banner39

banner35

Cem Sultan'ın ölümündeki esrar

Mustafa Müftüoğlu'nun "Yalan Söyleyen Tarih Utansın" isimli eserinde Hıristiyan memleketlerinde 12 yıl boyunca esir yaşayan Osmanlı'nın en bahtsız şehzadelerinden Cem Sultan'ı anlattı.

Olaylar 02.03.2022, 10:32
Cem Sultan'ın ölümündeki esrar

İşte Mustafa Müftüoğlu'nun Cem Sultan'a dair yazısı: 

Fatih Sultan Mehmed Han’ın küçük oğlu olan Cem Sultan, ağabeyi II. Bayezid’den on iki yaş küçüktür. 22 Aralık 1459 Cumartesi günü Edirne’de doğmuştur. Annesi, Çiçek Hatun’dur.

Babasının âni vefatı sırasında Konya valisi olan ve kendisine gönderilen habercinin yolda Bayezid taraftarlarınca öldürülmesi dolayısıyla ağabeyinin tahta çıkışından ancak bir hafta sonra Bursa’ya gelebilen Cem Sultan, Bursa’da kendisini padişah ilan etmiş ve adına hutbe okunup sikke kesilmiştir.

İki kardeş arasındaki saltanat davası böylece başlamış ve yıllar boyu devam eden bu mücadele, Devlet-i Âliyye’de maddî, manevî büyük kayıplara yol açıp düşmanlarımızın işine yaramıştır.

“Sultan Bayezid Han-ı Sânî” unvanıyla tahta çıkan ve “Bayezid-i Velî” olarak anılan II. Bayezid’le Cem Sultan arasındaki taht kavgası, evvela Bursa Yenişehiri’nde başlamış ve bu savaşı kaybeden Cem Sultan, Konya’ya dönerek ailesi efradıyla hazinesini alıp Suriye üzerinden Kahire’ye gitmiştir.

O yıl hac farizasını yerine getirerek Osmanoğulları içinde tek “hacı” olan, ertesi yıl tekrar Anadolu’ya gelip saltanat davasına devam eden ve bu kerre de mücadeleyi kaybedip dönüşünde Rodos şövalyeleri eline düşen, bilahare bir esir gibi Fransa ve İtalya’ya götürülen Cem Sultan, on iki sene, dört ay, yirmi dokuz gün Hristiyan memleketlerinde çok acı bir gurbet hayatı geçirmiştir.

On üç seneye yaklaşan bu acı gurbet hayatının ilk otuz dört günü Rodos’ta; sonra altı sene, üç ay, yirmi altı günü Fransa’da; son beş sene, on bir ay, yirmi günü de İtalya’da geçmiştir.

Cem Sultan’la ağabeyi II. Bayezid arasındaki mücadele yalnız savaş meydanlarında kalmamış, edebiyatımıza da mâl olmuştur:

Sen pister-i gül’de yatasun şevk ile handân

Ben kül döşenem külhan-ı mihnette sebep ne?

diyen Cem Sultan’a, II. Bayezid’in verdiği şu cevap meşhurdur:

Çün rûz-i ezel kısmet olunmuş bize devlet,

Takdire rızâ vermiyesün, böyle sebeb ne?

Haccu’l Harameyn’üm deyûben da’vâ kılursın.

Bu saltanat-ı dünyevîye bunca taleb ne?

Muhtelif kaynakların tesbitine göre Cem Sultan’ın ölüm sebebi zehirdir. Fatih’in bahtsız şehzadesi, zehirletilmek suretiyle öldürülmüştür. Papa VI. Alessendro Borgia tarafından zehirletilen Cem Sultan’ın vefatındaki karanlık nokta, bu alçakça cinayette II. Bayezid’in parmağı bulunup bulunmadığıdır.

Baştarafta kaydettiğimiz gibi Cem Sultan’ın Hristiyan memleketlerinde kalması, devlete pek pahalıya mâl olmuş, II. Bayezid, kardeşi için evvela Rodos şövalyelerine, bilahare papalara tam altı yüz bin duka altını ödemiş ve Avrupa devletleri Cem Sultan’ı ele geçirip hazinemizi soymak için birbirleriyle yarışa girmiş, hatta bir ara aynı gaye ile bu yarışa Mısır sultanı dahi iştirak etmiştir.

Bu soygunculuğun yanı sıra bahtsız şehzadeyi kendi politikalarına alet etmek isteyenler de bulunmuş, Devlet-i Âliyye tehdit edilmiştir. Bu durumda II. Bayezid’in bir gaileyi defetmek için kardeşini zehirlettiği bazı kaynaklarca iddia edilmekte ise de bu husus henüz karanlıktır. Ve bir vesika ele geçinceye dek II. Bayezid’i suçlamak yersizdir.

Cem Sultan’ın zehirlendiği muhakkaktır ama kimin arzusu üzerine zehirletildiği meçhuldür. Osmanlı menbalarında, Cem Sultan’ın zehirli bir ustura ile tıraş edilmek suretiyle zehirlendiği kaydedilmiş; Batılı kaynaklar ise kullandığı şekere beyaz bir toz karıştırıldığını iddia etmişlerdir.

Vefatından evvel kısa bir hastalık devresi geçiren Cem Sultan’ı Fransa kralı sık sık ziyaret etmiş ve bu ziyaretlerinin birinde, “Beyim, hatırın hoş tut, gayret eyle. Şimdiden sonra sen âzâdsun, kendini mahbus ve esir tasavvur etme!” deyince Cem Sultan bir çocuk gibi sevinip maiyyetindekilere, “Elhamdülillah... Âzad ve halas sözü kulağımıza girdi.” demiştir.

Son günlerde “Yâ Rabb! Eğer bu kâfirler beni bahane edip ehl-i İslâm üstüne hurûc etmek kasdın ederlerse beni o günlere eriştirme, cânumu kabzeyle!” diye dua eden Cem Sultan’ın bir de vasiyeti vardır. Aynen nakledelim: “Elbette, elbette benüm mevtüm haberin intişâr idesüz. Mebâdâ ki küffar benim adıma Müslümanlar üzerine hurûc eyliye! Benden sonra karındaşum Hüdâvendigâr Sultan Bayezid Hazretlerü’ne varasuz, diyesüz ki beni reddetmesün, ne veçhile olursa olsun benim tâbutumu kâfir memleketinde komasını! Ehl-i İslâm memleketline çıkarsun ve cem’î borçlarınım edâ eylesün ve benüm anamı ve kızımı vesair taallukâtumu ve benüm üstümde hidmette sabıkası olan huddâmumu ortarmayup hall ü hâlüne göre riayet eyleye!”

Cem Sultan’ın cenazesini maiyyet erkânından Celal ve Sinan Beyler yıkayıp kendi kavuk ve tülbentleriyle kefenlemişler, altı-yedi kişilik bir cemaatle de cenaze namazını kılmışlardır.

Talihsiz şehzadenin na’şı, Fransa kralının emriyle tahnit edilip kurşun bir tabutla Napoli Sarayı bahçesine defnedilmiş ve acı haber İstanbul’a ulaştığında, II. Bayezid’in emriyle her tarafta “gâib” cenaze namazı kılınmış, fakir fukaraya bol sadaka dağıtılmış, halk teessüründen dükkânlarını kapamıştır.

Cem Sultan’ın tabutu dahi Avrupa devletleri arasında pazarlık mevzuu olmuş ve bahtsız şehzadenin cenazesi, vefatından ancak dört yıl sonra yurda getirilebilmiştir.

24-25 Şubat 1495 Salı-Çarşamba gecesi otuz altı yaşının içinde vefat eden Cem Sultanın türbesi, Bursa’da Muradiye semtindedir.

Yorumlar (0)
24
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?