banner39

25.06.2007, 01:47

Müslümanlar ve Batı: Çoğalan Yaralar

Tarihteki trajik dönemler; oluşturulmalarında, insanların tehditleri algılama yeteneğini körelten özeleştirisiz tavırdan, uzun yıllar sürdüğünden, sonunda aklı güdük hale getiren sınırlı ilgilere sahip olduklarından ve birleşme ile yayılmanın aktif bir denkleminde sosyal bileşenleri bir arada tutan üst değerlere saygısızlık ürettiğinden sonlarını beraberinde taşırlar.

1258 yılında Moğollar oklarıyla Bağdat"ı hedeflediğinde Müslümanlar için yaptıklarının bedelini ödeme anı gelmişti. Moğollar, halife el-Mut"asım"ı “isyancıları” koruma ve Haşhaşilere karşı destek verme sözünü tutmamakla suçladılar.

Ceza olarak Hulagü Han halifenin Moğollara teslim olmasını ve Bağdat"ın silahsızlandırılmasını tamamlamasını istedi. Gerisi muhtemelen biliniyor: Hulagü, Bağdat"ın yüzyıllarca sembolize ettiği ve yaşadığı yüksek medeniyet tarafından durdurulamadı ve Müslümanların, kesinlikle çağının en iyisi olan, büyük ekonomik ve sosyal göstergeleri Moğolların onları parça parça etmelerini engelleyemedi. 800,000 insan; gelişmenin ve çürümenin veya bir insanı yükseltecek, eğer saygı duyulmazsa veya beslenmezse insanı çöküşe de götürebilecek muharriki unutarak gelişme ve çürüme kurallarını görmezden gelmelerinin bedelini ödediler yani öldürüldüler.

Tarih; emperyalist güçlerin elindeki Çin"in muhatap olduğu şiddetli acıların şahididir.            19. yüzyılın başlarında Fransa ve Birleşik Devletler"le birlikte İngiltere Çinlilerin, ekonomilerine ve sağlıklarına ciddi bir darbe vurduğu için haklı bir şekilde direndikleri afyon alımı için onları ayartarak para kazanmak istediler. Fakat batı konsorsiyumu aynı emperyalist, duygusuz açgözlülüğü ve diğerlerine hükmetme ve aşağılama kuralsızlığını göstererek Çinlileri afyona boğmaya devam etti.

Diplomatik kanalları bitirmek için komisyon üyesi Lin 1839"da kraliçe Victoria"ya mahvedici afyon ticaretine bir son vermesini niyaz ettiği bir mektup yazdı. Diğerlerinin arasında Lin"in mektubu İngiliz hükümeti tarafından işlenen illegal işleri çok güzel tarif ediyor: “gizlice ülkeye sokulan afyonla Çinli halkımızı ayarttılar ve ülkenin her eyaletinin bu zehirle dolup taşmasına neden oldular.” Batılıların her türlü yoldan paraya ulaşma arzularını vurgulayan mektup onları “diğerlerine zarar verme” konusuna aldırmamakla suçluyor.

Komisyon üyesi Lin, kar için diğerlerine zarar vermek hem tanrı hem de insan tarafından nefret edilen bir şeydir diyor. Fakat batı, bu makul söylemi, uluslar arası hukuk ve ahlak normlarını reddettiler. Bağımsızlığını beyan etmek için bulduğu çözümden dolayı cezalandırarak Çin"in üzerine gitmeye devam ettiler, ticaretini mahvettiler ve ganimet olarak Hong Kong"u ondan ayırdılar.

Bu gün 21. yüzyılda batı İslam Dünyası"ndan benzer taleplerde bulunuyor. 19. yüzyılın afyon ticaretinin yerini, Müslümanların benimsemeleri konusunda ısrar edilen uyuşturucu bağımlısı batı kültürü almıştır. Tony Blair bile batı için savaş alanı güvenli değildir fakat değerlidir deme cesaretini göstermiştir. Yani Müslümanlar için ABD, insancıl ve medeni önerilerine karşın, modern Moğolların rolünü icra etmektedir. Afganistan"dan Usame Bin Ladin ve diğerleri gibi “isyancıları” vermesi isteniyor veya radyoaktif patlayıcılara, her mil kareye 2,000 misket bombasının hesaplanamaz etkisinin yanı sıra insanların ve dağların üzerine yağdırılan bombardımana hazır olması isteniyor.

Irak"taki ölü sayısı insanın insana karşı işlediği vahşetin korkunç bir hikâyesini sunuyor. MIT (Massachusetts Institute of Technology, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü)"nün yaptığı bir çalışmaya göre 2003"ün Mart"ından 2006"nın Haziran"ına kadar, II. Dünya savaşında İngiltere"nin  %0.94"lük, ABD %0.32"lik nüfus kaybıyla mukayese edersek Irak, nüfusunun %2.5"ine tekabül eden 645,965 insanını kaybetti. Bu kesinlikle büyük bir kayıp ve insanlık acısıdır. Bir milyondan daha fazla çocuğun yaşamı fiziksel ve psikolojik olarak zarar gördü. Nerdeyse her yıl 127,000 bebek ölümü gerçekleşti bu süreçte. Şimdiye kadar ölen bebek sayısı ile ilgili tahminler bu sayının 500,000 civarında olduğundan söz ediyorlar.

 

Biri bu sayıları “gülünç derecede yüksek” bulabilir veya Bush yönetiminin bunları dikkate almayacak derecede güvensiz bulacağını düşünebilir. Fakat savaş çığırtkanlarını üzecek bir şekilde MIT (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) Uluslararası Çalışmalar Merkezi; çalışma metodolojisini ve sonuçlarını “Irak savaşındaki ölümlerin sadece bilimsel hesabı” olarak tarif etti. Bununla birlikte çalışmanın verilerinin aşırı olmasına neden olan şey; Irak hükümetinin, ölülerin gerçek bir hesabını çıkarmaya yardımcı olabilecek verilere giden yolları tıkamadaki aceleci tavrıdır.

İyi bakımlı müzelerinde korunan Irak"ın görkemli geçmişi büyüleyici görüntüsünü kaybetti ve artık dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilerine harika hikâyeler anlatacak bir sesi yok. ABD"nin Irak"ı işgali ülkeyi ve kaynaklarını çapul ve yağmaya açtı: Irak"ın petrol zenginliği ABD denizcilerinin güya keskin gözleri önünde çalınıyor, bu durum bu hırsızlığın ABD dışında başka hiç kimseye yaramadığını ikna edici bir şekilde ispatlıyor. Yapılan tahminlere göre varili hâlihazırda 60 dolar olan petrolden günde 200,000"den 500,000 varile kadar petrol çalınıyor, nasıl hesaplanırsa hesaplansın, nerden bakılırsa bakılsın bu petrolün bedeli olan 120 milyon dolar ile 300 milyon dolar arasında değişen bedel çok büyük bir meblağdır.

Bağdat"ın silahsızlandırılması için çağrıda bulunan Moğollar gibi ABD, İran"ın güç bela elde ettiği nükleer teknolojisini terk etmesi için sürekli tehdit ediyor ve Pakistan, Taliban"ı koruma ve destekleme suçlamalarıyla aşamalı bir şekilde fırtınanın içine çekilmeye çalışılıyor.

Global programını uygulamasının sıcağında ABD muhtemelen zamanın değiştiğini unutuyor. Süper güçlerin kendi kıyılarından uzak durup uçak gemileri üzerinden dünyanın mazlum ve fakirlerine zarar verdikleri günler geride kaldı. Şüphesiz uçak gemilerinin keşfi dâhiceydi: bu buluş işgal edilen ülkeleri işgalci ülkelerin kıyılarından uzak tutuyordu, işgalci ülkenin sınırlarını güvende tutarken düşman ülkeyi sürekli saldırı ile tehdit edip baskı altında tutma ve terör saldırıları düzenleme imkânı veriyordu.

11 Eylül olayı ulus devletlerin tehlikeye ne kadar uzak oldukları veya ne kadar güçlü olduklarını söz konusu etmeksizin saldırıya açık oldukları olgusunu açığa çıkardı. Benzer şekilde gelecek günlerde küçük devletler, büyük devletler tarafından kolaylıkla çiğnenip boyun eğdirilemeyeceklerdir. Teknoloji artık gizemli bir bilginin kıskanılan konumuna sahip değil. İnsanoğlunun zihnini; düşünmemesi, savunma planı yapmaması ve medeniyet denilen hapishanede kurtulmaması için dondurmak mümkün değildir.

Eğer batılı milletler kibirlerini terk ederlerse ve diğerleri ile savaşmak ve onları kendilerine benzetmek yerine onlara kendi dünyalarında yaşama izni verirlerse bu barışa hizmet edecektir. Peter Singer"ın çok doğru bir şekilde ifade ettiği gibi: “11 Eylül savaşı herhangi bir yerin fethiyle veya bireylerin tutuklanmasıyla kazanılmayacaktı. Bu savaş sadece düşünce âleminde sonlandırılacaktır.”

 

 

Bu makale Ali Karakuş tarafından Dünya Bülteni için tercüme edilmiştir.

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?