banner39

23.03.2013, 05:31

Muhafazakar Gökalpçilik ve Kürtçülük

Nevruz açıklaması, sonuçları ne olursa olsun, daha uzun süre konuşulacak. Metni analiz edildiğinde politik mesajı bakımından yeni dönemin şifrelerini ele veren bu mektup sadece Öcalan'ın politik duruşunu, gelecek projeksiyonunu değil, ona süreci açan siyasal iradenin gelecek tasavvurunu, Türkiye algısının kodlarını da deşifre ediyor. Zira uzun müzakereler sonucu ortaya çıkan bu metni, Öcalan imzasını taşısa da müzakere masasının diğer ucundaki muhataplarının çekincelerini, onayını ve ortak görüşlerini de içerdiğini bir kenara not ederek değerlendirmek gerekiyor.

Mektupla başlayan yeni dönemin iki temek boyutu var: İlki insani boyut, diğeri siyasal tasarım. Sürecin bence en önemli ve anlamlı yanı kan akmasını durduracak bir dönemin kapısını aralayacak olmasıdır. Hem insani hem İslami anlamda kanın durması her türlü siyasal kaygı ve stratejik hesaptan önemlidir. Cahili bir dava uğruna binlerce insanın can vermesi, toplumu da cahili kinler etrafında kamplaştırıyor. Bu nedenledir ki toplumun her kesimi, çatışmadan nemalanan küçük azınlık hariç, bu gelişmeyi sevinçle karşıladı.

Otuz yıldır yaşanan can yakıcı süreçten bir an önce kurtulma isteği o kadar güçlü ki sırf bu nedenle henüz ikinci aşama, yani siyasal süreç, ne tartışılmaya başlandı ne de sorgulandı. Zamanı da değil zaten.

İkinci boyut, henüz yeni başlıyor ve asıl tartışma siyasal tasarım üzerinden yapılacak. Metin analizine geçmeden önce, sürece destek veren medya, siyaset alanındaki aktörlerin olayı algılayış, başka bir deyişle takdim biçimleri üzerinde durmak gelecek tasarımına dair düşüncelerin ipuçlarını yakalamak açısından önemlidir. Bir kısım Türk/Kürt liberal ve Kürtçü ve de muhafazakar kesimler 'Türklerle Kürtlerin barıştığı, Kürtlere özgürlük yolunun açıldığı' ve daha ileri götürenler 'kendi ülkelerinde özgürce yaşama yolunun açıldığı' türünden iyimser, uçuk açıklamalar yapıyor.

Bunun yanı sıra özellikle iktidar yanlısı muhafazakar kalemlerde de benzer türden ölçüsüz ve karşı tarafın uçukluğunun tam tersi bir muhtevada yaklaşımlar ortaya çıkmaya başladı. Henüz sıcağı sıcağına olmasına, olayın heyecanına bağlanmayacak bir dışa vurum; özlemleri, bölgeye ülkeye dair gelecek temennilerini dışa vuran bir dil hakim.

Gerçeklik algısını kaybetmiş aşırı yorumlar şu tür ifadelere kadar gidebiliyor; 'Kürt sorununa Osmanlı barışından, Nevruz'da Lozan'ın parçalandığına ve mektubun ne kadar milli olduğuna' kadar uzanan aşırı anlam yüklü söylemlerle iyimser beklentilerin ayağı yerden kesik propagandaya dönüşmesi de doğrusu tedirgin edici.

Bu tür söylemler, kan akmasının durması kaygısıyla hem Öcalan'ın mektubunu hem de Diyarbakır'da verilen siyasal mesajları irdelemeyi, analiz etmeyi erteleyenlerin sessizliğinden istifade ederek rol çalmaya benziyor.

Mesela 'Kürtlerle Türklerin barışması' söylemi ne kadar isabetli? Türklerle Kürtler ne zaman düşman oldu ki? PKK gibi örgütsel hareketlerle devletin ideolojik aygıtları arasındaki kavga her şeye rağmen Kürt-Türk düşmanlığına dönüşmedi. Bu durum bile bu coğrafyanın müthiş bir imkanı olarak karşımızda duruyor.

Öcalan'ın mektubunda her kesime verilen mesaj nasıl okunmalı? Hele hele Türkiye ortalaması muhafazakar vatandaşlara yönelik vurgulardaki tarihi referanslar… Daha ileri giderek Türk ve Kürtlerin İslam bayrağı altındaki kardeşlik hukukuna gönderme yapması… Çanakkale, misak-ı milli vurgusunun peşinden, coğrafyamızı parçalayan ulus-devlet sınırlarına gönderme yapması ile Osmanlı bakiyesi bölgesel unsurların sömürgeciler marifetiyle parçalanmışlıklarına dikkat çeken ifadeler; Lozan'ın parçalanmasına, metnin milliliğine, Osmanlı barışına delalet eder mi?

Tüm bunlar daha sonraki aşamalarda daha net ortaya çıkacak olsa da kullanılan dildeki kimi ortak temalar, aslında yeni siyasal tasarıma uygun 'yeni bir Ziya Gökalp sosyolojisinin' örülmeye başladığının ipuçlarını veriyor.

Hükümetin 'Çanakkale'de millet olduğumuza' vurgu yapan söylemiyle Öcalan mektubunun misak-ı milli ve Çanakkale vurgusu örtüşüyor. Aslında aynı tarihsel referansta birleşiyor görünen bu ortak söylemin, siyasal tasarımının da benzer olup olmadığını söylemek için erken.

Fakat siyasal projeksiyon ne olursa olsun Diyarbakır meydanında (Kürt olduğu yönünde rivayetler olan) Diyarbakırlı bir Türkçünün, yani Ziya Gökalp'in sosyolojisinin muhafazakar versiyonunda iki taraf da birleşmiş oldu. İktidarın öne çıkarttığı aydın kesimlerinin yeni toplum ve siyaset yorumları açık biçimde muhafazakar Gökalpçilik olarak kendini göstermeye başladı ve bu aydınlar bu düşünceyi formüle etmeye çalışıyorlar. Öcalan'ın mektubunda -siyasal görüş, niyet ne olursa olsun- adeta 'Kürtçülüğün esaslarına' dönüş anlamında bir muhafazakar Gökalpçi söylem mündemiç görünüyor. DEVAMI>>>

 

 

 

Yorumlar (0)
26
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?