banner15

Yapay ve Keyfi Sınırlar, Afrika kaynaklarını talep, Ayrılan Siyasi ve sosyal sistemler, Halkları bölen sınırlar

Kasım 1884-Şubat 1885 tarihleri arasında 14 ülke temsilcisi, Afrika kıtası üzerindeki ticari ve siyasi etkisini belirleyecek, aynı zamanda Avrupa ülkelerinin Afrika toprakları üzerinde birbirleriyle savaşmasını engelleyecek Kongo Konferansı olarak da bilinen Berlin Konferansı için Berlin'de bir araya geldi…

Yapay ve Keyfi Sınırlar, Afrika kaynaklarını talep, Ayrılan Siyasi ve sosyal sistemler, Halkları bölen sınırlar

Kenan Toprak 

Konferansın ana hakim güçleri Fransa, Almanya, İngiltere ve Portekiz idi. Kıta dışındaki bu ülkeler üç ay boyunca, 5 metre uzunluğundaki bir Afrika haritası etrafında, Afrika’nın coğrafyası, tarihi ve etnik bileşimi hakkında sınırlı bilgiye sahip olarak, kıtanın geniş topraklarını kendi aralarında paylaştı. Bu, büyük ölçekli harita üzerinde boylam ve enlem hatları, nehirler ve sıradağlar ya da haritaya bir cetvel yerleştirilerek düz bir çizgi çekilerek kolonileri ayıran sınırlar belirlendi. Böylelikle, Afrika kıtasında binlerce yıldır yaşayan halklar arasındaki kültürel, dilsel, dini veya politik ilişkiler dikkate alınmadan yapay sınırlar meydana getirildi. Yanlış tasarlanmış sınırların yanı sıra, Avrupalı sömürge güçleri Afrikalılar için sosyal normların, kimliklerin ve sosyal düzenin kaybına neden olan “böl ve yönet”, “doğrudan idare” ve “asimilasyon” politikalarını kullandı.

Yapay sınır tasarımlarının ardından Afrika toplulukları, ekonomik zorluklara ve sosyal rahatsızlıklara neden olan günlük faaliyetlerinde ve göçebe uygulamalarında özgürce hareket edemediler. Afrika topluluklarının yaşam tarzını ve yapısal sistemlerini değiştirmek, geleneksel yaşamlarını, idari yapılarını ve ekonomik refahlarını olumsuz yönde etkiledi. Bu durum kıtadaki toplulukların hareketlerini engelleyerek ve geleneksel yaşamlarından farklı yaşamaya zorlayarak ekonomik fırsatlardan mahrum etti.


Sanayileşme ve resmi bölünme

Berlin Konferansı ile başlayan resmi bölünme, 19. yüzyıl sanayileşme dönemi yanı sıra 19. yüzyılın sonlarında Avrupa ülkeleri arasındaki milliyetçilik rekabeti Afrika’nın sömürgeleştirilmesinde büyük rol oynadı. Rekabet özellikle 19. yüzyılın sonlarında kolonisiz olmak istemeyen Avrupa’nın en güçlü ulus devletleri olan İngiltere, Fransa ve Almanya arasında yaşandı. Bu ülkeler arasındaki rekabet sadece Afrika’ya bugünkü sınırlarını vermekle kalmadı; ayrıca Afrika’yı, açıkça tanımlanmış ve sınırları belirlenmiş Avrupa ulus-devlet kavramına entegre etmeye çalıştı.

Afrika kıtasında birçok etnik grubun birden fazla ülkeye bölünmesinin yanı sıra, yapay sınır tasarımı, organik olmayan ülkeler üreterek ekonomik ve politik az gelişmişliğe yol açtı. Dahası, sömürge sonrası bu yapay sınırlar ve politikalar yerel halk arasında çatışmaları kışkırttı, onları daha da böldü ve sonuç olarak ülkeleri zayıf hale getirdi.

Yapay ve keyfi sınırlar

Afrika sınırlarının yapaylığını ve keyfiliğini belirleme konusunda çok sayıda delil bulunmaktadır. Özellikle sahadaki gerçekler, sınırların keyfi ve yapay olarak tasarlandığı konusunda kilit aktörlerin ifadeleri ile doğrulanmaktadır. Örneğin İngiltere’de üç kez başbakanlık görevinde bulunan LordSalisbury, bölge hakkında yetersiz bilgiye sahip olduklarını, sınırların keyfi ve yapay bir şekilde çizildiğini şu cümlelerle itiraf ediyor: hiçbir beyaz adamın ayaklarının basmadığı ve tam olarak nerede olduğunu asla bilmediğimiz dağları, nehirleri ve gölleri haritaların üzerinde çizgilerle belirterek birbirimize dağıtıyoruz.” Bu ifade, sömürge güçlerinin arazi ve yerel topluluklar hakkında bilgi sahibi olmadan Afrika sınırlarının nasıl tasarlandığı konusunu net bir şekilde ifade etmektedir.

Afrika kaynaklarını talep etme saplantıları

Aynı şekilde, Nijerya’nın Kamerun ile doğu sınırıyla ilgili olarak, bir İngiliz Sömürge subayı, sınırların çizilmesinde kullanılan yöntemi şu şekilde itiraf ediyor: “O günlerde, sadece mavi bir kalem ve bir cetvel aldık ve onu Eski Calabar’a indirdik ve o mavi çizgiyi Yola’ya çektik […] Çizilen sınırların keyfiliğinin açık bir göstergesi, Afrika sınırlarının yüzde 44’ünün paralel ve meridyen şeklinde olması ve yüzde 30’unun doğrusal veya eğri çizgileri takip etmesi yüzde ve 26’sının topografik özellikte olması kıtadaki etnik ve dilsel grupların neredeyse hiç dikkate alınmadığı ve bu nedenle sınırların keyfi olarak çizildiğini net bir şekilde açıklamaktadır. Afrika sınırlarının yapaylığı ve keyfiliği aynı zamanda bölgedeki emperyal güçler arasındaki rekabetin ürünü ve yansımasıdır.

Ayrıca sömürgeci ülkelerin sınırları belirlemede rekabet ettikleri Afrika kaynaklarını talep etme saplantıları da vardı. Burada sömürgeci ülkeler için öncelikli ilke, Afrika halklarının çıkarlarını göz ardı ederek emperyal çıkarların artırılmasıydı. Daha sık olarak emperyal güçler bir kaynaktan diğerine, ticaretin ve pazarların kontrolü veya ticaret yollarına ve nehir taşıma sistemlerine erişimle ilgileniyorlardı.

Sömürge devletleri ve bu rekabetten doğan sınırlar, büyük ölçüde bir emperyal gücün rakibini nasıl alt ettiğine bağlıydı. Örneğin, Çad Gölü çevresindeki sınırlar, üç baskın emperyal olan güç Almanlar, Fransızlar ve İngilizler arasındaki rekabeti ve entrikalarını yansıtacak şekilde çizildi. Benzer şekilde, Nijerya ve Benin arasındaki sınır, İngiliz ve Fransızların, özellikle Benin’in Nikki bölgesi yakınlarındaki Nijer viraj bölgesinin kontrolü üzerindeki çıkarlarını ve rekabetlerini yansıtıyordu. Başka bir rekabet örneğinde, Kenya-Tanzanya-Uganda-Ruanda sınırları kısmen İngilizlerin Nil’in kaynağını kontrol etme saplantısını ve günümüz Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin (DRC) doğu kesimindeki maden zenginliğine erişim sağlamak için sömürge entrikalarını yansıtıyordu.

En ilginç örneklerden biri, sömürgeci Almanya’nın dışişleri bakanı Kont vonCaprivi tarafından Almanya’nın stratejik gereksinimleri için ortaya atılan Namibya sınırlarının tuhaf şeklidir. Bir geminin konuşlandırılması için Namibya sınırının Zambezi Nehri’ne erişimi olması gerektiğinde ısrar ederek çok farklı bir sınır şeklinin ortaya çıkmasına neden oldu.

Halklar bölündü, siyasi ve sosyal sistemler ayrıldı

Afrika kıtasında sömürge güçleri tarafından çizilen keyfi ve yapay sınırlar, emperyal güçlerin stratejik ve ekonomik çıkarlarını yansıtırken, Afrikalılar için ekonomik olarak hiçbir anlam ifade etmiyordu. Çünkü çizilen kolonyal sınırlar ile Afrikalıların iletişim ve ticaret yollarında kesintiler meydana geldi. Örneğin,18. yüzyılın sonlarında emperyal Avrupa güçleri tarafından alınan kararlar ve kabul edilen sınırlar 14 Afrika ülkesinin karayla çevrili olmasına neden oldu.

Hemen hemen tüm Afrika’da emperyal Avrupa güçleri tarafından gerçekleştirilen yapay ve keyfi sınırların sonucu, halkların bölünmesi, siyasi ve sosyal sistemlerin ayrılması ve sonunda daha fazla kültürel alanların parçalanmasına yol açtı. Yapay sınırlarla birlikte dini toplulukların asırlık koruları ve ibadet yerleri dahil olmak üzere hayvancılıkla uğraşan göçebe toplulukların su kaynakları bir devlette, meralar ise başka bir devlette kaldı.

Halkları bölen sınırlar

Sömürge sınırları mevcut siyasi ve sosyal yapıları birbirinden ayırdığı için, birçok topluluğun kendilerini farklı devletler arasında bölünmüş bulmasına neden oldu. Sömürgeci Avrupalı güçler, 1900-1930 yılları arasında sınır komisyonları aracılığıyla bölgelerin kartografik incelemelerini tamamladılar, bu da kolonilerin tam kontrolüne izin verdi. Bununla birlikte, bunlar yalnızca arazi kontrolüne odaklandı ve bölünmenin etnik gruplar üzerindeki etkilerini göz ardı etti. Yapay sınırlar, birbiriyle yakından ilişkili birçok etnik grubu farklı kolonyal bölgelere ayırdı.

Örneğin Afrika Boynuzu’nda Somalilileri Fransız Somaliland’ı, İngiliz Somali’si, İtalyan Somali’si, Etiyopya Somali’si ve Kenya’nın kuzeyindeki Somali bölgesine ayırdılar. Bu tür sömürge sınırlarının, ortak bir kültürü, benzer bir yaşam tarzını ve aynı dini paylaşan, ancak Etiyopya, Cibuti ve Kenya’nın ayrı vatandaşları olarak yaşayan Somalili insanlar üzerinde büyük etkiler meydana getirdi. Benzer şekilde, Etiyopya’nın Afar halkı Etiyopya, Eritre ve Cibuti arasında, Masailer Kenya ve Tanzanya arasında, Anyiler Gana ve Fildişi Sahili arasında Chevalar Mozambik, Malavi ve Zimbabve arasında bölündü. Böylelikle sömürgeci güçlerin çizdiği sınırlar, köklü iletişim hatlarını böldü. Geleneğe dayalı bir topluluk duygusu, genellikle çok güçlü akrabalık bağları, paylaşılan sosyo-politik kurumlar ve ekonomik kaynaklar, ortak gelenekler ve uygulamalar çizilen yapay sınırlarla ortadan kaldırıldı.

Kaynak: Diriliş Postası

YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48