banner15

Maliki'nin hesabı / Levent Baştürk

Amerika’dan sabır ve anlayış dileyen Irak Başbakanı Nuri el-Maliki'nin hesabı...

Maliki'nin hesabı / Levent Baştürk

Levent Baştürk/ Dünya Bülteni

Irak Başbakanı Nuri El Maliki, ABD’nin önde gelen gazetelerinden The New York Times’da yayınlanan yazısını Irak’ın güvenlik, demokrasi ve refah yolunda ilerlediğini, hala almaları gereken uzun bir yol olduğunu ve bu yolu ABD ile birlikte yürümek istediklerini belirterek bitiriyor. Yazının böyle sonuçlanmasını sadece bir jest olarak görmek tabii ki mümkün değil. Yazının kurgusuna ve üzerinde durulan hususlara dikkatlice bakılınca, bu yazının Ortadoğu’da yeni denge arayışları göz önüne alınarak kaleme alındığını ortaya koyuyor. Yazının ana omurgasını ise Irak’ın teröre karşı mücadele veren bir ülke olması ve Irak’ın terörist düşmanlarının ABD’nin de ortak düşmanı olduğu tezi oluşturuyor.

MALİKİ NELER DİYOR?

Maliki “siyaseten doğru” bir pozisyon üzerinden Cuma günü yapacağı görüşmede Başkan Obama’ya teröre karşı mücadele için Irak’la ABD arasında güvenlik ilişkilerini daha da derinleştirmeyi önereceğini söylemekte. Maliki ayrıca Suriye’deki savaş ile kitle imha silahlarının yayılması tehdidi (yani büyük ölçüde İran ile ABD arasında yaşanan son gelişmeler) gibi konuların da gündeminde olacağını belirtmekte.

ABD’yi tercih edilen güvenlik ortağı ve ABD ile olan ilişkilerini Irak’ın güvenlik stratejisinin köşe taşı olarak değerlendirdiklerini belirten Maliki, yazısında ihtiyaç duydukları askeri teçhizatı Amerikan hükümeti ve şirketleriyle işbirliği yoluyla elde etmelerinin kendileri açısından önemli olduğu üzerine vurgu yapıyor. ABD’nin Irak için katlandığı fedakarlıklara Iraklıların minnettar olduğunu belirtmeden de edemiyor Maliki.
ABD ile ilk başlarda Suriye sorununda yaşadıkları görüş ayrılıklarının günümüzde ortadan kalktığını söyleyen Maliki artık ortak bir noktada buluştuklarına inanıyor. Ancak Maliki’nin Suriye sorununa bakışı sadece terör, El Kaide tehdidi ve Baas rejimine karşı mücadele edenlerden kaynaklandığına inandığı sekteryan aşırılıkçılık ile sınırlı durumda!  Ayrıca Maliki, Irak vatandaşlarının bu çatışmaya katılmasına kesinlikle müsaade etmediklerini iddia etmekte. Maliki’ye göre, Irak’ın kara, hava ve su yollarının Irak dışı güçlerce Suriye’deki çatışmaya yardım amaçlı kullanılmasına mani olunamamasının nedeni de Irak’ın komşularına göre silah donanımı açısından daha zayıf olmasıymış!

Irak’ın Nükleer Silahların Denenmesini Yasaklayan Anlaşmayı imzalayan 161. Devlet olduğuna dikkati çeken Maliki, ülkesinin bölgenin nükleer silahlardan arındırılması çabalarının destekçisi olduğunu da açıklamakta. Bu duruş bir yerde bölgesel silahsızlanma kapsamında İran’la yaşanan nükleer tartışmasında nerede durduğunu da dolaylı olarak gösteren bir tavır oluyor.

Irak’ta 2003’ten beri yapılan seçimleri ve ülkedeki koalisyon hükümetini demokrasinin işaretleri sayan Maliki’nin, hükümetin eleştirilere maruz kalan icraatlarını ise teröre karşı müdahale kapsamında ele aldığı fark edilmekte.

Yazısının sonunda teröre karşı mücadelede cevabın ekonomik gelişmeden geçtiğine değinen Maliki, Irak’ın sahip olduğu kaynaklarla ekonomik gelişme potansiyelinin büyüklüğüne vurgu yapıyor ve bu gelişmenin sağlanmasında Amerikan şirketlerinin önemli rol oynayabileceklerinin altını çiziyor ve özellikle de kendilerine sabır gösterilmesinin üzerinde ısrarla duruyor.

MALİKİ NASIL BİR BAŞBAKAN?

Maliki’nin güvenlik ve demokrasi odaklı yazısından maksadını okumadan önce bu zamana kadarki başbakanlık tecrübesine kısa bir göz atmakta fayda var. 2007 yılından itibaren Maliki’nin devamlı olarak pozisyonunu güçlendirmeye ve siyasi gücü kendi elinde yoğunlaştırmaya çalıştığını görüyoruz. Bu yöndeki ilk girişimlerinden biri kurumsal yapıyı saf dışı bırakmak suretiyle aile fertlerini, kendine yakın çevresini ve kendisi ile ittifak bağı olan kişileri önemli mevkilere atayarak ordu ve güvenlik kuvvetlerini kendi kontrolü altına almak oldu. Bunu yargıyı ve ardından da diğer bağımsız kurumları kendi denetimi altına alması izledi. Başbakanlık ofisini devlet gücünün merkezi haline getirerek kabinenin ve parlamentonun politikaların oluşturulması ve uygulanması sürecinde etkisini azalttı. Maliki bu şekilde otoriter rejimini tesis ederken bizzat anayasadaki boşluklardan istifade etti ve hala da ediyor.
 İkinci başbakanlık döneminde Maliki gücünü perçinlemek için siyasi elitler arasındaki bölünmeleri kışkırttı ve yönetimin her tarafına yayılacak şekilde alternatif bir gayri resmi  güç yapılanması oluşturdu. Erbil anlaşmasının maddelerini ya hiç uygulamadı ya da kendi keyfine göre yorumladı. Atamalar yapılana dek içişleri, savunma ve ulusal güvenlikten sorumlu devlet bakanlığı görevlerini de üstlendi. Ancak iki yıl sonra savunma ve ulusal güvenlikten sorumlu devlet bakanlıklarına anlaşmaya aykırı olarak vekaleten atama yaptı ve kendisi vekaleten içişleri bakanlığını yürütmeye devam etti.  

Erbil Anlaşması’nın en önemli unsuru olan ve bütün önemli siyasalarda veto hakkına sahip olan Stratejik Siyasa Ulusal Konseyi’ni kurdurmadı. İyice uysallaştırılmış yüksek yargı organını var olan bağımsız kurumsal denetim kurumlarını zayıflatmada ve başbakanın etkisine açık hale getirmede kullandı. Yargı bu süreçte iki yönlü işlev gördü: Birincisi, yaptığı yorumlarla, bağımsız denetim kurumlarını başbakanın etki alanına soktu. İkinci olarak, bu kurumların başındaki etkili kişileri yolsuzluk davalarıyla saf dışı etmede kullanıldı.  

Amerikan birliklerinin 15 Aralık 2011’de Irak’tan çekilmelerinin peşinden 18 Aralık’ta Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sünni asıllı Tarık el-Haşimi hakkında, teröre destek verdiği iddia edilerek tutuklama kararı çıkarıldı ve ardından gıyabında idam cezası verildi. Eski Maliye Bakanı Rafi el-Isavi’ye karşı da benzer bir operasyon düzenlendi.

Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, Maliki’ye tepkisini "Dünyanın neresinde bir kişinin hem ordunun başında, hem başbakan, hem savunma bakanı, hem istihbarat başkanı, hem de ulusal güvenlik konseyi başkanı olduğu görülmüş" diyerek dile getirecekti. Ayrıca Maliki Kürt Bölgesel Yönetimi ile de zaman içinde gerilim politikası izlemeye başladı.

Güvenlik kuvvetlerinin keyfi uygulamaları, gözaltı sırasında vuku bulan işkenceler ve tecavüzler, basına karşı keyfi uygulamalar, tehditler ve saldırılar ve yargının adaleti temin etmek için değil yıldırmak için uygulanıyor olması gerçeği, Irak’ta ABD’nin inşa ettiği siyasi rejimin “rekabete dayalı otoriter rejim” olduğu eleştirilerine neden oldu. Ayrıca Maliki ‘İkinci Saddam’ olarak adlandırıldı.

MALİKİ’NİN YAZISINDAKİ MESAJLAR

“Terörle savaş” söylemi arkasına sığınan her lider gibi Maliki de, her şeyden önce Irak’ta kendi yönetimi tarafından ortaya konan zorbalıkları ve suistimalleri örtmeye çalışma ve kendi keyfi uygulamalarına bir meşruiyet arama derdinde. Ancak NYT yazısında ele alınış şekliyle Maliki bu söylemle ayrıca şu mesajları vermeye çalışıyor:
Irak’ın ABD’den vazgeçmesi söz konusu olamaz; çünkü ortak düşmanlarının ve çıkarlarının varlığı aslında bu iki ülkeyi birbirine muhtaç kılıyor.

Irak, İran için ABD’den vazgeçmek niyetinde değil. İran’la da bağlarını koparmak istemiyor. ABD ve İran arasındaki sorunların çözülmesinde Irak faktörünü yapıcı bir unsur olarak ele almalıdırlar. Her üç ülkenin de terör, El Kaide tehlikesi ve sekteryan ayrımcılık karşısında ortak çıkarları olduğu düşünüldüğünde Irak’ın katalizör rolü oynayacağı bir ortak platform oluşturması mümkün.

Maliki’nin penceresinden bakınca aslında kimyasal silahlarını yok etmeyi kabul etmiş bir Baas rejimi de Irak ve ABD güvenlik işbirliğinin bir halkası olarak belirmekte. Ortak düşman El Kaide’nin ortalıkta keyfine göre cirit atmasına mani olmak Suriye-Irak-ABD ilişkilerinde de bir ortak payda olarak belirmekte.

Maliki Irak’ın çıkarları açısından nükleer programına ilişkin uluslararası görüşmelerde İran’ın uzlaşmacı bir tavır üstlenmesini istediği imajını vermekte.

Eğer ABD beklentilerini karşılayan bir Irak istiyorsa, Irak’ın savunmasını güçlendirmek zorunda. Eğer İran da dahil olmak üzere Irak bölgede bir ülkeye gerekli bir tavrı almak zorunda kalacaksa caydırıcılık gücüne sahip olmalı.

Irak’ın güçlenmesine katkıda bulunan bir ABD sadece bir müttefik kazanmış olmayacak, ayrıca enerji kaynakları nedeniyle hızla büyüyen Irak ekonomisine yaptığı yatırımlar ve ülkeye sattığı teknoloji ve mallar sayesinde de kazançlı çıkacaktır.

Güncelleme Tarihi: 31 Ekim 2013, 09:29
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48