Yemen'de neler oluyor?

Beş yıldır ülkesine giremeyen Yemenli öğrenci Abdullah Dünya Bülteni'ne ülkesinde olup bitenleri anlattı

Yemen'de neler oluyor?

Haşim Akın - Dunyabulteni.net


Bu hafta “Yemen illerinden” bir misafirim vardı. Biz Türkler için yemen her yönüyle önemlidir. Önce Üveys El- Karani’yi tanırız. Muaz Bin Cebel’in vali oluşunu ve İslam fıkhına çok önemli bir delil olan, uğurlama olayını ve buradaki konuşmayı biliriz. 

Tabi ki sonrada “Yemen Türkümüz” vardır. Benim gibi birçok insan için yemende şehit olmuş bir dedesi veya yakını vardır. Orası bizim için vazgeçilmesi zor bir meşheddir. 

Hazır Yemenli bir ABDULLAH ile buluşunca, onunla gönlümüzün bir yerinde kanayan ülkeyi, Yemen’i konuştuk. Abdullah, Saraybosna’da iki fakülteyi bitirmiş. Şimdi de yüksek lisans yapmak istiyor. Yemenli ve çok çocuklu bir ailenin ferdi. Tahsil için yola koyulmuş. O ülkesinden ayrıldığında daha iç savaş bu kadar acı yüzünü göstermemişmiş. Şimdi oralara hasret… Hem ülkeye, hem de ailesine… Ona hafız olup olmadığını sorunca sarsıcı cevap bizim Şamil’i bile susturmuştu: “Ben Kur’an-ı hıfzetmiyorum. Asıl o beni hıfzediyor. (Ben Kur’an-ı koruyacak değil. O beni koruyor.)” 

Osmanlı ve Yemen… Osmanlıdan geriye neler kalmış?

Osmanlıdan Eski Sana’da birçok eser var. Geriye kalan eserler daha çok burada ama izleri çok... Biz gençler, Osmanlıyı sadece tarih kitaplarından okuduk. Yaşlılarımız kısmen bilirdi. Ama en çok hatırda kalanlar acı hikâyeler. Neden mi? Osmanlıda devlet yönetimi zayıflamış. Sadece yemende değil her yerde bu zayıflama var. Ama uzak olunca yemende daha çok hissediliyor. Diğer taraftan İngilizler, fitneyi ülkeye sokmaya başlamış. Bütün kabilelere özgürlük vazedilmiş. Ayaklanmalar başlamış.  Buna engel olmak isteyen devlet görevlilerinin bazı hataları da olmuş. Eskiler bu görevlilerin haksız ve hukuksuz uygulamalarını anlatır. Orada halkın güvenini kırmışlar. Bu da işgalcilerin işini kolaylaştırmış. Geriye en çok da kan ve gözyaşı kalmış. Uzun süre İngiltere fiilen burada kalmış. Sonra sözde bırakıp gitmiş. Ama ne bırakma... Krallık olarak devam etmişiz. Sonra da cumhuriyet olmuş. Ama etnik mezhebi ayrımlar unutulmamış. Uygun zaman için bekletilmiş. 

Halk nasıl yaşar?

Halk, doğal haliyle yaşar. Kadim kültür ve adetler aynen devam eder. Yerel kıyafetler, eski adet üzerine yapılan düğünler… Bizde düğünler çok zor ve pahalıdır. Yemen, dağlık bir bölgedir. Burada başka köyden gelen misafirleri dağ başlarındaki gözcüler, karşılama için beklerler. Onları görünce hemen silah atışları başlar. Bu “hoş geldiniz!” demektir. Onlar da buna hemen silah atışıyla karşılık verir. Ülkede herkes silahıyla gezer. Düğünler üç gün devam eder. Yemekler, diğer ikramlar… Bizde zor işler bunlar. Adetler çok ağır ve asla vazgeçilmez…

Yemen’de iç savaş var. Niçin?

Yemen’de yaklaşık yüzde 30 kadar Şii vardır. Kalanı ehlisünnet inanıcına sahip... Ama buradaki şiiler, İran şiası gibi değil. Asıl, Zeydi’ye mezhebine mensuplar. Zeydiye mezhebi, neredeyse ehlisünnet gibidir. Mesela bunlar, Muharrem ayında zincirlerle vücutlarına vuran kimselerden değildir. Böylesi ileri ve akıl dışı adetleri yoktur. Yani aralarında çok ciddi farklılıklar yok. Bunlar, namaz kılarken kıyamda ellerini bağlamazlar. Toplumda hissedilen tek fark budur. Bunun dışında çok büyük bir farklılık da hissedilmezdi. Ancak birden silaha sarılıp birbirini öldüren düşmanlar oluverdik. 

Peki, neler oldu da buraya geldiniz?

Biliyorsunuz Mısırda Üstad Hasan El – Benna’nın kurucusu olduğu ihvan-ı Müslimîn hareketi var. Bunlar kişinin sadece kendisi için ve bireysel Müslümanlığı yerine Müslümanın her haline ve sahasına İslam’ı hâkim olması için çalıştılar. Bu anlayışın bir temsilcisi olarak yemende ISLAH partisi kuruldu. Bundan en çok rahatsız olan da Suudi Arabistan oldu. Zira orada kendi destekledikleri selefi gruplar vardı. Bu selefi grupların başarısı için, ıslah partisinin silinmesi gerekiyordu. Aynı zamanda bu anlayışın kendi saltanatları açısından sıkıntı doğuracağını düşünmüş olmalılar. Bunu yapabilmek için de ülkedeki ZEYDİYE mezhebine mensup halkı kullanmak istediler. Buna bir çözüm olarak ellerinde hiç silahı olmayan şii halkı silahlandırdılar. Onlardan bu ıslah partisiyle mücadele etmelerini istediler. Islah hareketi bu oyunu görünce hemen çekildi ve iç savaşa alet olmayacaklarını, asla böyle bir tavra girmeyeceklerini açıkladılar. Onlar seçimden çekilince, aslında görev tamamlanmış oldu. Bu defa onları silahlandıran Suudi Arabistan, o zamanın eski cumhurbaşkanı ve diğer ortakları; bunlardan silahları geri istediler. Ama şiiler veya diğer adıyla Hussiler, ellerindeki hazır silahları vermediler. Neden versinler ki? Sayıları az olsa da iktidarı ellerine geçirmek istedir. Tabi onları silahlandıran cumhurbaşkanı da bunların eliyle öldü. 

Şimdi durum nedir?

Şimdi durum hiç de iç açıcı değil. Sonuçta hepsi bu toprakların evladı... Bunlara silah veren güçler, hiçbir evladını kaybetmedi burada... İngiltere gibi çok uzaklardan kendi menfaatleri için buralara kirli ellerini uzatanlar, hiçbir şeyini yitirmedi. İslam dünyasının birçok bölgesinde olduğu gibi burada da binlerce ölü, dul kadın ve yetim çocuk var. Savaş aynı zamanda açlık demektir. Zira zaten kendi emekleriyle geçinen halk, daha da zor duruma düştü. 
Tabi sonradan işin içine İran da girdi. Oysaki İran’ın şia anlayışıyla Yemen’in anlayışı aynı değildi. Bundan dolayı İran bunları çok da sevmezdi. Ama burada ayrı bir pasta var. Petrol, elmas ve daha niceleri… Biz aslında zengin olan ama fakirliği yaşayan bir topluluğuz. Ben beş yıldır ülkeme gidemiyorum. Ailemi özledim ama yapacak bir şey yok. Zira can güvenliği yok... Suudi Arabistan, dün silah verdiği gruplarla bugün çatışıyor. Elbette bu gruplarda kendi aralarında anlaşabilmiş değil. Her birinin ayrı bir derdi var. 

İslam dünyası ve Türkiye… Neler görüyorsun?

Bunları Türkiye’de yaşadığım için söylemiyorum. Başka bir ülkede okudum. Şimdi buradayım. Arapça ve İngilizce yayınları da takip ederim. Ortadoğu üzerinde oynana oyunu görmeye çalışıyorum. Bugün İslam dünyasının işi zor... Ama tek umutları da Türkiye… Ben Türkiye’nin son zamanlarda yaşadıklarını biliyorum. Bunların hiç biri tesadüf değil. Hepsi planlı hareketler. İslam dünyasının lidere ihtiyacı var. Bunu da Türkiye ve başkanınız Recep Tayyip ERDOĞAN’DA görüyorum. 

Hedefinde ne var?

Uluslaarası ilişkiler veya siyaset alanında yüksek lisans yapacağım.  İbranice ve Farsça öğrenmek istiyorum. En kısa zamanda bunları öğrenmem lazım. Sebebini sorarsanız, bugün İslam dünyasının en kanayan yeri; Ortadoğudur. Bölgedeki bu çatışmalarda iki baş aktör vardır. Onların bu konuda ne dediğini ve neler planladığını bilmek gerekir. Bu da İsrail ve İran’dır. Bu ülkelerin plan ve stratejilerini iyi bilmek gerekir. Değilse Ortadoğu savaşlarını çözmek ve onları anlamak çok zor olacaktır. Bu nedenle acilen bu dilleri öğrenmem gerekiyor.” Elbette burada İngiltere, Amerika, Fransa gibi aktörleri unutmuş değilim. Onların bile birçok hamlesi İsrail içindir. 

Abdullah, güzel bir misafir, ufku geniş bir Müslüman... Ama “Yemen ellerinden Abdullah…” sözüne itiraz edecek kadar da mütevazı. Zira “Yemen ellerinden Veysel Karani…” diye başlayan cümlelere kendi adının konulmasını istemiyor. “Ben onun yerini dolduramam!” diye itirazı var. 

Allah, bütün Muhammed ümmetine hayırlar versin. Her yer ayrı bir yara… İşin kötüsü, savaşta ölen de öldüren de şehit olma duygusu taşıyor. 
Allah’ım bize feraset ver…  
 

YORUM EKLE

banner26

banner25