banner15

Bitmeyen trajedi: Keşmir Sorunu

Keşmir, Hindistan ve Pakistan’ı 1947 yılından beri üç kez savaşa sürüklemiş ciddi bir sorundur. Tabi bu sorunun çözülememesindeki en büyük etken, Keşmir’deki ayrılıkçı hareketler ve Pakistan’la birleşme talepleri için Pakistan’ı suçlayan Hindistan’ın reddedici tavrıdır.

Bitmeyen trajedi: Keşmir Sorunu

Necdet Sevil / Tarih Dosyası / Dünya Bülteni

İngiltere sömürgeliğinden kurtulup 1947’de bağımsızlıklarını elde eden Pakistan ve Hindistan, bu tarihten itibaren bir türlü birbirleriyle geçinemediler ve hatta birkaç defa da silahlı çatışmaya girdiler. İlki 1948’de cereyan eden bu silahlı çatışmaların ve sonuçsuz mücadelelerin sebebi ise, halkının büyük bir bölümü Müslüman olan, asıl adı Jamnu ve Keşmir veya kısa adı ile Keşmir’di.

Dünyamızdaki insanlık trajedilerinin yaşandığı en önemli yerlerden biri olan Keşmir; Hindistan, Pakistan ve Çin’in sınırlarında yer alan bir bölgedir. Rivayete göre, bölgede üretilen Kaşmir adlı kumaşın ismi de buradan gelmektedir. Öte yandan, güzellikleri ve bereketli toprakları sayesinde “Doğu’nun İsviçre’si” olarak da telakki edilir. (Azad Keşmir 56.000 km², Hindistan tarafından işgal altında tutulan Jamnu ve Keşmir 95.300 km’dir².) Yaklaşık olarak 13 milyon üzerinde bir nüfusa sahip olan Keşmir halkının yüzde doksanından fazlası Müslüman’dır. Azad Keşmir(Özgür Keşmir) halkının tamamı Müslüman, işgal altındaki Keşmir halkının da yüzde doksanı Müslüman’dır.

Keşmir Sorunu’nun Ortaya Çıkışı:

1947’de Pakistan ve Hindistan, İngiltere’den bağımsızlıklarını elde ettiklerinde, Keşmir halkı yapılan mutabakata göre uygulanan seçim haklarını Müslüman Pakistan’dan yana kullandı. Fakat, Hindistan alt kıtasındaki Müslüman bölgeleri gibi Pakistan’a katılması gereken Keşmir’in yöneticisi Mihrace Hari Singh’in ülkeyi para karşılığı Hindistan’a verip İngiltere’ye kaçmasıyla bu gerçekleşmedi. 1947 yılının Ekim ayında Pakistan’a bağlı güçlerin Keşmir’in bir bölümünü Srinagar’a kadar işgal etmesi üzerine, Hint Birlikleri’nin de Hindistan işgali altındaki Keşmir’in bugünkü yazlık başkenti olan Srinagar’ı ele geçirmesiyle bir kontrol hattı şeklindeki bugünkü sınır ortaya çıktı. Böylece Keşmir Bölgesi, Pakistan’ın elindeki ve Keşmir’in yaklaşık yüzde otuzunu oluşturan Azad Keşmir (Özgür Keşmir) ve kalan kısmı işgal eden Hindistan kontrolündeki Keşmir Vadisi, Jamnu ve Ladakh bölgeleri şeklinde ikiye bölündü. Bu durum, bugünün iki nükleer gücünün arasında yıllardır süren bir sorunu da kaçınılmaz kıldı.

1955 Eylül’ünde Pakistan’ın Bağdat Paktı’na üye olmasıyla, Hindistan ile Pakistan’ın yolları iyice ayrılmıştı ve bu gelişmeden sonra Sovyetler, gerek Keşmir meselesinde gerekse de Pakistan ile olan diğer ilişkilerinde daima Hindistan’ı destekleme kararı aldı. Öyleki 1955 yılında Kruşçev şöyle diyordu: “Keşmir meselesi zaten Keşmir halkı tarafından çözümlenmiştir. Keşmir halkı kendisini Hindistan Cumhuriyeti’nin ayrılmaz bir parçası olarak telakki ediyor… Sovyet Hükümeti Keşmir meselesinde Hindistan’ın politikasını desteklemektedir”. Tabi Rusya’nın böyle bir karar almasında, hem bu bölgedeki çıkarları hem de Pakistan’ın daha çok Amerika yanlısı bir politika takınması gibi etkenler önemli rol oynamıştı. Soğuk Savaş döneminin getirdiği bu iki kutuplu güç neticesinde, Keşmir Sorunu’nu daha da çözümsüz hale geldi.

1956’lılardan başlayan ve 1962’ye kadar devam eden süreçte, Keşmir’in doğusunda bulunan Aksai-Çin yaylasını ele geçirerek Keşmir Sorunu’na dâhil olan Çin, Hindistan ile karşı karşıya gelmiş ve Pakistan’la doğal bir ittifakı da başladı. Yine Pakistan’ın 1963’de bu bölge civarındaki dar bir bölgeyi Çin’e vermesi de, Çin ile Pakistan arasında bugüne dek süre gelen dostluğu başladı. Bu bölgeyi Çin’e bağlayan bir yol yapan Çin, bölgede bir anlamda Hindistan üzerinde baskı yapacak konuma da ulaştı. Öyleki Hindistan Çin için, “Asya’nın bu bölgesinde barışa vahim bir tehdit” ifadelerini kullandı.

Pakistan’ın kontrolündeki Azad Keşmir’in başkenti Muzafferabad oldu. Nüfusun halen yüzde 65’inden çoğu Hindistan kontrolünde olan ve Keşmir’in 7 bölgesinden 5’ini kapsayan kısımdaki Müslüman halkın çilesi de bu şekilde başlamışken süreç içinde Hindistan ve Pakistan arasında iki büyük savaş daha meydana geldi. Bu iki büyük savaşın ilki, bölgede artan gerginlikler üzerine Pakistan askerlerinin 5 Ağustos 1965 günü Keşmir’in Hindistan’ın elinde bulunan kısmına geçmeleri ile başlayan savaştı ki, bu savaş esnasında Türkiye ile İran Pakistan’ı destekleme kararı aldılar ve Türkiye beş milyon dolar değerinde askeri malzeme ve silahı Pakistan’a gönderdi. İkincisi büyük savaş ise, 1999’da Kargil Bölgesi’nde iddia edilen sınır ihlalleri nedeniyle ortaya çıkan Kargil Savaşı’dır. Bu savaşlar neticesinde, her iki taraftan da büyük kayıplar olmuşsa da, en büyük zararı Müslüman halk görmüştür.

Keşmir Sorunu’nun bugüne kadar gelmesindeki asıl nokta, Pakistan’ın sorununun çözümü için, Birleşmiş Milletler kararlarına uygun bir şekilde halk oylamasına gidilmesini önermesine rağmen, Hindistan’ın bu öneriye yanaşmamasıdır. Hatırlanacağı üzere, 2003 yılı sonunda Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref’in Pakistan ve Hindistan askeri güçlerinin sıkıntılara konu olan Himalaya bölgesinden tamamen çekilmeleri yönündeki teklifi yine Hindistan tarafından reddedilmişti.  Hindistan yönetimi, bu reddetmeye gerekçe olarak da, bölgenin istikrarsız durumunu ve Pakistan’dan gelebilecek köktendinci unsurları göstermişti. Böylece, bir noktadan başlatılabilecek çözüm girişimi ve yaklaşma çabaları da Hindistan’ın olumsuz tutumu nedeniyle akamete uğradı.

Netice olarak Keşmir, Hindistan ve Pakistan’ı 1947 yılından beri üç kez savaşa sürüklemiş ciddi bir sorundur. Tabi bu sorunun çözülememesindeki en büyük etken, Keşmir’deki ayrılıkçı hareketler ve Pakistan’la birleşme talepleri için Pakistan’ı suçlayan Hindistan’ın reddedici tavrıdır. Nitekim, Hindistan Keşmir’de ciddi boyutlarda insan hakları ihlalleri gerçekleştirmiş ve yaklaşık olarak 700. 000 kişilik orantısız bir güçle, Hindistan’ın işgalinin haksızlığına karşı çıkan ve bağımsızlık isteyen Keşmir halkına karşı baskıda bulunmuştur. Bu baskılar sonucunda da, bugüne kadar 70.000’in üzerinde Keşmirli şehit edilmiş, 1.5 milyondan fazla Keşmirli de mülteci hale getirilmiştir.

Keşmir sorununun günümüzde ancak diplomatik yollarla çözülmesi kalıcı barışı sağlayabilecektir. Pakistan ve Hindistan’ın Keşmir nedeniyle bir kez daha karşı karşıya gelmesi, zaten sağlam temeller üzerinde durmayan Güney Asya coğrafyasında tamiri zor yaralar açabilecek ve istikrara en çok ihtiyaç duyulan şu günlerde büyük sıkıntılara neden olabilecektir. Her iki tarafta irredentist politikalarından vazgeçerek iyi niyete ve karşılıklı güvene dayanan adımlar atarak yaklaşık 60 yıldır süren bu soruna barışçıl ve kalıcı bir çözüm bulmalıdırlar.

Keşmir Sorunu’nun Hukuki Boyutu

Aslında hukuki yollardan ve uluslar arası kararlara uygun bir şekilde çözümü oldukça basit olan Keşmir Sorunu, daha öncede bahsettiğimiz üzere Hint tarafının takındığı reddedici tutum neticesinde bir çözüme kavuşturulamamaktadır. Zira, BM Güvenlik Konseyi’nin 1948-1949 tarihli kararlarına bakıldığında, Keşmir halkının kendi geleceğini tayin etme hakkı olduğu açıkça görülmektedir. Ayrıca, 19 Temmuz 1947’de Keşmir Meclisi’nin seçilmiş Müslüman üyelerinin ezici çoğunluğunu temsil eden “Tüm Cammu ve Keşmir Müslüman Konferansı” toplantısında; Keşmir’in coğrafi, ekonomik, ırk, din, dil, kültür ve tarih özelliklerinden dolayı Pakistan’a katılma kararı alınmıştır.

Bunlara ilaveten, 24 Ekim 1947’de Azad(Özgür) Keşmir Hükümeti resmen ilan edilmişken, Hindistan’ın itirazı üzerine, 1948’de Hindistan’ın istemeyerek de olsa kabul etmek zorunda kaldığı bir halk oylaması kararı alınmıştı. Lakin, Hindistan’ın olumsuz tepkileri neticesinde halk oylaması yapılamamıştı. 1953’de yine Hindistan hile karıştırarak yaptığı Keşmir Meclisi seçimini bahane etmiş ve halk oylamasına gerek olmadığını dile getirmişti. Hindistan’ın bundan sonra Keşmir konusundaki politikası ise, Keşmir’de bir sorunun olmadığı, çünkü Keşmir’in bir bütün olarak Hindistan’ın bir parçası olduğu yönünde olmuştu.

BM’nin 13 Ağustos 1948, 5 Ocak 1949 ve 24 Ocak 1957 (Güvenlik Konseyi’nin 122 sayılı kararı) tasarılarına bakıldığında, Keşmir’deki anlaşmazlığın nihai çözümün, BM himayesi altında demokratik bir yöntem olan özgür ve tarafsız bir halk oylaması yoluyla insanların özgür iradeleri gereğince yapılmasını öngörmektedir. Hindistan eski Başbakanı Nehru’nun 1947 ve 1952 yılları arasında defalarca ve bizzat itiraf edip taahhüt ettiği şekilde, “Keşmir’in geleceği, Keşmir halkının kararına bırakılmalıdır. Nehru, 26 Haziran 1952 tarihli beyanında, “Keşmir halkı yapılan bir plebisitte biz, Hindistan ile beraber istemiyoruz deseler bile bunun bize acı vereceğini bilerek durumu kabul edeceğiz. Gerek olursa anayasayı değiştiririz” demişti. Nihayette, söylenenler söylemlerde kaldı ve Keşmir Sorunu kabuk bağlamayan bir yara gibi bugünlere kadar süregeldi.

Kaynaklar:

Ali Erhan Ertan, “Çözümsüzlüğün Çözüm Haline Geldiği Topraklar: Keşmir Bölgesi”, Stratejik Düşünce Enstitüsü, 26 Eylül 2009.

Ali Külebi, Keşmir Sorunu ve Ezilen Keşmir Halkı, TUSAM(Ulusal Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi), Temmuz 2006.

Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914), Ankara, 1997.

Güncelleme Tarihi: 27 Şubat 2019, 11:56
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35