banner39

Hayvanat bahçesinde sergilenen Pigme Afrikalı Ota Benga’nın aşırı acıklı hikâyesi

Ota Benga, 9 Eylül 1906’da New York (Bronx) Hayvanat Bahçesi’ne getirilerek bir kafese konuldu.

Olaylar 18.07.2022, 07:09 18.07.2022, 16:21
Hayvanat bahçesinde sergilenen Pigme Afrikalı Ota Benga’nın aşırı acıklı hikâyesi

Batı medeniyetinin icatlarından etnolojik sergiler olarak da bilinen insan hayvanat bahçeleri, genellikle "doğal" veya "ilkel" olarak adlandırılan insanların halka açık parklardaki eğlencelerindendi.

Egzotik insanların farklılıklarını abartan bir karikatüre benzer şekilde sergileyen sirklerin ve ucube gösterilerinin bir parçası olarak başlayan bu sergiler en çok 19 ve 20'nci yüzyıllarda öne çıktılar ve genellikle Batı toplumunun üstünlüğünü ima ettiler.  

Öte yandan bu tür sergiler, varlıkları boyunca, alçaltıcı, aşağılayıcı ve insanlıktan çıkan doğasıyla dünyada tartışmalara yol açtılar. Daha sonra, sergilerin batı kültürüne göre daha düşük olduğunu vurgulayan ve boyun eğdirilmeleri için daha fazla gerekçesi olan bağımsız sergilere dönüştüler.

Bu tür sergiler, birçok Dünya fuarında yer aldı ve daha sonra hayvan hayvanat bahçelerinin bölümlerine dönüştüler. Batılı olmayan dünyanın tamamına ilişkin bir emperyalist görüş, hayvanat bahçelerini Beyazların hayvan bakıcısı olarak, yani yerli insan ve insan olmayan sakinlerin yöneticileri olarak işlev görebileceği uçsuz bucaksız bir hayvan parkı olarak tasvir ediyordu. 

Hayvanat bahçeleri, yirminci yüzyılda insan sergilerinin önemini yitirdiği için günümüze kadar uzanan birçok tartışmayı da beraberinde getiriyor. Mesela 1 Mayıs ve 31 Ekim 1908 tarihleri arasında Kraliçe Victoria'nın torunlarından biri olan Connaught Prensi Arthur tarafından açılan İskoç Ulusal Sergisi, Edinburgh, Saughton Park'ta düzenlendi.

Serginin ilgi çekici yerlerinden biri, Fransızca konuşan Senegalli sakinlerin arı kovanı kulübelerinde yaşarken yaşam tarzlarını, sanatlarını ve zanaatlarını sergilediği Senegal Köyü idi.

1909'da Edinburgh'daki İskoç Ulusal Sergisi'nin altyapısı, Portobello'da Edinburgh yakınlarındaki bir sahile yeni Deniz Bahçeleri'ni inşa etmek için kullanıldı. Bir grup Somalili erkek, kadın ve çocuk serginin bir parçası olmaları için sazdan kulübelerde buralara gönderildiler.

Bunları 1913 yılında Osaka, Tennoji Park'ta Büyük Sömürge Sergisi ve 1925'te İngiltere, "yamyamlar" adı verilen Manchester'daki Belle Vue Hayvanat Bahçesi'ndeki bir sergi izledi. 

Yine 1931'de, yaklaşık 100 Yeni Kaledonya Kanak'ı, Paris'teki Jardin d'Acclimatation'da sergilendi. Ota Benga sadece bu sergilerden birinde sergilenen bir Afrikalı olsa da onun İnsan hayvanat bahçelerinde sembolleşen hayat hikayesi ayrı bir önem taşır. 

9 Eylül 1906 tarihinde New York (Bronx) Hayvanat Bahçesi’ne getirilen ve bir kafese konulan Ota Benga 23 yaşında, boyu 1.49 metre, 46 kilogram. Getirildiği yer: Kasai Nehri, Kongo, Güney Afrika. Getiren: Dr. Samuel P Verner. Eylül ayı boyunca akşamüstleri ziyaret edilebilir.

Hayvanat bahçesindeki izdihamın sebebi o gün New York Times’ın pazar gazetesinde yayınlanan haber. Başlığı: “Kabileden gelen Bronx’un maymunlarıyla aynı kafesi paylaşıyor.” Gazetenin haberini görüp de bu utancı kaldıramayanlar, Benga için üzülenler olur diye gazete editörleri şu notu da ekliyor: “Bilim adamları Benga’nın insan olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedir.”

Yani neden olmasın? Benga, Dohong adlı orangutanla kendisini görmeye gelenlere bakıyor. Önüne atılan kemikler yüzünden sinirleri bozulan Benga, ziyaretçilere bağırıp çağırmaya başlayarak sivri dişlerini gösterince herkes artık emin: “Benga bir yamyamdır.”

Halbuki kimin yamyam olduğu apaçık ortada değil mi? Eylül ayında Bronx Hayvanat Bahçesi’ne 250 bin kişi ziyarete geliyor. Peki niye? Bir insan sırf boyu ve dişleri yüzünden niye kabilesinden ayırılıp Güney Afrika’dan New York’a getirilir? Prof. Newkirk’ün şüphesi onu Bronx Hayvanat Bahçesi’nin arşivine, o tarihlerde çıkan gazetelere, fotoğraflara götürüyor.

Araştırmasına öncelikle Ota Benga’yı ocağından, yurdundan ayıran Samuel P. Verner’i araştırarak başlıyor: “Samuel P. Verner, Benga’nın Kongo’dan gönüllü ayrıldığını, ikisinin zaten arkadaş olduklarını söylemiş. Hatta söylediği şeylerden biri şu: Benga İngilizce öğrenmek, insanlığa yaklaşmak istemiş.” Newkirk’ün sorusu şu: “Benga niye Verner’le arkadaş olmak istesin? Diyelim ki arkadaş oldular. İnsan şunu sormaz mı? “Siz ve ben arkadaş olduk, beraber hayvanat bahçesine gidiyoruz ve ikimizden birini kafese koyuyorlar, diğerimiz dışarıda kalıyor. Mantıklı mı?” Bir soru da ben ekleyeyim: “Böyle arkadaşlık olur mu?”

İNSAN SERGİLEME TRENDI

Prof. Newkirk’ün arşivlerden bulduğu kayıtlar ortada bir arkadaşlık olmadığını, Benga’nın gemiye teslim kâğıtlarından, hayvanat bahçesi yetkililerinin kendi aralarında yazışmalarına kadar yaşanan rezaleti gözler önüne seriyor. Kayıtlara göre, olayda bilim dünyasının önde gelen üç isminin parmağı var: Biri Madison Grant, hayvanat bahçesinin aynı zamanda kurucularından; diğeri Henry Fairfield Osborn, paleontolojist; bir diğeri de zoolog William Temple Hornaday, o da hayvanat bahçesinin müdürü.

Hornaday’in Benga ısrarı ise şundan: “Dünyanın her yerinde yapılıyor, biz niye yapmayalım?” Evet dünyanın böyle atlattığı bir dönem var: Kafeste insan sergileme trendi. Barcelona, Hamburg, Milan, Paris, Londra, Berlin. Misal; “Bakalım kim daha çok saçmalayacak?” yarışı içinde, American Natural History Museum, Grönland’dan 6 eskimoyu getiriyor. Ama 4’ü hastalanıp ölünce bu fikir diğer müzeler tarafından taklit edilmiyor. Newkirk’e göre bundan herkes sorumlu.

Ayağa kalkmayan siyasiler, tarihçiler, sosyologlar, psikologlar, medya, bilim insanları ve hatta utanmadan gelip de hayvanat bahçesinde ziyaret eden çeyrek milyon New York’lu. Halbuki Verner’e bir baksalar bir ruh hastasıyla işbirliğine gittiklerini görecekler. Verner sanatoryumlara yatırılan, sanrılardan mustarip bir bilim insanı. Ota Benga’dan önceki ilk denemesinde Verner, Kongo’dan 2 çocuklu bir kadını getiriyor.

Soranlara “Çocuklara babalık yapıyorum” diyor. “Afrikalılar ve yamyamlık” gibi isimler verdiği tezlerini Amerikan dergilerinde yayımlatıyor. Kendisine verilen 8 bin 500 dolarlık bir bütçeyle “egzotik ırkları” araştırması için görevlendiriliyor, Kongo’dan ilk mektubuna şu satırla başlıyor: “İlk pigme kurtarıldı!” Hizmetleri karşılığında Verner’e altın madalya takılıyor.

SADECE BİR RAHİP KARŞI ÇIKIYOR

Şehirde herkesin sağır, dilsiz, kalpsiz olduğu bir zamanda sadece Rahip James H. Gordon sesini çıkarıyor: “Irkımızdan olan bir kişinin maymunlarla sergilenmesinden hoşnut değiliz.” Rahibin sesi duyuluyor. Ota Benga serbest kalıyor. Hikâyenin sonu ne mi? Benga’ya önce kıyafetler giydiriliyor, bir işe sokuluyor. Yok yapamıyor. Niye yapsın ayrıca? Adamı vatanından koparıp getirmişler. Girdiği depresyonu hiçbir zaman atlatamıyor ve nereden bulduğu bilinmeyen bir silahla tam kalbine ateş edip intihar ediyor.

Bugün Bronx Hayvanat Bahçesi arşivine bakanlar, Ota Benga’nın orada geçirdiği 20 güne dair tek bir kayıt göremiyor. Newkirk, “Kayıtları sildiysen bir daha bu utançla yüzleşemezsin ki!” diyor. Prof. Newkirk’e Yeşilçam’da benzer bir Ota Benga hikâyesinin çekildiğini söylemeye çekiniyorum. Müjde Ar’ın Vahşi Sevgili filminde bir kafesin içinde ormandan şehre getirilip sokaklarda gezdirilerek para karşılığı gösterildiğini, herkesin ona “Ayı kız, ayı kız” diye bağırdığını nasıl anlatayım, uyduruyorum sanır.

Yorumlar (0)
29
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?