banner15

Yeni Dünya Düzeninde Afrika Kıtasının Yeri

Yeni Dünya Düzeninde Afrika Kıtasının Yeri

Sömürge sonrası Afrika kıtasında, sömürgeci güçlerde dahil olmak üzere Afrika dışındaki devletlerin uluslararası taahhütlere saygı duyduğu işbirliği ve ortaklık ilişkilerinin olduğu tamamen resmi egemen devletler meydana geldi. Ancak bu eğemenlik neo- sömürgeciliğin dinamiği ölçüsünde göreceli kaldı. Sömürge sonrası yabancı sermayeye bağımlılık, hammadde ihracatı, dış ülkelerde üretilen malların ithalatı ortadan kalkmadı ve eşitsiz küresel düzenin dinamiklerine uyarlandı. Hemen hemen her fırsatta dile getirilen sözde Afrika ekonomik gücü ile söylenmek istenen asıl şey budur.


Günümüzde Afrika kıtasının her konuda sorun yaşamasının asıl nedeni “uygar” emperyalist ülkeler tarafından yüzyıllar boyunca tüm kıtanın kaynaklarının toptan yağmalanması, kıtanın yapısal azgelişmişliğinin doğrudan nedenleridir.  Son yaşanan Kovid-19 pandemisi ile bu sorunlar tam olarak gün yüzüne çıktı. Kıtada birçok ülkenin işleyen sağlık sistemlerine sahip olmaması ve milyonlarca insanın gecekondu mahallerinde ve uygun barınma olanaklarının olmadığı sığınmacı kamplarında yaşadığı bir kıtada Kovid-19’un yıkıcı sonuçlarının yaşanması eski, yeni ve yerel elit yöneticilerin politikalarının doğrudan bir sonucudur. Bununla birlikte Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi kuruluşların mali kemer sıkma bahanesiyle uyguladığı politikalar kıtada gelişmeyen sağlık sistemlerinin başlıca nedenleri arasında yer alıyor.

Bu yönüyle KOVID-19’un meydana getirdiği tehdit yalnızca bir sağlık riski olarak ele alınmamalı, aynı zamanda Afrika kıtasının genel gelişimi için bir tehdit olarak görülmelidir. En yüksek hastalık oranlarına sahip olan kıta HIV, tüberküloz, sıtma ve kolera gibi hastalıklarla mücadelenin yanında, yıkıcı politik sistemlere sahip olduğu düşünüldüğünde, koronavirüs pandemisi Afrika kıtasına yeni bir şey getirmeyecek, belki de hayatları daha da kötüleştirecektir.


Korona virüsle birlikte dünyada güç dengelerinin değişeceğine dair işaretler belirdikçe, Afrika ülkeleri de küresel düzendeki değişiklikleri dikkate alması gerekecektir. Afrika ülkeleri olası tüm sonuçları göz önünde bulundurmalı ve buna göre değerlendirme yapmalıdır. Korona virüs pandemisi muhtemelen dünyada olacağı gibi kıta içinde tarihi bir dönüm noktası olacak. Yüzyıllar boyu süren emperyalist tahakkümün yıkımları tüm Afrika kıtasını bir kaos içinde bıraktığı düşünüldüğünde, Afrika kıtasının Kovid-19 ile mücadelesi aslında neo-sömürgeci ülkelere karşı bir mücadele olarak görülebilir. Pandemi sonrası oluşacak bir ekonomik krizden faydalanmak isteyecek olan neo-sömürgeciler ekonomi politikalarını ve yönlerini belirlemek isteyeceklerdir. Bu durum hiç şüphesiz geçmiş yıllarda başlayan ve halen devam IMF, Dünya Bankası ve Çin kredileri aracılığıyla oluşturulan ekonomik bağımlılık, bu kez yeni pandemi ile birlikte yeni bir sömürgecilik biçiminin kapısını tamamen açabilir.


Korona sonrası ya zengin veya daha fakir Afrika

Korona virüsün, sosyal ve ekonomik alanlarda Afrika kıtası üzerindeki uzun vadeli etkilerini tahmin etmek için henüz çok erken olsa da, Afrika kıtasında birçok konuda risk oluşturacağı açıktır.

Birçok şirketin kapanması, petrol fiyatlarının düşmesi, küresel tedarik zinciri aksakları nedeniyle dış talebin azalması ve enflasyonun artması, gayri safi yurtiçi büyümeyi azaltacaktır. Bazı Afrika ülkelerinin korkunç ekonomik durumu göz önüne alındığında korona virüs nedeniyle oluşacak ekonomik sıkıntı birçok Afrika ekonomisini daha da  savunmasız bırakabilir.

Özellikle Kenya, Nijerya ve Güney Afrika gibi küresel ekonomiye daha iyi entegre olanlar olmak üzere birçok Afrika ülkesi ekonomisini zor günler bekliyor.  Pandemi devam ederken zaten durgunluk içerisinde olan ve ham petrol fiyatlarındaki ciddi düşüş Nijerya ekonomisi üzerindeki etkisi çok geniş olacaktır. Dünya Bankası tarafından yayınlanan bir rapora göre, Sahra altı Afrika, Kovid-19 nedeniyle 2020’de 37-97 milyar dolar kaybedebilir. Virüs kaynaklı oluşan ekonomik sıkıntı, birçok ülkenin borçlanmasına neden olabilir. Böylelikle önceki yıllarda Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası gibi küresel kurumlar tarafından başlatılan yapısal uyum programları ve dayatmaları, virüsle birlikte oluşan kötü ekonomik ortamın etkisiyle, daha katı programlara dahil edilebilir.

Korona neticesinde oluşacak ekonomik sıkıntıya cevap vermede, kıta ülkeleri ekonomi lobilerine teslim olmadan ciddi önlemler almaktan çekinmemelidir. Bu durumun aksi yaşanması halinde Afrika ülkelerini ekonomik bağımsızlık noktasında zorlayabilir. Virüs kısa sürede kontrol altına alınmazsa, kıtanın yaşayacağı ekonomik kriz gelişmiş ülkelere kıyasla korkunç olabilir ve kıtanın 21. Yüzyıl neo-sömürgeci gündemine karşı savunmasızlığını daha da artırabilir. Ayrıca ekonomik kriz artmaya devam ettikçe, siyasi meşruiyet krizlerine neden olabilir ve kıtada bazı ülkelerin marjinalleşmesine yol açabilir.

Potansiyel mineral zenginliği Afrika kıtasını zengin kılmaktadır. Ancak kıtanın servetinin büyük kısmı kıta dışındaki ülkeler tarafından çıkarılırken, kıtadaki milyonlarca insan yoksulluk içinde sıkışıp kalmaktadır. Batı ülkeleri yöneticileri ile ittifak halinde olan Afrikalı elitler yoksulluğu ve eşitsizliği körükleyen ekonomik modelleri uygulamaktan çekinmiyorlar. Bu durum sömürge öncesi ve sonrası önemli bir sorun olarak devam etmektedir. Bu yönüyle kıta ülkeleri ve kurumları, kıtanın öncelliklerini organize etmeli, küresel ticaret ilişkilerini yeniden gözden geçirmeli ve bu süreçten potansiyel olarak yükselme kabiliyeti olan kıtanın yeraltı ve yer üstü kaynaklarının kıtanın geleceği için kullanmalıdır. Sonuç olarak, koronavirüs pandemisine gereken cevap, Afrika çıkarlarına dayalı bir geçişe ulaşmak için bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.



Kartlar yeniden dağıtılırken Afrika

Devam eden salgın yeni bir dönemin başlangıcı gibi görünüyor ve bu yeni dönemde kimin ayakta kalacağı veya yıkılacağı Kovid-19 krizine karşı devletlerin vereceği cevap sonucunda ortaya çıkacaktır. Kovid-19 bu yönüyle sadece tıbbi bir kriz değil, ülkelerin gelecekteki konumunu belirleyecek bir kriz olarak ta görülebilir. Küresel ve tarihi ölçekte kartlar yeniden dağıtılırken Afrika kıtası ülkeleri için bu yeni dönem risk mi veya fırsat mı oluşturacak? sorusunun cevabı önem arz etmektedir. Küresel anlamda güç değişikliğinin yaşanacağı düşünüldüğünde Afrika’nın küresel anlamda söz sahibi olması için bir fırsat olabileceği gibi, dünyanın dikkatini kaybetmesi konusunda da gerçek bir risk olduğu açıktır. Afrika’nın dünyanın geri kalanına ihracatının dörtte üçünden fazlası, büyük ölçüde doğal kaynaklardan geliyor ve talepteki herhangi bir azalma, kıtanın çoğunun ekonomilerini etkileyecektir. Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Zambiya, Nijerya ve Gana gibi ülkeler, Çin ve diğer ülkelere petrol, demir cevheri ve bakır gibi endüstriyel emtia ihracatı açısından önemli derecede risk altındadır. Afrika içi ticaret bugün kıtanın ticaretinin %18’nden daha azını oluşturmaktadır, yani Afrika ekonomisi büyük ölçüde dünyanın geri kalanıyla yapılan ticarette bağımlıdır. Kıtanın endüstrisi, Kovid-19 etkisiyle fiyatları büyük ölçüde zarar gören hammaddeleri içermektedir.

Bununla birlikte Kovid-19 kontrol altına alındıktan sonra hammmadeye olan talebin artması ise kıta için büyük bir fırsat oluşturabilir. Siyasi, sağlık, ekonomi ve sayısız güvenlik sorunuyla karşılaşmasına rağmen, kıta yer altı ve yer üstü kaynak bakımından önemli fırsatlara sahiptir. Buna rağmen artan borç seviyeleri, fırsatlar bol olsa bile kıtanın kaynaklarının sömürülmesinin önünü açmaktadır. Salgının ekonomik maliyeti sonrası yaşanacak ekonomik durgunluk en çok kıtada işsizliği artıracak ve insan yaşamı açısından daha ağır bir yük oluşturacaktır. Kovid-19 salgının kıta insanı üzerindeki etkisi varlıklı topluluklardan ziyade yoksul kesimleri daha keskin bir şekilde etkileyeceğinden şüphe yoktur.

Çoğu Afrika ülkesi için, dün gerçek olan şeyler şimdi daha da doğruluk kazanıyor. Bu süreçte Afrika ülkelerinin hayatta kalması daha çok sağlam bir ekonomi için ekonominin çeşitlendirilmesine bağlı olacaktır. Bu dönüştürücü ortamda Afrika, ancak ülkelerin ve kurumların birlikte geleceğe daha iyi hazırlanması durumunda geleceğini şekillendirmede çeşitli fırsatlara sahip olabilir. Afrika yerel projelere fon sağlamada daha proaktif bir rol üstlenmelidir. Özellikle küçük ölçekli projeleri finanse etmeli ve gıda fiyat enflasyonunu ele alan tarım projelerine daha fazla yatırım yapmalıdır. Afrika’nın çalışma nüfusunun yüzde %60’ndan fazlasının tarım sektöründe çalıştığı göz önüne alındığında bu yatırımın ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır.

Güçlü ve stratejik bir liderlik, Afrika kıtasını ihtiyaç ve çıkarları için olması gereken ciddi bir pazar oyuncusu olarak konumlandırmasına izin verecektir. Afrika’nın ortakları, içinde bulunduğumuz kriz dönemindeki eksiklikleri dikkate alındığında, gelecekte herşey çok farklı olabilir. Afrika kendisini bu süreç ve sonrası için toparlayabilirse ekonomik ve askeri yardıma bağımlı modeller gibi bir şey olmayacak ve Afrika’yı yeniden sömürmek için kullanılanlar artık geçerli olmayacaktır.

Kıta ülkeleri bu süreçte müttefik seçmede dikkatli davranmalı, yanlış müttefik seçilmesi halinde bölgesel çıkarlar, ihracat pazarları, iç yatırımlar ve yardım akışları açısından risk oluşturabilir. Afrika kıtası ülkeleri önceden belirlenmiş ve kıtayı sosyal ve ekonomik olarak geri bırakmış ilişkilere odaklanmak yerine, küresel sahnede daha etkin rekabet edebilmek için güvenilir mevcut ve yeni ilişkileri nasıl ilerletebileceğine odaklanmalıdır. Afrika uluslarının hedeflerini tanımlamaları ve bunları, ilişkilerinin geleceği konusunda dünya çapındaki ticaret ortaklarıyla paylaşması çok önemlidir.

Koronavirüsle birlikte sosyal ve ekonomik olarak büyük kayıplar yaşayan AB ve ABD gibi ülkelerin korona sonrası kıtadaki güçler arasındaki rekabette eskisi gibi hareket edemeyeceği düşünüldüğünde, kıtada büyük yatırımları olan Çin ve diğer devletlerle işbirliği yapmaya daha çok ihtiyaç duyacaktır. Aslında Afrika kıtası Çin’e tam anlamıyla muhtaç değil. Çin’in petrolünün üçte birinden fazlası, ülkenin pamuğunun% 20’si gibi Afrika kıtasından karşılanıyor.  Afrika kıtası bu durumu kendi lehine çevirebilirse Çin ve benzeri ülkelerin ekonomik baskısından kurtulması açısından fırsat sağlayabilir.


Afrika aradığı değişime liderlik etmeli

Afrika kıtası doğal kaynaklar açısından inanılmaz derecede zengindir. Devasa, kullanılmamış doğal gaz ve petrol rezervlerinin yanında (dünya rezervlerinin% 10’u) küresel elmas ticaretinin yaklaşık% 70’ini üretmekte ve büyük ölçüde keşfedilmemiş hidroelektrik gücüne sahiptir. Aynı zamanda geniş altın, platin, uranyum, demir cevheri ve bakır rezervlerine ev sahipliği yapıyor. Şu anda, Afrika’nın ekilebilir arazisinin sadece% 10’u ekilmektedir, ancak dünya ekilebilir arazisinin yaklaşık% 60’ına sahiptir. Yeraltı ve yer üstü kaynakları kıtanın büyümesi açısından iyi olsa da şimdiye kadar kıta istediği büyümeyi elde edemedi. Ancak kıtanın petrol, doğalgaz ve diğer minarallerin önemli bir üretici olmasından dolayı Afrika kıtasının büyümesi açısından önemli bir faktör olmaya devam edecek.

Afrika ayrıca büyük ve nispeten ucuz eğitimli bir işgücü avantajına sahip olmakla birlikte, şu anda dünyadaki en yüksek nüfus artış oranlarına sahiptir. 2018 itibariyle dünya nüfusunun yaklaşık% 17’sini Afrika kıtası oluşturuyor ve 2050’ye kadar bu sayının% 21’e çıkacağı tahmin ediliyor. Son 30 yılda, Afrika’daki nüfus iki katına çıktı ve bu büyümenin katlanarak devam etmesi bekleniyor. Ancak böyle bir nüfus artışı sorumluluk gerektiriyor ve gençlerle dolu bir kıtada ekonominin büyümesi için bir yol bulmaya ihtiyaç duyacak. 

Afrika ülkelerinin önümüzdeki yıllarda küresel üretimin daha büyük payını alması için iyi bir konuma sahip olması gerekiyor. Bu yönüyle, Afrika ekonomilerine egemen olan kaynak endüstrileri ve tarım üzerinde önemli stratejiler belirlemelidir. Korona virüs sonrası küresel olarak oluşacak mali kriz bağlamında, Afrika’da işbirliği içinde yeni oyuncular ortaya çıkması muhtemel görünüyorken, kıta ülkeleri ortaklarını çeşitlendirmeli ve bu süreçten manevra alanını artıracak politikaları yönlendirmelidir. İster istemez birçok ülke korona krizi sonrası Afrika kıtasındaki kaynaklara ihtiyaç duyacak ve bu pazarlara erişimi kolaylaştırmak için Afrika kıtasına ihtiyaç duyacaktır.

Afrika ülkeleri piyasalarını yeniden yapılandırmalı, ticaret ağlarını yeniden düzenlemeli, yatırımcıları ve ekonomik ortaklarını kıtanın geleceği üzerine belirlemelidir. Bu bağlamda kıta ülkeleri elindeki kaynak kozunu kullanarak kıtanın geleceğini yapılandırmada önemli avantajlara sahip bulunuyor.

Sonuç olarak, eski veya yeni güçlerin Afrika kıtası ülkeleri üzerine etki etmesi yerine, Afrika toplumlarının yeni sürece etki etme yollarını belirlemelidir. Öncellikle Afrika toplumları ithal paradigmaları ve çarpıtılmış kalkınma girişimlerini yeniden ele almalı ve kıtaya uygun modern Afrika sistemini kuracak girişimler geliştirmelidir. Geçmiş asırlarda sömürge sisteminin belirlediği “gelişme” “medenileştirme” ve “modernleştirme” misyonlarının yeniden yaşanmaması için yeni ortaklıklarda bu duruma dikkat etmelidir. Kıta ülkeleri sosyal ve ekonomik unsurlar, finansal sistem, teknoloji, ve iletişim dahil her konuda aradığı değişime liderlik etmelidir.

Kaynak: gençlik diplomasisi

YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48