.

Vahhabi ideolojisinin etkisiyle Eş-Şebab dahil bütün küresel Vehhabi örgütler, Vehhabi anlayışını yayarken, kendisi gibi düşünmeyen Müslümanları “mürted” ilan etmekte ve geleneksel İslam’ın diğer tüm biçimlerini tasfiye amacı taşımaktadır. Örneğin, Eş-Şebab, ülkede kabul gören yaygın Sufi İslam anlayışının aksine Suudi Arabistan kökenli Vehhabi anlayışını benimsemektedir. Aynı zamanda Afrika’da yer alan örgütlerin hemen hemen hepsi Suudi kökenli Vehhabi ideolojisinden beslenmektedir. Batılı örgütlerin yaptırımları,  demokrasi ve özgürlük söyleminin öncesinde ve sonrasında uyguladığı şiddet, Suudi Arabistan temelli Vehhabi fikrinin etkisi küresel terör örgütlerinin oluşmasına zemin hazırlamaktadır.

Örgüt, Vehhabi Şeriat hukukunun katı yorumuna dayanan bir toplum inşa etmek için Somali’deki toprakları kontrol etmeyi amaç edinmektedir. Somali merkezli olmasına rağmen, Eş-Şebab komşu ülkelerde, özellikle Kenya’da da saldırılar gerçekleştirmektedir. 2000’li yılların sonlarından bu yana örgüt, El Kaide ile yakın bağlara sahip ve Somali mücadelesini küresel cihatçı hareketin bir parçası olarak çerçevelemeye çalışmaktadır. Örgüt, özellikle Somali hükümet hedefleri, özel siviller, yabancı birlikler, diplomatlar,  yardım ve sivil toplum kuruluşları görevlilerine karşı çeşitli silahlı saldırılarda bulunmaktadır.

Eş-Şebab, yabancı birliklerin varlığına karşı çıkıyor ve bölgedeki Türk yatırımcılar dahil olmak üzere düzenli olarak yabancı vatandaşlara ve barış güçlerine saldırmaktadır. Ülkede birçok yabancı birlik olmasına rağmen son günlerde özellikle Türk vatandaşlarının hedef alınması, akıllara saldırıların arkasında Türkiye’yi bölgede istemeyen güçlerin olduğu ihtimalini artırmaktadır.

– Eş- Şebab Neden Türkiye’yi İstemiyor

Türkiye, Eylül 2017’de Somali’nin başkenti Mogadişu’da en büyük denizaşırı askeri eğitim üssünü açtı. Türkiye,  Mogadişu ile yapılan güvenlik ve kalkınma anlaşmaları kapsamında Somali güçlerini eğiten ve donatan ülkeler arasında yer alıyor. Somali ve Türkiye arasındaki yakın diplomatik ve ekonomik bağlar, militan grubun kendi sahasındaki operasyonlarını engelliyor.  

Türkiye-Somali ilişkileri eş-Şebab’ın  iki cephedeki varlığı için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bunlar hem grubun faaliyet alanlarını hem de dini temelini riske atıyor. Türkiye, hastaneler ve başkent Mogadişu havalimanının geliştirilmesi gibi, yüksek profili projelerde Somali hükümeti ile işbirliği yaparak, sadece Somali altyapısını güçlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda hükümeti de destekliyor.  Güçlendirilmiş altyapı ve düzenli gelir, daha güçlü bir Somali hükümeti sağlarken, Somali hükümetinin vatandaşlarına istikrar ve güvenlik sağlama olasılığını daha da yükseltmektedir.  Bu yönüyle Türkiye,  kilit altyapıyı yeniden inşa edip, istihdam ve zenginlik oluştururken,  Eş-Şebab’ın örgüte eleman kazandırması amacıyla yoksulluktan yararlanmasının önüne geçmektedir.

Şebab Somali’deki tek meşru İslami hareket olduğunu iddia ederek otorite kurmuştur. Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı, Somali de dahil olmak üzere birçok ülkede cami inşa projelerini finanse ederken, aynı zamanda Somali hükümetinin ülkedeki dini otoritesine yardımcı olmasıyla Şebab’ın meşru otorite iddialarının önüne geçmektedir. Bundan dolayı örgüt Türkiye’nin Somali’deki çalışmalarını kendi yayılması için engel olarak görmektedir.

Türkiye sadece Somali’ye yatırım yapmakla kalmamakta, yoksulluğu ortadan kaldırmak için çalışmaktadır, bununla birlikte uzun süre barışın görülmediği bir ülkeye istikrar ve güvenliği sağlamaya yardımcı olmaktadır. Bu nedenle Türkiye, Somali hükümetinin Şebab ile savaşmasına yardımcı olan önemli bir aktör olduğu için örgüt tarafından en büyük düşman olarak kabul edilmektedir. Türkiye’nin olumlu itibarı ve yoğun katılımı, hükümetin ve STK’ların yardımın uzun vadeli barışa katkıda bulunmasını sağlamak için güçlü bir konuma sahip olmasına rağmen, Somali’nin kurtuluşu ve istikrarı için mücadele ettiğini iddia eden örgütün söylemleri kendi kendini yalanlamaktadır.

– Türklere Saldırıların Arkasındaki Ana Güç

Eş-Şebab kent merkezlerinin kontrolünü kaybettikçe, intihar saldırıları, vur-kaç, politik tehditler, suikastlar ve el bombası saldırıları gibi asimetrik saldırılara yöneldi. Türkiye, Somali devleti ve halkı tarafından kabul görmesine rağmen, hala El-Kaide bağlantılı Eş-Şebab gibi terörist grupların çeşitli güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Eş-Şebab, Türkiye’nin Somali hükümeti ile işbirliği yapmasına karşı çıkıyor. Çünkü, Türkiye’nin Somali ordusu ile işbirliği yapması, örgüt için büyük bir sorun ve doğrudan bir meydan okuma anlamına geliyor. Bu nedenle Eş-Şebab, Türk elçiliğinin yanı sıra yardım taşıyan Türk konvoylarına, sivil Türk vatandaşlarına çeşitli terör eylemleri gerçekleştirmektedir.

Ocak 2015’te Somali’de bir Türk heyetini hedef alan bombalamanın ardından  Eş-Şebap sözcüsü Şeyh Ali Mahmut Rageh, Türkiye’yi grubun hedeflerinden biri ilan ederek,  Türkiye’nin “Müslümanların en büyük düşmanı” olduğunu söyledi.  Bölgede Müslümanları katleden bir örgütün Türkiye’yi Müslümanların düşmanı olarak ilan etmesi, gerçekleştirilen saldırıların din ile bağlantılı olmadığını, farklı durumlar ve bağlantılar içerdiğini göstermektedir.

2019 yılında Mogadişu yakınlarında Eş-Şebab’ın bombalı saldırısında hayatını kaybeden 85 kişi arasında 2 Türk mühendiste bulunuyordu. Saldırı ile ilgili olarak Eş- Şebab sözcüsü Şeyh Ali Mahmut Rageh, amaçlarının konvoyda bulunan Türk vatandaşlarının hedef alındığını ve onlara eşlik eden Somali birlikleri olduğunu söyledi.

Türkiye’nin Mogadişu Büyükelçisi Mehmet Yılmaz, El Kaide bağlantılı terör grubu Eş- Şebab’ın Türk işçilerini hedef alan saldırılarına rağmen Ankara’nın ülkede yardım çalışmalarına devam edeceğini söyledi. Somali ile Türkiye arasında iyi ilişkiler var. Bu saldırılar Somali’ye yardım etmemizi engellemeyecek. Çalışmaya devam edeceğiz. söylemi Türkiye’nin bölgedeki ciddiyetini ve sürekliliğini göstermektedir.

Somali Ulusal İstihbarat ve Güvenlik Ajansı (NISA) başkent Mogadişu’da gerçekleştirilen bombalı saldırının planlanmasını ismini açıklamadığı yabancı bir ülkenin yardımcı olduğunu iddia etti. Yeni Şafak gazetesi köşe yazarlarından İbrahim Karagül’de Mogadişu saldırısını köşesine taşıyarak saldırının arkasındaki ana gücün BAE olduğunu belirtti.

Birleşik Arap Emirlikleri, otuz yıl boyunca savaş ve güvensizlikle boğuşmuş bir ülkede kötü kokulu sonuçlarla bir etki savaşı yürüttüğü için özellikle öne çıkıyor. Aynı zamanda Kızıldeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan Bab el-Mandeb Boğazı boyunca stratejik konumu göz önüne alındığında, Körfez ülkelerinin bölgesel hedefleri için bir sıçrama tahtası olarak kullanılıyor. Somali, sosyal ve ekonomik olarak toparlanmaya çalışırken, bölgede ticari çıkarları olan BAE’nin Somaliland ile ilişki geliştirmesi, Somali’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tehdit ediyor. Haklı olarak Somali Cumhurbaşkanı Farmajo, BAE’yi Somali’deki ayrılıkçıları mali olarak desteklemekle suçluyor.

BAE, 2017 yılında Somali seçimlerinde Farmajo olarak da bilenen Cumhurbaşkanı Muhammed Abdullah Muhammed’in seçim kampanyasını Katar’ın finanse ettiğini iddia ederek, Katar ambargosunda Somali’nin tarafsızlık konumunu eleştirmişti. BAE, Farmajo’yu Katar ve Türkiye ile ilişkilerini güçlendirdiği için tepki göstermekte, Somali ve Türkiye karşıtı politikalara da destek vermektedir.

Türkiye Somali’de, özellikle insani yardım ve yeniden yapılanma konusunda büyük bir yatırımcı olmasına rağmen, Eş Şebab örgütü Türkiye’yi Somali’nin kaynaklarını kontrol etmekle suçlamaktadır.  Eş- Şebab sözcüsü, “Türkler bizim düşmanlarımız ve daha önce de söylediğimiz gibi, topraklarımızdan çekilinceye kadar savaşmayı bırakmayacağız.” sözleriyle tehditlerini devam ettirmektedir.  Somali’nin toprak bütünlüğü için mücadele ettiğini iddia eden bir örgütün, Somali’deki Türk varlığına karşı saldırıları, örgütün iddiaları ile çelişmekte, ve örgütün kiralık olarak başka ülkeler için saldırılar düzenlediği gerçeğini doğrulamaktadır.

Eş – Şebab Örgütünün Finans Kaynakları

Eş-Şebab terör örgütü de diğer terörist gruplar gibi çeşitli gelir kaynaklarından faydalanmaktadır. Eş Şebab tarafından kullanılan finansal sistemin, terör örgütünün faaliyetlerini doğrudan veya dolaylı olarak hesaba katan hem iç hem de dış finansörleri kapsayan çok çeşitli aktörleri içermektedir. Özellikle, Eş Şebab’ın finansmanının kaynağı, devlet sponsorları, camiler, diaspora, hayır kurumları, korsanlık, kaçak iş, zekat ve Somali’deki adam kaçırma, yerel işletmelerin, çiftçilerin ve yardım gruplarının gasp edilmesi gibi geniş bir havuzdan gelmektedir. Somali diasporasındakicamilerden yardımve bağışlar – özellikle Avrupa, Kanada, Amerika ve komşu Kenya’dan Eş- Şebab’a sempati duyan din adamları tarafından kurulan camiler ve toplanan yardımlar örgüt için finansal birer kanal oluşturmaktadır.  Eş-Şebab örgütü zengin Körfez Devletleri vatandaşlarından (bazıları Somali kökenli) ve yardım kuruluşlarının yanında örgüte sempati duyan ve iş adamlarını finansal olarak desteklemeye teşvik eden birçok Somali Vehhabi Şeyhi mali destek bulmada örgüte yardımcı olmaktadır. Somali’de Vehhabi anlayışını benimseyen gruplarla bağlantılı olan “hayır vakıfları”  finansman olarak doğrudan resmi Suudi örgütlerinden sürekli fon almaktadır. Aynı zamanda Eş Şebab yıllarca Etiyopya birliklerini sınır dışı etmeye ve Somali hükümetinin kontrolünü kazanmaya odaklanmıştı. Bu bağlamda Etiyopya’ya karşı mücadelesinin ulusal kimliğe dayanan ortak bir nedeni temsil ettiği için ideolojik destek sağladı ve Eş Şebab’ın faaliyetlerini sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu finansmanın sağlanmasına yardımcı oldu.  

 Eş- Şebab, 2008 yılında güney liman kenti Kismayo’yu ele geçirdikten sonra korsanlık dahil olmak üzere, şeker kömür ve diğer kaçak malların yasadışı ticaretinde önemli gelir elde etti. Kömür ticaretinden yıllık tahmini 35-50 milyon dolarlık bir ihracat gerçekleştiriyordu. Afrika Birliği Somali Misyonu (AMISOM) Ekim 2012’de Kismayo’yu ele geçirmesinden sonra geliri azalmasına rağmen yasadışı kömür ticaretinin grubun kontrolü altındaki alanlarda devam ettiği ve elde edilen kârın yüksek meblağlarda olduğu tahmin edilmektedir. Bu ticaret döngüsüne ağırlıklı olarak Somali ve Körfez ülkeleri arasında, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nde faaliyet gösteren önemli Somali işadamları ağları hakimdir. Buna ek olarak, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri Eş-Şebab örgütü için önemli dış kaynaklar olduğu ve  Suudi Arabistan’ın uzun zamandır “Vahhabi cihatçıları”  finanse ettiği bilinmektedir.

Kaynak: gençlik diplomasi

YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48